<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:yt="http://gdata.youtube.com/schemas/2007">
   <channel>
      <title>Referans - Yazarlar</title>
      <description>Pipes Output</description>
      <link>http://pipes.yahoo.com/pipes/pipe.info?_id=1d7c8e5374a779eeb5a7ff66262ad9bc</link>
      <pubDate>Mon, 23 Nov 2009 23:41:50 -0800</pubDate>
      <generator>http://pipes.yahoo.com/pipes/</generator>
      <item>
         <title>Cengiz Çandar  - 'Açılım' ve Dersim'le ortaya çıkan AK Parti ve CHP</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=133167</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Şu &lt;strong&gt;&quot;açılım&quot;&lt;/strong&gt;ın en önemli yanlarından, hatta sonuçlarından biri Türkiye'nin &lt;strong&gt;&quot;siyaset denklemi&quot;&lt;/strong&gt;nin, bir başka deyimle &lt;strong&gt;&quot;siyasi kimlikleri&quot;&lt;/strong&gt;nin yeniden ve gerçekçi biçimde tanımlanmasına vesile olması oldu. Öncelikle ve özellikle iktidar partisinin ve ana muhalefet partisinin.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;AK Parti'nin &lt;strong&gt;&quot;siyasi kimliği&quot; &lt;/strong&gt;partinin lideri Tayyip Erdoğan'ın &lt;strong&gt;&quot;açılım&quot;&lt;/strong&gt;a ilişkin konuşmalarından ve açıklamalarından yola çıkılarak yeniden belirleniyor ve yeniden tanımlanıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Aynı şekilde, CHP'nin &lt;strong&gt;&quot;siyasi kimliği&quot; &lt;/strong&gt;de Onur Öymen sayesinde, onun &lt;strong&gt;&quot;Dersim tanımı&quot; &lt;/strong&gt;üzerinden harekete geçen dinamiklerle yeniden tanımlanıyor veya fark ediliyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;AK Parti'ye ilişkin &quot;yeni algılama&quot; özellikle Radikal tarafından yansıtıldı. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, Tayyip Erdoğan'ın partisinin Kızılcahamam toplantısında &quot;açılım&quot;a dair yaptığı konuşmaları &lt;strong&gt;&quot;Zihniyet Devrimi&quot; &lt;/strong&gt;olarak niteledi. Berkan, AK Parti liderinin (aynı zamanda Başbakan, malum) seçtiği sözcüklere, yaklaşımına dikkati çekerek, bunun bugüne dek &lt;strong&gt;&quot;hiçbir merkez sağ partide rastlanmadık&quot; &lt;/strong&gt;cinsten olduğunu vurguladı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Gazetenin Ankara Temsilcisi Murat Yetkin ise benzer bir heyecan duygusuyla Tayyip Erdoğan'ın &lt;strong&gt;&quot;Sizin hiç evladınız öldü mü, sizin köyünüz yakıldı mı?&quot; &lt;/strong&gt;şeklindeki soru niteliğindeki sözlerin Diyarbakır kamuoyundaki güçlü ve olumlu yankısını aktardı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bana kalırsa, bunlar gecikmeli bir kavrayışı yansıtıyor. Eğer AK Parti'nin kuruluşu, 2002 seçim programı, iktidarının ilk yıllarındaki AB doğrultulu -&lt;strong&gt;&quot;icraat güzerg&amp;acirc;hı&quot;&lt;/strong&gt;- ve Tayyip Erdoğan'ın kişiliği önyargılardan arındırılarak doğru okunabilseydi, bu hükümlere çok önceden de pek&amp;acirc;l&amp;acirc; varılabilirdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İşin ilginç yanı, Tayyip Erdoğan'ın kendisi de dahil AK Partililerin önemli bölümü partilerinin &lt;strong&gt;&quot;siyasi kimliği&quot;&lt;/strong&gt;nin aslında ne olduğunun pek ayırdında sayılmazlardı. Türkiye'deki medya dilinin Soğuk Savaş'ın bitiminden sonra hükmü kalmamış &lt;strong&gt;&quot;sağ-sol&quot; &lt;/strong&gt;ayırımına onlar da kapılmışlardı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;2002 seçimlerinin hemen sonrasında Kanal 7 Televizyonu'nda benim katıldığım bir haber saatinde -&lt;strong&gt;&quot;anchorman&quot;&lt;/strong&gt; Ahmet Hakan'ndı- AK Parti'nin kendisini &lt;strong&gt;&quot;sağ&quot; &lt;/strong&gt;ve &lt;strong&gt;&quot;muhafazak&amp;acirc;r&quot; &lt;/strong&gt;olarak tanımlamasının doğru olmadığını, dayandığı toplumsal kesimlerin ve seçmen tabanının, örneğin Avrupa sol partilerinin dayanmayı ve seçmen olarak tasarladığı kesimler ile benzerlik gösterdiğini söylemiştim. Muhafazak&amp;acirc;rlık ise Avrupa siyasi terminolojisinde &lt;strong&gt;&quot;tarihi anlamda aristokrasi arka planına ve burjuvazinin bazı bölümlerinin çıkarlarını temsili&quot;&lt;/strong&gt;ne dayandığını, AK Parti'nin bunlarla hiçbir ilgisinin bulunmadığını, tersine &quot;devrimci-reformcu&quot; konumda yer aldığını da sözlerime eklemiştim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Aynı programa katılan, şimdi olduğu gibi o vakitte de parti liderinin çok yakınında yer alan milletvekili &lt;strong&gt;Ömer Çelik&lt;/strong&gt;, itiraz etmiş, &lt;strong&gt;&quot;muhafazak&amp;acirc;rlık&quot;&lt;/strong&gt; tanımında direnmişti. Tayyip Erdoğan da öyle düşünüyordu. Kastedilenin Türkiye ölçeğinde &lt;strong&gt;&quot;dini duyarlılık&quot; &lt;/strong&gt;olduğunu, &lt;strong&gt;&quot;muhafazak&amp;acirc;rlık&quot; &lt;/strong&gt;ile &lt;strong&gt;&quot;dini duyarlılık sahibi&quot; &lt;/strong&gt;olmanın eşanlamlı algılandığını elbette biliyordum ama AK Parti'nin kendisini &quot;muhafazak&amp;acirc;rlık&quot; ile tanımlaması, kendisine haksızlık etmenin yanı sıra &quot;temsil gücü&quot; ve &quot;siyasi rolü&quot;nü daraltıcı nitelikteydi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Şimdilerde, &quot;açılım&quot;ın harekete geçirdiği dinamikler sayesinde AK Partili olmayanlar tarafından &lt;strong&gt;&quot;doğru teşhis&quot; &lt;/strong&gt;konulmaya başlandı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;Açılım&quot;ın harekete geçirdiği dinamikler, -şu ara Kürtlerden de daha ön planda Aleviler ve özellikle Kürt Aleviler için- AK Parti'nin &lt;strong&gt;&quot;zihniyet halitası&quot;&lt;/strong&gt;nı, &quot;söylemi&quot;ni, &lt;strong&gt;&quot;Türkiye kavrayışı&quot;&lt;/strong&gt;nı değiştirecek yönde gelişiyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Dersim konusu bu anlamda CHP'de hasar açmakla kalmadı; AK Parti'nin dar çerçevede bir &lt;strong&gt;&quot;Sünni-Hanefi&quot; &lt;/strong&gt;parti olmaktan çıkartacak ve bir ulusal-modern Türkiye partisi olmasının altyapısını oluşturmaya başladı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;AK Parti, Türkiye'nin 81 ilinin 80'inden milletvekili çıkaran, bu açıdan tek &lt;strong&gt;&quot;ulusal parti&quot;&lt;/strong&gt;ydi zaten. Ne ilginç bir paradoks ki, AK Parti'nin milletvekili çıkartamadığı tek il Tunceli (Dersim yani). AK Parti'nin Türkiye harcını oluşturan kimlikler arasında en zayıf olduğu ise &lt;strong&gt;&quot;Aleviler&quot;.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;Açılım&quot; ile açılan &quot;Dersim Dosyası&quot;, bu &quot;denklemi&quot; tersyüz etmeye vesile olabileceği anlamda, Türkiye tarihinde belirleyici rol oynayacak önem taşıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Açılan &quot;Dersim Dosyası&quot;, CHP ile Aleviler, daha arka planda ve daha da belirleyici önemde &lt;strong&gt;&quot;Kemalist ideoloji ile Aleviler&quot; &lt;/strong&gt;arasındaki görüntüdeki &lt;strong&gt;&quot;Katolik nik&amp;acirc;hı&quot;&lt;/strong&gt;nı bozucu bir işlev görüyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Alevi toplumumuz içindeki kaynaşma &lt;strong&gt;&quot;hafıza-i beşer&quot;&lt;/strong&gt;e emanet edilemiyor bir türlü ve üzerinden iki hafta geçmesine rağmen durulmuyor. Tersine her geçen gün yeni bir ivme kazanarak artıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu kabaran kaynaşma halinin en çarpıcı göstergelerinden biri, Avrupa'ya Onur Öymen'in kundakladığı yangının &lt;strong&gt;&quot;itfaiyecisi&quot;&lt;/strong&gt; rolünü üstlenerek giden Kemal Kılıçdaroğlu'na gösterilen tepkiler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendisi çok ilginç sayılmaz. O bir &lt;strong&gt;&quot;prototip&quot;&lt;/strong&gt;. Bugüne dek Alevileri dışlamış rejim ile Aleviler -katliamla ezilmiş Dersimli Kürt Aleviler- arasındaki &lt;strong&gt;&quot;Alevi kökenli&quot; &lt;/strong&gt;sahte yapıştırıcılardan biriydi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ona yönelik &quot;Alevi başkaldırışı&quot; bir bakıma Alevilerin on yıllardır yerleştikleri siyasi konum ve &lt;strong&gt;&quot;Kemalist ideoloji&quot;&lt;/strong&gt;yle yüzleşmelerinin anlamlı bir başlangıcı sayılabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bir ara, Deniz Baykal'a alternatif olarak &quot;projelendirilen&quot; Kemal Kılıçdaroğlu'nun haline bakınız; Deniz Baykal-Onur Öymen hattının, yani bunca yıl Alevilerin desteğiyle esas olarak Alevileri dışlamış, zamanında onlara katliama uğratmış ve bunun sıkıntısını da hiç duymamış -bakınız Onur Öymen'in TBMM konuşması- rejimin kalkanı rolüne soyundu. Avrupa'da Aleviler bu rolü yutmadılar, kabullenmediler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Türkiye'nin &quot;&lt;strong&gt;siyasi denklemi&quot; &lt;/strong&gt;radikal biçimde, Dersim üzerinden değişiyor. Herkes onunla birlikte değişiyor. Herkes yerli yerine, üstlendiği sahte kimliklerle değil, gerçek haliyle oturuyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;Açılım&quot;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt; sayesinde.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;Açılım&quot;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt; Türkiye'yi olumlu biçimde değiştirmeye başladı bile...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Cengiz Çandar</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Tue, 24 Nov 2009 18:23:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Seyfettin Gürsel  - Kurla rekabet (1)</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=133129</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Merkez Bankası bir araştırma yaptı ama yaptığına da pişman edildi. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Geçen hafta TCMB araştırma bölümünden bir ekip, 2008 yılında başlattıkları &quot;Türkiye imalat sanayiinin ithalat yapısı&quot; konulu araştırmanın bulgularını sundular. Başkan Yılmaz da bir takdim konuşması yaptı. Ben katılamadım. Bu nedenle TCMB Başkanı, araştırmanın temel fikrini iyi yansıtamadığı için mi kıyamet koptu bilemiyorum. &lt;strong&gt;Dış Ticaretten Sorumlu Bakanımız, sanayi kuruluşları ve kimi meslektaşlar TCMB'yi kur politikasını görmezden gelmekle suçladılar. &lt;/strong&gt;Durmuş Yılmaz da &quot;Türkiye'nin ihracatında kurdan kaynaklanan sorunlar yoktur demedik. Biz aklımızı peynir ekmekle yemedik. Aklımız başımızda. Ancak &lt;strong&gt;her şeyi kurun altına koyarak kolaycılığa kaçmayalım &lt;/strong&gt;diyoruz&quot; şeklinde tepki verdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Araştırmaya ve TCMB'ye yöneltilen &lt;strong&gt;suçlamaları haksız &lt;/strong&gt;buluyorum. Araştırmanın sunumunu inceledim. Anladığımı sizlere aktarmaya çalışacağım. Bu fırsattan yararlanarak ekonominin rekabet gücünde, dolayısıyla dış denge sorununda kurun nasıl bir role sahip olduğunu da tartışmak istiyorum. Yazının bu bölümü perşembe gününe kalıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Araştırma ne diyor? Önce konunun genel olarak sanayinin rekabet gücünü, özel olarak da ihracatı etkileyen faktörleri kapsamadığını belirtelim. Konu, araştırmanın başlığının da ifade ettiği gibi, ithalatı etkileyen faktörleri belirlemeyi amaçlıyor. Bunun için belirli bir temsil gücü olan 145 firma ile ayrıntılı bir anket gerçekleştirilmiş. Kalitatif bir fikir edinmek için iyi bir araştırma olmuş.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Birinci tespit, uluslararası karşılaştırma yapıldığında, Türkiye'nin ithalat bağımlılığının, rakibi, yükselen ekonomilere kıyasla oldukça yüksek olması. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Araştırma bunun nedenlerini anlamaya çalışıyor. &lt;strong&gt;Üç etken &lt;/strong&gt;öne çıkıyor: Önem sırasına göre, &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;1) Yurtiçinden teminin güçlüğü, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;2) Kaliteli ve kesintisiz mal temini, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;3) Ucuza alım.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu üç temel etken hammadde ve malzeme ile makine teçhizat temini için ayrı ayrı soruşturuluyor. Sonuçlar şöyle özetlenebilir: Gerek hammadde ve malzeme, gerek makine teçhizat temininde 145 firmanın 140 tanesi, yani ezici çoğunluğu yurtiçi teminin güçlüğünü belirtiyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ancak burada &lt;strong&gt;iki türlü güçlük &lt;/strong&gt;söz konusu. &lt;strong&gt;Aranan mal Türkiye'de hiç üretilmiyor olabilir ya da üretimi yetersiz olabilir. &lt;/strong&gt;Üretilmiyorsa &quot;tamamlayıcılık&quot; dediğimiz olgu söz konusudur. Aranan mal Türkiye'de üretilmiyorsa ya doğal olarak yoktur -petrol gibi- ya teknolojik düzey yetersizdir -Microsoft ürünleri gibi- ya da ölçek ekonomileri izin vermiyordur. Bu alanda yapılacak bir şey yok. &lt;strong&gt;Tamamlayıcılık olgusunun ağırlığı genel toplamda hammadde ve malzeme temininde yüzde 30, makine teçhizatta yüzde 55 gibi hesaplanıyor. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Buna karşılık &lt;strong&gt;yerli üretimin yetersizliği, ikame etkisini mümkün kılıyor. &lt;/strong&gt;Üretim yetersiz ise bunun bir nedeni de &lt;strong&gt;ithal fiyatlarla rekabet edememe&lt;/strong&gt;, yani TL'nin aşırı değerli olması olabilir. Bu etken genel toplamda hammadde ve malzemede yüzde 20, makine teçhizatta yüzde 10 gibi ağırlığa sahip. Ucuza mal temininin ise hammadde ve malzemede yüzde 6, makine teçhizatta ise yüzde 2 gibi ağırlığı çıkıyor. Kaliteli ve kesintisiz mal temininin ise -ki kıyameti bu etkenin koparttığı anlaşılıyor- hammadde ve malzemede ucuza temin kadar ağırlığı var. Makine teçhizatta ise ağırlığı ucuza alımdan daha yüksek. Bu konuda kurun bir etkisi olduğunu söylemek zor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Toparlarsak, &lt;strong&gt;ithalatta kurun etkisi var ama bu etki, ille bir ağırlık rakamı vermek gerekirse maksimum yüzde 10 civarında tahmin edilebilir. &lt;/strong&gt;Bu, elbette ithalat için geçerli bir tahmin. İhracatta kur daha önemli. İhracatı ve cari açığı perşembe günü tartışacağız. &lt;strong&gt;İthalatta kurun etkisi sınırlı, çünkü ithalatımızda tamamlayıcılık ikame olanaklarına göre çok daha baskın. &lt;/strong&gt;Enerjiyi, sofistike yatırım ve ara mallarını kur ne olursa olsun ithal etmeye devam edeceğiz. Hüner, bu ithalatı karşılayacak kadar ihracat yapmakta.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Seyfettin Gürsel</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Tue, 24 Nov 2009 14:48:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Nur Demirok  - Kendini kendine pazarlamak</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=133128</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Sosyal psikolojide &quot;öne geçme güdüsü&quot; insan yaşamının her evresinde kendini gösterir. Erich Fromm gibi düşünürler insan ilişkilerinde gizli kalmış bir &quot;marketing aksiyonunun&quot; hep var olduğunu iddia etmişlerdir. Bireyin içsel eylemlerinin dış &amp;acirc;lemin yargılarına göre şekilleneceğini söyleyenlerin başında ise Erving Goffman gelir. Bu iddia aslında salt &quot;davranış pazarlaması&quot; olarak algılanmasa da yukarıdaki görüşü teyit eder.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Erich Fromm, &quot;Man for Himself&quot; adlı eserinde kısaca şöyle açıklar bu süreci: İnsan sürekli kendisiyle ve çevresiyle rekabet halindedir. Önce kendi kişiliğini kendine kabul ettirmeye çalışır, sonra da bunu metalaştırıp başkalarına satar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Olayı basit şekliyle tercüme edersek varılacak nokta şudur: İnsan, her yaşta bilinçli ya da bilinçsiz olarak kendini sorgular. Bir bakıma kendini kendine pazarlama sürecidir bu. Sonra kendi özgünlüğünü toplumun algısına göre şekillendirip muhataplarına satar. Bu süreci bilinçsiz kullananlar ise zaaflarını maskeler, sahte bir övünç içinde kendinde var olduğuna -ya da var olması gerektiğine- inandığı özelliklerini satışa çıkarır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Sürecin farkında olanlar ise olumlu niteliklerine ağırlık vererek bilinçle hareket eder. Bulundukları ortama göre baskın özeliklerini ambalajlayıp piyasaya verirler. Bu satış öykünmesi rekabetçi biçimde bilgi, kültür ve bireysel davranış özelliklerini içerir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İlginç olan taraf, bu davranışın yaşla, statüyle, cinsiyetle ilgili olmamasıdır. Tüm mesele güven kazanmak ve güven vermektir. Yaşam yolunda ilerlemenin formülü daima bireysel değeri yükseltmekten geçer. Bu değeri başkası değil, ancak kişinin kendisi yükseltebilir. Süreç okul yıllarında başlar ve gençlik deneyimleriyle devam eder. Örneğin genç bir erkek karşısındaki kıza kendi kişiliğine yüklediği değerleri sunarak adeta bir marketing gösterisi yapar. Genç kız ise karşılığında toplumun kendisinden beklediklerini yansıtmaya çalışır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Kendini pazarlamak ilk adım&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İş yaşamı da aynen böyledir. Örneğin basit bir iş görüşmesi kişinin bilmediği bir pazar yerinde tezg&amp;acirc;h açmak gibidir. Var olan değerler iyi pazarlanırsa hemen alıcı bulur.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Böylece sürrealist bir bakışla yaşam denilen sürecin aslında kişisellikle ilgili bir marketing deneyimi olduğu ortaya çıkar. Kişi önce kendini kendine pazarlar, sonra da karşısındakine! Amaç kendini topluma kabul ettirmektir. Ama kimi zaman öyleleri çıkar ki bunlar birer siyasi kahraman, ideolog ya da bir sanatçı olur, özgün yeteneklerini pazarlayarak sivrilirler. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu postmodernist görüş sadece bireyle ilgili değildir. Süreç aynı zamanda şirketleri de ilgilendirir. Bu gerçeği ilk fark eden Amerikalı &quot;etki pazarlaması&quot; üstadı Joseph McGinniss olmuştur. Daha 1970'lerde sürecin aynen şirketler için de geçerli olduğunu söylemiş, her kurumun tıpkı bir insan gibi kendi değerlerini pazarlama telaşında olduğunu iddia etmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Değeri olmayan şey pazarlanmaz&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;McGinniss, kendini iyi pazarlayan liderin şirketini de iyi pazarlayacağı kanısındadır. Ona göre pazarlanan şey bir değerler manzumesidir. Değeri olmayan şeyler pazarlanmaz. İçi boş bir şeyin alıcısı çıkmaz. Dolayısıyla da tedavül edilen şey aslında bireysel özgünlüktür. Boş inançları, abartıları ve varmış gibi görünen değerleri pazarlamak boşuna gayrettir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ve eğer bir şirketin tümü kendi değerlerini satmakta zorlanıyorsa sorun bünyede değil, onu yöneten liderin zaaflarındadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Gerçekten de &quot;Amerikan mucizesi&quot; denilen abartılı söylencenin sırrı da işte tam buradadır. Bireyi öne çıkaran anlayış, ona kendi değerlerini anlatma ve kabul ettirme şansı verir. Satılan meta kişinin kendi kendine yarattığı bireysel özgünlüktür. Aslında şirketin tüzelkişiliği gücünü bireysel özgünlükten alır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bir patron ya da CEO eğer kendini pazarlayabiliyor ve bunu dışarıya yansıtma becerisi gösteriyorsa o şirket güçlü olur. Bireysel özgünlük davranışı şirket içinde olumlu rekabeti, yeniliği, farkındalığı başlatır. Bir bakıma şirketler, liderlerin kendi özgünlüklerini satma becerileriyle evrilip gelişirler. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Not Defteri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;Kendisini tanıyan kişi başkasının farklılığını algılamış kişidir. Bireysel özgünlük bu algıyla ortaya çıkar.&quot;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Nur Demirok</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Tue, 24 Nov 2009 14:45:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Ertuğ Yaşar  - Eşek aniden ölürse</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=133111</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Kopenhag Havaalanı'ndan şehre gitmek için bindiğimiz taksinin şoförü Azeri asıllı bir İranlı (Ahmet) çıktı. Ahmet, 1982 yılında Türkiye'ye gelmiş ve üniversiteyi Türkiye'de okumuş (inşaat mühendisi olmuş). Eylül ayında, yıllardır proje mühendisi olarak çalıştığı Danimarka Tren Yolları şirketinden çıkarılmış. Yılbaşına kadar maaş alacak; ama sonra işsiz. Bu arada taksi şoförlüğü yaparak zor günlere maddi hazırlık yapıyor. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Trafikli yolda söz dönüp dolaşıp bizim yaptığımız işe; Türkiye'nin ekonomik ve politik gücüne &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;geldi. Ahmet, Türkiye'nin son yıllarda hem ekonomik hem de politik olarak &lt;strong&gt;çok güçlendiğini &lt;/strong&gt;düşünüyor. &lt;strong&gt;&quot;Türk sanayicisi güçlü ve başarılı&quot; &lt;/strong&gt;diyor. Aynı zamanda Başbakanımız Tayyip Erdoğan'ı da (&quot;Erdoğan&quot; diye ad vererek) &lt;strong&gt;demokratik açılım konusunda takdir ediyor&lt;/strong&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İran'da doğmuş ve yaşamış; daha sonra İslam rejiminden kaçarak dünyanın bir ucuna savrulmuş (yani hep &lt;strong&gt;etnik baskı görmüş&lt;/strong&gt;) bir Azeri için demokratik açılımı desteklemek anlamlı olabilir. Ama öyle görülüyor ki Türkiye'yi tarafsız izleyen Avrupalılar, Türkiye'deki demokratik açılım sürecini &quot;&lt;strong&gt;ülkenin bölünmesi&lt;/strong&gt;&quot; olarak görmüyorlar. Tersine, Türk halkının bazı öğelerinin &lt;strong&gt;etnik haklarını daha etkin kullanmaları &lt;/strong&gt;olarak değerlendiriyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Bir gün sonra, ziyaretine gittiğimiz çokuluslu firmanın Kopenhag fabrikasındayız. Aslında &lt;strong&gt;&quot;eski fabrikasındayız&quot; &lt;/strong&gt;dememiz gerekir. Çünkü Kopenhag kentinin hemen yakınında bir nehir üzerinde kurulu oldukça büyük fabrikada çoktandır üretim yapılmıyor (imalat Almanya ve Uzakdoğu'ya aktarılmış). Sadece yedek parça üretimi ve deposu var. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İmalat günlerini de bilen Kıdemli Başkan Yardımcısı Bay Ole tarafından karşılanıyoruz. İş görüşmelerinin yanı sıra öğlen yemeğinde fabrika ve çevresinin geçmişini dinliyoruz. &quot;Hemen bizim aşağımızda bir SIEMENS fabrikası vardı. Her hafta kocaman bir gemi nehirden gelerek malzeme getirir ve nihai ürünleri götürürdü. Biz de birçok yüklememizi fabrikanın önünde bulunan kendi limanımızdan yapardık. Ama on yıl kadar önce bütün bu fabrikalar kapanmaya başladı. Şimdi yerlerinde lüks evler ve konutlar var&quot; diye anlattı Danimarkalı Başkan Yardımcısı Ole.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Öykü bana çok tanıdık geliyor...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Sanki Türkiye'de de aynı öyküyü mü görüyoruz ne? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İstanbul'a dönerken uçakta Merkez Bankası Başkanımız &lt;strong&gt;Durmuş Yılmaz'ın demeçlerini okuyorum&lt;/strong&gt;. &lt;strong&gt;Türkiye'nin dışalım artışının döviz kurundan değil de yapısal nedenlerden kaynaklandığını söylüyor&lt;/strong&gt;. Bir çalışma yapmışlar ve ithal malların kullanılmasının asıl nedeninin &lt;strong&gt;eşdeğer Türk mallarının kalitesizliği olduğu sonucuna &lt;/strong&gt;varmışlar. Yani dünyanın 200 ülkesinde satılabilen Türk malları, Merkez Bankası araştırmasına göre &lt;strong&gt;&quot;kalitesiz&quot; &lt;/strong&gt;çıkmış. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bir Türk sanayicisi olarak tabii ki bu sözlere alınıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Durmuş Bey iki gün sonra bir parça kendini yalanlıyor. İstanbul'daki konuşmasından: &quot;Türkiye'nin ihracatında kurdan kaynaklanan sorunlar yoktur demedik. Biz aklımızı peynir ekmekle yemedik. Ancak her şeyi kurun altına koyarak kolaycılığa kaçmayalım diyoruz.&quot;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Hem Durmuş Bey'e hem de diğer &lt;strong&gt;&quot;kurculara&quot; &lt;/strong&gt;sadece şu soruyu soracağım: 1950'lerde dışsatıma bağlı kalkınma modeli ile kalkınan Almanya, 1960'larda dışsatıma bağlı kalkınma modeli ile kalkınan Japonya, 1970'lerde yine aynı modeli kullanan Tayvan, 1980'lerde Güney Kore, 1990'larda ve şimdilerde Çin, Hindistan ve Brezilya, &lt;strong&gt;nasıl bir döviz kuru izlemişlerdir? &lt;/strong&gt;Paralarını değerli mi tutmuşlardır, yoksa belirli bir devalüasyona izin vermişler midir? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ekonomilerinin ciddi bir bölümü dışsatıma çalışan Almanya ve Japonya, paraları euro ve yen &lt;strong&gt;&quot;hard currency&quot; &lt;/strong&gt;(rezerv para) olmasına karşın, her zaman dolar ile olan pariteleri konusunda &lt;strong&gt;hassas &lt;/strong&gt;değiller midir? Dünyanın imalat sanayi deposu olan Çin, hem de konuk ABD Başkanı'nın ağzından &lt;strong&gt;&quot;Paranızın makro ekonomik koşullar çerçevesinde değerlenmesine izin verin&quot; &lt;/strong&gt;sözüne &lt;strong&gt;gülüp geçmemiş midir?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Dışsatımda uluslararası rekabet gücü sadece döviz kuru ile sağlanamaz&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;. Döviz kuru ile sağlanan rekabet gücü zaten uzun soluklu da olmaz. Ama döviz kuru aynı &lt;strong&gt;C vitamini &lt;/strong&gt;gibidir. Belli bir süre C vitamini almadan da yaşarsınız. Ama bir zaman sonra vücuda C vitamini girmezse &lt;strong&gt;kalıcı arızalar başlar&lt;/strong&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Sakın ha &lt;strong&gt;Nasrettin Hoca fıkrasına &lt;/strong&gt;dönmesin işimiz... Hani her gün yemeğini bir önceki günün yarısına indirdiği eşeği aniden ölünce &lt;strong&gt;&quot;Fukara tam yemeden yaşamaya alışmıştı, ömrü vefa etmedi!&quot; &lt;/strong&gt;diyen Nasrettin Hoca fıkrasına. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;Her döviz kuru ile Türk sanayii yaşar ve rekabetçi olur&quot; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;diye düşünenler varsa eşek aniden ölünce kendilerine gelirler! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Ertuğ Yaşar</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Mon, 23 Nov 2009 17:01:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Şevket Sürek  - Unutturulan ekonomi</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=133110</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ermeni&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt; açılımı ve protokol imzalanmasındaki geçici sıkıntı. Sonra, &lt;strong&gt;Kürt &lt;/strong&gt;açılımı, olmadı &lt;strong&gt;demokratik açılım. &lt;/strong&gt;Başbakan, Baykal görüşmesinde &lt;strong&gt;kamera polemiği&lt;/strong&gt;, dağdan inen terör örgütünü &lt;strong&gt;karşılama rezaleti, &lt;/strong&gt;ardından &lt;strong&gt;ıslak imza, &lt;/strong&gt;Albay Çiçek'in tutuklanması ve serbest bırakılması, meçhul &lt;strong&gt;ihbarcıdan &lt;/strong&gt;önce savcılara, sonra da bazı basın organlarına &lt;strong&gt;servis edilen ihbar mektupları, &lt;/strong&gt;telekulak, kocakulak denilen dinleme skandalı, &lt;strong&gt;Yargıtay'ın&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;İstanbul Başsavcısı'nın&lt;/strong&gt; dinlenmeleri, TBMM'de açılım görüşmeleri, &lt;strong&gt;kavgalar, kavgalar&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;domuz gribi, aşı ve GDO karmaşası, &lt;/strong&gt;Dersim tartışması ve &quot;Kürtlerden sonra, &lt;strong&gt;Aleviler mi?&quot;&lt;/strong&gt; sorusu...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Son 2 aydır &lt;strong&gt;planlı, programlı gündeme oturtulanlar&lt;/strong&gt; bunlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Daha başkaları?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bekleyin aaaaazzzz sonra!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Peki, yaratılan bu harala gürele arasında &lt;strong&gt;ekonomi nerede?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Küresel kriz denildiği gibi &lt;strong&gt;&quot;teğet&quot;&lt;/strong&gt; geçmeyince, &quot;&lt;strong&gt;Ekonomi unutulsa iyi olur&quot;&lt;/strong&gt; şeklinde düşünenler olmalı ki! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Gündem &lt;strong&gt;belli bir senaryoda&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;devamlı değiştiriliyor&lt;/strong&gt;. O zaman gelin, &lt;strong&gt;ekonomiyi&lt;/strong&gt;, bıraktığımız yerden itibaren beraberce &lt;strong&gt;hatırlayalım. &lt;/strong&gt;Bakalım, koparılan bu gürültü arasında unutturulmaya çalışılan &lt;strong&gt;ekonominin hali nicedir?&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ekonominin can damarı olan &lt;strong&gt;işsizlikten başlayalım&lt;/strong&gt;; işsiz sayısı ağustos ayı itibariyle geçen yılın aynı dönemine göre &lt;strong&gt;927 bin kişi artmış ve&lt;/strong&gt; toplamda &lt;strong&gt;3 milyon 429 bin kişiye&lt;/strong&gt; ulaşmış. Bu durumda işsizlik oranımız da yüzde 3,2 artarak &lt;strong&gt;yüzde 13,4 olmuş.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Genç nüfusumuzdaki işsizlik yüzde 19,7'den, yüzde &lt;strong&gt;23,5'e dayanmış.&lt;/strong&gt; Temmuz-eylül döneminde &lt;strong&gt;508 bin kişi işten ayrılmış&lt;/strong&gt;. İş arayanlar veya mevsimlik iş bekleyenlerin &lt;strong&gt;5 milyon kişi&lt;/strong&gt; olduğu söyleniyor. Bu miktarı da işsizlik rakamına ilave edince, işsiz oranı &lt;strong&gt;yüzde 20'ye çıkıyor.&lt;/strong&gt; Üstelik, bu rakamlara &lt;strong&gt;kayıtdışı istihdamdaki kayıplar dahil değil.&lt;/strong&gt; Kayıtdışını da katarsak işsizlik oranı &lt;strong&gt;yüzde 30'lara dayanıyor&lt;/strong&gt;. Bu verilerle dünyada işsizliği en çok artan 3 ülke arasına giriyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Sanayi üretimi ve kapasite kullanma; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;geçen yıl aynı dönemde &lt;strong&gt;yüzde 76,7 idi&lt;/strong&gt;, bu yıl yüzde &lt;strong&gt;71,7'ye gerilemiş.&lt;/strong&gt; Düzeliyor denilen ekonomide kapasite kullanımındaki kayıp &lt;strong&gt;yüzde 5 &lt;/strong&gt;gibi&lt;strong&gt; hayli yüksek &lt;/strong&gt;bir oran. Bir başka ifade ile kurulu kapasitenin yaklaşık &lt;strong&gt;yüzde 30'u atıl durumda, üretemiyor&lt;/strong&gt;. Sanayi üretimi düşüyor, yatırım yok, büyüme eksilerde, &lt;strong&gt;küçülüyoruz.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bütçenin hali; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;2009 bütçemiz ocak-ekim arasındaki 10 aylık dönemde &lt;strong&gt;43 milyar 232 milyon TL açık vermiş&lt;/strong&gt; durumda ve yıl sonuna daha 2 ay var. Bu sürede bozulan mali disiplinin de tetiklemesiyle yıl sonunda açığın &lt;strong&gt;50 milyar TL'yi aşmasından korkuluyor. 2010 bütçesi &lt;/strong&gt;iyi okunduğunda,&lt;strong&gt; ekonominin iyi gitmeyeceği &lt;/strong&gt;üzerine oluşturulduğu görülüyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Tüketici ne halde? &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Tüketici eğilim anketine göre 2009 Eylül ayında &lt;strong&gt;yüzde 81,92&lt;/strong&gt; oranında olan &lt;strong&gt;tüketici güven endeksi&lt;/strong&gt; bir ay sonraki ekim ayında &lt;strong&gt;yüzde 1,79 azalarak yüzde 80,13 olmuş&lt;/strong&gt;. Bu oranın azalıyor olması, &lt;strong&gt;talep&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;daralması&lt;/strong&gt; anlamında yorumlanınca piyasalarda sıkıntıları arttırıyor. İşçinin, emeklinin, çiftçinin hali içler acısı, insanlar patlama noktasında.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Karşılıksız çek, protestolu senet, kredi kartı ve tüketici kredileri trafiği; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;karşılıksız çek sayısı ilk sekiz ayda &lt;strong&gt;1.4 milyon adet&lt;/strong&gt; ve geçen yılın aynı dönemine göre &lt;strong&gt;artış yüzde 43,7.&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Protestolu senetler&lt;/strong&gt; ise çekten farklı değil. İlk 7 aylık dönemde &lt;strong&gt;yüzde 29,2'lik artışla 4 milyar 600&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;milyon TL'ye ulaşmış&lt;/strong&gt; durumda. Mahkemelerde &lt;strong&gt;200 bin dava var&lt;/strong&gt;. Bu arada &lt;strong&gt;kredi kartlarındaki&lt;/strong&gt; açmazı unutmayalım. Kredi kartlarında &lt;strong&gt;takibe dönüşüm oranı yüzde 10,8'e&lt;/strong&gt; çıkarken, &lt;strong&gt;bireysel kredilerdeki takip oranı da yüzde 6,1'e çıkmış&lt;/strong&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Dış ticaretimiz; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;ihracatımız ocak ile 18 Kasım döneminde geçen yılın aynı dönemine göre &lt;strong&gt;yüzde 27,8 kayba uğradı&lt;/strong&gt;. Bu oranın &lt;strong&gt;döviz karşılığı 32.517 milyar dolar&lt;/strong&gt;. Kasım ayı ihracatı yükselen eğride &lt;strong&gt;frene bastı ve beklentinin altında kalacak&lt;/strong&gt;. Yıl sonu ihracatının &lt;strong&gt;100 milyar doların altında olacağı kesinleşti&lt;/strong&gt;. İthalat daha ilginç. Eylül ayına kadar azalarak gelen &lt;strong&gt;ithalat sonraki aylarda kurların cazibesiyle artmaya başladı. &lt;/strong&gt;Tabii dış ticaret açığı da&lt;strong&gt; artmaya başladı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Turizm; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;döviz getiren sektör olan turizm sektöründe 2009 yılında turist sayısında korkulan azalma olmadı ama &lt;strong&gt;kişi başı getirisi 650 dolardan 523 dolara geriledi&lt;/strong&gt;. 2010 yılında &lt;strong&gt;fiyat artışı öngörülmüyor&lt;/strong&gt;. Bu öngörüsüzlükle turist sayısı korunsa da kişi başı getirisinin&lt;strong&gt; 523 doların da altına düşeceğinden korkuluyor. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Reel sektör; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;nisan-ekim döneminde &lt;strong&gt;canlanma emareleri gösteren&lt;/strong&gt; reel sektör piyasaları &lt;strong&gt;kasım ayında bomba düşmüş&lt;/strong&gt; gibi durdu. Bu durmanın devamı halinde &lt;strong&gt;&quot;W&quot;&lt;/strong&gt; etkisinden bahseden ekonomistlerin tezinin &lt;strong&gt;doğru çıkacağından&lt;/strong&gt; korkuluyor. 2008 yılında 65 bine yakın işyeri ve şirketin kapanması ardından 2009 yılında kapanan işyerinin sayısı arttı. &lt;strong&gt;İflaslar ve intiharlar &lt;/strong&gt;gündemde. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Enerji; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;elektriğe yapılan &lt;strong&gt;yüzde 20'ye yakın zam,&lt;/strong&gt; sanayinin &lt;strong&gt;rekabet gücünü kırarken&lt;/strong&gt;, vatandaşa da ciddi bir yük oldu. &lt;strong&gt;Doğalgaza zam&lt;/strong&gt; için kar yağması bekleniyor ki donma ile donmama arasında kalacak halkın &lt;strong&gt;direnci kırılsın, sesi çıkmasın.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bankalar; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;tüm dünyadaki bankalar küresel krizle beraber ciddi yaralar alırlarken, ülkemizdeki bankalar &lt;strong&gt;k&amp;acirc;rlarına&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;k&amp;acirc;r kattılar&lt;/strong&gt;. Ancak, BDDK Başkanı ödeme gücündeki azalmanın giderek &lt;strong&gt;takibe dönüştüğüne&lt;/strong&gt; dikkati çekerek bankaları &lt;strong&gt;kredilerde daha hassas olmaları konusunda uyardı&lt;/strong&gt;. Bu uyarının anlamı reel sektör kredilerinin &lt;strong&gt;kısılacağı&lt;/strong&gt; anlamında ve reel sektörün &lt;strong&gt;çöküşünü hızlandırır&lt;/strong&gt; mahiyette yorumlanıyor.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Babacan; &quot;2010 zorlu olacak, ödeme gücünde azalma sürecek&quot; derken, ekonomik sorunların önümüzdeki yıl daha da &lt;strong&gt;büyüyeceğinin işaretini veriyor&lt;/strong&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Yukarıdaki veriler uydurulmuş veriler olmayıp, birer devlet kurumu olan &lt;strong&gt;TUİK ve Merkez Bankası&lt;/strong&gt; kaynaklarından derlenmiştir. Meraklısı o kurumların verilerine girerek daha detaylı bilgilere ulaşabilir. Sanırım şimdi, yaklaşık 2 aydır &lt;strong&gt;ekonomiden neden bahsedilmediğini&lt;/strong&gt; daha iyi anladınız. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Şevket Sürek</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Mon, 23 Nov 2009 16:59:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Mensur Akgün  - Bir tabu daha yıkılırken</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=133104</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Türkiye'de Araplar söz konusu olduğunda, kendini Batılı ve Batıcı sayan seçkinler arasında genel kabul gören anlayış, bizi arkadan hançerledikleri ve asla sevmedikleri yönündedir. &lt;strong&gt;Tarih ve sosyolojinin bu &quot;Kemalist&quot; yorumu, &quot;Batılı&quot; kanaat önderlerince de paylaşılır ve Arapların Türkleri sevmediği söylenir&lt;/strong&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ancak temmuz ayı sonunda TESEV adına KA Araştırma tarafından yapılan ve cuma günü açıklanan araştırma, bunun en azından &quot;artık&quot; gerçeği yansıtmadığını gösteriyor. &lt;strong&gt;Araplar, Türkiye'ye yüzde 75'lik bir oranda yakınlık duyuyor.&lt;/strong&gt; Arap dünyasının siyasi lideri olduğu varsayılan Mısır'a karşı yüzde 72'lik sempati besleyen insanların Türkiye'yi 3 puan fazla sevmesi herkes tarafından dikkate alınması gereken bir &quot;vaka&quot;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Aslına bakarsanız, Batılı olmanın ancak Doğu'dan kopmakla mümkün olduğunu zannedenler tarafından benimsenen &quot;sevilmeme&quot; görüşü belki de hiçbir zaman gerçeği yansıtmıyordu. Bariz bir şekilde varsayımlara dayanıyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Çünkü daha önce benzeri araştırmalar yapılmamış, &lt;strong&gt;Arap dünyasının Türkiye'ye karşı sempati besleyip beslemediği ölçülmemişti.&lt;/strong&gt; Sorunların ve tarihin Pan-Arap yorumunun, devlet kontrollü Arap basınına yansıyanların halkın hissiyatını da yansıttığı düşünülüyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Diğer yandan, son yıllarda Türkiye'nin çatışma çözümünü merkez alan, komşularıyla ilişkilerini geliştirmeyi önemseyen politikalarının, duyulan sempatinin artmasına yardımcı olmuş olmaması imk&amp;acirc;nsız. Erdoğan'ın Davos çıkışının ve Türk dizilerinin bu oran artışında etkisi de ink&amp;acirc;r edilemez.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Fakat ister bu tür bir yakınlık hep besleniyor olsun, ister bir değişimin sonucu olsun, &lt;strong&gt;ortada bir olgu var&lt;/strong&gt; ve bu olgu elitist/Kemalist bakış açısının eleştirisinin ötesinde de anlam ifade ediyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Her şeyden önce bu yakınlık bir devlet olarak Türkiye açısından etkiye tahvil edebileceği imk&amp;acirc;nlar sunuyor. İkincisi, &lt;strong&gt;bu gazetenin potansiyel okuyucu iş dünyasına fırsatlar sunuyor.&lt;/strong&gt; Ayrıca da araştırma çerçevesinde sorulan diğer sorular da dikkate alındığında, karar vericilere ders çıkarabileceği bulgular sağlıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;En önemli bulgu ise &lt;strong&gt;Türkiye'nin çatışma çözümünde oynadığı rolün bölge insanları tarafından takdir ve teşvik edildiği&lt;/strong&gt;. Yedi ülke genelinde insanların yüzde 79'u, Filistin sorununun çözümünde Türkiye'nin katkısını bekliyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu oran Filistin'de yüzde 89'a kadar çıkıyor. Araştırmanın yapıldığı yerlerde insanlar, Türkiye'nin sadece Filistin sorunu ile daha fazla ilgilenmesi değil, aynı zamanda Arap dünyasında daha büyük bir rol oynamasını yüzde 77'lik bir oranda istiyor. &lt;strong&gt;Daha da önemlisi, aynı insanlar Arap dünyasında barışın sağlanmasına Türkiye'nin olumlu katkıda bulunulacağına yüzde 76 oranında inanıyor&lt;/strong&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;img class=&quot;&quot; height=&quot;143&quot; alt=&quot;&quot; width=&quot;293&quot; src=&quot;http://www.referansgazetesi.com/upload/Image/23_11_MENSUR.jpg&quot;/&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Araştırma: 24- 29 Temmuz 2009 tarihleri arasında eşzamanlı olarak Mısır, Ürdün, Filistin, Lübnan, Suudi Arabistan, Suriye'de telefon ve Irak'ta yüz yüze mülakat teknikleri kullanılarak gerçekleştirildi. Toplam 2006 kişi ile görüşüldü .&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;www.tesev.org.tr&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Mensur Akgün</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Mon, 23 Nov 2009 16:02:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Deniz Bayramoğlu  - Nükleer istemeyen elektrik kullanmasın</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=133093</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;50 yıldır gündemde... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Son 15 yılda 4 ihale yapıldı; bir türlü becerilemedi. Üstelik de halk karşı çıktığı için değil, karar vericiler 50 yıldır kamuoyunu hiç umursamadı bu konuda, kendi beceriksizliklerinden ya da beklenmeyen binbir türlü aksilik yüzünden. Galiba bu işte bir uğursuzluk var. Ya da &quot;her şerde bir hayır vardır&quot; mı demek lazım? Zor bir soru gerçekten... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Çünkü, ahlaki bir seçimle karşı karşıyayız. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Olası bir kaza anında kitlesel bir imha silahına dönüşebileceğini biliyoruz...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ölümcül etkilerinin sadece anlık olmadığını, nesiller boyunca devam edeceğini biliyoruz...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Kaza olmasa da normal işleyiş sonucu ortaya çıkan atıkları hiçbir şekilde zararsız hale getiremeyeceğimizi de biliyoruz. Tek yapabildiğimiz, atıkları beton ve kurşun bloklara sarıp toprağın derinlerine gömmek.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bir sızıntı olmayacağını ve sinsi bir düşmanın suyumuza, ekmeğimize sızmayacağını umarak. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Birkaç kuşak sonraki nesillere kitlesel felaket mayınları bıraktığımızı düşünmemeye çalışarak...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İptal edilen ihale&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;TETAŞ, nükleer santral ihalesini iptal etti. İhaleyi, adını değil söylemekte, yazmakta bile zorlandığım bir Rus şirketi ile (Atomstroyexport) Inter RAO ve Park Teknik grubu kazanmıştı. Zaten tek teklifi de bu grup vermişti. Nükleer santralın Mersin-Akkuyu'da yapılması planlanıyordu. Gerçi işin başından beri bir muhannetlik vardı sanki. Mesela daha en başta grubun istediği fiyat yüksek bulundu. Fiyatın düşürülmesi istendi. İhale inceleme aşamasındayken grup teklifini revize edip daha düşük bir fiyat teklifi sundu. Bu esnada Danıştay da nükleer santral yönetmeliği için TMMOB tarafından açılan iptal davasını görüşüyordu. Karar aşamasına geçilmesi bir hayli zaman aldı ama nihayetinde...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Danıştay yer tahsisindeki fiyatları ve elektrik fiyatına atık maliyetinin dahil edilmesi meselesini beğenmeyip yönetmeliğin iki maddesini iptal etti. Enerji Bakanlığı da nükleer enerji konusundaki kararlılığına rağmen -nedendir bilinmez- bu ihaledeki gönülsüzlüğü sonucu, temyize gitmeyip ihale dosyasını TETAŞ'a geri yolladı. TETAŞ da malumu ilam edip ihaleyi iptal ettiğini açıkladı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Şimdi yeni bir yönetmelikle yeni bir ihale açılacak... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ortalama bir nükleer reaktör yılda 25 milyon ton atık üretir. Şu ana kadar ortaya çıkan bu atığı tamamen zararsız hale getirecek bir teknolojiye henüz ulaşmadık. Bütün yapabildiğimiz, bu ölümcül derecede radyoaktif atığı depolamak. Tüm teknolojiler bunun üzerinde şekilleniyor. En iyi nasıl saklarız da bu çok tehlikeli maddenin insana zarar vermesini önleriz düşüncesiyle geliştiriliyor bu teknolojiler. Çünkü bir gram nükleer atığın tamamen zararsız hale gelmesi yarım milyon yıl tutabiliyor. Başka bir rakamsal ifadeyle 500.000 yıl. Yazıyla ise beş yüz bin yıl... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Radyasyon neden ölümcül biliyor musunuz? Çünkü bu minik minicik kararsız parçacıklar mermiden daha hızlı bir şekilde vücudunuzu delip geçebiliyor. Eğer, mesela nükleer patlamalarda olduğu gibi, radyasyon çok yoğunsa vücudu anında küle çeviriyor. Daha az miktarları ise atomik bazda parçalanmış organlar nedeniyle iç kanama ölümleri getiriyor. Tedavisi neredeyse imk&amp;acirc;nsız bir hasar veriyor yani. Daha azı hücre DNA'sının yapısını değiştiriyor. Bunun sonucu da kanser ya da sonraki nesillerde genetik bozukluk olarak ortaya çıkıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Rekabetçi ekonomi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Her ülke gibi Türkiye de refah içinde yaşamak istiyor. Gelişmiş bir toplumda, bireyin sahip olduğu tüm hak ve imk&amp;acirc;nlardan yararlanmak istiyor. Bunun içinse güçlü ve rekabet edebilir bir ekonomiye sahip olması şart. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ama bunu gerçekleştirecek enerjisi yok. Çünkü Türkiye, enerji fakiri bir ülke. Bütün iyi niyetiyle çalışıp, mümkün olan tüm yenilenebilir enerji kaynaklarını devreye soksa bile buradan üretilen enerji günümüz dünyasının gerektirdiği hızlı kalkınma için yeterli olmayacak. Ya petrole ve doğalgaza bağımlı olup pahalı bir enerji üreteceğiz ve başka alanlara akması gereken kaynak buna gidecek. Ya da ucuz enerji üretmek için başka yollar bulacağız. Ucuz enerji istiyorsak maalesef en ucuzu nükleer enerji...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Melanet mi, nimet mi sorusu ise tam bu noktada kurcalamaya başlıyor aklımızı. Ya kalkınmamızı hızlandırmak için biz de nükleer santrallar kurup bu amok koşusuna katılacağız ya da ekonomik gelişmeden ve bu arada da belki egemenlik gibi kimi başka unsurlardan feragat edip daha mütevazı bir hayatı seçeceğiz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Yukarıda yazdıklarıma bakıp sakın ola ki &quot;karşımızda iki seçenek var&quot; gibi bir hayale kapılmayın sakın. Bu artık Türkiye'ye kalmış bir karar değil. Karar daha büyük bir platformda verildi. İnsanlık seçimini yaptı. Bu lanetli hediyeyi reddetmedi. Nükleer enerji -bir nimet ya da melanet olarak- geleceğimizin parçası artık. Biz de Türkiye olarak bu yola girdik. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bir yetkili, &quot;Nükleer enerjiye karşı olan elektrik kullanmasın o zaman&quot; dediğinde neden ahlaki bir seçimle karşı karşıya olduğumuzu daha net anladım. İnsanlık bugünkü yaşam biçiminden, hep daha fazlasını istemekten ve engellenemez bir sahip olma, tüketme hırsından vazgeçmedikçe kaderimizdeki yıkımdan kurtulamayacağız. Bunun bir rüya olduğunun farkındayım elbette. İnsanlık olarak bizi bekleyen asıl ve daha büyük tehlikeler pusuda beklerken, uğraştığımız şu konulara bir baksanıza... Doğru adımı atacak olgunluğa erişmek bir yana, yanlıştan vazgeçmek gibi bir erdemi bile gösteremeyen bir dünyada yaşıyoruz çünkü. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;Doğru&quot;nun er geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. Bu kez ortaya çıkışının &quot;çok geç&quot; olmayacağını umuyoruz sadece... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Deniz Bayramoğlu</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Mon, 23 Nov 2009 15:11:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Güven Sak  - S. Arabistan neden Roma'daki Dünya Gıda Zirvesi'ni finanse etti</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=133068</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu haftanın başında, FAO (Uluslararası Gıda Örgütü), Roma'da Dünya Gıda Zirvesi'ni topladı. Haberlere göre toplantı pek başarılı değildi. Zaman kaybı olarak niteleniyordu. Gelişmiş ülkeler, dünyada açlıkla mücadele için somut bir program açıklamadılar. Açlığın kökünün kazınması için mutat &lt;strong&gt;&quot;politikacı&quot; &lt;/strong&gt;açıklamaları yapıldı. Geçen gün, İngiliz The Economist dergisi, gıda güvenliğiyle ilgili bir yazıya Amerika'nın eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'dan bir alıntı ile başlıyordu: 1974 yılında düzenlenen ilk Dünya Gıda Zirvesi toplantısına katılan Kissinger, &lt;strong&gt;&quot;On yıl sonra gece aç uyumak zorunda kalan çocuk kalmayacak&quot; &lt;/strong&gt;demişti. Sene 2009, aç insanların sayısı 100 milyon daha artarak &lt;strong&gt;bir milyarı &lt;/strong&gt;aşıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Dikkat ettiniz mi? Sayın Başbakanımız da bu son zirve toplantısındaydı. Zaman kaybına o da iştirak etti. Merak etmeyin, zaman kaybı ile zamanınızı çalacak değiliz. Bizim dikkatimizi, Roma'daki toplantıyı Suudi Arabistan'ın finanse ediyor olması çekti. Bugünkü konumuz tam da budur efendim: Suudi Arabistan, gıda güvenliği konulu &lt;strong&gt;Dünya Gıda Zirvesi&lt;/strong&gt;'ni neden böyle koşarak finanse etmektedir? Suudi Arabistan'ın derdi nedir? Merak edenleri bekleriz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Suudi Arabistan'ın derdi iklim değişikliğidir. Ülkenin eski Petrol Bakanı Zeki Yamani'nin veciz bir biçimde ifade ettiği gibi: &lt;strong&gt;&quot;Suudi Arabistan'ın şanssızlığı topraktan su yerine petrol fışkırmasıdır.&quot;&lt;/strong&gt; Bu hızlı dönüşüm çağında, yeterli su rezervlerine sahip olmaması Suudi Arabistan'ı gıda güvenliği konusunda ciddi bir arayışa yöneltmektedir. Buyurun, Allah petrol verdiklerine bir sürü de dert vermektedir. 1980-1999 arasında ülke hızlı bir biçimde tarım alanlarını geliştirmeye önem vermiştir, bilenlerin anlattığına göre. Gıda güvenliği için kendi topraklarında tarımı geliştirme çabası, ülkenin yenilenmesi mümkün olmayan su kaynaklarının üçte ikisini tüketmiştir. Bunun çıkar yol olmadığını gören Suudi Arabistan, iklim değişikliği çağında su kaynaklarını korumanın daha önemli olduğuna yirmi birinci yüzyılda karar vermiştir. İçerideki üretim durdurulmuş, Suudi Arabistan uluslararası gıda piyasasına alıcı olarak dönmüştür. Gıda piyasalarında 2007-2008'de gözlemlenen &lt;strong&gt;hızlı fiyat hareketleri, &lt;/strong&gt;ülke yönetiminin arayışlarını hızlandırmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu kez Suudi yönetimi ülke dışında tarım arazileri toplamaya ve üretime yönelmeye karar vermiştir. Şubat 2009'da kurulan Hail Agricultural Development Company, Sudan'da geniş araziler almaya başlamıştır. Bu arada hükümet de bu iş için yaklaşık 800 milyon dolar ayırmıştır. Tanzanya hükümeti ile de benzer bir anlaşma imzalanmıştır. Suudi Arabistan'ın Sudan yanı sıra Türkiye'de tarım arazileri ile ilgilenmesinin arkasında dünya gıda piyasalarındaki hızlı fiyat hareketleri yatmaktadır. Ama hepsinin arkasında kendi &lt;strong&gt;su kaynaklarını koruma &lt;/strong&gt;kaygısı yatmaktadır. İklim değişikliği çağında suyu korumak galiba önemli görünmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Suudi Arabistan ve ufak bir dizi başka ülkenin tarım arazilerinin peşinde koşmaları, buralarda geniş çiftlikler oluşturmaya önem vermeleri çok doğal olarak &lt;strong&gt;neo-kolonyalizmle &lt;/strong&gt;ilgili bir politik tartışma sürecine de neden olmuştur. Öyle olmaz mıydı eskiden? Kapitalistler hammaddenin olduğu bir yer bulurlardı, Allah'ın unuttuğu bir yerde. Sonra orayla en yakın liman olabilecek yer arasına bir demir yolu hattı çekiliverilirdi. Limana da bir kent inşa edilmiş olurdu. Yerliler hammaddeyi çıkarıp toplamaya, sonra da trene taşımaya yarardı. En son bir de gemiye malı yükleyecek adam gerekirdi. Bunlar dışında kalan yerliler ise öldürülebilirdi. Eskiden hayat böyleydi. Dünya kapitalistlere bırakılmış olsaydı, pek yaşanmaz bir yer olurdu cidden. Şimdi elinizi vicdanınıza koyup söyleyin, bu iklim değişikliği çağında, neo-kolonyalizm için bir neden yok mudur? Vardır. Bakalım biçimi nasıl olacaktır?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İşte bu artan politik tartışmalar nedeniyle Suudi Arabistan, 2008 yılından beri &lt;strong&gt;Dünya Gıda Örgütü&lt;/strong&gt;'ne yüksek miktarlarda para aktarmaya başladı. 2008 yılında aktarılan 500 milyon doların nedeni, küçük ülkelere gıda için destek sağlamaktır. 2009 yılındaki Dünya Gıda Zirvesi'nin finansmanına da bu çerçevede karar verilmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Neden? Gıda güvenliği tartışmasının kaynağı nedir? Şudur: Bugünden 2050'ye kadar dünya nüfusu üçte bir oranında artacaktır. Bu dönemde tarım ürünleri talebinin ise yüzde 70 artması beklenmektedir. Bu arada et talebi de iki katına çıkacaktır. Bu rakamlar gelen dönüşümün habercisidir. Dünyada orta sınıf genişleyecek, beslenme alışkanları değişecek, gıda talebi nüfus artışı ile alakalı olmayan bir biçimde artacaktır. Ben size &lt;strong&gt;&quot;1 milyar Çinli deodorant kullanırsa ne olur?&quot; &lt;/strong&gt;diye boşuna sormadım. Bu arada tarım sektörü giderek yatırım fakiri halindedir. Bu birinci meseledir. İkincisi ise böyle bir dünyada mevcut topraklarda verimi artırmak önemli hale gelmektedir. Üçüncüsü, konu dönüp dolaşıp biyo-teknolojiye ve de GDO'ya (genetiği değiştirilmiş organizmalar) gelmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Nereden nereye? &lt;strong&gt;&quot;Suudi Arabistan neden FAO toplantısını finanse ediyor?&quot; &lt;/strong&gt;diye meraklanınca yol birden GDO'ya sapıverdi. Unutmayalım da biraz da ona bakalım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Güven Sak</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Sat, 21 Nov 2009 19:07:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Eyüp Can  - Ergenekon'un vicdanı</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=133067</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ergenekon davasının resmi h&amp;acirc;kim, savcı ve avukatlarının yanı sıra biliyorsunuz bir de &lt;strong&gt;&quot;siyasi&quot; &lt;/strong&gt;savcısı ve avukatı var. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Daha dava başlarken Başbakan &lt;strong&gt;Tayyip Erdoğan&lt;/strong&gt; kendisini savcı, ana muhalefet partisi lideri &lt;strong&gt;Deniz Baykal&lt;/strong&gt; ise avukat ilan etmişti. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Peki ama &lt;strong&gt;&quot;cumhuriyet tarihinin bu en önemli davasının&quot;&lt;/strong&gt; hukuki, siyasi ya da insani açıdan &lt;strong&gt;&quot;vicdanı&quot;&lt;/strong&gt; var mı?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ben emin değilim. Neden mi? Gelin anlatayım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Perşembe günü Ergenekon davası kapsamında yaklaşık 9 aydır tutuklu yargılanan Cumhuriyet gazetesi yazarı &lt;strong&gt;Mustafa Balbay&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;&quot;ilk kez&quot;&lt;/strong&gt; h&amp;acirc;kim karşısına çıkarak savunmasını yaptı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Aynı gün Taraf gazetesi, Ergenekon davası kapsamında okuyan herkesin tüylerini diken diken edecek &lt;strong&gt;&quot;Kafes&quot;&lt;/strong&gt; adlı bir suikast timinin haberini yaptı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İki konunun birbiriyle direkt ilgisi var mı?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Azıcık vicdanı olan &lt;strong&gt;&quot;var&quot;&lt;/strong&gt; diyemez. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ama bakın Ergenekon iddianamesi &lt;strong&gt;&quot;var&quot;&lt;/strong&gt; diyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Öyle ki Ergenekon savcıları, ideolojik duruşu çok net olan bir gazetenin Ankara temsilcisini; terör örgütünü koordine etmekten halkı hükümete karşı &lt;strong&gt;&quot;silahlı&quot;&lt;/strong&gt; isyana teşvik etmeye birçok konuda suçluyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Balbay&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt; ise çaresiz, iki gündür savunmasını yapıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Balbay&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;'la ne ideolojik ne de mesleki dayanışma içerisindeyim. Çünkü gazetecilik anlayışım da dünya görüşüm de &lt;strong&gt;Balbay&lt;/strong&gt;'a çok uzak. Fakat bütün bunlar &lt;strong&gt;Balbay&lt;/strong&gt;'ın 9 aydır tutuklu yargılanmasına vicdanen &lt;strong&gt;&quot;evet&quot;&lt;/strong&gt; dememi gerektirmiyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Hatta bırakın &lt;strong&gt;&quot;evet&quot;&lt;/strong&gt; demeyi, &lt;strong&gt;Balbay&lt;/strong&gt;'ın bunca zamandır tutuklu yargılanmasını, bu davanın varsa vicdanında açılmış önemli bir kara delik olarak görüyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Sadece &lt;strong&gt;Balbay&lt;/strong&gt; mı; hayır, başka isimler de sayabilirim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;O,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt; bu davanın vicdanını sorgulamak isteyenler için sadece bir sembol. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Her gazeteci gibi ben de Ergenekon davasını başından beri dikkatle izliyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Birinci ve ikinci iddianameyiparça parçaokudum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Üçüncü iddianameyi yarıya kadar inceleyebildim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu dava, Türkiye demokrasisinin; çetelerden, illegal örgütlenmelerden ve siyasete siyaset dışı kriminal müdahalelerden arınması için büyük bir fırsat. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Fakat tek bir şartla. Kriminal olan, ideolojik olandan ayrı tutulacak. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Silahlı ya da silahsız, hukuk dışına çıkanla, siyaseten hükümetin devrilmesini isteyenler aynı kefeye konmayacak. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Maalesef Ergenekon davası şu haliyle hükümeti-kamu düzenini, kriminal yollarla devirmek isteyenlerle ideolojik olarak devirmek isteyenleri aynı kefeye koyuyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bütün sorun da buradan çıkıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu ayrımın kolay olmadığını biliyorum. Bir kere mevcut hukuk sistemimiz bu ayrımı netleştirmiş değil. Darbe istemenin eyleme geçmediği müddetçe suç olup olmadığını bile tartışan garabet bir hukuk sistemimiz var. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İkincisi &lt;strong&gt;&quot;ulusalcılık&quot;&lt;/strong&gt; adına hükümetin yıkılmasını isteyenlerin yolları bilerek ya da bilmeyerek illegaliteye bulaşmış olanlarla kesişebiliyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu da savcıların işini zorlaştırıyor. Bu noktalarda zorluğun farkındayım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Fakat tüm zorluğuna rağmen Ergenekon davasının mukadderatı bu ayrımın yapılabilmesine bağlı... Değilse bu davanın mebzul miktarda savcısı ve avukatı da olsa vicdanından emin olamayacağım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;* * * &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İkinci iddianamede Balbay'a yöneltilen suçlamaları okudum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ayrıca &lt;strong&gt;Balbay&lt;/strong&gt;'a ait olduğu iddia edilen günlükleri de... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Fikirleri ve duruşundan çok bir gazeteci olarak muktedirlerle kurduğu ilişkideki mesafesizlik beni dehşete düşürdü. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İşin ironik tarafı, &lt;strong&gt;Balbay&lt;/strong&gt;'ı yakan konuşmaları kaydedenler bizzat o mesafesiz ilişkiyi kurduğu insanlar. Yani ideolojik olarak yakınlık duyduğu askerler. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Şunu çok rahat söyleyebilirim, eğer Ergenekon davası kabaca &lt;strong&gt;&quot;ulusalcılık&quot;&lt;/strong&gt; olarak tanımlanan bir ideolojinin yargılamasıysa &lt;strong&gt;Balbay&lt;/strong&gt;'ı mahk&amp;ucirc;m etmek kolay. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ama yok, eğer bu dava hükümeti devirmeye dönük illegal bir örgütlenme ve kriminal eylemleri kapsıyorsa, &lt;strong&gt;Balbay&lt;/strong&gt;'ın bunca zaman tutuklu yargılanması vicdansızlık. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;* * *&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Şimdi gelelim madalyonun öteki yüzüne. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Balbay&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;'ın savunmasını yaptığı gün Taraf çok vahim bir iddiayı haberleştirdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Çok ayrıntılı bir planın parçası olduğu anlaşılan iddia şu: Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı adı &lt;strong&gt;Kafes&lt;/strong&gt; olan bir hücre yapılanması var. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Hedefi kaosa yol açacak suikastlar düzenlemek. Daha vahimi Zir Vadisi ve Poyrazköy'de bulunan bombaları yerleştirenler Kafes'in suikast timi. Dahası bu timin albay-yarbay-binbaşı düzeyinde birçok üyesi Ergenekon kapsamında tutuklu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Yani TSK bu meseleye &lt;strong&gt;&quot;ıslak imza&quot;&lt;/strong&gt; tartışmasındaki gibi yaklaşmıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Fakat buna rağmen Ergenekon davasına haklı şüphelerle yaklaşanlar, bu iddiaların vahametini kavrayamıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Oysa Taraf'ın yazdığı planın yarısı doğruysa bu ülkede vicdanı olan herkesin hop oturup hop kalkması gerekiyor. Ama maalesef ideolojik hesaplaşma &lt;strong&gt;&quot;2009 yılı nisan ayına ait dehşet planlarına, suikast timlerine ve yeraltına gömülü bombalara&quot;&lt;/strong&gt; rağmen vicdanları kör edebiliyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Benim için Ergenekon davası, çift taraflı vicdanını arıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Eyüp Can</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Sat, 21 Nov 2009 19:06:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Cengiz Çandar  - Muzaffer ordunun geçit töreni</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=133066</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Biri &lt;strong&gt;&quot;ülkücü&quot; &lt;/strong&gt;gelenekten geliyor. Bir emekli profesör. Ömrünün hiçbir döneminde &lt;strong&gt;&quot;sol&quot; &lt;/strong&gt;ile &lt;strong&gt;&quot;hasım&quot; &lt;/strong&gt;olmaktan gayri bir ilişkisi olmamış. Öyle &lt;strong&gt;&quot;ikinci cumhuriyetçi&quot; &lt;/strong&gt;filan da değil. &lt;strong&gt;&quot;Liberal&quot; &lt;/strong&gt;hiç değil.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Diğeri,&lt;strong&gt; &quot;sol-liberal&quot; &lt;/strong&gt;sayılır. Tanınmış bir Marksist ailenin bugün bir gazete genel yayın yönetmeni olan mensubu. Roman yazarı. İlki ile benzerliği pek az.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İlki, &lt;strong&gt;Mümtaz'er Türköne&lt;/strong&gt;; Zaman gazetesi köşe yazarı. İkincisi &lt;strong&gt;Ahmet Altan&lt;/strong&gt;; Taraf gazetesi genel yayın yönetmeni. Mümtaz'er Türköne, 17 Kasım günü &lt;strong&gt;&quot;Ordumuz bu savaşı kaybetti&quot; &lt;/strong&gt;başlıklı bir yazıya imza koydu. Bu başlığın altında yazı şöyle başlayıp sürüyordu:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;Sadece kararg&amp;acirc;h, h&amp;acirc;l&amp;acirc; durumun farkında değil. Telaş içinde hasarı onarmaya, mevzileri muhafaza etmeye çalışıyor. Umutsuz biçimde çırpınıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Artık yenildiğini fark etmesi, durumu kabul etmesi gerek. Aksi takdirde daha çok zayiat verecek. Zarar büyüyecek.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ordumuz bu savaşı kaybetti; çünkü bu savaş yanlış bir savaştı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bir ordu kendi halkına savaş açar mı? Kendi halkına savaş açan ordunun, işgal ordusundan ne farkı kalır? Silahının parasını, maaşını, askerini aldığı halkı düşman ilan eden bir ordunun zafer kazanma ihtimali olur mu?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Yanlış savaşlar kazanılamaz. Halkına karşı örtülü bir savaş yürüten ordu, kendisini var eden her şeyi tahrip etmeye girişir. Halkı hedef alınca, insanı koruyan devlet, devleti var eden hukuk ortadan kalkar; geride ne savunulacak bir ülke ne sarılacak değerler kalır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Koskoca bir ordunun, iktidar oyununda oyuncak haline getirildiği bir savaş oyununun uzatmalarını izliyoruz. Ordu itibarını tüketiyor. Ordu güvenilirliğini yitiriyor. Ne için? Kaybettiği savaşı sürdürebilmek için.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Dünyanın en büyük ordularından biri olan ordumuzun komuta kademesinin bugün ne işle meşgul olduğunu düşünüyorsunuz? Bir belge ve onun altındaki imzanın gerçek olmadığını ispatlamak, öyle değil mi? Bunun için yapılan toplantıları, görevlendirilen kişileri, ilişki kurulan yargıçları, edilen telefonları, yapılan operasyonları gözünüzün önünde canlandırın.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Sonunda neye inanacağız? &lt;strong&gt;Belgenin gerçek olmadığına mı, yoksa savaşı kaybetmiş perişan ordunun, muzaffer bir ordu gibi geçit töreni yaptığına mı?&lt;/strong&gt;&quot;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Böyle yazmıştı Mümtaz'er Türköne, yazısının ilk yarısı olan bölümde.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Taraf gazetesinin önceki gün manşetine taşıdığı Deniz Kuvvetleri bünyesindeki bir &lt;strong&gt;&quot;cunta&quot;&lt;/strong&gt;nın, gayrimüslim vatandaşlarımıza ve halkın yüzde 47'lik oy desteğini almış iktidar partisine yönelik tüyler ürpertici &lt;strong&gt;&quot;cinayet ve provokasyon planı&quot;&lt;/strong&gt;nı yayımlaması üzerine Genelkurmay'ın Taraf gazetesi için dün &quot;suç duyurusu&quot;nda bulunduğunu duyunca, Türköne'nin yazısını hatırlamak ve hatırlatmak gerekti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;* * *&lt;br /&gt;&#13;
Mümtaz'er Türköne, yukarıdaki satırları yazıp, bunlar yayımlandığında ortada &lt;strong&gt;&quot;Kafes Operasyonu Eylem Planı&quot; &lt;/strong&gt;yoktu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bakın, bu yayın üzerine Başbakanlık'ın önceki gün &quot;soruşturmanın gizliliği ve masuniyet karinesinin açıkça ihlali&quot; gerekçesiyle tepki verdiği, dün de Genelkurmay'ın &quot;suç duyurusu&quot;nda bulunmasının hedefi olan, &quot;yeni darbe planı&quot;nın &quot;yayıncı kuruluşu&quot; Taraf'ın Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan dün neler yazmıştı:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;Karşınızdaki gücü azımsamayın.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ordunun içinde h&amp;acirc;l&amp;acirc; &lt;strong&gt;&amp;lsquo;suikast' &lt;/strong&gt;planları yapan, bu suikastlar için silahlar hazırlayan, hükümeti devirmek için her yolu mubah sayan, her türlü felakete yol açabilecek birileri var.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bizim dün yayımlayıp bugün de devamını verdiğimiz plan, benim bugüne kadar gördüklerim arasında en vahşi olanıydı belki de.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Beni asıl korkutan, bu tür planların, örgütlenmelerin çevresindeki koruma kalkanı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Dün sabah, kaç televizyonda bu dehşet planıyla ilgili haber gördünüz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Kaç internet sitesine girdi bu haber?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Kaç siyasetçi açıklama yaptı?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Kaç parti bu meselenin üstüne gitti?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Kaç hukukçu, kaç &lt;strong&gt;&amp;lsquo;baro' &lt;/strong&gt;bu planı lanetledi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;H&amp;acirc;l&amp;acirc; medyada &lt;strong&gt;&amp;lsquo;Ergenekon'&lt;/strong&gt; örgütlenmesini küçümsemeye çalışan yazılar yazılıyor, h&amp;acirc;l&amp;acirc; bu darbe ve suikast planlarının ciddiyetini törpülemeye uğraşan makaleler yayımlanıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Cüppeleriyle sokaklarda yürüyen &lt;strong&gt;&amp;lsquo;barolar' &lt;/strong&gt;bu hazırlıkları görmezden geliyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bütün bu tabloyu, bu ürkütücü &lt;strong&gt;&amp;lsquo;koalisyonu'&lt;/strong&gt; bir arada görmelisiniz.&quot;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;* * *&lt;br /&gt;&#13;
Görüyoruz zaten. Özellikle medyada kimin, nasıl, hangi ölçüler içinde &lt;strong&gt;&quot;karartma&quot;&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;&quot;çarpıtma&quot; &lt;/strong&gt;ve &lt;strong&gt;&quot;hedef saptırma&quot;&lt;/strong&gt;yla meşgul olduğunun da farkındayız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Başbakan Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile &quot;Kafes Operasyonu Eylem Planı&quot;nın yayımlandığı gün bir buçuk saat görüşüyor, ardından Başbakanlık bu konuda ilk kez bildiri yayımlama gereğini duyarak &quot;Söz konusu iddialarla ilgili soruşturma, ilgili yargı makamları tarafından soruşturulmaktadır. Soruşturmaya ilişkin bilgilerin basında yer alması, soruşturmanın gizliliği ve masuniyet karinesinin açıkça ihlalidir&quot; diyor. Ve dün de Genelkurmay, &quot;masuniyet karinesi&quot; üzerinden hareket ederek &quot;kişi ve kurumları hedef alan davranış ve yorumlar&quot; nedeniyle &quot;suç duyurusu&quot;nda bulunuyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Soruşturma sürecinin tamamlanmasını beklememiz gerekiyormuş.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bekleyelim. Ama şunu bilerek bekleyelim:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Sonuç ne olursa olsun, o, &lt;strong&gt;&quot;muzaffer ordunun geçit töreni&quot; &lt;/strong&gt;olmayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;TSK, &quot;cuntacı-darbeci&quot; pisliklerden tümüyle arındırılmadan da öyle bir &quot;geçit töreni&quot; yapılmayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Cengiz Çandar</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Sat, 21 Nov 2009 19:00:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Cengiz Çandar  - 'Cuntalar' ortaya saçılıyor devlet kabuk değiştiriyor</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=133007</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;&amp;Acirc;kil Adamlar&quot; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;diye de bilinen, 2008 Nobel Barış Ödülü sahibi, eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Marti Ahtisaari'nin başkanlığını yaptığı &lt;strong&gt;&quot;Bağımsız Türkiye Komisyonu&quot; &lt;/strong&gt;ile önceki gece bir araya geldik. İtalya Senato Başkan Yardımcısı Emma Bonino, eski Hollanda Dışişleri Bakanı Hans Van der Broek, eski İspanya Dışişleri Bakanı Marcelino Oreja ve eski Avusturya Dışişleri Müsteşarı Albert Rohan'dan oluşan &quot;&amp;Acirc;kil Adamlar&quot;, Türkiye'nin AB mücadelesindeki en etkili ve üstelik en saygın Avrupalı lobi sayılıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ahtisaari başkanlığındaki grup, bizlerle görüşmeden önce Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşmüştü, dün de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile görüşecekti. Konu, elbette ki Türkiye'nin nereye doğru gittiği, bugün nerede durduğuydu. &lt;strong&gt;&quot;Türkiye'nin yönü&quot; &lt;/strong&gt;bir başka deyimle &lt;strong&gt;&quot;eksen kayması&quot; &lt;/strong&gt;olup olmadığı başlıca tartışma başlığıydı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ülkemizin mevcut gündemini ve içinden geçtiği dönemi anlatan saygın bir öğretim üyesi, Amerika'nın yönetici gücü olarak kimilerince öne sürülen &lt;strong&gt;&quot;Askeri-Endüstriyel Kompleks&quot; &lt;/strong&gt;kavramını hatırlatarak, Türkiye'de on yıllardır &quot;Askeri-Bürokratik Kompleks&quot;ten söz edilebileceğini söyledi, Ahtisaari ve arkadaşlarının anlamalarını kolaylaştırmak için. Türkiye'nin &lt;strong&gt;&quot;Askeri-Bürokratik Kompleksi&quot;&lt;/strong&gt;nden söz edildiği anda, eşanlamlı olarak &quot;Askeri-Yargısal Kompleks&quot;ten de söz edilmiş oluyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Nitekim ertesi sabaha yani düne yine &quot;askeri yapı&quot;dan üreyen yeni bir &lt;strong&gt;&quot;belge&quot; &lt;/strong&gt;ile uyandık. Taraf gazetesinin imzalı manşeti &lt;strong&gt;&quot;Kod Adı Kafes&quot; &lt;/strong&gt;diye Deniz Kuvvetleri bünyesinde 41 kişilik hücreden oluşan &lt;strong&gt;&quot;Özel Operasyon Gücü Komutanlığı&quot; &lt;/strong&gt;tarafından hazırlanan bir planı sayfalarına taşımıştı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Buna göre, Ak Parti iktidarı üzerinde çorap örmek ve nihai kertede iktidarı devirmek için tasarlanan eylemlerin planlaması yapılmalıydı. Beş aşamalı plan, esas olarak, gayrimüslim vatandaşları hedefe oturtuyor. Gayrimüslimlerin isim, adres, okul, vakıf ve ibaret yerleri belirlenecek, İstanbul Adalar'da bombalama eylemleri gerçekleştirilecek, duvarlara tehdit yazıları yazılacak, tehdit telefonları açılacak, azınlık hakları savunucularına karşı suikastlar düzenlenecek ve bunların günahı &lt;strong&gt;&quot;irtica&quot;&lt;/strong&gt;nın ve onun&lt;strong&gt; &quot;siyasi temsilcisi&quot; &lt;/strong&gt;Ak Parti hükümetinin üzerine yıkılacak.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;Kurtlar&quot;ın oluşturacağı &quot;dumanlı hava&quot; sonucu, iktidar boğulacak.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;Belge&quot;nin tarihi, pek tarihte kalmış değil. Nisan 2009. Bu yıla ait. Altındaki imza Ergenekon soruşturmasında tutuklanan bir Deniz Yarbay'a ait. Bir başka Ergenekon sanığı, bir emekli deniz binbaşıya ait bir film CD'sinde bulunmuş. Deniz Kuvvetleri bünyesindeki &quot;cunta&quot;ya dahil isimler var ve &quot;cunta&quot;nın tepesinde isimlerinin baş harfleri bulunan üç amiral, yani paşa!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Hadi bakalım...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;* * *&lt;br /&gt;&#13;
Sabah sabah güne Deniz Kuvvetleri'nde Nisan 2009 tarihi itibarıyla bir &lt;strong&gt;&quot;cunta&quot;&lt;/strong&gt;nın bulunduğu haberiyle başlamak şaşırtıcı mı?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Değil. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek, geçen hafta ikinci kez tutuklandıktan sonra, biraz tuhaf bir mahkeme oluşumuyla itiraz üzerine 43 saat hapiste kaldıktan sonra serbest bırakıldığı vakit, birçok insan, içinden-dışından &lt;strong&gt;&quot;Tamam&quot; &lt;/strong&gt;demişti, &lt;strong&gt;&quot;Çok yakında bir darbe belgesi daha patlayacak&quot;.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bir hafta sonra ortaya çıktı. Ergenekon soruşturma evrakından çıktı. Savcıların ve polisin bildiği, öğrendiği bir başka &quot;cunta yapısı&quot; kamuoyunun dikkatine getirilmiş oldu. Öyle 2003-2004 yılına ait Sarıkız, Ayışığı filan değil, 2009'a, bu yıla ait. Tıpkı &lt;strong&gt;&quot;ıslak imzalı belge&quot;&lt;/strong&gt;deki &quot;İrtica ile Mücadele Planı&quot; gibi bunun da tarihi bu yıl içinde ve bunun da adı var: &lt;strong&gt;&quot;Kafes Operasyonu Eylem Planı.&quot;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Dursun Çiçek'in serbest bırakılması üzerine, askeri yapıdan kaynaklanacak yeni bir &lt;strong&gt;&quot;skandal beklentisi&quot;&lt;/strong&gt;nin de nedeni var; şu dönemde Türkiye'de her şey, yukarıda ifade edilmiş olan &quot;Askeri-Yargısal Kompleks&quot;in çatlamış olmasıyla ortaya dökülüp saçılıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;Askeri-Yargısal Kompleks&quot;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;teki çatlak, &quot;darbe belgeleri&quot;ni ortaya saçarken, bir bakıma &quot;devlet&quot;in yeniden kendini hukuka göre örgütlemesi gerektiğini de zorluyor. Yani, Türkiye ya &quot;Askeri-Yargısal Kompleks&quot;in hükmettiği bir devlet olacak -ki artık böyle olamayacağı için bu işler oluyor- veya gerçekten bir &lt;strong&gt;&quot;hukuk devleti&quot; &lt;/strong&gt;olacak, &quot;hukukun üstünlüğü&quot; ilkesinin hükmettiği bir devlet olacak.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu da &quot;asker&quot;in de yargının da &lt;strong&gt;&quot;hukuk içine çekilmesi&quot; &lt;/strong&gt;anlamına gelecek.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Tabii, onlarca yılın kemikleşmiş, fosilleşmiş yapılarının çatlaması çözülmesi öyle kolay olmuyor. Sancılı bir süreçten geçerek oluyor bu işler ve bu yüzden ortada kimilerinin pek ürktüğü bir toz bulutu, bir karambol görüntüsü beliriyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Dikkatten kaçmaması gereken, tüm bu gelişmelerin &quot;Ergenekon ekseni&quot; üzerinde ve çevresinde cereyan ediyor olması. Ergenekon olmasaydı, Ergenekon üzerindeki örtü kaldırılmamış olsaydı, &lt;strong&gt;&quot;cuntalar&quot;&lt;/strong&gt;dan bihaber, sabotajlarla, suikastlarla, siyasi cinayetlerle yaşamaya devam edecektik.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ergenekon'la birlikte kurumlararası ve kurumlar içi çatışmalar da ön plana, gün yüzüne çıkmaya başladı. &quot;Turnusol k&amp;acirc;ğıdı&quot;, &quot;Askeri-Yargısal Kompleks&quot;in hükmetmeye alıştığı devletten, &quot;hukuk devleti&quot;ne, &lt;strong&gt;&quot;hukukun üstünlüğü&quot; &lt;/strong&gt;ilkesinin hükmedeceği bir devlet yapısına geçiş sürecinde nerede, nasıl durulduğudur. Devlet, mecbur, kabuk değiştirecek. Devlet, kabuk değiştiriyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Herkes, tarihin ve Türkiye halkının oluşturduğu &quot;sınav jürisi&quot;nin önündedir. Tam da bu nedenle, Türkiye'deki hukuksuzluğun karşısına hiçbir vakit dikilmemiş olan bugünkü İstanbul Baro yönetimi ve yandaşları, Taksim'e çıktıkları anda &quot;Darbeci Baro Taksim'e Hoş Geldin&quot; pankartıyla selamlanırlar. Şaşıracak ve kızacak bir şey yok.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Tam da bu nedenle, Ergenekon bağlantısına ilişkin üzerlerinde kuvvetli kuşku bulunan yargı mensupları, yine yargı kararıyla dinleme altına alınırlar. Türkiye'de herkes dinleniyormuş ve ülke sanki bir &lt;strong&gt;&quot;korku cumhuriyeti&quot; &lt;/strong&gt;altına girmiş gibi &quot;Ergenekon karartması&quot; yapacak şekilde vaveyla kopartarak gündemi değiştirmek isteseler de gündem değişmiyor. Bir yeni &quot;cunta-darbe belgesi&quot; hemen dolaşıma giriyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Çünkü kurumlar çatladı, çünkü kurumlar içi ve kurumlar arası bir savaş cereyan ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ve gelinen noktada Türkiye'nin yönünü değiştirmek ve saptırmak mümkün olmuyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;* * *&lt;br /&gt;&#13;
Milliyet'te yeni zuhur eden bir köşe yazarı dün &lt;strong&gt;&quot;Cengiz Abi... Hiç yakışmadı&quot; &lt;/strong&gt;diye yazısına başlık atarak, benim &quot;Ne var yani. Telefonlarımız dinleniyorsa ne var... Ben gocunmam&quot; dediğimi iddia ederek, &lt;strong&gt;&quot;Gazeteci telefon dinlenmesini savunur mu?&quot; &lt;/strong&gt;diye &quot;etik&quot; hatırlatma yapmış ve yazısını haddini aşarak şu cümleyle noktalamış: &quot;İktidar yakınlığıyla &amp;lsquo;varsın hepimizi dinlesinler' demek demokrasi ayıbıdır.&quot;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Televizyonda dakikalarca bu konuda anlattığımı ve bu köşede yazdığımı bu hale sokarak yorumlayan birisi, ya &quot;anlama özürlü&quot; veya &quot;kötü niyetli&quot;dir. Ya da ikisi birden. Bu özelliği yazı sahibine yakıştırmak istemem.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Şunu hatırlatmakla yetineyim: Benim duruşuma yönelik çarpıtma ve &quot;psikolojik savaş&quot;a ben alışkınım. Bunlar, ta 1991'de başlatıldı. Bunu yapanların lideri ve ekibi şu anda Ergenekon'un önemli sanıkları olarak bir yıldan fazla bir süredir Silivri Cezaevi'ndeler. 1998'de bir &lt;strong&gt;&quot;andıç&quot;ın &lt;/strong&gt;-bilinen ilk &quot;andıç&quot;ımız- hedefi oldum. &quot;Andıç&quot;ların ne olduğu ve onların başına neler geldiği ortada.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Böyle şeylerden uzak durun. Yalandan, çarpıtmadan, &quot;psikolojik savaş&quot;tan uzak durun.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Çünkü &lt;strong&gt;&quot;Gerçeklerin bir gün mutlaka ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır&quot;...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Cengiz Çandar</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Fri, 20 Nov 2009 19:35:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Mensur Akgün  - Suç, ceza ve dinlenme üstüne</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=132993</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Türkiye'de kendisini biraz önemli sayan herkes dinlendiğine inanır. Dinlenmiyor olmak neredeyse önemsiz olmakla eşdeğerdir&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt; ve en ufak bir teknik arızadan dinlendiğimizi varsayarız. &lt;strong&gt;Öte yandan dinleniriz de.&lt;/strong&gt; Devlet, daha doğrusu devlet adına hareket edenler ellerindeki imk&amp;acirc;nlar ve bizlere atfettikleri önemler ölçüsünde bizi dinlerler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Sadece dinlemekle de kalmazlar, e-postalarımızı okurlar, postalarımızı denetlerler. Aslında dünyanın pek çok yerinde de aynı şeyi yaparlar. &lt;strong&gt;Almanlar da dinler, Fransızlar da Amerikalılar da...&lt;/strong&gt; İnanmazsanız Google'a haberleşme özgürlüğü yazıp tarayın, ihlaline ilişkin farklı ülkelerden yüzlerce örnek göreceksiniz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ancak haberleşme özgürlüğü mutlak anlamda bir özgürlük değildir. Başka bir değişle işkenceye benzemez. İşkence yapılmasını hiçbir şart altında meşru göremezsiniz, gösteremezsiniz. &lt;strong&gt;Oysa haberleşme özgürlüğü, ifade özgürlüğü gibi belli şartlar altında sınırlanabilir. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Haberleşme özgürlüğünün korunması &lt;strong&gt;Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;8. maddesinde&lt;/strong&gt; özel hayata ve aile yaşamına bağlanmıştır. Amaç özel hayata ilişkin bilgilerin ortaya saçılmasının, kişinin onurunun ayaklar altına alınmasının önüne geçilmesidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu hakkın kısıtlanması, yani özgürce haberleşmeye müdahale sözleşmeye göre sadece ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suçların önlenmesi ve sağlığın, ahlakın, başkalarının haklarının korunması amacıyla yapılır. &lt;strong&gt;O da sadece kanunla&lt;/strong&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Türkiye'de de haberleşme özgürlüğü anayasanın 22. maddesinde güvence altına alınmış, ne şekilde sınırlanabileceği belirtilmiştir. Zaten son bir haftadır yapılan tartışmaları takip eden herkesin bileceği gibi yasalarla da korunmuştur. &lt;strong&gt;Sınırlamanın temel felsefesi, genel anlamda güvenliğin sağlanması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde öngörülen kısıtlamalarının içinde kalınmasıdır.&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Yasaların ve anayasanın ihlal edildiği hallerde ise müeyyidesi bellidir. &lt;strong&gt;İhlal edenler, yani hiçbir gerekçe olmadan ve yasaları ihlal ederek dinleme yapanlar suçlu konumuna düşerler&lt;/strong&gt;. Bunlara karşı savcılarımızın, h&amp;acirc;kimlerimizin üzüntülerini bildirmesi değil, yasal yollara başvurmaları ve haklarını aramaları gerekir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Yapılması gereken, özellikle de toplumun vicdanı rahatlatılmak isteniyorsa, dinleme için gösterilen gerekçelerin gerekçe olmadığını ispatlayacak davalar açılmasıdır&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;. Barolarımızın da benzeri reaksiyon göstermesi, ellerinin altındaki yasal olanakları kullanmaları beklenir. Haklarının parçası oldukları sistem tarafından yeterince korunmadığını düşünürlerse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar gidebilirler. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Ben dinleniyor olsaydım ve dinlemenin haksız nedenlere dayandığını düşünseydim, dinlendiğimi de ispatlayabilseydim, mesela Taksim'e yürüyeceğime, hakkımı hukuk yoluyla aramayı tercih eder, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin, anayasanın ve yasaların öngördüğü çerçevenin dışına çıkıldığını iddia ederdim.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Eminim dinlenen tüm hukuk insanlarımız da aynı şeyi yapacaklar, haklarını sadece usul yönünden değil esas açısından da savunacaklardır&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;. Doğruysa gerçekten onları Ergenekon savcıları dinlettiyse haksız yere dinlendiklerini, haklarında şüpheye mahal bırakacak hiçbir delil olmadığını açtıkları davalarla ispatlayacaklardır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Hukukçu değilim, ama bana öyle geliyor ki bunun en kolay yolu dinlenen telefon kayıtlarının özel hayatın gizliliğine zarar vermeden açılacak davalarda dinlenmesini istemekten, dinleme kararını alan mahkemenin kabul ettiği gerekçeleri hukuken çürütmekten geçiyor&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Böylece hem hukuk sistemimizin töhmet altında kalması önlenmiş hem de kişilik hakları zedelenen, darbecilerle, &lt;strong&gt;komplocularla bir tutulan h&amp;acirc;kimlerimiz, savcılarımız, avukatlarımız ve diğer meslek sahipleri aklanmış olur&lt;/strong&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Tabii ki bunların hiçbiri haberleşme özgürlüğümüzün, tıpkı diğer özgürlükler gibi daha fazla güvence altına alınması için yeni düzenlemeler yapılmamasını, &lt;strong&gt;yasa dışı dinlemelerin önlenmesi için tepki gösterilmemesini gerektirmez...&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Mensur Akgün</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Fri, 20 Nov 2009 17:35:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Ertuğ Yaşar  - Merkez Bankası kendini böyle aklayamaz!</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=132980</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Merkez Bankası Başkanımız Durmuş Yılmaz Bey ortayı yapar da biz bu topu değerlendirmez miyiz yani? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Durmuş Bey özetle demiş ki, &quot;Türkiye'de dışalım artışının asıl nedeni döviz kuru değil, yapısal nedenlerdir. Türkiye içinde kaliteli ve rekabetçi fiyatlara mal bulunamadığı için ara mallarda dışalım artmaktadır.&quot; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu satırların yazarı yıllarca yabancı piyasalara mal satmaya çalıştı. Yani uluslararası rekabeti her zaman hem de en yoğun biçimi ile &quot;ensesinde&quot; hissetti; h&amp;acirc;l&amp;acirc; da hissediyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Aslında &lt;strong&gt;ne ürettiğiniz hem önemli hem de çok önemli değildir. Çünkü mutlaka her zaman işinize özel nedenler&lt;/strong&gt; olsa da biz Türk imalatçılarının uluslararası pazarlarda rekabet etmeleri için en önemli etmen &lt;strong&gt;Türkiye ekonomisinin kendisidir.&lt;/strong&gt; (Ekonominin &lt;strong&gt;makro koşullarıdır.&lt;/strong&gt;) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İmalat sanayiinde ve olağan düzeyde bir teknoloji kullanarak üretim yaptığınızı varsayarak bir sorunun yanıtını arayalım: &lt;strong&gt;Uluslararası ortamda ne kadar rekabetçisiniz?&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Uluslararası pazarlarda rekabet gücünü belirleyen asıl unsur, &lt;strong&gt;üretim sürecine katkıda bulunan etmenlerin fiyatı ve durumudur&lt;/strong&gt;. Yani &lt;strong&gt;işgücü, enerji, hammadde ve finansman&lt;/strong&gt;. Mutlaka teknoloji (inovasyon, yaratıcılık) ve yönetim de önemli etmenlerdir. Ama bu yazının konusu olarak sadece saydığımız ilk dört konuyu değerlendireceğiz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İşgücü&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;: Türkiye'de işgücü aslında nominal olarak pek pahalı değildir. Örneğin Almanya işgücü maliyetinin aşağı yukarı altıda biri; Polonya işgücü maliyetinin ise yarısına sahibiz. Ama örneğin Çin'in ve Hindistan'ın işgücü maliyeti ise bizimkinden &lt;strong&gt;on kat daha ucuz&lt;/strong&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Yani işgücü maliyetinde bir avantajımız yok. Kaldı ki işgücü alanından &lt;strong&gt;iki önemli sorunumuz&lt;/strong&gt; var: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;a)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İşverene maliyet yüksek ama bu maliyetin ancak yüzde 60'ı çalışanın eline geçiyor. Yani devlet &lt;strong&gt;yapay olarak işgücü maliyetini çok artırıyor&lt;/strong&gt;; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;b)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bizim &lt;strong&gt;işgücü verimliliğimiz çok düşük&lt;/strong&gt;. Yani adam/saat ya da adam/gün başına çıktı (output) konusunda Uzakdoğu'dan bile neredeyse gerideyiz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Enerji&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;: Türkiye enerji yoksulu bir ülke. Su kaynakları dışında ciddi bir enerji kaynağı yok. Hidroelektrik kaynaklarını da çok iyi değerlendiremiyor. Üstelik devlet enerjiyi bir &lt;strong&gt;vergi toplama aracı&lt;/strong&gt; olarak kullandığı için enerji maliyeti daha da yükseliyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Örneğin işyerimizde biz geçen ay (yeni yapılan yüzde 10 zam ile birlikte) bir kilovat saat elektriği &lt;strong&gt;22.6 kuruşa&lt;/strong&gt; satın aldık. Bu maliyet örneğin Haziran 2008'de sadece 15.8 kuruşmuş. Ondan önceki iki yılda da 14 kuruş düzeyinde sürmüş. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;23 kuruş ya da 15-16 sent kilovat saat maliyet ile nasıl &lt;strong&gt;uluslararası piyasalarda rekabetçi&lt;/strong&gt; olursunuz? Rakiplerinizde en pahalı elektrik 10 sent iken bunu nasıl başarırsınız? Elektrik için geçerli olan doğalgaz için de petrol için de aynen geçerlidir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Hammadde&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;: Eğer dışalım yapabilirseniz, &lt;strong&gt;hammadde konusunda uluslararası fiyatlar düzeyini yakalarsınız&lt;/strong&gt;. Yok eğer dışalım kısıtlanmışsa, yüksek vergiye tabi ise ya da nakliye maliyeti ile dışalım anlamlı değilse işte o zaman yandınız! Çünkü mutlaka ülkemizde ürettiğimiz hammaddelerde bile &lt;strong&gt;uluslararası fiyatların çok üzerinde bir maliyet&lt;/strong&gt; ödemek zorunda kalırsınız. Bunun hangi &lt;strong&gt;&quot;yapısal nedenlerden&quot;&lt;/strong&gt; kaynaklandığını uzun uzun tartışabiliriz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Finansman:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt; İşte geldik en sancılı konuya.. Türkiye, enerji yoksulu olduğu gibi finansman yoksulu da bir ülkedir. Kaldı ki devlet iç borçlanmayla var olan kaynakları &lt;strong&gt;yüksek faizle toplamaktadır&lt;/strong&gt;. Öyle ki bazı dönemlerde Türkiye'nin en büyük bankalarından birinin kredi portföyünün %80'i Hazine bonolarından oluşabilir! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bütün bu nedenlere ek olarak, finans sektörümüz de uluslararası şartlara göre &lt;strong&gt;oldukça verimsiz çalışır&lt;/strong&gt;. Devlet tarafından da çok ağır bir regülasyon (kurallama) baskısı altında oldukları için de maliyetleri yine artar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Sonuç, &lt;strong&gt;reel kredi faizleri her zaman yüzde 5 ile yüzde 10 arasında&lt;/strong&gt; oluyor. Peki hangi işten &lt;strong&gt;yılda yüzde 5 ya da yüzde 10 net kazanç sağlayacaksınız&lt;/strong&gt; ki sadece faizi ödeyebilesiniz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ama uluslararası rakipleriniz öyle mi? Neredeyse &lt;strong&gt;0 reel faiz ile finansman bularak&lt;/strong&gt; üretim ve pazarlama yapıyorlar. Siz de bununla mücadele etmeye çalışıyorsunuz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İşte Türk sanayiinin uluslararası rekabet karşısındaki durumu budur. Mutlaka ki &lt;strong&gt;Ar-Ge, planlama, pazarlama, inovasyon, teknoloji, kişisel girişim gücü&lt;/strong&gt;&amp;hellip; gibi etmenler de bir işletmenin mikro rekabet gücüne katkıda bulunur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ama &lt;strong&gt;makro etmenler&lt;/strong&gt; yukarıda sayıldığı kadar kötüyken &lt;strong&gt;mikro avantajlarla&lt;/strong&gt; ne kadar başarı sağlayabiliriz ki? Öyle değil mi Sayın Yılmaz? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Ertuğ Yaşar</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Fri, 20 Nov 2009 17:07:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Hasan Ersel  - Orhan Burian ve üniversitede fikir özgürlüğü</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=132979</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;1963 yılı sonbaharında, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde üniversite öğrenimime başladım. Medeni hukuk dersinde hocamız, rahmetli &lt;strong&gt;Prof. Dr. Kemal Fikret Arık &lt;/strong&gt;idi. Bizlere sadece hukukun temel ilkelerini anlatmakla yetinmez, kendimizi geliştirmek için öğütler, hatta talimatlar (&lt;strong&gt;&quot;her gün 10 yabancı kelime öğrenin&quot; &lt;/strong&gt;gibi) verirdi. Bu derste okumamızı öğütlediği kaynaklardan birisi, o sıralarda yeni çıkmış bir kitapta yer alan ilk yazı idi. Kitap, Türkiye'nin önde gelen aydınlarından birisi olan &lt;strong&gt;Orhan Burian&lt;/strong&gt;'ın (1914-1953) yazılarından seçmelerdi. [Orhan Burian: Denemeler Eleştiriler, İstanbul: Çan Yayınları, 1964] Orhan Burian, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde profesördü. Döneminin kültür yaşamına büyük katkılar yapmış bir insandı. Söz konusu yazı ise 1947 yılının mart ayında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi öğrencilerinin bir kısmının sol eğilimli öğretim üyelerinin tasfiyesini talep eden eylemleri üzerine kaleme alınmış, zamanın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye gönderilmiş. Mektubun İsmet İnönü'ye ulaştığı anlaşılıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Orhan Burian (s. 7-8, seçim ve işaretlemeler benim) diyor ki:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;[...] Yeni Türk Devleti'ni kurarken onun yaşayıp gelişebilmek için l&amp;acirc;ikliği pek gerekli gören düşünüşle, yirmi yıl sonra bilim ve düşünce hayatı için de aynı zorunlu[lu]ğu kabul eden düşünüş herhalde birdi. Gelecek kuşakları geçmiştekilerin körlüğünden, uyuşukluğundan kurtarmanın yollarını arayan düşünüştü. Türk üniversitelerinin bağımsızlığı düşüncesi, bunun için, aziz ve saygın oluyor. Yine onun içindir ki o düşünceyi bulandırmak isteyen her davranış üzüntü, hatta korku veriyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu memleketin esenliğini sağlayan bir yasa ve adalet vardır. Bütün yurttaşlar o adalet karşısında davranışlarından sorumludurlar. Memleketin hayatına zararı dokunacak her işin hesabını &lt;strong&gt;yasa sorar ve cezasını yasa verir&lt;/strong&gt;. Yine bu memleketin düşünce esenliğini sağlayacak bir üniversitesi olduğu kabul edilmiştir. Bütün bilim ve düşünce adamları onun nizamları karşısında, &lt;strong&gt;bilim görüşünü kaybetmemekten &lt;/strong&gt;sorumludurlar. Bu nizamlar bilim onurunu kıran her düşüncenin hesabını sorar ve cezasını verir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Eğer böyleyse, bizlerin, bir kere yurttaş olarak devletin yasaları, bir kere de hizmetinde olduğumuz bilim kurumunun nizamları önünde sorumluluğumuz ve güvenliğimiz- sınırlandırılmıştır. Çalışmamız da ancak bu sorumluluk ve güvenliğimizi bilmekle yolunda ilerler. Devletin yasaları ve bilim kafasının gereklerine aykırı düşm[e]yen her eğilim üniversite içinde ve dışında kendini gösterebilir ve üzerinde görüşülüp yazışılabilir. Ama bu eğilimlerin hepsi de kişisel ve cüzi şeylerdir, külli ve genel sayılamaz, saydırılamaz. Her birisi bir hayat görüşünün eseridir; kişinin gönlüne göre benimseyeceği bir iştir. Bunlara Türkiye'de de en azından her demokraside olduğu kadar- yer bulunabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Durumun böyle olması beklenirken, şimdi bir eğilim devletin yasalarından ve üniversitenin nizamlarından üstün gözükerek kendini düşünce dünyamıza kabul ettirmek kavgasına girişmiş oluyor. Biricik bilim yolu diye benimsenmeyi istiyor. [...].&quot; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Aradan 62 yıl geçmesine rağmen, o olayları anımsatan isteklerle h&amp;acirc;l&amp;acirc; karşılaşılabiliyoruz. Türkiye'nin XXI. yüzyılın küreselleşen (mali piyasaların küresel boyutta eklemleşmesini kastetmiyorum) dünyasına olumlu bir biçimde uyum sağlayıp sağlayamayacağı sorusuna yanıt ararken, siyasetle pek ilgisi olmayan rahmetli &lt;strong&gt;Orhan Burian&lt;/strong&gt;'ı cumhurbaşkanına mektup yazmaya iten ortamın izlerinin h&amp;acirc;l&amp;acirc; var olduğunu görmek umut kırıcı oluyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bir noktayı daha ekleyeyim: Sabancı Üniversitesi'nde yarı zamanlı olarak ders veriyorum. Bu üniversitenin &lt;strong&gt;özgür düşünce ortamı &lt;/strong&gt;da beni oraya çeken en önemli neden. Bu ortamın sağlanmasına çok büyük katkısı olduğuna tanık olduğum kurucu rektör Prof. Dr. Tosun Terzioğlu'na bir kere daha teşekkür ediyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Hasan Ersel</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Fri, 20 Nov 2009 17:03:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Baturalp Candemir  - Kısa vadeli faizler son kez mi iniyor</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=132925</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Para Politikası Kurulu'nun (PPK) kasım ayındaki toplantısı bugün yapılacak. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Kurul, bundan önceki toplantısından sonra yayımladığı raporda, &quot;Son dönemde açıklanan veriler, kurulun iktisadi faaliyette gözlenmekte olan toparlanmanın yavaş ve kademeli olacağına ilişkin görüşünü teyit etmiştir... Bu çerçevede enflasyonun düşük seyrini uzun bir süre koruyacağı tahmin edilmektedir. Küresel ekonomideki sorunların henüz tam olarak giderilememiş olduğunu ve toparlanmanın gücüne ilişkin belirsizliklerin devam ettiğini dikkate alan kurul, para politikasının aşağı yönlü esnekliğini uzun bir süre koruması yönündeki görüşünü teyit etmiştir. Kurul, veri ve gelişmelere bağlı olarak gelecek toplantıda faiz indirimlerinde yavaşlamanın gündeme alınabileceğini belirtmiştir&quot; dedi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Kısacası, kurul ekim ayında faizleri &lt;strong&gt;0.5 puan indirdikten &lt;/strong&gt;sonra, faiz indiriminin kasım ayında &lt;strong&gt;0.25 puanla &lt;/strong&gt;devam etme ihtimalinin güçlendiğini ima ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bir önceki toplantıdan bu yana açıklanan verilerde ekim ayı enflasyonunun gıda ve giyimdeki mevsimsel artışlar ve vergi indirimlerinin geri alınması nedeniyle yüksek çıktığını; hizmet enflasyonunda dibe vurmuş olabileceğimizi; üretimin artmakta olduğunu ama bunun çok yavaş bir iyileşme olduğunu; işsizlik oranının mevsim dönüşüyle birlikte yeniden yükselişe geçtiğini gördük. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bugünkü toplantı öncesinde faiz oranı yüzde 6,75. Bu faizi yıllıklandırıp 12 ay ilerisi için yapılan enflasyon tahminleriyle indirgediğimizde, reel faiz beklentisi yüzde 0.6 gibi. 2010 yılında enflasyon hedefini tutturabilecek gibi görünen ülkelerde, reel faizler genellikle yüzde 1 veya daha aşağıda (Bizimle aynı kredi derecesine sahip Filipinler'de yüzde 0.1, Endonezya'da yüzde 0.8; bizden daha yüksek kredi derecesine sahip ve AB üyesi Polonya'da yüzde 0.9; Meksika'da yüzde 0.8; Güney Afrika'da yüzde 1.2, Brezilya'da (büyüme performansı çok daha iyi) yüzde 4.2). &lt;strong&gt;Negatif faiz veren &lt;/strong&gt;merkez bankaları da var ama o ülkelerde enflasyon hedefin altında kalacağı gibi, yapısal olarak daha güçlüler (Tayland yüzde -1.5; Güney Kore yüzde -1.5; Çek Cumhuriyeti yüzde -0.3). &lt;strong&gt;Yatırım yapılabilir &lt;/strong&gt;kategoride olmayan ülkeler arasında reel faizi negatif olan yok. Bu çerçeveden bakınca, PPK'nın en fazla 0.5 puan daha faiz indirmesi söz konusu olabilir diye düşünüyoruz. Önceki toplantı sonrası yapılan açıklamada, indirimin 0.5 puan olmayacağı ima ediliyordu. Dolayısıyla 0.25 puanlık bir faiz indirimi beklemek makul. Piyasa beklentileri de bu yönde. 0.25 puanlık indirim dışındaki kararlar, piyasada fiyat hareketlerine yol açabilir. Örneğin, faiz indirimi 0.5 puan olur ve ardından gelen açıklama faiz indirimlerinin devam edebileceği sinyali içerirse, kur üzerinde baskı hissedilebilir. Ya da &lt;strong&gt;PPK faizleri değiştirmemeye &lt;/strong&gt;karar verirse, bono faizlerinde az da olsa bir değişiklik olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Tahminler doğrultusunda 0.25 puanlık faiz indirimi yapılırsa; ardından yapılacak açıklamada da bunun ekonomi yeni bir daralma sürecine girmediği takdirde, son faiz indirimi olabileceği ima edilebilir diye düşünüyoruz. Zaten bu faiz düzeyinde çok fazla hareket alanı da yok PPK'nın: En çok bir kez daha 0.25 puanlık daha faiz indirimi olabilir. Onun da olacağını tahmin etmiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Önümüzdeki aylarda, para otoritesinin en önemli ödevi, enflasyonda hızlanmanın görüleceği ocak-şubat-mart aylarında, ileriye dönük enflasyon beklentilerinin de aynı hızda yükselmesine engel olmak olacak. Belki bu konuda da birkaç cümle okuyabiliriz Merkez Bankası raporlarında. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Baturalp Candemir</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Thu, 19 Nov 2009 17:59:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Seyfettin Gürsel  - Çin diretiyor</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=132924</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Obama'nın Asya gezisinin son durağı Çin'di. Çin ve ABD hem rakipler hem de kaderleri birbirine çok yakından bağlı. Tabii dünya ekonomisinin kaderi de. &lt;strong&gt;Obama, &quot;Yuan'ı dalgalanmaya bırakın&quot; diye bastırdı, Çin reddetti. &lt;/strong&gt;Böylelikle küresel dengesizlikleri gidererek dünya ekonomisini durgunluktan çıkarmak umudu yattı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Küresel dengesizliklere bu köşede krizden önce de değindim. Hükümetler bu dengesizlikleri işbirliği içinde düzeltmezlerse piyasanın ağır eliyle düzelteceğini savundum. Tabii bir şey yapılmadı. Krizle birlikte &lt;strong&gt;ABD ile Çin arasında var olan dış ticaret açığının durgunluktan çıkış için dengelenmesi gerektiği &lt;/strong&gt;üzerinde gerek iktisatçılar, gerek uluslararası kuruluşlar, gerekse Batı ısrarla durmaya başladı. Sorunu bir kez daha özetleyelim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Çin devasa boyutlarının yarattığı ölçek ekonomileri, düşük işgücü maliyeti, geri soysal devletinin yol açtığı yüksek tasarruflar ve yabancı yatırımların içerdiği gelişmiş teknolojiler sayesinde &lt;strong&gt;dünya ekonomisine ucuz mal üreten muazzam bir fabrika &lt;/strong&gt;haline geldi. Bu fabrikanın en büyük müşterisi de tasarruf yapmayı unutup kendilerini tüketimin coşkusuna kaptıran Amerikalılar oldu. &lt;strong&gt;ABD devasa dış ticaret açığı verirken Çin devasa fazla vermeye başladı. &lt;/strong&gt;Ancak Çin rekabeti ABD ile sınırlı kalmadı. AB'yi ve bizim gibi yükselmekte olan ekonomileri de etkiledi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu gelişmeler Çin'in parasının değerini gündeme getirdi. &lt;strong&gt;Çin baştan sabit kur rejimini seçti. &lt;/strong&gt;Yuan'ın dolara sabitlenen değerinin Çin ekonomisinin rekabet gücünü yansıtmaktan çok uzak olduğu biliniyor. Kanıt, Çin'in yapısal dış ticaret fazlasıydı ve bu, fazla artıyordu. Çin ise baskıları kısmen karşılamak için 2005'ten itibaren sabit kuru biraz esneterek yuan'ın 3 yıl içinde yüzde 20 kadar değer kazanmasına izin verdi. Ancak bu, gereken değerlenmenin küçük bir bölümü idi. Krizle birlikte yuan yeniden dolara sabitlendi. Dolar değer yitirdikçe euro ve diğer dövizler yuan'a karşı değer kazanıyor. &lt;strong&gt;Kesin çözüm yuan'ın dalgalanmaya bırakılması. &lt;/strong&gt;Herkes biliyor ki dalgalanan bir yuan kısa zamanda yüzde 40-50 değer kazanabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Yuan'ın değeri neden bu kadar önemli? &lt;strong&gt;Durgunluktan çıkışın kısa vadeli reçetesi ABD'nin ve AB'nin iç talebi canlandırmasına dayanıyor&lt;/strong&gt;. Bunun için kesenin ağzı açılmış durumda. Bu klasik Keynesçi yöntem &lt;strong&gt;bütçe açıklarını hızla artırıyor. &lt;/strong&gt;ABD bütçe açığı 1.5 trilyona, GSYH'ye oranı da yüzde 12'lere dayandı. Bu açıklar daha bir süre devam etmek zorunda. Ama sınırlara hızla yaklaşılıyor. &lt;strong&gt;Doların değeri sorun &lt;/strong&gt;haline geldi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Durgunluktan çıkış için piyasaya dolar pompalanırken, bir &lt;strong&gt;&quot;yan hasar&quot; &lt;/strong&gt;(Onur Öymen'in kulakları çınlasın) ortaya çıkmış bulunuyor. &lt;strong&gt;Dolar son birkaç ay içinde önemli ölçüde değer yitirdi. &lt;/strong&gt;Bundan sonra da değer yitirmeye devam edebilir. Bernanke, New York Ekonomi Kulübü'nde yineledi. Daha bir süre faizler düşük kalacak. Obama yönetimi de ikinci bir paketin gerekli olabileceğini dillendirmeye başladı. &lt;strong&gt;Doların gelecekte hızla değer kaybetmesi olası.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Doların çökmesi uluslararası para sisteminin sonu olur ve ikinci bir kriz riski artar. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bunu Çin dahil kimse istemiyor. Çünkü 2 trilyon dolarlık rezervinin 1.5 trilyonu dolar cinsinden. &lt;strong&gt;Doların değer kaybı, Çin birikimlerine ciddi zarar verir. &lt;/strong&gt;Çin bu rezervleri ileride petrol ve hammadde almak için biriktiriyor. Enerji ve emtianın dolar cinsinden fiyatları patlarsa rezervler ne işe yarar? Çin, doları desteklemek zorunda. Ama nasıl? &lt;strong&gt;FED faizleri artırsın diyebilir. Ancak bu durumda ABD, dolayısıyla dünya durgunluktan çıkamaz.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Geriye bir tek çözüm kalıyor. &lt;strong&gt;Çin, iç talebini artırarak ABD ve AB'nin ihracatına destek verebilir. &lt;/strong&gt;Bu sayede özellikle ABD ve AB iç tüketimi fazla artırmadan, bütçe açıklarını kontrol ederek Çin talebi sayesinde büyüyebilir. Çin bu yönde adımlar da attı. Kamu harcamaları artırıldı. Ancak Çin'in ithalatını bu yolla artırması yıllar alır. &lt;strong&gt;Kestirme çözüm yuan'ın değerlenmesine izin vermekten geçiyor. Ancak bu durumda Çin büyüme hızının düşmesinden endişe ediyor. &lt;/strong&gt;Daha dengeli bir büyüme rejimine Çin şimdilik hazır değil. Ve bu, büyük bir sorun. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Seyfettin Gürsel</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Thu, 19 Nov 2009 17:57:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Şevket Sürek  - İhracat, ithalat, kur ve rekabet</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=132923</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Her ne kadar son bir aydır &lt;strong&gt;ekonomi unutulmuş&lt;/strong&gt; olsa da bu günlerde &lt;strong&gt;ihracat &lt;/strong&gt;üzerine şaşırtıcı bir şekilde arayışlar var.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bir taraftan &lt;strong&gt;&quot;İhracatta rekabet gücümüz&quot;&lt;/strong&gt; tartışılırken diğer taraftan da &lt;strong&gt;&quot;dış ticarette yapısal&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;dönüşüm&quot;&lt;/strong&gt; içerisinde &lt;strong&gt;&quot;ihracatın ithalata dayalı konumu&quot;&lt;/strong&gt; araştırılıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İhracatta rekabet gücümüzle ilgili görüşümü pazartesi günü bu köşede sizlerle paylaşmıştım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bugün de Devlet Bakanı &lt;strong&gt;Zafer Çağlayan&lt;/strong&gt; ile Merkez Bankası Başkanı &lt;strong&gt;Durmuş Yılmaz'ı&lt;/strong&gt; karşı karşıya getiren tartışmaya odaklanacağım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Tartışma, &quot;&lt;strong&gt;İhracatımız ithalata dayalıdır. Artan ithalat düşük kurlardandır. Üretici kur düşük olduğu için ithalata yönelmektedir. Kaliteli ürün bulunamadığından ithalat artmaktadır. Kura dayalı rekabet gücü uzun süreli olamaz&quot;&lt;/strong&gt; üzerine oluşturulunca ben de konuya kayıtsız kalamadım ve müdahil olmak istedim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Önce, &quot;&lt;strong&gt;ihracatımızın ithalata dayalı olduğu&quot;&lt;/strong&gt; söyleminden yola çıkalım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Geçmiş yıllardaki ve günümüzdeki verilere ve sanayi yapımıza bakılırsa doğruluğu üzerine hiç tartışma götürmeyecek bir gerçektir bu görüş. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu görüşü tartışılmayacak özelliğinden yola çıkarak biraz açalım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Piyasa varsa, rakip vardır, rakibin olduğu yerde de rekabet olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Sanayici ve ihracatçı o piyasada &lt;strong&gt;rekabet edebildiği oranda vardır&lt;/strong&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Rekabet edebilmek ağırlıklı pazarlama başarısına dayalı olsa da o pazarlama faaliyetinin içinde kabul görecek &lt;strong&gt;satış fiyatında&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;maliyet faktörü&lt;/strong&gt; etkili olacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu bağlamda &lt;strong&gt;ucuz fakat kaliteli hammadde ihtiyacı&lt;/strong&gt; kaçınılmazdır. İhracatçı bu ihtiyacını &lt;strong&gt;yurtiçinden&lt;/strong&gt; karşılayabiliyorsa &lt;strong&gt;ne &amp;acirc;l&amp;acirc;.&lt;/strong&gt; Karşılayamıyorsa doğal olarak &lt;strong&gt;dış kaynaklara &lt;/strong&gt;yönelecektir. Dış kaynaklara yönelmeyi bir de &lt;strong&gt;düşük kur, ürün devamlılığı ve kalite de destekliyorsa&lt;/strong&gt; ithalat şart olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Şu an, Türkiye'de olan budur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Türk ihracatçısı düşen kurların yarattığı &lt;strong&gt;k&amp;acirc;rsızlık&lt;/strong&gt; karşısında dış pazarlardaki &lt;strong&gt;rekabet gücünü&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;koruyabilmek &lt;/strong&gt;için çılgın bir arayış içerisindedir. Bu arayışları içerisinde &lt;strong&gt;ithalatta düşük kurun verdiği cazibe&lt;/strong&gt; artık tartışmalardan uzak &lt;strong&gt;güncel bir olay&lt;/strong&gt; haline gelmiştir. Artan ithalat, ihracatı da &lt;strong&gt;artırıyor ve devamlı kılıyorsa&lt;/strong&gt; bu trafikten kimse &lt;strong&gt;rahatsız olmamalıdır.&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;İthalat ihracat ilişkisinde sadece düşük &lt;strong&gt;kur değil, üründe devamlılık ve kalite faktörleri de&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;h&amp;acirc;kimdir.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu konuda Sayın Çağlayan ve Sayın Yılmaz'ın &lt;strong&gt;ters düştükleri&lt;/strong&gt; noktalar vardır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz &quot;&lt;strong&gt;Artan ithalatın nedeni kur değil, kaliteli mal üretilememesi&quot;&lt;/strong&gt; deyince Sayın Çağlayan köpürmüş.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Cümlenin kurgusu bir tuhaf. Hem doğru hem değil. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Cümlenin birinci kısmını alır da &quot;&lt;strong&gt;Artan ithalatın nedeni kur değil&quot;&lt;/strong&gt; derseniz, &quot;&lt;strong&gt;Orada durun Sayın&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Yılmaz, bakın yukarıda neler anlattım&quot;&lt;/strong&gt; derim. Ama Yılmaz, &lt;strong&gt;&quot;Artan ithalatın bir nedeni de kaliteli mal&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;üretilememesi&quot;&lt;/strong&gt; diyorsa bu noktada &quot;&lt;strong&gt;Şimdi de siz orada durun Sayın Çağlayan, köpürecek bir durum yok&quot; &lt;/strong&gt;derim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Artan ithalatta &lt;strong&gt;kur faktörü&lt;/strong&gt; ne kadar &lt;strong&gt;h&amp;acirc;kimse&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;kaliteli mal yetersizliği&lt;/strong&gt; de &lt;strong&gt;ihtiyaç olan ürün&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;bulunamaması da&lt;/strong&gt; o kadar h&amp;acirc;kimdir. İhracatçılarımızın ihtiyacı olan her türlü ürünü &lt;strong&gt;üretebildiğimiz söylenemez.&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu konuda hem &lt;strong&gt;teknoloji &lt;/strong&gt;olarak ve hem de &lt;strong&gt;ölçek ekonomisi&lt;/strong&gt; anlamında &lt;strong&gt;özürlü olduğumuzu peşinen kabul etmeliyiz. &lt;/strong&gt;Sanayi yapımızın &lt;strong&gt;yüzde 98'in KOBİ olması&lt;/strong&gt; da bu gerçeği &lt;strong&gt;desteklemektedir.&lt;/strong&gt; Ayrıca, ithalatın yapısına bakıldığında &lt;strong&gt;ürün çeşitliliği, ağırlıklı hammadde ve yarı mamuller&lt;/strong&gt; olması da bu düşünceyi &lt;strong&gt;doğrulamaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu noktada, &lt;strong&gt;&quot;Milli sanayinin durumu ne olacaktır, onları nasıl koruyacağız&quot;&lt;/strong&gt; diye soranlar olacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu sorunun cevabını yine daha önce Sanayi Bakanlığı da yapmış olan Sayın &lt;strong&gt;Çağlayan verecektir&lt;/strong&gt;. İhracatçının bir önemli sorunu şüphesiz &lt;strong&gt;kurdur&lt;/strong&gt; ama kurun yanı sıra &lt;strong&gt;en pahalı enerjiyi kullanıyor olması&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;yüksek vergiler&lt;/strong&gt;, yine yüksek &lt;strong&gt;sosyal yükler&lt;/strong&gt;,&amp;nbsp;&lt;strong&gt;pahalı işçilik&lt;/strong&gt; de unutulmamalıdır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu yükler &lt;strong&gt;sanayici ve ihracatçı&lt;/strong&gt; üzerinde baskı kurmakta, &lt;strong&gt;maliyetleri yüksek olurken fiyatları rekabetçi olamamaktadır. Hükümet &lt;/strong&gt;kurlarda bir şey yapamasa da diğer konularda yapacağı çok şey olmalıdır. Ve Sayın Çağlayan o hükümetin bir bakanıdır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Yüksek maliyetler ve albenisi olmayan fiyatlar bu sefer de &lt;strong&gt;kaliteyi olumsuz etkilemekte&lt;/strong&gt; ve ihracatçının istediği kaliteyi bulabilmesini &lt;strong&gt;zorlaştırmaktadır. &lt;/strong&gt;İşte bu zorluk ihracatçıyı da ara mal üreten sanayiciyi de &lt;strong&gt;ithalata yönlendirmektedir&lt;/strong&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Sayın Çağlayan'ın ve TİM Başkanı'nın &lt;strong&gt;&quot;kur&quot;&lt;/strong&gt; baskıları karşısında Yılmaz, &quot;&lt;strong&gt;Sanayide kura dayalı&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;rekabet gücü uzun süreli olmaz&quot;&lt;/strong&gt; diyerek bir başka tartışma başlamış.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;MB Başkanı Yılmaz'ın bu ifadesi &lt;strong&gt;son derece doğru bir tespit olduğundan&lt;/strong&gt; üzerine edilecek bir kelam yok elbette. Kurların durumuna yukarıda yeterince değindim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Yıllardır bu kavganın içinde olan bir kişi olarak genelde düşük kurlardan şik&amp;acirc;yet eden grupların yanında oldum. Çok ilginçtir &lt;strong&gt;kurlardan şik&amp;acirc;yet edildikçe ihracat arttı.&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Geçmişteki &lt;strong&gt;devalüasyonlar&lt;/strong&gt; veya &lt;strong&gt;kur ayarlamaları&lt;/strong&gt; ihracatın artması amaçlı yapılmış olsalar da ihracatçılar devalüasyonları &lt;strong&gt;bir fiyat indirme mekanizması olarak görünce&lt;/strong&gt; devalüasyonlar &lt;strong&gt;amacına ulaşamadı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Demem o ki, Türk ihracatçıları rekabet anlamında&lt;strong&gt; güçlü olamadıklarından&lt;/strong&gt; artan kurların verdiği imk&amp;acirc;nları hep &lt;strong&gt;ürünlerinde fiyat indirerek kullandılar&lt;/strong&gt; ve ancak bu sayede &lt;strong&gt;rekabet edebildiler&lt;/strong&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Müşterileri de &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Türk ihracatçısının bu &lt;strong&gt;zayıf yapısını&lt;/strong&gt; çok iyi bildiklerinden artan kurların bir kısmını &lt;strong&gt;iskonto olarak &lt;/strong&gt;talep ettiler ve her zaman da aldılar. Sonuçta, &lt;strong&gt;fiyatlar indirildikleriyle&lt;/strong&gt; kaldılar ve &quot;&lt;strong&gt;artsın&quot;&lt;/strong&gt; diye ısrar ettikleri &lt;strong&gt;kurlardan beklenen sonucu alamadılar.&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Hal böyle olunca Sayın Yılmaz'ın dediği gibi &lt;strong&gt;kura dayalı rekabet gücü uzun süreli olamadı&lt;/strong&gt;. İhracatçılar, pazarlarındaki rekabet güçlerini koruyabilmek için &lt;strong&gt;fiyat indirme ihtiyaçlarından&lt;/strong&gt; devamlı kurların yükselmesini bekler oldular. Bu beklentilerindeki ana öğe artan kurların belli bir oranında &lt;strong&gt;fiyat indirerek pazarlarını koruyabilmek&lt;/strong&gt; olunca artan kurlar &lt;strong&gt;ihracatçılarımıza değil onların müşterilerine yaradı.&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Yıllardır ortada bu gerçekler varken konuyu alıp, &lt;strong&gt;&quot;Türk sanayicisinin, ihracatçısının becerisine veya beceriksizliğe getirmenin, kaliteyi veya kalitesizliği konuşmanın, höpürmenin, köpürmenin&quot;&lt;/strong&gt; bir anlamı olmasa gerektir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ekonomi politikamız &lt;strong&gt;dalgalı kuru öngörüyorsa&lt;/strong&gt;, ihracatı artırma yolu &lt;strong&gt;ithalatı artırmak şeklinde&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;bulunabiliyorsa&lt;/strong&gt;, global piyasalarda rakiplerimiz de &lt;strong&gt;bu paralelde iş yapıyorlarsa&lt;/strong&gt; mevcut ortama &lt;strong&gt;uyum&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;sağlamaktan&lt;/strong&gt; başka yol yok gibi görünüyor.&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Şevket Sürek</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Thu, 19 Nov 2009 17:55:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Gökçe Aytulu  - Kriz Allah'ın takdiri, çözüm de öyle</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=132917</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Sabancı Üniversitesi'nden Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu önemli bir çalışmaya imza attı. İki akademisyenin öncülüğünde hazırlanan &quot;Türkiye'de Dindarlık: Uluslararası Bir Karşılaştırma&quot; isimli çalışma, ekonomiden siyasete birçok alanda yapılacak toplumsal çalışmaya altyapı sağlayabilecek nitelikte. Aslında bu çalışma International Social Survey Program'ın (ISSP) 45 ülkede 1991 ve 1998'de yaptığı çalışmanın güncel versiyonu. Türkiye ise çalışmaya konu olan 45 ülke arasında Müslüman çoğunluğa sahip tek ülke olarak farklı bir konuma sahip. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Çarkoğlu ve Kalaycıoğlu, diğer ülkelerde yapılan güncel çalışmanın sonuçları 2010 yılında yayımlanacağı için Türkiye'deki güncel çalışmayı, diğer ülkelerde 1998 yılında yapılan çalışmayla kıyaslamış. 11 Eylül sonrası dünyada &quot;din&quot; algılaması konusunda yaşanan değişim göz önüne alındığında, bu kıyaslamanın çok da sağlıklı olmadığı düşünülebilir. Nitekim yazarlar da bu noktaya dikkat çekmiş. Ancak temel dini inanışların kısa sürede değişmeyeceği düşünüldüğünde, Türkiye'de &quot;din algılaması&quot;nın ne kadar kendine özgü olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Kadercilik anlayışı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Çalışmaya göre Türkiye, dini inanç açısından Filipinler, Şili ve Portekiz gibi Katolik nüfusun yoğun olduğu ülkelere daha yakın. Söz konusu ülkelerdeki &quot;kadercilik&quot; anlayışının Türkiye'dekine benzer olduğu hatırlanırsa bunun çok da şaşırtıcı olmadığı düşünülebilir. Ancak &quot;kadercilik&quot; konusunda Katolik ülkelere benzeyen Türkiye'nin, özellikle ABD gibi ülkelerle kıyaslandığında bambaşka bir noktada durduğu görülüyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Özellikle iki konuda Türkiye ve ABD'nin iki ayrı uçta olduğu görülüyor. Birincisi, hayatın anlamı sorusu. Hayatın anlamını Allah'ın varlığına bağlayanların oranı Türkiye'de yüzde 90'lara çıkarken ABD'de bu oran yüzde 30'lara düşüyor. Yine &quot;Hayatın akışını değiştirmek elimizde değil&quot; görüşüne Türkiye'de yüzde 50'nin üzerinde bir onay gelirken ABD'de çalışmaya katılanların yüzde 80'inin bu görüşe karşı çıktığı görülüyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu noktada küresel krizin merkezi ABD ile krizden etkilenen ülkelerden Türkiye arasındaki inanç farklılığının ekonomiye de yansıdığı söylenebilir. ABD'deki insanların hayatlarına kendilerinin yön verebileceğine ilişkin inancı, Protestan kültür ile ilişkilendirmek mümkün. Nitekim kapitalizmin ruhu ile Protestan kültürü bağdaştıran Max Weber, buna benzer bir düşünceye sahipti. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Weber'in kapitalizmin temelinde rol oynayan &quot;kazanç için kutsal ruh&quot; (auri sacra fames) dediği bireysel mücadele, kişinin kendi kaderini değiştirebileceğini ortaya koyuyordu. Buna göre çalıştıkça Tanrı'ya yaklaşan kişi, hem bireysel anlamda refah ve sevap kazanıyor hem de sermaye biriktirerek kapitalist sistemin temelini atıyordu. &quot;Tanrı öldü&quot; diyen Nietzsche'ye inat, Protestan dünyada Tanrı giderek bireyselleşiyor, bu inanç liberal ekonomiyi de yüceltiyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Kriz, birey ve kader&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Weber'den 100 yıl sonra bugün kapitalizmin geleceği tartışılırken Protestan dünyada krizin bireysel sorumluluklarını yerine getirmeyenler yüzünden patlak verdiğini düşünenler daha fazla. Bu nedenle şirket yöneticileri ve eski CEO'lar hedef tahtasında.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu yaklaşım da ABD ve Türkiye'deki inanç farklılığını ortaya koyuyor. Krizin nedenleri ABD'de alabildiğine bireyselleşirken geçen hafta Uluslararası Finans Zirvesi'nde kriz hakkında konuşan İstanbul Başmüftüsü Mustafa Çağrıcı'nın sözleri Türkiye'deki anlayış farkını ortaya koyuyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Çağrıcı, ahlaki ve manevi yön yoksullaşınca bunun korkutucu sonuçlarının yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığını ve küresel krizin de bu türden bir sonuç olduğunu belirterek akıl çağı denilen bir dönemde aklın, insanoğlunun h&amp;acirc;kim olma ve haz alma tutkularına hizmet etmek üzere bir araç haline getirildiğini söyledi. Yani ABD'deki gibi krizin sonuçlarını bireyselleştirmekten ziyade, sorunun toplumsal yanına dikkat çekti. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Tabii burada başka bir soru da akıllara takılıyor: &quot;Kişinin kendi kaderini belirlediği&quot; inancının yaygın olduğu ABD'deki gibi kriz sürecinde bireysel sorumlular aramak mı, yoksa &quot;Hayatımızın akışı bizim elimizde değil&quot; inancının yaygın olduğu Türkiye'deki gibi sorunu mukadderata devretmek mi tercih edilmeli? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;border-right:medium none;padding-right:0in;border-top:medium none;padding-left:0in;padding-bottom:1pt;border-left:medium none;padding-top:0in;border-bottom:windowtext 0.75pt solid;&quot;&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;border-right:medium none;padding-right:0in;border-top:medium none;padding-left:0in;padding-bottom:0in;margin:0in 0in 0pt;border-left:medium none;padding-top:0in;border-bottom:medium none;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Reşad Bey'in egemenliği&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;1920'lerin Türkiyesi.. Saruhan Mebusu Reşad Bey, Meclis'te milletvekillerine milli egemenlik kavramını anlatmaya çalışmaktadır. Reşad Bey milli egemenliğin ne kadar önemli olduğunu, Meclis tutanaklarına geçen fantastik bir örnekle şöyle anlatır: &quot;Kesin kanaatim şudur ki, farz edelim Allah cumhurbaşkanı olsa, (Meclis'te haşa sesleri), Haşa... Melaikei Kiram, bakanlar kurulu olsa (milli egemenliği) fesih hükmünü verebilecek yetkiye sahip değildir.&quot; (Meclis'te alkış sesleri). &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Çarkoğlu ve Kalaycıoğlu'nun çalışması, cumhuriyetin kuruluş yıllarında böyle dini imgelerle anlatılmaya çalışılan &quot;milli egemenlik&quot; kavramının h&amp;acirc;l&amp;acirc; sorunlu olduğunu ortaya koyuyor. Çalışmada &quot;Dini anlayışınıza uymayan bir yasaya uyar mısınız&quot; sorusuna Türkiye'de yüzde 70'in üzerinde bir çoğunluk &quot;uymam&quot; cevabı vermiş. Diğer ülkelere kıyasla Türkiye bu konuda büyük bir farklılık gösteriyor. İki akademisyen bu noktada temsili demokrasi ve milli egemenlik kavramlarının halen yerine oturtulamadığı yorumunu yapıyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Gökçe Aytulu</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Thu, 19 Nov 2009 17:34:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Eyüp Can  - Yasal dinlemeden korkmam ama endişeleri gidereceğiz</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=132869</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Telefon dinlemeleriyle ilgili kamuoyunda öyle bir hava yaratıldı ki &lt;strong&gt;&quot;kimin eli kimin kulağında&quot;&lt;/strong&gt; belli değil. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Peki gerçekten de öyle mi? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Adalet Bakanı &lt;strong&gt;Sadullah Ergin'&lt;/strong&gt;e göre bütün mesele &lt;strong&gt;&quot;algılarla olguların&quot;&lt;/strong&gt; karıştırılmasından kaynaklanıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Algı ne?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Yargıtay ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının santral telefonları bile dinleniyorsa bizimkisi haydi haydi dinleniyordur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Peki ya olgu?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Dün bir grup gazete yöneticisiyle bir araya gelen Adalet Bakanı &lt;strong&gt;Sadullah Ergin&lt;/strong&gt; çok net konuştu: &lt;strong&gt;&quot;Vatandaşlarımızın bilgi eksikliğinden kaynaklanan endişelerini anlıyorum fakat yargının dinlenmesiyle ilgili oluşan algı kesinlikle yanlış.&quot; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Algı yanlışsa doğru ne? &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İşte &lt;strong&gt;Sadullah Ergin&lt;/strong&gt;'in aktardığı olgular.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;DİNLENEN HAKİM VE SAVCI YÜZDE 1 BİLE DEĞİL&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Türkiye'de 11 bin 211 h&amp;acirc;kim ve savcı var. Son beş yılda dinlenme izni verilen h&amp;acirc;kim ve savcıların sayısı ise 69. Bunların 56'sı Ergenekon davası kapsamında, 13'ü ise rüşvet d&amp;acirc;hil bir takım dava dosyalarıyla ilgili. Yani son beş yılda Adalet Bakanlığı'nın izniyle dinlenen h&amp;acirc;kim ve savcıların oranı yüzde 1 bile değil. Dolayısıyla yürütmenin yargıyı kuşatma girişimi, yargının sindirilmesi, savunma pozisyonuna sokulması, kuvvetler ayrılığı ilkesinin ihlali ve yargı bağımsızlığının yok edildiği iddiaları tamamıyla yanlış. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;DİNLEMELER YASAL MI?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bizim açımızdan kanunsuz ya da usulsüz hiçbir dinleme söz konusu değil. H&amp;acirc;kim ve savcıların görev sırasında işledikleri suçları, sıfat ve görevleri gereğine uymayan tutum ve davranışları nedeniyle haklarında inceleme ve soruşturma yapılması &lt;strong&gt;Adalet Bakanlığının iznine bağlıdır&lt;/strong&gt;. Adalet Bakanı inceleme ve soruşturmayı &lt;strong&gt;adalet müfettişleri &lt;/strong&gt;veya kıdemli h&amp;acirc;kim ve savcı eliyle yaptırır. Yargıtay Cumhuriyet Savcıları dahil tüm dinleme izinleri 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu doğrultusunda verildi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;YARGITAY'IN İZNİ OLMADAN SANTRALİ DİNLENDİ Mİ?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Yargıtay'ın santrali ya da bir üyesi kesinlikle dinlenmiş değil. Burada kafa karışıklığı Yargıtay üyesi olmayıp, Yargıtay binasında çalışan hakim ve savcıların 2802 sayılı kanuna göre dinlendiğinin dikkatten kaçması. &lt;strong&gt;Ömer Emin Ağaoğlu&lt;/strong&gt; ile ilgili dinleme bu kapsamda yapıldı. Unutmayalım ki geçmişte bir Yargıtay Cumhuriyet savcısının Yargıtay binası içerisindeki telefon ve faks kayıtları incelenmiş, soruşturma yürütülmüş ve bu soruşturma sonucunda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca meslekten çıkarma cezası verilmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;YARGI MENSUPLARI BASKI ALTINDA MI?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Müfettişlerin yetkileri nedeniyle, h&amp;acirc;kimlerin onlardan gelecek talepleri reddedemeyecekleri söyleniyor. Kesinlikle doğru değil. Bakanlığımız müfettişlerinin işlemleri aleyhine h&amp;acirc;kim ve savcılar tarafından 2005 yılından 2009 yılı Kasım ayına kadar toplam 217 adet dava açılmış olup, bunlardan bir kısmı iptalle sonuçlanmıştır. Bu da h&amp;acirc;kim ve savcıların müfettiş işlemleri aleyhine dava açabildiğini, yine h&amp;acirc;kimlerin Bakanlık aleyhine özgürce karar verebildiklerini göstermektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;GEREKSİZ SORUŞTURMALAR BASKI YARATMIYOR MU?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;H&amp;acirc;kim ve savcılar üzerinde gerekli gereksiz soruşturmalar yapılarak teşkilatın tedirgin edildiği, çok sayıda dinleme kararlarıyla sindirilmeye çalışıldığı iddialarını istatistikler yalanlamaktadır. Son 10 yılda şik&amp;acirc;yet sayısı 1636'dan 4530'a çıkmış. Buna karşılık 2005 yılında yaptığımız düzenlemenin de etkisiyle şik&amp;acirc;yetlerin işleme konma oranı dramatik bir biçimde düşmüş. Gelen şik&amp;acirc;yetlerin yarıya yakını ilk incelemede elenmiş. Bu da Bakanlığımızın h&amp;acirc;kim ve savcıların tedirgin edilmemesi hususundaki dikkat ve hassasiyetini gösteriyor.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;MÜFETTİŞLERİN DİREKT BAKANA BAĞLI OLMASI YANLIŞ DEĞİL Mİ?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Geçen yıl hazırladığımız &lt;strong&gt;&quot;Yargı Reformu Strateji Belgesinde&quot;&lt;/strong&gt; müfettişlerin HSYK'ya bağlanmasını biz önerdik. Mevcut durum 1982 Anayasası'ndan kalma, bizim eserimiz değil. Günlük kaygılara bağlı kalmadan yargının geleceğini düşünerek bağımsızlığı ve tarafsızlığı güçlendirilmiş bir H&amp;acirc;kimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun oluşturulması için hep birlikte samimiyetle çalışmaya hazırız. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;TİB MİLADDIR&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bugün dinlemelerle ilgili eleştiri yapanların unutmaması gereken bir gerçek var o da 2006 yılında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın (TİB) faaliyete geçmesi. TİB'in kurulması adeta milattır, dinleme konusunu TİB'den önce TİB'den sonra diye ayırmak gerekir. 2006'dan önce Türkiye'de yasal dinlemeler konusunda tam bir başıboşluk vardı. Her kurum kendisi dinleme yapıyordu. Oysa 2005'de yaptığımız yasal düzenlemeyle TİB dışında hiçbir kurum dinleme yapamaz hale geldi. Ayrıca TİB denetiminde yapılmayan dinlemeler delil olmaktan çıktı hatta suç olarak kabul edildi. Emniyet, Jandarma ya da MİT artık TİB üzerinden dinleme yapıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;PEKİ TİB NE KADAR GÜVENİLİR VE ŞEFFAF&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Kendisini iyi anlatamamış olabilir ama TİB yüzlerce uzmandan oluşan çok güvenilir bir kurum. Yanlış anlaşılmasın TİB dinleme yapmıyor, TİB'in içerisinde dinleme yapan Emniyet, Jandarma ve MİT'in denetimini yapıyor. Bir de mahkeme kararıyla istenen yasal dinlemelerin tek elden koordine edilmesini sağlıyor. Eskiden önce dinleme yapılıp sonra mahkeme kararları alınıyordu. Ya da yasal kurumlar gerekli yasal izinleri almadan keyfi dinlemeler yapabiliyorlardı. Oysa TİB'le birlikte bu tür suiistimaller ortadan kalktı. Her türlü denetimden geçmiş, yasal izinleri alınmış talepler tamamen dijital ortamda kaydediliyor. TİB'deki uzmanlar bazı mahkeme kararlarını yeterli bulmayıp üst mahkemeye itiraz edebiliyor. Bu şekilde reddedilmiş onlarca dinleme talebi var. Öyle bir algı yaratıldı ki sanki herhangi bir mahkemeden dinleme kararı çıkaran herkes herkesi dinlermiş gibi. Böyle bir şey kesinlikle yok. Dinleme prosedürü çok sıkı tutuluyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;HERKESTE DİNLENİYORUM KORKUSU VAR&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Böyle bir şey kesinlikle yok. Şahsen ben yasal dinlemeden korkmuyorum. Hakkımda mahkeme kararıyla bir dinleme yapılmışsa bundan çekinmem. Ama kanun dışı yöntem ve yetkisi olmayanlarca yapılan girişimler elbette ki herkes gibi beni de tedirgin eder. Ben de bu ülkenin bir vatandaşıyım. Sizin hissettikleriniz ortalama duyguları ben de hissederim. Burada korkulması gereken şey illegal yapılanmadır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;YASA DIŞI DİNLEMELER NE OLACAK?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ceza yasamızda 132 ve devamı maddeler hazırlanırken bu olaylar öngörülmüş ve bunları engelleyebilmek için frenleme yapılmış, ama görüyoruz ki bu cezalar bugün için caydırıcı değil. Ceza yasamızın genel mantalitesine uygun olarak belirli bir ceza limiti yapılmış ama görüyoruz ki bu caydırmıyor. Madde 132 diyor ki: Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse 6 aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır Bu ihlal haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse bir cihaza kaydetme suretiyle gerçekleşirse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile. Devam ediyor kişiler arasındaki haberleşme kayıtlarını hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse bilgisayara kayıt ederse suç, ifşa ederse ikinci bir suç, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 133. madde kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayıt edilmesi burada 3.bir kişi giriyor devreye. Ötekinde biri birini dinliyordu. Burada ikimiz konuşma yapıyoruz telefonda ve ortam dinlemesi yapılıyor. Biz konuşurken dışardan bizim toplanacağımızı duyan birisi herhangi bir yere cihaz atıyor ve kayıtları alıyor mesela. Bunu öngörmüş buna ilişkin yaptırımlar koymuş. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;FAKAT CAYDIRICI OLAMIYOR CEZALAR&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Biz de bu yüzden bir çalışma yaptık ve dün Bakanlar Kurulu'na getirdik. Aralık sonunda kadar meclisten çıkarabileceğimizi tahmin ediyorum. Toplumdaki haklı endişe ve korkuları gidermek için yasa dışı dinleme ve bu dinlemeleri yayınlamayı iki kat daha ağır cezalandıracağız. Biliyorsunuz iki yıla kadar olan cezalar paraya çevrilebiliyor, oysa bu cezaları 4-6 yıla kadar çıkarıp hapis cezasının paraya dönüştürülmesini engelleyeceğiz, yani daha caydırıcı olacak. Bir de yasa dışı dinlemelerde dinlenen kişinin şikayet etmesi gerekiyordu. Oysa yeni düzenlemede şikayet mekanizması gerekmeksizin savcıların kamu davası açmasının önünü açacağız. Burada tek endişemiz var yasa dışı dinlenen kişi mahremiyeti tekrar zedeleneceği gerekçesiyle mahkemeye gitmek istemeyebilir. Bunu da yasa dışı dinlenen kişinin kendisine bırakacak bir mekanizma üzerinde çalışıyoruz. Yani siz şikayetçi olmasanız da savcı harekete geçebilir fakat siz istemezseniz soruşturma durabilir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;ERGENEKON VE ÖZEL HAYAT&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Ergenekon'da suçla alakası olmayan konular özel hayatın mahremiyetini delerek dosyaya girmedi mi?&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Üzerinde çalıştığımız paket bu endişelerin hepsini gidermeye dönük olacak. Çünkü bu konu en çok bizi üzüyor. Soruşturmanın gizliliği ve ihlal maddesi çok ciddi bir yaptırımla caydırıcı hale gelecek. Burada basın mensuplarının da bizlere yardımcı olması bu konuda gereken özeni göstermesini bekliyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Eyüp Can</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Wed, 18 Nov 2009 19:04:00 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>Cengiz Çandar  - Türkiye, Ortadoğu'nun merkezinde; İsrail-Suriye-Fransa üçgeninde</title>
         <link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=132861</link>
         <description>&#13;
&#13;
&#13;
&lt;p&gt;&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Türkiye için yabancıların sloganlaşmış bir saptaması vardır; İngilizce &lt;strong&gt;&quot;There is never a dull moment in Turkey&quot; &lt;/strong&gt;derler. Yani, &lt;strong&gt;&quot;Türkiye'de can sıkıntısı duyabileceğiniz hiçbir an hiçbir zaman olmaz&quot; &lt;/strong&gt;anlamında bir deyiş. Ülkemizin baş döndürücü gündemini tanımlar. O baş döndürücü gündem, birçok önemli gelişmenin hak ettiği ölçüde medyada yer almasını ve kamuoyuna yansımasını önlüyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu anlamda bir gelişme geçen hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ardından Suriye Devlet Başkanı Başşar Esad'ın Paris ziyaretleri ve Nicolas Sarkozy ile İsrail-Suriye müzakerelerinin yeniden başlatılması, bu çerçevede Türkiye'nin arabuluculuk rolüne ilişkindi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Netanyahu, Sarkozy görüşmesinden sonra İsrail hükümetini topladı ve Suriye ile &lt;strong&gt;&quot;önkoşulsuz, doğrudan&quot; &lt;/strong&gt;ya da &lt;strong&gt;&quot;dürüst bir arabulucu&quot; &lt;/strong&gt;ile müzakerelere başlamaya hazır olduğunu açıkladı. Bu açıklamanın bir &quot;önkoşulu&quot; vardı ama: Türkiye, bu role uygun olmadığı için bu &quot;arabulucu&quot; Türkiye olmaz. Netanyahu, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın &lt;strong&gt;&quot;tarafsız bir arabulucu&quot; &lt;/strong&gt;sayılmadığını gerekçe olarak gösterdi. Fransa'nın &quot;arabulucu&quot;luğu ise kabul edilebilir nitelikteydi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İsrail Başbakanı'nın açıklamasından yola çıkarak, Türkiye'nin, Tayyip Erdoğan yüzünden İsrail ile ilişkilerini bozduğu ve Ortadoğu'daki etkisini yitirdiği hükümlerine varmak mümkündür.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Aceleci hükümlere varmamakta yarar var. Çünkü, Netanyahu'nun arkasından Paris'e gidip Sarkozy ile görüşen Başşar Esad, &lt;strong&gt;&quot;Türkiye'siz olmaz&quot; &lt;/strong&gt;diyerek Fransa'nın arabuluculuğunu kabullenmedi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Suriye Devlet Başkanı'nın Türkiye'ye (ve Tayyip Erdoğan'a) gösterdiği &lt;strong&gt;&quot;vefa&quot;&lt;/strong&gt;nın gerekçesini, benim görüştüğüm bazı Arap gözlemci dostlarım iki nedene bağladılar:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;1. Türkiye, bölgenin &lt;strong&gt;&quot;tartışmasız güç merkezi&quot;&lt;/strong&gt;dir, Türkiye-Suriye ilişkileri &quot;stratejik&quot; bir özellik kazanma doğrultusundadır ve dolayısıyla Türkiye'nin içinde yer almayacağı hiçbir bölgesel düzenleme Suriye tarafından kabul görmeyecektir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;2. Sarkozy ile birlikte Fransa, Filistin-İsrail ihtilafındaki geleneksel Filistinlilere yakın tutumunu İsrail'e daha yakın bir konuma kaydırmıştır. Türkiye'nin yerini İsrail yanlısı bir Fransa arabuluculuğunun alması da Suriye'nin işine gelmez. Nereden bakılsa Ortadoğu, Batılı güçler arasında, esas olarak, &lt;strong&gt;&quot;Amerika'nın alanı&quot; &lt;/strong&gt;sayılmaktadır, Fransa, Amerika'nın yerine geçemez. Türkiye ise bu nedenle de &lt;strong&gt;&quot;denklem dışı&quot; &lt;/strong&gt;bırakılamaz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;***&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; ***&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; ***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İşin ilginç yanı, Türkiye'nin AB yoluna en büyük engel olarak dikilen Fransa da Türkiye'nin İsrail ile Suriye arasındaki arabuluculuk rolünü destekliyor. &quot;İsrail, Suriye, Türkiye ve Fransa&quot; başlıklı bir &quot;blog&quot;da Judah Grunstein imzasıyla çıkan yorumda bu olguya dikkat çekilerek şu satırlara yer veriliyor:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;Suriye Devlet Başkanı Başşar el-Esad'ın Netanyahu'nun Paris ziyaretinden iki gün sonra Sarkozy ile yaptığı görüşmede İsrail ile doğrudan müzakereleri reddetmesi, bir Fransız rolü anlamına gelebilir. Fransız tarafı Türkiye'nin arabuluculuk girişimini desteklediğini belirtti. Dolayısıyla Fransa, İsrail ile Türkiye arasında arabuluculuk yapabilir, ki Türkiye de İsrail ile Suriye arasında arabuluculuk yapabilsin.&quot;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu arada, Fransa'nın ibreyi Filistinlilerden İsrail'e kaydırarak, Filistin-İsrail görüşmelerinin başlatılması üzerinde etkisini yitirdiğine dikkat çekilerek, bundan (yani Filistin-İsrail görüşmelerinin başlatılmasından) Fransa'nın bir çıkarı olmayacağı, Fransız diplomasisinin &lt;strong&gt;&quot;kazanç hanesi&quot;&lt;/strong&gt;nin Suriye-İsrail müzakerelerinin başlamasıyla dolacağı öne sürülüyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Suriye'nin aldığı &lt;strong&gt;&quot;Türkiye'siz olmaz&quot; &lt;/strong&gt;pozisyonuyla Fransa'nın Ortadoğu'daki diplomatik faaliyeti, ister istemez, bölgede &lt;strong&gt;&quot;Türkiye adresi&quot;&lt;/strong&gt;ne uğramak zorunda kalıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Türkiye'nin &lt;strong&gt;&quot;bölgesel güç&quot; &lt;/strong&gt;olarak belirmesi tartışılmıyor. Üzerinde durulan, analiz edilen bunun nedenleri. Bölge uzmanı bir gazetecinin, Roula Khalaf'ın dünkü Financial Times'ta &lt;strong&gt;&quot;Türkiye Ortadoğu'da öncü rolü izliyor&quot; &lt;/strong&gt;başlıklı başyazı nitelindeki yazısı &quot;Arap kamuoyunu fethetmek çok büyük çaba gerektirmiyor. Romantik televizyon draması ile İsrail karşıtı yorumları birleştirirseniz kamuoyundan hemen sempati kazanırsınız. Osmanlı dönemlerinin eski kolonyal gücü Türkiye, gayet iyi uyguladığı bu basit formülle şimdi Ortadoğu'ya geri dönüyor. İslami köklere sahip iktidardaki AK Parti'nin ihtiraslarının ve kendisini kucaklamakta Avrupa'nın isteksizliğinin yol açtığı Türk hayal kırıklığının dürtüleri, Ankara'nın yumuşak bir yaklaşımla Ortadoğu seyahatine başlamasına imk&amp;acirc;n verdi: Arap dünyasının hayal gücünü harekete geçiren göz sulandırıcı dizilerin ihracı. Bu gönülleri fethetme taarruzunu İsrail'e aralık ayındaki Gazze saldırısına yönelik sert eleştiri izledi. Bu, Yahudi devleti ile ilişkileri gerse bile, Arap kamuoyunda iyi karşılandı&quot; diye başlıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Bu değerlendirme, benim gibilerin aylardır altını çizdiği bir olgu ile eşanlamlı: Türkiye, &lt;strong&gt;&quot;bölge gücü&quot; &lt;/strong&gt;olacak ise bu, İsrail ile Araplar arasında eşit mesafede durarak olmaz. Türkiye'nin &lt;strong&gt;&quot;bölge gücü&quot; &lt;/strong&gt;olabilmesi, İsrail ile 28 Şubat döneminden bu yana sahip olduğu &lt;strong&gt;&quot;balayı niteliğindeki özel ilişkileri&quot; &lt;/strong&gt;değiştirerek mümkün olur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;***&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; ***&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; ***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;Çok yakın zamana kadar Türkiye, Ortadoğu'nun sorunlarının ve bunların çözümlerinin kıyısında kaldı&quot; diyen Financial Times yazısında, &quot;gerek kamuoyu ve gerekse bölgedeki hükümetler nezdinde bölgede nüfuz kazanmasının iyi karşılanmasına yol açan iki temel faktör&quot;den söz ediliyor. Bu iki temel faktör -aynı görüşteyim- şöyle ifade ediliyor:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;&quot;Birincisi, Ankara'nın diplomatik yönelimi, radikal örgütler ve siyasetleri arkalayarak bölgede nüfuz arayarak belli başlı Arap hükümetlerle ters düşen İran'ınkiyle zıtlık gösteriyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İkincisi, Türkiye'nin rol arayışı bölgede iktidar boşluğu sayesinde kolaylaştı. Başlıca dış güç olarak ABD'nin, ayrıca Mısır ve Suudi Arabistan gibi geleneksel güçlerin gelişmeleri biçimlendirme yeteneği azaldı.&quot;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Al-Hayat'a Beyrut'tan yazan &lt;strong&gt;Carnegie Vakfı&lt;/strong&gt;'nın Lübnanlı direktörü Paul Salem, benzeri bir tahlilden yola çıkarak, &lt;strong&gt;&quot;Türkiye, Ortadoğu'da modernite ile bütünleşmiş olan tek ülke. Gelecek, İran, Mısır ve diğer Arap ülkelerinde değil. Türkiye'de pek&amp;acirc;l&amp;acirc; olabilir&quot; &lt;/strong&gt;diyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;Olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&lt;div style=&quot;margin:0in 0in 0pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size:10pt;&quot;&gt;İsrail ile çok sıkı fıkı olarak olmaz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
&#13;
</description>
         <author>Cengiz Çandar</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <pubDate>Wed, 18 Nov 2009 17:55:00 -0800</pubDate>
      </item>
   </channel>
</rss>
<!-- fe7.pipes.sp1.yahoo.com uncompressed/chunked Mon Nov 23 23:41:45 PST 2009 -->
