<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:yt="http://gdata.youtube.com/schemas/2007">
   <channel>
      <title>Vatan - Yazarlar</title>
      <description>Pipes Output</description>
      <link>http://pipes.yahoo.com/pipes/pipe.info?_id=6b941168055c55d21584393d21a5db10</link>
      <pubDate>Mon, 23 Nov 2009 20:24:25 -0800</pubDate>
      <generator>http://pipes.yahoo.com/pipes/</generator>
      <item>
         <title>Dilek Önder - Boşanmış dana hareketleri</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Bosanmis_dana_hareketleri&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272484&amp;Categoryid=4&amp;wid=58</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/58.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;Aynen öyle olur işte...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Boşanmış dana!&lt;br&gt;&lt;br&gt;Dizginlerinden boşanmış dana gibi...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Şuursuz; nereye, niye gittiğini bilmeden...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Dananın dizgini mi olur?&lt;br&gt;&lt;br&gt;Oluversin...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ya aslında bir zamanlar böyle bir şey yazmıştım sanırım ama istek çok fazla...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yeni boşanmış kadını yazdım ya dün, bugün de boşanmış erkek yaz diyorlar...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Emriniz olur! &lt;br&gt;&lt;br&gt;Hem bilgilerimizi tazelemiş oluruz...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Öncelikle şunu kabul etmemizde yarar var; boşanmış erkek artık eskisi gibi değildir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Hatta bambaşka biridir...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Evlenmeden önceki gibi de değildir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Karakteri (varsa tabii!!!) dış görünüşü...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kendi bile kendisini tanıyamaz.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yeniden oluşur...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yeni huylar edinir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Artık içinde kalanlar mıdır nedir, bilemem...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Şey gibi, şimdi bu evliyken biriktirmiştir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Neyi?&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ne bileyim, bir filmden ya da tanıdığı bir adamın hareketlerinden alıntılar yapar. Yani zamanında yapmıştır, onlar ortaya çıkar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Mesela o güne kadar hiç ilgilenmese bile boşandıktan sonra maça gitmeye başlar. Dedim ya artık eskisi gibi değildir diye...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama gel gör ki uzuun bir süre yatakta kendi tarafında yatmaya da devam eder.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yani Ohh... Bütün yatak benim, şöyle serilerek yatayım demez.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yine kendi tarafına sığışır.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Boşanan dananın ilk işi gardırobunu değiştirmektir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Karısının aldığı gömlekleri, onun Sana çok yakışıyor dediği ceketleri giymezler.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Çoğunlukla zevksiz oldukları için de çok kötü kıyafetler alırlar.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Evet zevksizdirler.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Zevk oluşmamıştır ki onlarda...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Hep baskı altındadır çünkü. Yani yüzde 90ı kötü giyinir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Onlar kadınlar gibi boşandıktan sonra en yakın arkadaşlarına sığınıp, ağlayıp sızlayıp deşarj olmazlar ama haklarını yemeyelim, onlar da en az kadınlar kadar etkilenirler.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sadece bunu göstermezler. &lt;br&gt;&lt;br&gt;E tabii önüne gelene saldırırlar.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Boşanmış erkek, zincirinden boşanmış hayvan gibidir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Erkek hayvanı...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yok yok; dana hayvanı...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama bir taraftan da özgüven sorunu yaşarlar.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yine de, yeni boşanmış erkekle birlikte olmak, buzda yürümek gibidir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Tehlikeli, riskli... Ama zevkli...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Eğer seviyeli bir ilişki peşindeyseniz aradan en az 3-4 yıl geçmesini beklemek lazım. Bekârlığın rahatlığından ancak o zaman sıkılmaya başlar.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama adam yani dana, Geçen yıl boşandım falan diyorsa arkana bakmadan oradan uzaklaşacaksın...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Şimdi bir de bunlar, herkesten kaçarlar.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yani boşanan kadın eski kocasının arkadaşlarına hatta ailesine gayet sıcak yaklaşabilir. Bir tavrı yoktur.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama dana bunu yapmaz.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Siler.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Eski eşinin arkadaşlarını falan bir yerde görse, görmezden gelir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Hatta içinden de kaltak der, hatta şimdi burada yazamayacağım küfürleri geçirir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Eski karısına ne kadar kızıyorsa onun arkadaşlarına da o kadar kızar.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Niyeyse?&lt;br&gt;&lt;br&gt;Tuhaftır yani...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Tuhaf!&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Dilek Önder</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Güngör Mengi - Dost uyarısı</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Dost_uyarisi&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272517&amp;Categoryid=4&amp;wid=2</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/2.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;Başbakan Erdoğan dünkü Washington Post gazetesinin sert eleştiriler içeren başyazısına konu oldu.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Gazete doğruya doğru eğriye eğri bir yaklaşımla şu tespiti yapıyor:&lt;br&gt;&lt;br&gt;Recep Tayyip Erdoğan Türkiyede siyasi liberalleşmenin en büyük öncüsü oldu. Şimdi Kürt azınlık için tarihi reformlara imza atıyor ve Ermenistanla sınırı açmak için çalışıyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ancak iktidarının süresi uzadıkça demokratik prensiplere ve Batı değerlerine tam bağlılık konusunda çok eksik olduğu görülüyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;ABDnin etkili gazetesine göre ABye üyeliği hedefleyen Türkiye dış politikasında çirkin bir dönüş yaşamıştır. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Gazete bu eleştirisine İran, Suriye ve Sudanın kriminal liderleri ile kurulan yakınlaşmayı kanıt gösteriyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Erdoğanın demokrasi yolundan çıkmakta olduğuna dair eleştirisini de ülkenin en büyük medya şirketini yok etme isteği ile yürüttüğü giderek artan sertlikteki uygulamaları üstüne kuruyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Başbakan Amerikaya yapacağı önemli ziyaret arifesinde Washington Postun şu yazdıklarını bir dost uyarısı olarak okumalıdır:&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bay Erdoğan ve partisi bir zamanlar Washingtonda dindar Müslümanların demokratik siyaset yapabileceğinin örneği gösteriliyordu. Ancak bu imaj giderek kararıyor. Artık Müslüman diktatörleri şımartmaktan ve ülkesindeki muhalefeti susturmaktan vazgeçmeli! &lt;br&gt;&lt;br&gt;Gerçekten de gazete 2007 mayısı ile 2008 temmuzunda Erdoğanı ve hükümetini göklere çıkaran yorumlar yayınlamıştı.&lt;br&gt;&lt;br&gt;O bakımdan hiç kimse gelen sert eleştirilerin önyargılı bir muhalif bakışın insafsızlığı olduğunu söyleyemez.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bir düşünür Herkes nasihat dinler ama yalnız akıllılar yararlanır demiş.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Başbakan Erdoğan bakalım hangi kategoriye girecek?&lt;br&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font size=&quot;3&quot;&gt;Alevilerle oynamayın&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Hükümet altıncı Alevi Çalıştayını toplamaya hazırlanıyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu tür faaliyetler hemen ürünlerini vermeli.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Oysa AKP iktidarının kötü bir huyu var:&lt;br&gt;&lt;br&gt;Öneri topluyorum diyor ama bir şey vermiyor. Cemevlerinin ibadethane sayılması bile gerçekleşmedi.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Şu sıralar Alevi vatandaşların duygusal durumları, onları kolaylıkla etkilemeye elverişlidir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Çalıştayın toplanması ile ilgili zamanlama fırsatçılar için doğru olabilir. Ama iktidar da artık oyalama taktiklerini bırakıp hak olanı verme zamanının geldiğini görmelidir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Aksi halde çalıştay olayı Dersim tartışmalarından ilhamını alan bir oy avcılığı olarak sırıtacak, hem ayıp, hem günah olacaktır.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Böyle sorunlarda toptan çözüm olmaz.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Esirgenmesi zaten insanlık suçu olan haklar listelenecek yerde hemen verilmelidir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Seçim takvimine paralel olarak Alevi kitlenin beklentilerini yükselterek oylarını rehin alma oyunlarına asla itibar edilmemelidir.&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Güngör Mengi</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Zülfü Livaneli - En büyük şiddet</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=En_buyuk_siddet&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272465&amp;Categoryid=4&amp;wid=5</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/5.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;Köşe yazarları zaman zaman Türkiyenin en büyük sorununun ne olduğu konusundaki görüşlerini yazar.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kimine göre Türkiyenin en büyük sorunu eğitimdir, kimi dini özgürlüklerin kısıtlanmasını en büyük sorun olarak görür, kimi her derdin altında sağcılık, solculuk arar.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;İzin verirseniz bugün ben de bu geleneğe uyarak, Türkiyenin en büyük sorunu nun ne olduğunu keşfetmeye çalışayım.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Birçok sorunumuz var.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Şairin dediği gibi Dert çok, hem dert yok! &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama galiba temel sorun, bu dertlere çözüm bulunamamasında yatıyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Biz sorunlarımızı çözemiyoruz, çünkü geleneğimizde ŞİDDET var.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Şiddet, kültürümüzün temel öğeleri arasında.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Evde kadınlara ve çocuklara yönelen şiddet! &lt;br&gt;&lt;br&gt;Siyasette şiddet!&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ticarette şiddet!&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sporda şiddet!&lt;br&gt;&lt;br&gt;Namus anlayışında şiddet!&lt;br&gt;&lt;br&gt;Dinde şiddet!&lt;br&gt;&lt;br&gt;Karakolda, hapiste şiddet!&lt;br&gt;&lt;br&gt;Medyada şiddet!&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu kadar yoğun ve keskin bir şiddet ortamında, sorunlarımızı insan gibi konuşa konuşa çözme yeteneğimizi yitiriyor ve giderek mafyalaşıyoruz.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Günümüzün Türkiyesi mafyaların mücadele alanı.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Çünkü kimin gücü, kime yeterse o haklı(!) oluyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Şiddet giderek, adalet mekanizmasını da sakatlamakta.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Herkes ihkak-ı hak! peşinde.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Aynaya bakıp kendimizle yüzleşemezsek sorunlarımızı da çözemeyiz.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ne yazık ki şiddet bizim toplumsal yapımıza işlemiş.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Geleneklerimizde, köy âdetlerimizde, Dede Korkuttan bu yana birçok destan ve masalımızda inanılmaz şiddet öğeleri var.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kadın erkek ilişkilerimiz şiddet dengesi üzerine kurulu!&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Madem ki şiddet geleneği kültürümüzden kaynaklanıyor, o zaman bunun çözümü de yine kültürde.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Şiddet karşıtı bir kültür oluşturmadan, barışçı ve uygar çözümlere ulaşmamız mümkün değil.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ne yazık ki Türkiyenin en büyük sorunu şiddet!&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Zülfü Livaneli</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Reha Muhtar - TİM Sanat Merkezi olmasaydı, benim televizyonum olacaktı...</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=TIM_Sanat_Merkezi_olmasaydi_benim_televizyonum_olacakti&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272539&amp;Categoryid=4&amp;wid=136</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/136.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;Sermayesi belli belirsiz her taraftan pıtrak gibi televizyon kanalları kuruluyordu o günlerde...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Star televizyonuna TMSF tarafından el konmasının an meselesi olduğu günlerdi...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Televizyon haberciliğinden sıtkım sıyrılmıştı... Perde arkasında Türkiyeyi de karanlıklara sürükleyecek karanlık oyunlar oynandığının farkındaydım, ama o oyunun adını koyamıyordum o sıralarda...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Televizyon haberlerini bırakmış, program ve spor yorumculuğu yapıyordum Starda... Ancak işin keyfi kaçmıştı...&lt;br&gt;&lt;br&gt;STARa o günlerdeki patronları Uzanların İmar Bankası olaylarından dolayı el konması bekleniyordu...&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ahmet Özal aramızda ne geçerse geçsin hiçbir zaman dostluğumuzun bozulmadığı, samimi, sevecen, insan bir adamdı... Sahibi olduğu Kanal 6 televizyonunu doğru düzgün birilerine kiralayıp, zon günleri aşmak istiyordu...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bana gelip uzun uzadıya durumunu anlatıyordu o günlerde...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Dur dedim bir gün, Belki sana televizyonunu kurabilecek bir ekip oluşturabilirim... Bekle biraz... &lt;br&gt;&lt;br&gt;STARın o günlerde düştüğü durumdan dolayı, kanalın Genel Müdürü Faruk Bayhan ile Reklam Grup Başkanı Vahit Alpada zaten yeni bir oluşuma açıktılar...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Türker İnanoğlunu aradım...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Abi dedim, Ahmet kanalını kiralamak istiyor... Bu işle ilgilenir misin?.. Zafer Mutluya da söylersin... O da gazetesini (Vatan) televizyonla eklemlemiş olur... Ne dersin?.. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Cin gibi adam Türker İnanoğlu...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Olur dedi ve böylece o günlerdeki adıyla Dream Team (Rüya takımı) işe başladı... ATVyi Sabahı Vatanı kuran Zafer Mutlu...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Türk sinemasının en büyük prodüktörlerinden, televizyon piyasasının en tutmuş dizilerinin yapımcısı Türker İnanoğlu...&lt;br&gt;&lt;br&gt;TRT, Show, Kanal D, Starın Genel Müdürlüğünden gelen özel televizyonculuğun duayeni Faruk Bayhan...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Reklam piyasasının en kıdemli ve muteber isimlerinden Vahit Alpada ve ekibi...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bir de ben...&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Neyse uzatmayayım...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Türker İnanoğlunun Kavacıktaki binasında televizyon kurma çalışmalarına başladık, gidiyoruz...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Günde 3-5 kez Türker Abiyle konuşuyorum...&lt;br&gt;&lt;br&gt;İki görüşmenin birinde Türker Abi bana Maslakta yaptırmakta olduğu bir merkezden söz ediyor...&lt;br&gt;&lt;br&gt; İnanılmaz bir merkez olacak diyor, Dünyanın en ünlü şovlarını getirteceğim oraya... İstanbullu dünyadaki sanat olayıyla tanışacak... Broadway tiyatroları gibi yapacağım orayı... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bir diyor, iki diyor, üç diyor, Ferit Şahenkle görüştüm... Onun oradaki arazisinden de katacağım... diyor, onunla yatıyor, onunla kalkıyor, onunla yaşıyor...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Tuğlu tuğla ördü orayı... TİM Maslak Şov Merkezi böyle oluştu...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Zaman içinde Ahmetin borçları, kanalın hak iddia eden başka sahipleri derken, bizim televizyon işi yattı, Türker Abinin hayatta nefes alıp verme nedeni haline gelen TİM Maslak açıldı... Oraya her gidişimde içimden şöyle geçer:&lt;br&gt;&lt;br&gt; Bizim televizyona mal oldu ama, İstanbul Broadway müzikallerinin oynandığı dünya çapında bir sahneyle ve merkeze sahip oldu... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Neden mi anlatıyorum bu öyküyü?..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yandaki TODES yazısını okuyun anlarsınız...&lt;br&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;DÜNYA ÇAPINDA BİR DANS GÖSTERİSİ: TODES...&lt;/b&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Deniz Uğurun annesi balerin ve halen İstanbulda bale okulunda öğretmen...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Deniz de konservatuvarda orta ve lise eğitimini balede almış...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Dramaya sonra geçmiş...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Serde balerinlik var...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Önceki gün Beşiktaş Fenerbahçeyi yenmiş...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ağır ve stres dolu bir gece geçirmişim...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Biraz spor yapıp vücutta biriken toksinleri atayım dedim...&lt;br&gt;&lt;br&gt;TİM merkezinde kış sezonunun ilk gösterisi TODES dans grubunun gösterisine, çocuklar ve annenle sen git istersen dedim...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bale eğitimi almış üstelik biri halen bale eğitmenliği yapan iki kişinin söyledikleri şu:&lt;br&gt;&lt;br&gt; Bu kadar muhteşem bir gösteri izlememiştik... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Sözü Deniz Uğura vereyim, o anlatsın:&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Alla Duhova tarafından 1986da St.Petersburgda kurulan Todes Dans Grubunun sergilediği dans gösterisi tek kelimeyle muhteşem...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Michael Jackson gibi dünya starlarıyla birlikte sahnede performans sergiliyorlar...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yılın 260 gününü yurt dışı turnelerinde geçiriyorlar...&lt;br&gt;&lt;br&gt;İnanılmaz başarılı bir grup.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Annem, Engin Deniz ve Ayşe Nazlıyla birlikte gösterinin sonuna kadar nefesimizi tuttuk...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Perde ilk açıldığında beyaz tütüleri içindeki muhteşem dansçı kızları görünce harika bir Kuğu Gölü balesi izlemeye başladığımızı düşündük, ama annemle ben, az sonra bir sürprizle karşılaşacağımızı biliyorduk..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Çünkü half point dans ediyorlardı, yani klasik balede parmak ucunda dans edilirken giyilen point shoes yoktu ayaklarında...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ve aniden müzik değişti, sahneye fişek gibi break dansçılar çıktı, olay Kuğu Gölü balesi havasından müthiş bir modern dans şovuna dönüştü...&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ardından, hiphop, tango, pop, Hint oryantal, lirik, flamenko, müzikal, komedi, aklına gelebilecek her tür dansı binbir çeşit müzik ve rengarenk kostüm değiştirerek kusursuz performansla sergilediler...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sadece dansçı değillerdi, mimikleri, artistik yetenekleriyle her biri müthiş aktörlerdi aynı zamanda...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Alla Duhova gösterinin sonunda grupla birlikte sahneye çıkıp selam verirken salon alkıştan inliyordu...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Duhova, 80lerde yetişmiş bir Rus buz pateni yıldızı...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yaratıcılıkta zirveye çıkan 10 kadından biri seçilmiş ve Vladimir Putin tarafından büyük ödüle layık görülmüş. &lt;br&gt;&lt;br&gt; Alla Duhova Dans İmparatorluğunu kurmuş, koreografilerinde artistik buz pateni, klasik ve modern dansı kendi kişiliğini de ortaya koyarak birleştirmiş, eşi benzeri olmayan bir stil yaratmış...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Todes, sadece başarılı bir dans grubu değil, Rusya da Todes Gezegeni diye adlandırılan büyük bir akım... Dünyanın her yerinde hayran kitleleri olması çok doğal, çünkü gerçekten anlatmak yetmez, onları izlemek gerekir...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Salondan çıkmak için yerimizden kalktık, sahne tarafındaki ön koridordan ilerlerken Ayşe Nazlı ve Engin Deniz dayanamayıp perdeyi aralayarak o aralıktan zıplayıp sahnede kalan dansçıları o çocuk çoşkularıyla tebrik ettiler...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Çocukların körpecik zihinlerinde yeni ufuklar açılmış oldu, hayal dünyaları zenginleşti, unutamayacakları bir deneyim yaşadılar...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Türker İnanoğluna bunun için teşekkür etmek isterdim. Senin dostluğun var, bizim yerimize sen edersin...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Gösteri başlamadan önce her zamanki gibi gelecek program tanıtılmıştı barkovizyonda...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Daha birçok müthiş grup geliyor, biz bu kış hepsini izlemek istiyoruz...&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Denizin maili böyle...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ona diyemezdim ki Bu bütün kış gidip coşkuyla seyretmeyi düşündüğünüz TİM merkezinin kurulması, benim kurmayı düşündüğüm bir televizyona mal oldu... &lt;br&gt;&lt;br&gt;İzleyenlerin teşekkürleri senin olsun...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bana gelince, alacağın olsun Türker İnanoğlu...&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;HİÇ BU KADAR GALATASARAYLIDAN TEBRİK ALMAMIŞTIM!..&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Hayatımda Beşiktaş ilk kez Fenerbahçeyi yenmiyor...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Çok yenmişliği var, hatırı sayılır oranda 3-0 yenmişliği, hatta bir ara minübüslerde arkayı dörtleyelim sözünü hatırlatırcasına Arkayı Fenerleyelim yolu esprilere konu olmuşluğu da var...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Fenerin de Beşiktaşı evire çevire yendiği maçlar ve süklüm püklüm evin yolunu tuttuğum hatıratlar hiç de az değildir...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ve fakat hayatımda hiçbir Fenerbahçe maçından sonra bu kadar tebrik aldığımı hatırlamıyorum...&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Önceki gün Kuruçeşmeden Rumeli Hisarına yürüyorum...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yolda hiç çevirmediyse yüz kişi çevirip tebrik etti Fenerbahçe galibiyetinden dolayı beni...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Görüyorum hiçbiri Beşiktaşlı değil...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Çünkü arada bir tebrik eden Beşiktaşlılar doğal olarak kendilerini de tebrik ediyorlar...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Fenerliler seslerini çıkarmıyorlar...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama Galatasaraylıların yüreklerinin yağı erimiş... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu kadar mı içten tebrik edilir, bu kadar mı İyi oldu bunlara havası atılır?..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu kadar mı Allah sizden razı olsun sloganı çekilir...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sanki benim üzerimden aynada kendi mutluluklarını seyrediyordu Galatasaraylı dostlar...&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Fenerbahçeli kardeşlerime benden bir öneri:&lt;br&gt;&lt;br&gt;Arkadaşlar biliyorum kızacaksınız ama, Fenere Fenerliden başka dostlar da edinmelisiniz...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Fenerin Fenerliden başka dostu yoktur lafı, havalı gelebilir...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Türkün Türkten başka dostu yoktur lafı gibi karizmatik olabilir...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama bu laflar hayatın gerçeklerine uymuyor...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Karşı tarafa nasıl enerji verirseniz, karşı taraftan da öyle enerji alıyorsunuz...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Biraz daha sempatik enerji göndermeyi denemelisiniz!..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Fenerbahçe çok büyük...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama Sadece ve tek büyük Fenerbahçe değil... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Başka egolara saygı ve sempati hayatı güzelleştiriyor...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Tolerans denilen şey, bir Pazar sabahını keyiflendirerek yumuşatıyor...&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Reha Muhtar</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Aydın Ayaydın - Dalyan kanalları Venedik olma yolunda</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Dalyan_kanallari__Venedik_olma_yolunda&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272473&amp;Categoryid=4&amp;wid=153</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/153.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;Muğla Valisi Dr. Ahmet Altıparmakın davetlisi olarak katıldığım Dalyandaki Kıyılarımız, Denizlerimiz ve Koylarımız konulu panelle ilgili değerlendirmelerimi dün siz değerli okurlarıma aktarmıştım. Yazları tatil amaçlı Ege ve Akdenizin muhtelif tatil beldelerine giden okurlarımdan eğer Dalyan ve Köyceğiz Ekincik Koyuna gitmeyenler varsa, bunun büyük eksiklik olduğunu belirtmek isterim.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Dalyan, Muğla-Antalya karayolu üzerinde Ortaca İlçesine bağlı bir belde. Venedik gibi 9 km uzunluğundaki sazlıklarla çevrili kanalların etrafında hem turistik tesisler hem de pansiyonlar mevcut. Daha önce balıkçılık ve tarım ile geçinen Dalyanlılar rotayı turizme çevirmiş. Kanallar üzerinde elektrikli teknelerle gezinti yapılıyor, bir taraftan Köyceğiz Gölüne diğer yandan da Caretta kaplumbağalarının bulunduğu kumsalın bulunduğu bölgede denize ulaşılıyor. Dalyan kanalları 2-3 metre derinliğinde. Genişliği ise 40 ile 90 metre arasında değişiyor. Köyceğiz-Dalyan, doğal ve tarihi zenginliklerin  korunması amacıyla Özel Çevre Koruma Kurumunun ilan ettiği 14 bölgenin en önemlisi. Akdenizdeki deniz kaplumbağalarının (Caretta Caretta) en önemli üreme alanlarından biri. Köyceğiz Gölünün güneyinde kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda bir fay hattı yer alıyor. Bu fay boyunca Sultaniye, Rıza Çavuş ve Gel Girme olarak anılan çeşitli kaplıca kaynakları var. Muğla ilinin Fethiye ve Kınıkın dışında kalan, antik devirde Karya diye anılan bölgesinde M. Ö. 8. yüzyıldan itibaren kurulan Karya, önce Helen, sonra sırasıyla Lidya, Pers, Mısır, Suriye, Bergama ve en son olarak Bizans egemenliğine girmiş.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Kaunus antik şehri&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Dalyan kanallarının yakınındaki Kaunus antik şehrinde 5 bin kişilik antik tiyatro gün ışığına çıkarıldı. En önemli tarihi değer sahip kaya mezarları da burada. Köyceğiz Gölünün hemen yanıbaşındaki çamur banyoları bölgenin en çok ziyaret edilen yerleri arasında. Merak ettim, Köyceğiz Kaymakamı Halil İbrahim Çomaktekine sordum, Bu bölgeyi yılda ne kadar yerli ve yabancı turist ziyaret ediyor diye. Aldığım cevap 500 bindi. Hiç de fena değil. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Dalyanı ilk keşfeden yatırımcılar arasında Dalyan Resort Oteli yapan İstanbullu işadamı Yücel Okutur bulunuyor. Bunun dışında Alaturka Otel, Özalp Otel ve Keskin Otel ve birçok pansiyon tipi konaklama tesisleri mevcut. Ancak Dalyan yerlisi, Küçük olsun benim olsun anlayışına sahip ve Dalyan ekonomisini canlandıracak, dışarıdan gelen yatırımcılara mesafeli. Bu da onların eksiği. Yeni seçilen Dalyan Belediye Başkanı Arif Sarı ise bu anlayışı silmek için canla başla çalışıyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Ekincik Koyu görülmeye değer&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Toplantı sonrası bindiğimiz elektrikli tekne ile 9 kmlik kanalı dolaşarak denize açıldık ve biraz ötede kayalıklar ve orman arasına gizlenmiş muhteşem Ekincik Koyuna ulaştık. Bu koy Başbakan olduğu dönemde Turgut Özal tarafınan keşfedilmiş ve ismini oradan hatırlıyoruz. Koyda adeta bir turizm elçisi olan İrfan Tezbinerin yaptırdığı küçük bir Marina (My Marine) ile orman ve kayalıklar arasına doğayı hiç bozmadan yerleştirilmiş muhteşem manzaralı bir restoran var. Tekne sahipleri burayı iyi bilir ve hemen hemen tüm ünlü tekne sahipleri (Rahmi Koç, Mustafa Koç, Bülent Eczacıbaşı, Tuncay Özilhan gibi) buraya mutlaka uğrar. Muhteşem kumsalı ve denizi ile adeta cenetten bir köşe. My Marinein sahibi İrfan Tezbiner öyle bir standart koymuş ki karadan gelen müşteriyi kabul etmiyor. Müşterilerinin tamamı tekneyle geliyor. My Marinei görmeyen Ben cenet gibi koy gördüm demesin.&lt;br&gt;&lt;br&gt;İşte ülkemizin bu zenginliğini hâlâ bilmiyor ve bunları yabancılara gösteremiyoruz. Eminim ki yabancılar buraları keşfetse, ülkemizde yat turizmi en önemli döviz girdisi sağlayan sektör olur.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Aydın Ayaydın</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Asaf Savaş Akat - ABDden muhalif sesler</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=ABDden_muhalif_sesler&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272476&amp;Categoryid=4&amp;wid=8</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/8.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;Küresel mali piyasalar haftaya iyi başladı. Son baktığımda Avrupa borsaları yükselmişti. İMKB daha sıkıntılı seyretti. Gördüğüm kadarıyla rivayeti bol bir borsaya dönüştü. Ancak piyasalardaki tedirginlik döviz kuruna da yansıyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;İçeride yeni veri yok. Çarşamba günü takvim ve mevsim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi açıklanıyor. Ekim dış ticareti sanırım ay sonu bayrama rasladığı için Aralık başına sarkıyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Merkez Bankası Beklenti Anketi sonuçları çıktı. Yakın gelecek için enflasyon beklentileri yatay seyrediyor: Yıl sonu yüzde 5.8, bir yıl sonrası yüzde 6.3. Buna karşılık iki yıl sonrası için beklenen enflasyonda küçük bir artış görülüyor: yüzde 6.4. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;İnkâr politikası&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;İnternetin yararları saymakla bitmiyor. Örneğin internet dergileri ortaya çıktı. Çok işime yarıyor. Ustaların güncel konularda yazdıklarına anında ulaşıyorum. Polemikleri izlemek kolaylaşıyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Berkeley Electronic Press tarafından yayınlanan The Economists Voice (İktisatçının Sesi) www.bepress.com/ev bunlardan biri. Editörlüğünü Nobel ödüllü Joe Stiglitz yapıyor. Son sayıyı Fed ve Hazineyi eleştiren yazılara ayırmışlar.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Richard Posner adını son dönemde duyurdu. Bildiğimiz iktisatçılardan değil. Federal üst mahkemede yargıç ve Şikago Üniversitesinde öğretim üyesi. A Failure of Capitalism (Harvard Ün. 2009) adlı kitabını yeni aldım ama daha okuyamadım.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yazısının başlığı: Mali Düzenleme Reformu: İnkâr Siyaseti. Mali krizin Fed ve Hazine yönetimlerinin geçmişte yaptıkları vahim hatalardan kaynaklandığını savunuyor. Aşırı gevşek para politikasını, düzenleyici kurulların gafletini vs. anlatıyor. Greenspan, Bernanke, Geithner, Summers, Paulson, vs. Fed ve Hazine yöneticilerini suçluyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Oradan bugüne geliyor. Mali piyasalarda reform diye önerilen tüm tedbirlerin aslında gerçek sorumluları koruma amacını taşıdıklarını söylüyor. İnkâr politikası kavramını bu bağlamda kullanıyor. Türkiyeden iyi biliriz.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Kediye ciğeri teslim edince&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;George Mason Üniversitesi Öğretim Üyesi Russ Robertsi Hayek yanlısı liberal bir blogdan (www.cafehayek.com) tanıyorum. O da mali kesim reformlarının karşılaştığı temel sorunları anlatıyor. Posnerin makalesini tamamlıyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Soruna tam cepheden giriyor. Dev mali kuruluşlarla kamu yöneticileri arasındaki yakın ilişkiyi hedefliyor. Dönen kapı benzetmesini yapıyor. Dev yatırım bankalarının doğrudan ya da dolaylı şekilde nasıl mali kesimle ilgili politikaları belirlediklerini örnekliyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bir alıntı: ABD mali sistemini tarafsız şekilde gözlemleyen bir Marslı, bu sistemin Goldman Sachsın tepe yönetimi ve onların adamları tarafından yönetildiği sonucuna varırdı. Not: Goldman Sachs en büyük ve en etkili Wall Street kuruluşudur.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kamu otoritesi ile mali kesim arasındaki bu ortaklığı (sembiyoz diyor) kırmadan yapılacak reformlara başarı şansı vermiyor. Kedi ve ciğer özdeyişi bence anlattığı hikâyeye tam oturuyor. İsteyen karga-kılavuz boyutunu da ekleyebilir. Bizde örneği çoktur.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Asaf Savaş Akat</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Ali Ağaoğlu - Altının onsu 1.200 doları da geçecek mi?</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Altinin_onsu_1200_dolari_da_gececek_mi&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272510&amp;Categoryid=4&amp;wid=104</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/104.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;Dün altının onsu 1174.45e (satış) ulaştı! Bu yıl beni en fazla yanıltan altın fiyatları oldu. Yanıltmaya da devam ediyor. Neden derseniz? Dillere pelesenk olan klâsik mazeretlerin hiçbirinin doğru olduğuna inanmıyorum. Yok ikinci dip gelecek, yok enflasyon fırlayacak, yok kağıt paralara güven sarsıldı gibi mazeretlerle altının yükselmesini açıklamanın mümkün olmadığını düşünüyorum. (Düşünseydim altında o kadar iddia kaybeder miydim?)&lt;br&gt;&lt;br&gt;Öyle olsaydı gümüş bu denli geriden mi gelirdi? &lt;br&gt;&lt;br&gt;Enflasyon yükselecekse petrol neden 80 doların üzerine çıkamıyor?&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kağıt paralara güven kayboluyorsa neden sadece dolara? &lt;br&gt;&lt;br&gt;Madem dolara güven azalıyor o zaman neden euro dolara karşı 1.50nin üzerine gidemiyor?&lt;br&gt;&lt;br&gt;ABDdeki altın vadeli vadeli kontratlarında altının daha da yükseleceğine inanların oranı yüzde 97ye çıkmış. 100 kişide benim gibi düşünen sadece 3 kişi mi varmış? Ne talihsizlik!&lt;br&gt;&lt;br&gt;2007 sonunda petrolde de benzer bir ralli yaşanmıştı. O günlerin petrol alalım furyası, bugünlerde altın alalıma döndü. Teknik ve temel sebeplerle tek başına altının yükselişini açıklamak mümkün değil. Geriye bir tek makul açıklama kalıyor ki o da  fütursuz bir spekülasyon... Bu hareketi kontrol edenler ne zaman çıkacaklarını biliyorlar. Bunu hiç bir zaman bilemeyecek olanlar da son kullanıcı olacaklar. Tıpkı petroldeki 146 dolar gibi... Onlar da bir gün haklı çıkacaklar, onlara söylenen  petrol 200 dolar olacak masalı gerçek olunca. Eh, arada 35 dolara almış olanlarınki de 200 dolar olacak, olsun...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bundan sonra daha nereye gidecek sorusunun cevabını aslında bu spekülasyonu sürdürenlerden başka bilen olduğunu sanmıyorum. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Teknik olarak bakıldığında 1.190 kritik seviye. 1.200 dedik, oldu deyip pozisyonlarını boşaltırlar mı? O gün göreceğiz. Sonrasında 1.350 dolar var. Son günlerde her türlü piyasadan ayrı yükselen altının bir anda 1.350ye çıkması hayli zor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Yıl sonu yaklaşıyor, hisse senetlerinde olduğu gibi birileri de 1.190-1.200 bölgesinde kârlarını realize edebilirler. Hatta bu realizasyon dün ufaktan başlamış bile olabilir!&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Ali Ağaoğlu</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Mine G. Kırıkkanat - Halka soralım</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Halka_soralim&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272508&amp;Categoryid=4&amp;wid=122</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/122.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;Diyarbakırda Dicle Fırat Barış ve Diyalog Grubu üyeleri olduğunu iddia eden bir topluluk, geçen cuma namazından sonra camiden çıkıp sözde kardeşlik duaları eşliğinde Şeyh Sait posterleri taşıyarak genelde Türkiye, özelde Kürdistana özgürlük diye yürüdü. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Hortlamışlar mıydı, yoksa torunları mıydı bilemem, ama ben bu yürüyüş ve bu toplulukta yüz yıl önce cuma namazlarından çıkıp din elden gidiyor diye ayaklanan gericileri görür gibi oldum.  &lt;br&gt;&lt;br&gt;AKP hükümetinin Kürt sorununu çözmek amacıyla başlattığı açılımın bugün itibarıyla manzarası Türkiyeyi barıştırmaktan çok karıştırmaya yaradığıdır.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Böyle bir açılım, aslında ABD, AB ve Rusyanın üzerinde anlaştığı bölge istikrarı projesinin önemli bir ayağıydı: Kuzey Iraktaki özerk Kürt yönetiminin, Amerikan ordusu Iraktan çekildikten sonra  varlığını sürdürebilmesi ve ülkemizin bir kavşak oluşturduğu enerji yollarını güvence altına almak için PKK ile savaşın bitirilmesi gerekiyordu. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymadı ve yabancı laboratuarlarda hazırlanan barış aşısı yüzyıllık antikorları uyandırdı, ne Türklerin, ne de Kürtçülerin barışmaya hazır oldukları anlaşıldı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Kürtçüler diyorum, çünkü Türkiyede yaşayan Kürtlerin çoğunun Türklerle birlikte ve Türk üst kimliği altında yaşamak istediklerini düşünüyorum.      &lt;br&gt;&lt;br&gt; Buna karşın arsız ve yaygaracı bir azınlığın Kürt sorununu çözmeye yönelik açılımdan, Güneydoğuda 19. yüzyıl sonundan beri alet oldukları yabancı güdümünde ajitatörlüğü anladığı ve Kürt milliyetçiliğini yaymak için yararlandıkları açık. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ankaradakiler, ABD, AB ve Rusyanın bölge istikrarı planına uyuluyor diye Türkiyeyi süper güç yapacak hayallerin peşinde uçadursun, her tür etnisiteden olup ezici çoğunluğu Türk üst kimliğini benimsemiş halkın sessiz derinliğinde nasıl bir yanardağ kaynıyor, göremiyor, duyamıyorlar.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Oysa Türkiyenin tabanında kaynayan o yanardağ, patlamadan önce kulak verene bakın neler söylüyor: Mine hanım, 32. Gün programında sizi çok dikkatli izledim. Kürt kökenli, bir Türkle evli (bunu neden belirttim derseniz, daha önce bu ayrımı asla yapmazdım, ama şimdi!!!) vatandaş olarak söylediklerinize SONUNA KADAR KATILIYORUM. Evet, bir referandum yapılsın, oyum kesinlikle ayrımcılığa HAYIR olacaktır.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Özgürlükler de sınırlıdır. Benim babam, annesiyle sadece Kürtçe konuştu diye -ki babaannemi tek kelime Türkçe konuşamadan kaybettik- yıllarca yargılandı. Buna rağmen ayrılığı savunamam, savunamıyorum, içime sinmiyor. İçim acıyor artık Kürt olduğumu vurgularken. Eskiden gururla söylerdim. Kimse tepki vermezdi. Asıl, açılım mantıksızlığı bir ayrıma neden oldu düşüncesindeyim. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bizler gerçekten iç içe geçmiş iki ırk olarak birlikte yaşadığımız bunca yılı nasıl silip atabiliriz... Nasıl yok sayabiliriz...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Teşekkür ederim... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Çok teşekkür ederim...&lt;br&gt;&lt;br&gt; U. F. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sayın Mine Hanımefendi,&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ben 1994-96 yılları arasında Güneydoğuda piyade teğmen olarak görev yaptım. Aylardır Kürt açılımı adı altında Türk milletine kabul ettirilmek istenen onursuzca PKKya teslimiyeti asla kabul etmiyor ve reddediyorum. 32. Gün programında Türk Milletinin büyük çoğunluğunun sesi olduğunuz için size minnettar olduğumu bilmenizi isterim. IRKÇI olmadan Türk milleti olmanın ve vatanını sevmenin ne demek olduğunu eminim dinleyenler anlamıştır. Göstermiş olduğunuz insani ve akılcı duruş için teşekkürü borç bilirim. B. Ç. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt; Yeter artık! Bu ülkede kim daha cazgırsa o daha çok zannediliyor. Ama artık sabır taşıyor. Milyonlarca bu ülkeyi seven, atalarına şükreden insan var. Bu ülkeye hem hainlik edip, hem de tüm olanaklarından yararlanan insanlarla artık ben de beraber yaşamak istemiyorum. Referandum yapılsın, Türk kimliği taşımak kaç Kürt vatandaşı rahatsız ediyor, kim kiminle yaşamak istiyor, bilelim. S. Y. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Evet, sayın okurlarım, kanımca, Türkiyedeki Kürt sorunu ancak çoğunluk iradesiyle çözülür ve böyle giderse kaçınılmaz bir iç savaşı ancak referandum önleyebilir. Nedenlerini yarın açıklamaya çalışacağım.&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Mine G. Kırıkkanat</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Selahattin Duman - Evlilik tazminatı icadı ile fikirleri bozmayın..</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Evlilik_tazminati_icadi_ile_fikirleri_bozmayin&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272481&amp;Categoryid=4&amp;wid=1</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/1.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;Zaten nikâhı bedavaya getirmek için uğraşan yiğit kısmının anasından emdiği süt burnundan geliyor.. Bir de Şu evlilik sözleşmesini imzalarsan bu iş olur.. deyip şartları zorlamayın.. Üçüncü sayfa editörlerinin başına bir de Sözleşme cinayetleri çıkarmayın..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Böyle akıllar ya okumuşların başına üşüşür ya da zenginlerin.. Aslında iki türün aklı da aynı kapıya çıkar..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Zengin milleti, cebinde parası olduğundan evlilik sözleşmesi gibi aykırı işlerde biraz daha rahattır, daha esnektir..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Okumuş takımı, para kazanmayı bilmediğinden okumayı tercih etmiştir.. Gerginliği parasızlıktandır.. O yüzden daha radikaldir..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sonuç değişmez..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Elin adamında neyi görmüşlerse burada aynısını işlerler..&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Önce Batının sosyal hayatında Evlilik sözleşmesi nedir, onu bilmek lazım..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Avrupalının aklı fikri plân yapmakta olduğundan evliliğini de kurallara bağlamıştır.. Hatta aşkını da.. Bu durum eğitimin yan etkisidir..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Plânsız şuradan şuraya gitmezler.. Evlilik olayına da böyle bakarlar.. İnce eler, sık dokurlar.. Hesabı ortaya dökerler..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Şimdi ben evliliğin ilk on yılında haftada üç kez seks yapsam.. diye başlar hesap..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ortalama bir eskort kızın saatlik ücreti yüz ile iki yüz euro arasında olduğuna göre.. Bunun aylık, yıllık maliyeti çıkarılır..&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;NOTER İSTEMEZ&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Öte yandan evlilik halinde düğün masraflarından tatil harcamalarına kadar her şey bir kenara yazılır.. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Hatta kadının günde yiyeceği üç öğün yemeğin maliyeti belirlenir..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Erkek bu hesaplara baktıktan sonra evlensin mi eskort kızlara mı takılsın bir karar verir..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Tabii barlarda gezip maliyeti iyice düşürmek de var hesapta.. Lakin bu da herkesin becerebileceği bir şey değil..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Hem sonra bardan iki kadeh içkiye tav edip, tedarik ettiğin kız da eninde sonunda o malûm soruyu soracaktır:&lt;br&gt;&lt;br&gt; Geleceğimiz hakkında ne düşünüyorsun? &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ne düşünecek? Erkek bu.. O işi kaç kez bedavaya getirirse kazancı o..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ne var ki Geleceğimiz hakkında ne düşünüyorsun? sorusu bir çeşit ihbarnamedir..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sorumluluk yoksa etimi budumu burmak da yok.. mealine gelen bir ihtarname.. Haydi bakalım, kaç kaçabilirsen..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Çalışarak yaşayanlar, orta halli rantiyeler için olay daha basit.. Erkek zenginse iş karışır..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Muhtemel bir boşanma halinde kadın erkeğin sahip olduğu malın mümkünse tamamını ister.. Tamamı olmazsa yarısını..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Alır, o da içini soğutmaz.. Erkeğin ne kadar ek yeri varsa konu komşudan başlayıp mahalle, şehir, ülke; herkese duyurur..&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Amerikanın bazı eyaletleri ile kimi Avrupa ülkelerinin hukuku kadına arka çıkar..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kadının eş olma halini ağır mesai gerektiren bir meslek.. olarak görürler..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bunun garip tarafı, kadının kocası ne kadar zenginse evlilik sırasındaki mesaisi.. o kadar ağırlaşır..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Evlilik sayesinde elini sıcak sudan soğuk suya sokmayan kadın en yüksek tazminatı alır..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sebebi mi? Kadınlara okuma hakkının verilmesidir..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Hukuk düzenine diploma aracılığı ile sızan kadınlar medeni yasaları erkeğin aleyhine çevirip onları mağdur etmişlerdir..&lt;br&gt;&lt;br&gt;İşte evlilik sözleşmesi denen şey de erkeklerin böyle bir savunma ihtiyacından doğmuştur..&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;BİZİ SALLAMAZ..&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Evlilik sözleşmelerinin mantığı, eş statüsü kazanan kadını potansiyel banka soyguncusu gibi gördüğünden, boşanmalarda erkek lehine bir sınır getirmeyi amaçlar..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bunun sebebi de hukukun erkeği evlilik söz konusu olduğunda yarım akıllı olarak kabul etmesidir..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Hukuk Bu dangalak yarın başına iş getirir kendini koruyamaz.. Biz koruyalım.. der..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Cem Uzan olayı bu işin Türkiye gündemine giren örnek bir gölgesidir..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Dilimize düşen sözleşmenin kafamı karıştıran tarafı, eş statüsünde görünen kadının ucuza gitmesidir..&lt;br&gt;&lt;br&gt;On küsur yıl evli kalıp iki çocuk yapacaksın.. Kocanın dolar hesabıyla milyarları olacak.. İmzaladığın sözleşmeye göre boşanırken topu topu beş milyon dolar alabileceksin..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ona da TMSF musallat olacak..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu para ödenirse ben de hakkımı isterim.. diyecek.. Sanki Cem Uzanla el ele tutuşup on küsur yıl onlar flört etmişler gibi..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yazık olmuş Alara Hanıma.. Yazık olmuş o güzelliğe.. Keşke başkasıyla evlenseymiş.. Temsil Halis Ağanın eline böyle bir güzellik geçse yirmi kat fazlasını verir..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Lafımın bundan sonrası memleketimizin AB gurubuna sızan orta halin biraz üzerindeki erkeklere.. Telaş edilecek bir şey yok..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Evlilik sözleşmesi.. bize uymaz.. Erkek kısmı bunu moda diye benimsemez..&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Dr. Kut abimiz anlatmıştı.. Yıllar önce çalıştığı hastaneye Amerikadan bağış olarak protez bacaklar gelmiş..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Doktor olarak heves ediyorlar ki ihtiyacı olan bir hasta çıksın da bacağı denesinler, cerrah olarak kendilerini geliştirsinler..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Beklenen hasta doğu illerinden birinden gelmiş..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Adam birinci karısını getirmiş ki kadıncağız yarı yatalak.. Yürüyemiyor.. Amerikan bağışı protez bacaklar tam da derdine deva..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Dr. Kut Bey eşi yatalak kocayı karşısına almış.. Bak.. diye başlamış lafına..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu protez bacağın değeri on beş bin dolar.. Sana dokuz bin liraya vereceğiz.. Ameliyat için de para almayacağım.. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Hasta kadının kocası biraz düşünmüş.. Birden karısına dönüp Kalk gidiyoruz.. diye buyurmuş..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Dr. Kut Bey Yahu dur.. Nereye gidiyorsun.. deyince adam durmuş, gerekçesini açıklamış..&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ben o paraya yeni bir karı alırım.. Hem bana bakar hem de aha bu karıya.. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Erkeklerimiz kavidir, hayata bakışları budur.. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Evlilik sözleşmesi gibi icatların sosyal hayatımıza yan etkisi yoktur..&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Selahattin Duman</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>İclal Aydın - Bir pazar arası...</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Bir_pazar_arasi&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272507&amp;Categoryid=4&amp;wid=10</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/10.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;Pazar sabaha karşı 05.45 gibi uyandım. Uyku yok! Uzandım, başucumdaki kitabı aldım. Önce kızım, sonra Beşiktaş, sonra da Elif geldi aklıma... Kızımın doğum günüydü bir gün önce. BJKli bir öğrenci olarak takımı hediyesini de vermişti işte! Fenerbahçe kalesinde üç gol! Ve Elif... Kahvaltıya çıkalım dışarı diye düşündüm. Sonra da içimden geçti: Umarım beni yanıltmaz, diğerleri gibi olmaz ve ben de yeni bir arkadaş kalbinde bir hayal kırıklığına neden olmam. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Elif Dağdeviren çok uzun yıllar pek çok ortak arkadaşımız olmasına, hayatımızın kimi yerlerinin keskin kesişmelerine rağmen bir türlü bir araya gelemediğim, medyanın güçlü, çekici, becerikli kadınlarından biridir... Kişisel vasıflarının yanı sıra yaptığı işler de malumunuzdur diye düşünüyorum. Gazete, dergi yöneticiliği, köşe yazarlığı, film yapımcılığı gibi işler de olan mesleki geçmişinde bir de Türkiyenin ilk Türkçe portalı Netbulun kuruculuğu da vardır. Hemen belirteyim: 5 Aralıkta Türkmaxda yeni bir TV programı başlıyor. Uzun zamandır üzerinde çalıştığı bu projenin eminim pek yakında taklitleri çıkacak. Ben de merakla bekliyorum.&lt;br&gt;&lt;br&gt;İtiraf edeyim!&lt;br&gt;&lt;br&gt;Elifin havalı işleri, şahane hayatı, başarısı, çevresi, eğitimi, aşkları, işleri uzaktan uzağa kıskandırırdı beni. Tanrı nasıl oluyor da bazı kullarına böyle kıyak geçiyordu? Gel de sinir olma kadına! Her koşulda avantajlıydı bir kere! Babası önemli bir adamdı. Sonracıma iyi bir çevresi vardı, güzeldi filan. Hah! &lt;br&gt;&lt;br&gt;Derken Elifle bir zaman önce bir yemekte bir araya geldik. Kısa bir süre sohbet ettik. Sohbet ederken göz teması kurabilen, içtenlikle gülebilen kadına bakarken senelerce benim için kurulan o cümleler geçti kafamdan: Ben sizden hiç hoşlanmazdım ama şaşırdım vallahi tanıyınca, hiç öyle değilmişsiniz! &lt;br&gt;&lt;br&gt;Önyargıların kurbanı olmaktan duyduğum öfkeyi ben de gayet şahane başka birine yansıtabiliyormuşum işte... Sonra izlemeye başladım Elifi... O konuştukça sağ tarafındaki hayalî bir kutuda sürekli puan birikiyordu. Biz buna arkadşlıkta alınteriyle kredi toplama işlemi diyoruz...&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Lafı uzattım. Pazar günü kahvaltıda buluştuk. O kadar çok, o kadar çok ortak arkadaşımız varmış ki masaya gelen gidenden sonra ortak bir tarihimiz olduğu sonucuna vardık. Kahvaltının sonuna doğru Hadi, tiyatroya gidiyoruz dedi Elif. Ve ben itaat ettim. Bir süredir tiyatro salonuna giremez hale gelmiş olan ben! &lt;br&gt;&lt;br&gt;BKMde Alper Kulun oynadığı tek kişilik oyun Cavemane gittik. Bir de önde oturuyoruz. Ya oyun kötüyse? Ya ben çok daralırsam? Ya yine nefesim geri geri kaçarsa? Derken Alper sanheye çıktı. Elif kolumu tuttu ve kulağıma eğilip Çok eğleneceksin ama çoooook dedi. Aaaa, daha önce izlemiş demek ki ve ikinci kez izleyecek!&lt;br&gt;&lt;br&gt;Alper Kul çok şahane bir performans sergiliyor. Tam 25 ülkede oynanmakta olan ve dünyanın en uzun süre perde açan oyunu olan bu oyun, kadın erkek ilişkileri üzerine belki yeni bir şey söylemiyor. Ama o bildiğiniz şeyleri Alper öyle bir bizden hale getirmiş ve o salonu öyle kapalı bir kutuya çeviriyor ki, biz bizeyiz duygusu içinde makaraları koyuveriyorsunuz. İnanın bana yıllardır bu kadar gülmemiştim. Elif sanki ilk kez izliyormuş gibi iki büklüm oluyordu gülerken. Alperi görmezseniz kendinize haksızlık etmiş olursunuz. İstanbul BKMde gösterileri devam ediyor. Kasım sonu Ankarada, Aralıkta İzmirde sahne alacak. Her türlü detay için www.caveman.com.trye girebilirsiniz...&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Peki nedir bu yazının sonucu:&lt;br&gt;&lt;br&gt;1- Bu satırları yazarken büyüttüğüm kızım artık sekiz yaşında.&lt;br&gt;&lt;br&gt;2- Beşiktaş 3, Fenerbahçe 0!!!!&lt;br&gt;&lt;br&gt;3- Önyargıların mağduru olarak önyargılarımla üzerini örttüğüm her kişi için yeni bir söz bulmam gerekir. Önyargısız sevdiklerimin açtıkları gedikleri kapamak içinde yeni bir harç...&lt;br&gt;&lt;br&gt;4- Elif bana şahane bir hediye verdi, müthiş bir pazar günü, yeniden tiyatro sevinci!&lt;br&gt;&lt;br&gt;5- Arkadaşlıklarda bir de kredi kaybetme sistemi var biliyorsunuz. Siz ona 1000 kredi açıyorsunuz o inatla cayır cayır harcıyor kredilerini... Tek tek siliyorsunuz puanları...&lt;br&gt;&lt;br&gt;6- Kadın ve erkek tepkileri Korede de Almanyada aynıymış demek. Yoksa 25 ülkede bu kadar delice sevilir mi bir oyun?&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>İclal Aydın</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Okay Gönensin - İzmirdeki taşlar</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Izmirdeki_taslar&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272502&amp;Categoryid=4&amp;wid=11</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/11.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;Yakın tarihimizde sivil kuvvetler 6-7 Eylül 1955te ve 1960 sonrasında Müslüman olmayan azınlıkları taciz edip gitmeye zorlama faaliyetlerinde kullanılmıştır. Bunların dışında PKK terörünün yarattığı duygusal tepkiler içinde çeşitli kentlerde durumdan vazife çıkaran gruplar harekete geçmeye çalışmış, bazen de basit anlaşmazlıklar etnik cezaya dönüştürülmek istenmiş, ancak bunlar durdurulmuş, can kaybı olmamıştır.&lt;br&gt;&lt;br&gt;İzmirde DTP konvoyunun örgütlü bir şekilde taşlanması hiç de iyiye alamet değil. Bazı kişilerin ellerinde taşlarla kameralara poz vermesi de iyiye alamet değil...&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;İzmirin bir demokrat ve muhalif geleneği vardır. Bu gelenekte cumhuriyetçi ve laik duyarlılığın da güçlü olduğunu söylenebilir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;İzmir de göç alan, geniş bir Kürt nüfusun ekmek ve güvenlik aradığı şehirler arasında. Bu durumun yansımalarından biri, iki seçim önce Cem Uzanın en sıradan faşizan üslubunun İzmirde ciddi destek görmesi oldu. Yine de İzmirde ağırlık CHPli seçmendedir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;DTPlilere tepkiyi, konvoyun fazla gürültülü turlar atmasıyla, hatta arada bir kişiye çarpmasıyla açıklamak isteyenler olabilir. Ancak taşları bunlar da haklı gösteremez.&lt;br&gt;&lt;br&gt;İzmirlilerin, ülkenin bütün vatandaşları gibi siyasi ve toplumsal gelişmelerle ilgili fikir sahibi olmaları ve bunları duyurmak istemeleri doğaldır, en demokratik haklarıdır. Ancak bu hakkın kullanımında asla taş atmanın yeri olamaz. DTPlilerin gürültü ettiği bölgenin sakinleri ertesi gün aynı yerde DTPye tepki gösterisi yapabilirler, ama taş atamazlar.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Türkiye, Kürt meselesini ve terörü demokratik bir süreç içinde çözme yoluna girdi.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu süreçten kuşkulananlar ve kaygılananlar elbette ki kuşku ve kaygılarını belirtecek, tartışacaklardır. Ancak bazı çevrelerin tartışmaları sivil çatışmalara çekmek yoluyla süreçleri tıkamak istediği sır değil.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu tuzak sürekli olarak halkın önüne çıkarılıyor. Ve bu tuzağa düşmeye ne İzmirlilerin ne de Türk halkının hakkı var. DTP içinde de bu tuzaklara kolayca düşecek gruplar olduğu biliniyor. Ama onların da tuzağa düşme hakkı yok; onlar da toplumun tümünün duyarlılıklarını dikkate almak zorunda.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sivil çatışmalar ortamına sürüklenmenin bütün ülke için ne kadar vahim olacağını herhalde herkes biliyordur. Bu tehlikenin farkında olan herkesin de azami dikkati göstermesi en temel yurtseverlik görevi haline gelmiştir.&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Okay Gönensin</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Ruşen Çakır - Sünni muhafazakârlara yüzleşme çağrısı</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Sunni_muhafazakrlara_yuzlesme_cagrisi&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272499&amp;Categoryid=4&amp;wid=73</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/73.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;Toplumsal, ekonomik ve siyasal gelişim ve dönüşümleri okumaktan aciz kesimler (sadece TSKnın üst düzeyini kastetmiyorum) 28 Şubat 1997den itibaren başlattıkları süreçle Türkiyeyi yukarıdan aşağıya yeniden dizayn edeceklerini sandılar. Onlara göre genel olarak İslami hareket, özel olarak Refah Partisi esas olarak dış güçlerin komplosuydu ve bir sıkımlık canı var dı. Sonuç olarak 28 Şubat süreci olarak adlandırdığımız bu post-modern darbenin ülkemize çok büyük zararları oldu. Bunları teker teker sayacak değilim, şu an yaşananlar 28 Şubatçıların ne derece gerçeklerden uzak hareket etmiş olduklarını, ellerindeki pirinçten olduklarını net bir şekilde gösteriyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;28 Şubatçıların nice kötülükleri yanında Türkiyeye en azından şu hayırları dokundu: Sünni muhafazakâr kesimleri önce demokrasi, insan hakları gibi evrensel değerlerle tanıştırdı veya bu kesimlerde bu kavramlara yönelik şüpheleri büyük ölçüde giderdi ve nihayet bu çevreleri Batı ile (Avrupa, ABD, hatta bir ölçüde İsrail) yakınlaştırdı. Kuşkusuz 28 Şubat darbecilerinin maksadı bu değildi. Yine kuşkusuz, İslami çevrelerin demokrasiye, Avrupa Birliği projesine vb. dört elle sarılmaları, en azından başlangıçta  zaruret ten olmuştur, fakat zamanla bunları büyük ölçüde içselleştirdiklerini de görüyoruz.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Tarihin çarpıtılması&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Aynı çevrelerin, yanlarına liberal iddialı bazı müttefiklerini de alarak, Ergenekon sürecinde Türkiyenin yakın tarihini yeniden yazmaya yöneldiklerini görüyoruz. Bu yeni siyasi tarih okumasına göre Türkiyede demokrasi saflarına kaydedilebilecek kişi, parti, çevrelerin; duruş, tavır ve eylemlerin neredeyse tümü Sünni muhafazakâr, dolayısıyla sağcı kesimlerden çıkmıştır. Buna karşılık sol hemen hemen her zaman demokrasi, dolayısıyla halk (ya da millet) karşıtı olmuş, genellikle darbelerden yana tavır almıştır. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Tarihin tepeden tırnağa çarpıtılmasına dayalı bu yeni okuma sahipleri, solun tarihe mal olmuş isim ve değerlerinin neredeyse tümü hakkında, hiçbir dayanağı bulunmayan karalamalara başvururken, sağın, demokrasiye katkıları hayli şüpheli birçok ismini birer demokrasi kahramanı haline sokmaya çalışıyorlar.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Normal şartlarda hiçbir inandırıcılığı olmaması gereken bu yaklaşım, her fırsatta sol  adına ortaya atılmaya meraklı, demokrasiye hiç iltifat etmeyip, otoriter, hatta  totaliter rejim heveslisi kişi ve çevrelerin varlığı sayesinde belli bir etki gücüne sahip olabiliyor. Ama şurası bir gerçek ki diyelim ki on yıl önce, demokrasi, insan hakları, Kürt sorunu, AB gibi konulardaki toplumsal ve siyasal saflaşmalar büyük ölçüde altüst olmuş durumda.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Hallerinden memnun olanları bir kenara bırakacak olursak, benim gibi, şu anki panaromanın gerçekdışı olduğuna inananların kafasını hep  buradan bir çıkış yolu var mı?  sorusu kurcalıyor. Bir de tabii,  varsa nasıl?  sorusu.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Takiye yok&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kimileri, düne kadar demokrasiye beşeri ideoloji damgasını vurup onu küfür rejimi olarak görenlerin bugün takiye yaptıklarında ısrarlı. Bütün enerjilerini, bu maskeyi indirmeye hasrediyorlar. Ortada bir takiye olduğuna inanmıyorum. Türkiyedeki Sünni muhafazakâr kesimin, özellikle 28 Şubatla bir demokratikleşme içine girdiği doğru ve bu hem kendileri, hem bütün Türkiye için çok iyi bir şey. Ama bu süreç bitmiş değil, aynı kesimlerin demokrasi konusunda daha çok yol katetmeleri gerek. Öte yandan düne kadar demokrasi şampiyonluğu yapmış ama ne zamandır şu ya da bu nedenle çizgi değiştirmiş kişi ve çevrelere nostaljik yaklaşmanın, onların aslında gerçek demokrat olduklarında ısrar etmenin hiçbir anlamı yok.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Tekrar İslami kesimlerin demokrasi konusundaki eksiklerine gelecek olursak, öncelikle tarihi gerçekleri bugünden bakıp ters yüz etmekten vazgeçmeleri ve kendi geçmişleriyle samimi bir şekilde yüzleşmeleri gerekiyor. Örneğin işe, 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle kurmuş oldukları ilişkiyle başlayabilirler. Neden Nurculuğun ana gövdesi olan Yeni Asyacılar dışında kimse alenen 1982 Anayasasına açıkça karşı çıkmadı? Neden cuntacılarla değişik vesilelerle gizli pazarlıklar yapıldı?&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu soruları daha da artırabiliriz. En iyisi bunu yarına bırakalım.&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Ruşen Çakır</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Bilal Çetin - Açılım ve DTP davası...</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Acilim_ve_DTP_davasi&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272493&amp;Categoryid=4&amp;wid=3</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/3.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;Hükümetin yürütmeye çalıştığı açılım sürecinin önünde çok sayıda mayınlı alan var. En yakın olanı da DTP hakkındaki kapatma davası.&lt;br&gt;&lt;br&gt;DTP ile ilgili kapatma davası açılalı iki yıl oldu. Dava iki yıldan beri devam ediyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;İktidar partisi hakkında açılan kapatma davasını 4,5 ay gibi kısa sayılabilecek bir sürede karara bağlayan Anayasa Mahkemesi bu davada işi ağırdan alıyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Belki de konunun gerek ülke içinde gerekse de dışarda, Avrupa Birliği ve Avrupa kamuoyundaki hassasiyeti dikkate alınıyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ancak doğal olarak hukukun gereği de yerine getirilecek. Zaten Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, DTP hakkındaki kapatma davasında raportör arkadaşlar bu ayın (Ekim) sonuna kadar raporlarını tamamlayacaklarını ifade ettiler. Ondan sonra da gündeme alma söz konusu olacak demişti.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Haşim Kılıç bu açıklamayı 14 Ekim günü yapmıştı ve yine o açıklamaya göre raporun 25 gün önce bitmesi gerekiyordu. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Belli ki bitmemiş...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Fakat bitecek ve Aralık veya 2010un ilk aylarında Anayasa Mahkemesi bu davayı görüşüp sonuçlandıracak.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Geçmiş örneklere, Anayasa Mahkemesinin içtihatlarına bakılırsa DTPnin kapatılması ihtimali çok yüksek. Kapatma durumunda da DTPnin bazı yöneticilerinin, milletvekillerinin siyaset yasağı kapsamına girmesi ihtimali doğacak. Milletvekilliği ve dolayısıyla dokunulmazlığı düşecek bazı DTP milletvekillerinin yargılanmaları gündeme gelecek. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Tabii ki bütün bunlar şimdilik ihtimalden ibaret ama yüksek ihtimal.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ve bu ihtimalin gerçek olması açılım sürecine ağır bir darbe indirecek. En azından bugünkü ılımlı havayı bozacak.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Taş atan çocuklarla ilgili yasal düzenleme, bazı yerleşim yerlerine eski, Kürtçe isimlerinin verilmesinin yolunun açılması gibi küçük adımlar bile şu anda Güneydoğuda, DTPnin güçlü olduğu yörelerde olumlu bir atmosfer yaratmış, umutları arttırmış görünüyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Parti kapatma kararının çıkması acaba o yörelerde nasıl karşılanacak?&lt;br&gt;&lt;br&gt;DTPliler, hukukun kestiği parmak acımaz diyerek durumu kabullenip, tıpkı HEPin kapatılmasından bu yana olduğu gibi yeni bir parti ile sükunet içinde yola devam kararına varabilecek mi?&lt;br&gt;&lt;br&gt;Yoksa PKK ve parti içindeki bazı radikal unsurların taktiği mi devreye girecek? Yani Açılımın içi boş, bize legal alanda siyaset yapma hakkı bile tanınmıyor propagandası ile ortamı germe, sertliği körükleme yolu mu denenecek?&lt;br&gt;&lt;br&gt;Şu anda açılım sürecine yönelik toplumsal ve siyasal muhalefetin üstesinden gelme ve bu arada da sürecin kazasız ilerlemesi, Haburdan beklenen yeni ve kitlesel girişlerin sükunet içinde gerçekleşmesi üzerinde kafa yoran hükümet DTP davasını ve sonuçlarını henüz düşünmek bile istemiyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ancak o dava bir süre sonra kaçınılmaz olarak gündeme gelecek ve sonuçlanacak. Ve bu sonucun bazı mayınları patlatma ihtimali yüksek.&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Bilal Çetin</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Mustafa Mutlu - Adli Tıp Kurumu adli tıplık mı oldu?</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Adli_Tip_Kurumu_adli_tiplik_mi_oldu&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272496&amp;Categoryid=4&amp;wid=102</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/102.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;8 Kasım 2009da yayınlanan yazımın başlığı, Adli Tıp Kurumu Başkanı, hemen istifa etmeliydi...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Çünkü; Başkan Doç. Dr. Haluk İnce, NTVye çıkmış ve kansere yakalanan hükümlü Güler Zereye Hastadır raporunu geciktirmeleriyle ilgili olarak, inanılmaz sözler söylemişti:&lt;br&gt;&lt;br&gt;Biz hastanın yararı kadar toplumun bazı kesimlerinin düşüncelerini de düşünmek zorundayız... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Başkan Bey, bu sözlerle Hipokrat Yeminine ihanet içindeydi...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu yüzden de bana göre, hemen istifa etmeliydi...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Oysa; o, ne istifa etti, ne de zahmet edip yazıma yanıt verdi...&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu; Adli Tıpın son aylardaki ilk skandalı da değildi üstelik:&lt;br&gt;&lt;br&gt;Önce cocuk tacizcisi Hüseyin Üzmeze verdikleri raporda çuvalladılar...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sonra inanılmaz bir cinayete kurban giden Münevver Karabulutun cesetine morgda başka bir hastadan sperm bulaşmasına neden olup, hatalı rapor verdiler...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ve geçenlerde de; Albay Dursun Çiçeke ait olduğu sürülen özgün belge konusunda rapor verirken, adli tıp kurallarını ve geleneklerini hiçe saydılar...&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Dün; bu kurumda onlarca yıldır çalışan bir grup uzmanla görüştüm...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Anlatılanların onda biri bile doğruysa, adaletin tecellisi için çok gerekli ve önemli bir kurum olan Adli Tıp Kurumu çökmüş demektir!&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ziyaretçilerim, Adli Tıptaki laik, demokratik, sosyal hukuk devleti ve cumhuriyet sevdalısı uzmanların tasfiye edildiğini, yerlerine belli bir cemaate yakın insanların yerleştirdildiğini anlattı...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sözü uzatmayacağım; sadece Adli Tıp Kurumu Başkanı Doç. Dr. Haluk İnceye birkaç soru soracağım:&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;1) Albay Dursun Çiçek dosyasında, neden Grafoloji (yazıbilim) Bölümünün Genel Kurulunu oluşturmadan rapor yazdırdınız? Bu; yasalara, kurum yönetmeliğine ve bugüne kadarki uygulamalara aykırı değil mi?&lt;br&gt;&lt;br&gt;2) Albay Çiçekle ilgili inceleme raporunun altında imzası olan ve görevlendirmeyle Fizik İhtisas Dairesi Başkanlığı yapan Bülent Ünerin uzmanlık alanı nedir? Grafoloji konusundaki deneyimi ve bilgisi yeterli midir?&lt;br&gt;&lt;br&gt;3) Grafoloji bölümünün bağlı olduğu Fizik İhtisas Dairesinde uzman olarak görev yapan 7 kişinin tamamının da  hekim olmasının açıklaması nedir? Batılı ülkelerdeki benzer birimlerde neden ressamlar, grafik eğitimi almış uzmanlar ve fizik mühendisleri görevlendirilmektedir?&lt;br&gt;&lt;br&gt;4) Benzer durum; aynı dairenin Ses ve Görüntü İnceleme Laboratuvarı için de geçerli mi? Buradaki 8 personelin 7sinin hekim olmasının gerekçesi nedir? Bilim alanları insan vücudu olan bu uzmanların; bilgisayar, elektrik ve eloktronik mühendislerinin görevlendirilmesi gereken bir laboratuvarda çoğunlukta olması, size de garip gelmiyor mu?&lt;br&gt;&lt;br&gt;5) Yasalara göre; Kurumun başkan ve iki başkan yardımcısı, Adalet Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanının üçlü kararnamesiyle görevlendirildiği halde... Şu anda Kurumda, yönetmeliğe aykırı olarak üçüncü bir Başkan Yardımcısının (Biyolog Nezir Mazi) idari ve mali işlerden sorumlu olarak görev yaptığı doğru mudur? Öyleyse; yasalara aykırı bu atamayı, adalete hizmet eden bir kurumun başkanı olarak nasıl izah edebilirsiniz?&lt;br&gt;&lt;br&gt;6) Görevde olduğunuz dokuz aylık sürede kurumunuzun kaç uzmanı emekli edildi? Kaçı başka illere gönderildi? Kaçının sorumlulukları daraltıldı? Kaç kişi işe başlatıldı? Bu görev değişikliklerinde siyaset ve tarikat kardeşliği rol oynamış olabilir mi?&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sorularım şimdilik bu kadar...&lt;br&gt;&lt;br&gt;Umarım; Adli Tıp Kurumu Başkanı, bu kez sessiz kalmaz!&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;GÜNÜN SORUSU&lt;/b&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Sevgili öğretmenler, gününüz kutlu olsun... Sorum size:&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bugün ayın 24ü... Cebinizde kaç lira var?&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font size=&quot;3&quot;&gt;İzmirdeki tatsız olaylar!&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, parti konvoyunun İzmirde taşlanmasını provokasyon olarak nitelemiş ve Eğer bu şekilde devam ederse olaylar sadece İzmirle sınırlı kalmaz diğer kentlere de sıçrar diye de bir tehdit savurmuş!&lt;br&gt;&lt;br&gt;Şimdi; Ahmet Beye iki basit soru sormak istiyorum:&lt;br&gt;&lt;br&gt;1) İzmir gibi bir kentte, insanların eline PKK bayrağı verip sokaklara salmak, provokasyon değil midir?&lt;br&gt;&lt;br&gt;2) Olayların diğer kentlere sıçramasını gerçekten istemiyorsanız, bu tahrike artık bir dur deme zamanının geldiğini görmüyor musunuz?&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Mustafa Mutlu</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Can Ataklı - Ne çok cahilimiz varmış</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Ne_cok_cahilimiz_varmis&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272492&amp;Categoryid=4&amp;wid=142</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/142.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;Onur Öymenin Dersim İsyanını anmasından sonra kışkırtılan tartışmalarda bir şey daha öğrendik. Meğer herkes o kadar cahilmiş ki.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama ilginç olan pek çok kişi bu cahilliğinin arkasına sığınarak bir de üste çıkmaya çalışıyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Okurlardan gelen bazı mesajlara bakıyorum, internet sitelerinde haber ve yazıların altına eklenen okur yorumlarını okuyorum, gazetede köşe verilmiş kişilerin yazdıklarını izliyorum, her tarafta bir cehalet itirafı.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama keşke itirafla sınırlı kalsa. Bu cahiller bir yandan itirafta bulunurken öte yandan da Türkiyeye olan kin, öfke ve nefretlerini de kusmuyorlar mı, işte orada insanın canı çok sıkılıyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Neymiş; Dersimde katliam yapılmış da bu halktan saklanmış, iyi ki Onur Öymen böyle kötü bir konuşma yapmış da gerçeği öğrenmiş şimdi.&lt;br&gt;&lt;br&gt;İyi güzel de öğrenmenin önünü mü kesmiş birileri? Dersim isyanı kitaplardan, ansiklopedilerden mi çıkarılmış? Dersim ile ilgili bilgileri Amerikan kitaplarından mı öğrendik şimdi?&lt;br&gt;&lt;br&gt;Türkiye sevgisizliğini kusmak için her bahaneye sarılanlar zannedersiniz ki Celali İsyanlarını çok iyi bilirler. Sevr Anlaşmasının içeriğini adeta ezberlemişlerdir, Osmanlının kuruluş yıllarında Anadoluda kimlerin yaşadığını da su gibi içmişlerdir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bizden saklamışlar meğer demek bilgiye de bilgi kaynaklarına da hakarettir. Açıp baksınlar bakalım sadece gazetelerin kuponla verdiği ve birkaç milyon eve giren ansiklopedilerde Dersim konusu var mı yok mu? Varsa nasıl var? Sansüre mi uğramış?&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sanki bilgi dediğiniz şey devlet tarafından beyinlere huni ile veriliyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sen hiç merak etmeyeceksin, okumayacaksın, Googlea bile bakmayacaksın, sonra da İyi ki Onur Öymen söyledi de öğrenme şansı bulduk diyeceksin.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sahtekârlığın ve cehaletin bu kadarına da pes doğrusu.&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font size=&quot;3&quot;&gt;Rahat olun Kemal Bey&lt;/font&gt;&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kemal Kılıçdaroğlu sıkıntıda. Çünkü Tuncelili. İktidar ve faşist yandaşlarının oyununa gelen kimi Aleviler Kılıçdaroğlunu protesto ediyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kemal Bey de ezilip büzülüyor Onur Öymeni alkışlamadım diyor Gereğini yapsın önerisi getiriyor, bir tür özür diliyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Karakteri çok sağlam bir siyasetçi nasıl bu oyunlara geliyor anlamıyorum.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Alevileri bugüne kadar kötüleyen, onları Müslüman bile kabul etmeyen, kestikleri eti bile yemeyen, Sivasta yakılmalarını seyreden ve tepki vermeyen kim varsa bugün Alevi dostu kesildi, onlar adına Onur Öymenin kellesini istiyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kemal Kılıçdaroğlunun bunları görmüyor, fark etmiyor olması mümkün değil.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Gerçi Alevilerin ezici çoğunluğu gerçekleri biliyor ve soğukkanlılığını bozmadan sabırla bekliyor. Kemal Kılıçdaroğlunun da aynı soğukkanlılıkla davranması ve çıkarları uğruna inancına ihanetten bile sakınmayanlara haddini bildirmesi gerekir.&lt;br&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ergenekon davasının görüldüğü mahkemenin tavanı çöktü. İddianame de salon gibi hazırlandıysa vay halimize!.. (Gani Yıldız)&lt;br&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font size=&quot;3&quot;&gt;Bu nasıl iş böyle; Sağlık Bakanı hâlâ istifa etmiyor&lt;/font&gt;&lt;/b&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Domuz gribi aşısı konusunda tıbbi konuya hiç değinmeden Türkiyedeki uygulaması ile ilgili birkaç yazı yazdım. Aşı işinden kötü kokular geldiğini belirtmeye çalışım. Sağlık Bakanlığı açıklama gönderdi. Hiçbir kötü koku olmadığını ileri sürdü.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Oysa durum böyle değil. Kötü koku ortalığa öyle bir yayıldı ki, durmak mümkün değil.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ve Sağlık Bakanı sanki zamkla yapışmış gibi koltuğundan kalkmıyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Çünkü halk sağlığı ile ilgili çok önemli bir konuda ülkenin Başbakanı karşı tavır koyuyor ve kimse ağzını açamıyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Eğer domuz gribine karşı geliştirilen aşı, Türkiyedeki bir fabrika tarafından üretilmiş ve piyasaya verilmiş olsa Başbakan kuşku belirtebilir.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama aşıları getiren hükümet. Bu önlemlerin alınmasının Bakanlar Kurulunda görüşülmemiş olması düşünülemez. Yani sonuçta karar sadece Sağlık Bakanlığını değil, tüm hükümeti ilgilendiriyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Başbakan bir kere de değil, tam üç kere aşı ile ilgili olumsuz görüş belirtiyor. Şu anda aşı olması gereken milyonlarca çocuk, ailelerinin kafasının karışması sonucu aşı olmuyor. Oysa uzmanlar bunun gribin etkisini artırdığını ısrarla belirtiyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Onun da ötesinde aşılara halkın cebinden ödenen ve ödenecek olan yüz milyonlarca dolar var. Hesabını kim verecek.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Kimse bunu sormuyor, Başbakan ve ailesinin gripten nasıl korunduğunu ballandıra ballandıra anlatmayı marifet sayıyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ ise hiçbir şey olmamış gibi yerinde oturuyor. Bakan gerekten olağanüstü bir çabayla domuz gribi illetine karşı çaba harcarken, kendisini azarlayan, önlemleri yok sayan ve aşı kampanyasını baltalayan Başbakanın karşısında boynu bükük oturuyor. İstifa etmek aklına gelmiyor. Ne yazık..&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font size=&quot;3&quot;&gt;Öğretmen olan anne babamla gurur duyuyorum&lt;/font&gt;&lt;/b&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bugün 24 Kasım. Öğretmenler Günü. Bugünün benim için de ayrı bir önemi var. Çünkü annem de babam da öğretmen. Ben bir öğretmen çocuğu olarak yetiştim.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Demokrasi düşüncesini, adaletli davranmayı, öğrenmenin yeri ve zamanının olmadığını, başkalarının hakkına saygı duymam gerektiğini, elimdekini gerektiğinde hiçbir şey beklemeden paylaşmamın beni yücelteceğini, yalan söylememeyi, başkasının malında gözümün olmamasını, kimseye kıskançlık duyarak bir yere varamayacağımı hep evde öğrendim.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Annem 5 kızı olan, 5i de üniversiteyi bitiren Kurtuluş Savaşı Gazisi bir generalin kızı.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Babam annesinin tek başına baktığı biricik oğlu.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ve annem babam, 50li yıllarda kullanabilecekleri tüm avantajları geri çevirip Türkiye bizden hizmet bekliyor, ülkenin neresi olursa olsun çalışacağız diyerek ilk tayin yerleri Diyarbakıra gidiyorlar. Ben orada doğuyorum.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sonra Şeker Fabrikaları. Uşak, Susurluk, Erzincan. Kardeşim de burada doğuyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;1961de itibaren 13 yıllık Balıkesir dönemi. Annem babam Necatibey Eğitim Enstitüsünde kimya öğretmenliğine başlıyor. Öğretmenlik maceraları 1980 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünde bitiyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Çok şükür hayattalar ve fırsat bulabildiğim an gidip ellerini öpebiliyor ve hayatla ilgili bilgilerinden yararlanabiliyoruz.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ve tabii bu öğretmenler gününde başta ilkokul öğretmenim Hüsniye Çağlayan olmak üzere emeği geçen tüm öğretmenlerimi unutmam mümkün mü?&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bizleri yetiştiren tüm öğretmenlere saygılarımı bir kez daha sunmak istiyorum.&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Can Ataklı</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Süleyman Ateş - Allahı zikir (4)</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Allahi_zikir_4&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272461&amp;Categoryid=4&amp;wid=31</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/31.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;* DÜNDEN DEVAM&lt;br&gt;&lt;br&gt;Zikir önce dille başlar sonra kalbe iner. Dil sussa da kalp zikreder. Ebu İsmail Abdullah Hereviye göre gerçek zikir, Allahın kulu anmasıdır. Bu zikir kulun, Hakkın kendisini zikrettiğini, kendisini yakınına ehil yaparak zakirlerden kıldığını görmesidir. Gerçekte bu zikir Allahın kendi kendisini zikridir. Allah, bir kulu aracılığıyla kulunu zikir ehli yaparak kendi kendisini anmaktadır. Zira bu durumda zikir, kalbi öyle istila eder ki zakiri resminden (görünüşünden) geçirir, müşahedesiyle onu, kendi nefsini görmekten alıkoyar. Bundan dolayı Allahı, Allahtan başkası tevhit etmemiş(birlememiş)tir. Allahı, Allahtan başkası sevmemiştir cümleleriyle ifade edilen özel bir zevk doğar. Mutasavvıflara göre zikrin anlamı budur. Arif mutasavvıflar, zikri bu şekilde açıklayarak marifet derecesine gelmekle beraber kulluğun ve ilmin hakkını vermişler ve kulun, her bakımdan kul, Rabbin de her bakımdan Rab olduğunu bilmişler, kendi nefisleriyle değil fakat Allah ile kulluğun gereğini yerine getirmişlerdir. Kendi nefisleri için değil Allah için kulluk etmişler, Onun isim ve sıfatlarının tecellilerini görerek Ondan başka her şeyden geçmiş, Onunla var olmuşlardır.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;Nurlar, inci gibi saftır&lt;/b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Zikrin tasavvufta aldığı derin manayı Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, Marifetnamesinde özetle şöyle anlatır: Zikrullah üç dereceye ayrılır: Kelimelerle yapılan dilin zikri. Bunda huzur yoktur. Ama buna devam ede ede zikir kalbe işler. Dil durur, kalp kendiliğinden Allahı anar. Nefesiyle gizlice Allah Allah veya lailahe illallah diyen kimse, lisani ve kalbi zikri beraber yapmış olur. Bir an gelir ki zikir, kalpten bütün vücuda yayılır, ruhu sarar. Bu da ruhun zikridir. Zikrullah ile gece gündüz uğraşan kimsenin kalbinden hikmet nurları parlar. Evvela şimşek gibi çakar, geçer. Sonra yine çakar fakat daha uzun kalır. Ve nihayet her tarafını kaplayan nurlar, ledünni ilim sırları basiret gözünü açar. Bu nurlar, zikir nurlarıdır, saflaşan ruhun akisleridir. Nurlar, camlar içerisinde parlayan inci gibi saftır. Vücut, saflığın son noktasına ulaşmıştır. Artık vücudu bu derece zikir kaplayıp ruh güneşi doğduktan sonra aşk ve mahabbet ateşi, zikreden insanın varlığını tamamen yakarak zikredilenden başka bir şey bırakmaz. İşte fena fillah (Allahta yok olma) denen mertebe budur. * DEVAM EDECEK&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Süleyman Ateş</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Rıfat Sarıcaoğlu - Önünüzde saygıyla eğiliyorum</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Onunuzde_saygiyla_egiliyorum&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272485&amp;Categoryid=4&amp;wid=148</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/148.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;Yazımın başlığını Türkiyedeki ve dünyadaki tüm öğretmenlere ve eğitime olumlu katkıları olmuş herkese ithaf ediyorum. Öğretmenler geçimini zar zor sağlıyor ama dünyada da öğretmenlik kadar saygın başka bir meslek yoktur ve aslında onların her gün anılması gerekir. Yine de dünya ülkelerinde değişik tarihlerdeki öğretmenler günü en azından senede bir kere, öğretmenlik mesleğinin saygınlığını hatırlama ve öğretmenlere saygı ifade etme fırsatı veriyor.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Ömrümün yarım asırlık bölümünü tamamlama 4 buçuk ay kaldı. Geriye doğru dönüp baktığımda aslında benim üzerimde emeği olanların (annem, babam, eşim de dahil) hep eğitim için emek verdiğini görüyorum. Eğitimin hayat boyu devam ettiğini ve insanoğlu var olduğu sürece de devam edeceğini yaşlandıkça daha iyi idrak edebiliyorum.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Eskilerin söylediği gibi bir fincan kahvenin 40 yıllık hatırı olduğunu toplumumuz benimsemiştir; aile ve geçim dertlerini bir kenara koyup zor şartlar altında çalışan öğretmenlerimize de cennet ayaklarınızın altında demek belki en doğrusu olacak.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;3. Levent, Lütfi Banat İlköğretim Okulundaki öğretmenim Hasan Kaylannın, yerinde duramayan, hatta topa vuracağım derken kazaen ayağındaki ayakkabıyı fırlatıp villanın camını kıracak kadar yaramaz bir çocuğun enerjisini başarıya dönüştürecek kadar sabırlı ve yol gösterici olduğunu şimdi çok güzel görebiliyorum.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Lise 2de ABDde Medicine Bow High Schooldaki matematik hocam Michael Smithin, bir satranç maçını kaybettikten sonraki günlerde üzerime yoğunlaşıp başarının ne demek olduğunu ve planlamayı öğretmesinden beri hâlâ o sermayeyi kullanmayı devam ettirdiğimi çok iyi biliyorum.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Eczacıbaşında basketbol oynadığım yıllarda Rahmetli Minik Önder lakaplı basketbol hocam ve antrenörümüz rahmetli Aydan Siyavuşun bize kazanma arzusunu, şevkini ve yoğun çalışmanın neler getirebileciğini gösterişi ve uygulatması hâlâ dünmüş gibi hafızamda.&lt;br&gt;&lt;br&gt;University of Illinoisde Bilgisayar Mühendisliği hocam Prof. Anton Floriannın beni Hintli okul arkadaşım dâhi Verghis Koshi ile birlikte kendi ekibinde alarak yeni bir bilgisayar dilini, Snobol u yaratırken ekip olmanın ne demek olduğunu uygulama içinde hissettirişi de unutamayacağım anılar arasında.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Otomobil yarışlarında aktif olmadan önce çok iyi bir şöför olduğumu sanırken emniyetli araç kullanmakta bilmediğim ne kadar çok şey olduğunu gösteren Hakan Dinç hocamın ve bana emeği geçen diğer hocalarımın önünde, en kutsal mesleğin bu kutsal gününde saygıyla eğiliyorum.&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu vesileyle Türk halkının Kurban Bayramını kutluyorum. Ben kurban vecibemi Mehmetçik Vakfına bağışla yerine getireceğim. Vatan uğruna hayatlarını kaybedenlerin veya gazi olanların kendilerine ve yakınlarına birazcık bile olsa sahip çıktığımızı lütfen bu bayram da gösterelim.&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Rıfat Sarıcaoğlu</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>İbrahim Seten - Denizli derbiden önce ne anlattı?</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Denizli_derbiden_once_ne_anlatti&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272534&amp;Categoryid=4&amp;wid=125</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/125.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;BAKTIM, çok sevdiğim iki ünlü yazar Reha Muhtar ve Hıncal Uluç, Mustafa Denizliyi aralarında bir türlü paylaşamıyor.. Denizlinin spor medyasındaki en yakın dostlarından biri olarak ben de bu durumdan kendime vazife çıkarıyorum.. Ve onların Beşiktaşın gol çalışıp çalışmadığı ile ilgili tartışmasına yeni bir boyut kazandırmak istiyorum..&lt;br&gt;&lt;br&gt;SEVGİLİ yazarımız Reha Muhtarın da köşesinde belirttiği üzere geçen pazartesi günü Mustafa Denizli ile uzun bir görüşmemiz oldu.. İnanır mısınız, Denizli F.Bahçe derbisinden tam 5 gün önce ne dediyse aynen çıktı.. Sadece F.Bahçeyi farklı yeneriz kehanetinden söz etmiyorum, taktiğe ve futbola dair yaptığı analizler gerçekle neredeyse bire bir örtüştü..&lt;br&gt;&lt;br&gt;MEŞHUR özelliğidir, Denizli kafasında F.Bahçe maçını hâlâ oynuyordu Reha Muhtar ve benimle konuşurken.. Bunu da şöyle anlattı zaten: Henüz kafamdaki maç bitmedi.. Ama şunu biliyorum ki, bizim bu maçı kaybetme ihtimalimiz yok.. Bu F.Bahçenin iyiliğinden-kötülüğünden oluşan bir durum değil.. Tamamen bizimle alakalı.. İlk 6 haftadaki sonuçlardan sonra bir güven bunalımına girmiştik.. Üst üste 6 maç kazanınca artık geçen sezon şampiyonluğu getiren kazanma alışkanlığı yeniden ortaya çıktı.. 2-3 oyuncunun yeriyle ilgili kafam net değil.. Ama yine de F.Bahçeyi yeneceğiz, hem de iyi futbol oynayarak.. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;DENİZLİ, F.Bahçeyi iyi analiz etmiş ve yumuşak karnını belirlemişti: Bu takım ilk golü yiyince bozuluyor ve 60. dakikadan sonra enerjisini kaybediyor.. Bu sezonki tüm maçlarda F.Bahçe fiziksel düşüşe geçmeden önce Alex sayesinde bir gol buluyor, bunu 2lerse maçı rahat tamamlıyor.. Yapmamız gereken de 60a kadar diri kalmak ve son yarım saatte kenardan yapılacak takviye ile F.Bahçeyi alt etmek.. &lt;br&gt;&lt;br&gt;MUSTAFA Hoca kale, 4lü defans ve ortadaki 2 ön liberoda kimlerin oynayacağını çoktan belirlemişti.. Tabata ve Nobreyi de kullanmayacağı belliydi.. Milli Takıma giden Telloyu 60tan sonra F.Bahçe defansının kafasını karıştıracak serbest adam olarak oynatmayı planlıyordu.. Nitekim Serdar beklenenden bile kötü oynayıp yine yüzde 100 bir gol kaçırınca, Alexin topu da üst direkten dönünce hemen devre arasında takıma neşteri vurdu.. Telloyu soktu, Fink-Ernst ikilini kovalamaktan perişan hale düşen Emre-Cristian ikilisinin bıraktığı boş alanı kullandırdı.. Nitekim 2. golü hatırlayın, Boboya asisti Tello verdi..&lt;br&gt;&lt;br&gt;SOL açıktaki seçimi aslında İsmail Köybaşı idi bence.. Milli Takımdan sakat dönmese Gökhanın karşısına onu koyup sol kanadı daha işler hale getirecekti.. Sağ kanatta Ekrem vardı. Santrforda düşündüğü isim ise Nihattı.. Nihatın iki ağır stoperi alıp taç çizgisine doğru çekmesini sağlayıp, arkadan gelenlerle sonuca gidecekti.. Olmadı, Nihatın sakatlığı da geçmedi.. Yerine koyduğu Bobo da işini gerçekten çok iyi yaptı..&lt;br&gt;&lt;br&gt;DENİZLİYİ en fazla sevindiren şey ise Oynadığı her takıma ekstra 10 puan kazandırır diye değerlendirdiği Bilicanın cezalı olmasıydı.. Önderin o boşluğu dolduramayacağını biliyordu.. Bilica-Lugano ikilisi ile geri yaslanarak çok iyi oynayan F.Bahçenin bunu bile yapamayacak hale geleceğini düşünüyordu.. Ön liberolarından en az birini sürekli hücuma çıkararak, defansla hücum arasındaki bölgeye tampon yapan Cristian-Emre ikilisini yoracaktı.. Yordu da nitekim.. Üzülmez-Toraman ikilisini ilk devre hiç ileri çıkarmayıp diri tuttu.. Gökhan ise gereğinden fazla ileri çıkarak kendini yordu.. 2. devre işler değişti.. Gökhan, Üzülmezin rüzgârından domuz gribi olacaktı..&lt;br&gt;&lt;br&gt;HELE Emrenin sakatlanıp çıkması bu taktiğin kaymağı oldu.. Ondan sonra kenardan gelen dipdiri Uğur İnceman, göbekteki boşlukta cirit attı neredeyse.. Hatta gol bile attı.. Aslında kişilere bağlamak yanlış olur, Beşiktaş F.Bahçeyi takım halinde sürklase etti ve hezimet sayılabilecek bir sonuç ortaya çıkardı..&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;HEP aynı yere geliyoruz.. Denizlinin geçen sezon sonu ayrılmak istediğini yazan tek gazeteciyim.. 12 puan kaybedilen dönemde de Denizlinin formda olmadığını, enerjisinin düşük olduğunu, o kendini toparlamadan Beşiktaşın yükselişe geçemeyeceğini bu sütünlarda dile getirdim..&lt;br&gt;&lt;br&gt;BİRAZ geç oldu ama Denizli forma girmeye başladı.. Geçen haftayı yine uykusuz geçirdi, kafa olarak maça çok iyi hazırlandı, ayrıca futbolcularını da hazırladı.. Yıldırım Demirörene yapılan protestolara çok üzüldüğünü de söylemek istiyorum.. İşini ciddiye aldı ve 7 puan önündeki F.Bahçeyi perişan etti.. Bu futbol ve sonuç, Denizlinin başarısıdır.. Devrenin bitimine 4 maç kaldı.. Beşiktaş, devreyi F.Bahçenin 4-5 puan gerisinde kapasa bile şampiyonluğun en önemli adaylarından biri olacak.. Çünkü takımı kötü etkileyen kongre rüzgârı da bitmiş olacak.. Bir kere daha küllerinden doğmayı başardı ya, Denizli lakabının kesinlikle Phoenix olmasını hakediyor..&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>İbrahim Seten</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Buğra Acar - Fox TVdeki gerçekten Futbol Pazarı</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Fox_TVdeki_gercekten_Futbol_Pazari&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272528&amp;Categoryid=4&amp;wid=155</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/155.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;BİR arkadaşımla iddiaya girmiştim, F.Bahçe Beşiktaşı yener, Ahmet Çakar da bana 3 yıllık malzemeyi elleriyle verir diye.. Ama Mustafa Denizli derbiden aldığı galibiyetle, bizim yorumcuların alayını süt dökmüş kediye çevirdi..&lt;br&gt;&lt;br&gt;HEPSİNİN sözleri hâlâ kulaklarımda çınlıyor, Bu ligi G.Saray ve F.Bahçe götürür, arayı açar diye.. Aklınıza kim geliyorsa.. Rıdvan Dilmen, Erman Toroğlu, Ahmet Çakar, Güntekin Onay, hatta Sinan Engin. İsmini saymadıklarım yırttık diye düşünmesin, hepiniz aynı yorumu yapmıştınız..&lt;br&gt;&lt;br&gt;NEYMİŞ efendim,  G.Saray ile F.Bahçe bu sezon çok iyiymiş, geçen yıla benzemezmiş..  Yahu biriniz de çıkın, Hıncal Uluçluk yapın değişik bir görüş beyan edin.. Herkesin ak dediği şeye siz bak deyin! Ama nerde, bir de ekranlarda sanki hiç böyle yorumlar yapmamış gibi takılmanız yok mu.. Bulamadık böyle iş!&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;ALDIĞI 3 puanla gözüm gözüm kenardan sıyrılan Mustafa Denizli, sahneyi de Rijkaarda bıraktı. Portakalın resmen kabuğunu soydular.. Adamın ne hocalığı ne adamlığı kaldı yine. Ya bari teknik direktörlere bu kadar sallıyorsunuz, sonra  Hep fatura teknik direktöre kesiliyor demeyin bari. Neyse, biz kendi tarzımızı bozmayalım!&lt;br&gt;&lt;br&gt;FOX TV Futbol Pazarında Oktay Derelioğlu stüdyodakileri de, beni de çılgına çevirdi resmen.. Konu Gökhan Gönülün penaltı pozisyonu. Hemen söyleyeyim, kızdığım konu  Penaltı değil demesi değil.. Bu yorum farkıdır.. Ama savunduğu şeye bakar mısınız:  Gökhan, İbrahim Üzülmezin önünde değil ki. Bunu duyunca  Allah Allah ya, bizim evde mi acaba? dedim başladım aramaya.. Gökhaaannnn, Gökhaannnn, sehpanın altında mısın yoksa? derken, kapının arkasına saklanmış meğerse kerata.. Böyle bir şey olabilir mi Derelioğlu, ekrana görüntüyü getiriyorlar, Gökhan 1 metre önünde, Bu ne Oktay? diye soruyorlar, Ön değil bu, yan ön diyorsun.. Hani öyle bir yorum ki, Acaba Derelioğlu da mı Almanyadaki şebeke tarafından maniple ediliyor diye düşünüyor insan..&lt;br&gt;&lt;br&gt;BİR de Serkan Korkmazın rezil oluşu vardı, onun yerinde ben olsam ayakkabıları giymeden kaçardım stüdyodan. Kazımın açıklamasını getirdiler ekrana, sanki Başbakan halka sesleniyor gerçekten. O kadar güzel ve kaliteli cümleler. Tüm stüdyo Eğer bunlar Kazımın cümleleriyse kellemi feda ederim tarzında isyan ederken, Serkan bey çıktı sahneye: Lütfen, bu özel haberimiz. 2. cümle tam sıvamalık.: Biraz düzeltmiş olabiliriz. Nerede benim külahım:)&lt;br&gt;&lt;br&gt;TABİİ bizim burda F.. off diye yazdığımız İngilizce küfrü, aynen canlı yayında söyleyip özür dilemen de harikaydı sayın Serkan Korkmaz..&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;KANALTÜRK Telegol ekranlarında Gökmen Özdenak artık zıvanadan çıktı, gömleği buruşsa Aziz Yıldırımdan bilecek. Stüdyoda G.Sarayın basketboldaki utancı konuşuluyor, Gökmen abinin iddiası şu: Turgay Demirelin işleri kötü giderken Yıldırım ona maddi destek vermişti. Şimdi de Aziz Yıldırım ne isterse onu yapıyor. Zaten diğer yorumcular da hurraaa diye atladı Gökmen abinin üstüne de, böyle bir şey olabilir mi? Sinan Engin bir anda parlayıp, Gökmen abi ne adammış bu Aziz Yıldırım ya, gidelim yanından ayrılmayalım bu adamın o zaman. Ne güçmüş bu ya demesiyle iyice deliren Özdenak, aynı Ahmet Çakara olduğu gibi Engine de hemen belaltı vurdu..&lt;br&gt;&lt;br&gt;KONU, Yıldırım Demirörenin İnönüye gelmemesiydi. Herkes gitmemesini haklı bulurken Gökmen abi, Ben korkmam, giderdim dedi.. Sinan Engin de Senin hergün yolunu çevirseler aynı yoldan geçer misin? diye bir soru yöneltti. Belaltıda usta olan Özdenak, Seninle 2003te kavga edip, birbirimize girmiştik. Sonra durmadan mafyalar aradı beni, tehdit ettiler demez mi.. Seni kandırmışlar, dalga geçmişler dedin ama yemezler Sinan abi.. Böyle bir konunun anında kapanmasından belli zaten ince iş olduğu!&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;ERMAN Toroğlu, Lig TV Maratonda uzmanlık dalıyla ilgili bilgi veriyordu pazar akşamı.. Soyanın mal varlığına zarar verdiğinden bahsediyordu hoca.. Soya yiyenin erkekliğinde problem doğduğunu anlatmak için aynen şu ifadeyi kullandı Toroğlu: O yüzden bu Bangkokta falan erkeklerin çoğu yumoş gibi oluyor. Ne diyelim hocam, Allah güç versin!&lt;br&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;HAFTANIN İNCİLERİ&lt;/b&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ahmet Çakar: G.Sarayın basketbolda yaptığı sahtecilik ama gerizekalı sahtecilik.&lt;br&gt;&lt;br&gt;Sinan Engin Sahtecilik değil, salaklık. (Vurun abalıya)&lt;br&gt;&lt;br&gt;Bilgin Gökberk: Sahada F.Bahçeli basketçiye vurabiliyorlarsa, bizim ağzımızı burnumuzu dağıtırlar demek ki. (Kafaya vururlarsa tehlikeli abi)&lt;br&gt;&lt;br&gt;Gökmen Özdenak: Basketboldaki utanç tablosunda suçlu olanların hepsi liseli.. Bu liselilerin Adnan Polata bir komplosudur. (Yok abi, F.Bahçe Lisesi o. Aziz Yıldırım var yani işin içinde)&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Buğra Acar</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
      <item>
         <title>Hakan Yaşar - Daum yere yatsana</title>
         <link>http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Daum_yere_yatsana&amp;tarih=24.11.2009&amp;Newsid=272527&amp;Categoryid=4&amp;wid=100</link>
         <description>&#13;
&lt;img src=&quot;http://foto.gazetevatan.com/pics/yazarlar/100.jpg&quot; align=&quot;right&quot;&gt;&lt;font face='Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif' size='2'&gt;&lt;p&gt;Örnek bir derbi oynandı ancak sonrasında konuşulanlar F.Bahçe adına vahim.&lt;br&gt;&lt;br&gt;DERBİ sonrasında oluşan ve konuşulan tablo F.Bahçe adına son derece vahim... Mustafa Denizli takımına F.Bahçeye 4. golü atıp atmamaları konusunda bir taktik vermediğini söylüyor. Maç sonu canlı yayındaki açıklaması da, Oyuncularım 4.yü istemediler şeklinde.. Daha sonra, Herhalde M.United maçını düşündüler şeklinde de VATANa ekleme yaptı..&lt;br&gt;&lt;br&gt;MAÇI izleyen herkese göre gerçek bir olay var. O da Beşiktaş, 3-0da durdu.. Kimine göre Uğur değil Tabata oyuna girse fark artacaktı.. Ama Uğur bir attı, bir de topu ıskalayınca golü kaçırdı.. Benim gözlemim Beşiktaş F.Bahçeye acıdı.. Mesela Liverpool, Beşiktaşa acımadı, 8-0lık tarihi skora ulaştı. O günkü menajer Sinan Engin de bu meseleyi  Adamlar bize hiç acımadı diye anlatmıştı..  &lt;br&gt;&lt;br&gt;KİŞİSEL fikrim F.Bahçe öyle dağılmıştı ki Beşiktaş fren yapmasa 6-0 bile olurdu. Yani Beşiktaş istese 6 atardı Fenere. Ve bu tabloyu yaratan adam Daum.. Takım 2 dakikada dağılıyor, sahada olanlardan haberi yok. Derin bir uyku halinde. Ona Otoriter disiplin adamı diyorlar ya bu olay tamamıyla bir şehir efsanesi bence...&lt;br&gt;&lt;br&gt;İDDİA ediyorum F.Bahçe takımı tarihin en disiplinsiz kadrosuna sahip. Bu da Daumun eseri.. Sahada futbolcular arasında kan gövdeyi götürecek oralı değil. Onun umrundaki tek şey hesabındaki bol sıfırlı milyon Eurolar zaten. Eminim ki, Aziz Yıldırım ona  Bizi lig şampiyonu yap, gerisi önemli değil  dedi.. O da bu ligin kurdu.. Elindeki kadro da yürüyerek şampiyon olacak kapasitede.. Mayıs ayında olursa da bu Daumun değil kendi kafasına göre takılan kadronun başarısı olarak tarihe ve kayıtlara geçmeli.&lt;br&gt;&lt;br&gt;DENİZLİ derbide harikalar yarattı diyenlere kısmen katılmıyorum. O çalışılmış, emek ürünü Önce skor bağlama, sonra tokadı atma taktiğiyle kazandı.. Fakat karşı kulübede de teknik direktör yoktu, terlemeden maçı aldı...&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;GELELİM şu yatma meselesine.. Dauma göre sakatlanan Emre yere yatsa o gol gelmeyecekmiş... Olabilir ama o gelmese diğerleri gelecekti. Çünkü F.Bahçe, yere yatacak kadar aciz durumdaydı o dakikalarda.. Ve sana yarın Daum yere yatsana diye bağırırlarsa hiç şaşırma... Zaten Türkiyeye yatmaya gelmiş bir halin var..&lt;br&gt;&lt;br&gt;BU ülke zordur ama yeni gelenler için. Daum genlerimizi iyi öğrendi, 4 defa gelip gitti.. Ama Hugo Broos aynı şansa sahip değil.. Sonunda mezarlıktaki yerini aldı. Aldı ama giderken de ilginç bir söz etti: Oyuncularım Trabzona karşı mükemmel mücadele etti. Kasımpaşa karşısında hiç etmedi. Bu durumu araştıracağım &lt;br&gt;&lt;br&gt;BUNU da ben Belçikalılar gibi değil saf duygularımla net bir şekilde tercüme edeyim... Bu resmen Beni sattınız demek oyuncularına. Bu konuşmadan 2 saat sonra görevden alındığı için derin sabotajı incelemeye fırsatı olmadı haliyle.. Fakat acı gerçek bu. Türkiyede öyle bir futbolcu grubu var ki, istemediği hocayı göndertir.. Onlara o kulüp kalır mı orası da ayrı muamma!&lt;br&gt;&lt;br&gt;TRABZON için ise acil eylem planı şart. Şenol Güneş doğru tercih ama onu yeniden pişman eder camiası.. Ki bir tek Güneşle, Fatih Tekkeyle düzlüğe çıkamazsınız.. Asla unutmamak gerekiyor ki, futbol bir takım oyunudur. &lt;br&gt;&lt;br&gt;BUNU ihmal ettiğinde G.Sarayın ne hale düştüğünü gördük. 2-3 kişi koşar, diğerleri yatarsa olmuyor bu işler. Hele de Frank Rijkaard gibi bir profesyonel.. Gecenin saat 4ünde gelip maça çıkan Manisa, alıp götürüyor puanı.. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;ÖZETLE; lider ile 8. arasında sadece 10 puan var ve ligin gerilimi yeni başlıyor. Anadolu düzeldi, Büyüklerin takkesi düştü.. Ayrıca yeni senaryolar mevsimi açıldı. Aziz Yıldırımın  Bu Fırat garip maçlar yönetiyor sözü ülkenin en iyi hakemlerinden birisini zan altında bırakacak değil ama anlamlı.. &lt;br&gt;&lt;br&gt;ASLINDA sisli futbol vadisinin içine bir telekulak yerleştirmek, herkesi dinlemek lazım. Baksanıza bu kadar bahis skandalı patladı, ne kirli çamaşırlar çıkıyor. Allah bilir neler oluyordur buharlaşan telefon konuşmalarında..&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;b&gt;İKİ DERBİ ARASINDAKİ FARK&lt;/b&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;KADIKÖY ile İnönüde oynanan iki derbi, sadece 27 gün arayla yapıldı. F.Bahçe-G.Saray derbisinde öyle vahim olaylar yaşandı ki tekrar hatırlatmaya gerek bile yok. Keitanın Carlosa attığı yumruk o derbideki yaşananların özetidir aslında.. Beşiktaş-F.Bahçe arasındaki derbiden kalan ise Carlos-Tello dostluğunu yansıtan fotoğraf.. Açıkçası iki derbi arasındaki şiddet farkını belgeliyor bu iki tablo.. Tersini söylemek ise imkânsız.&lt;/p&gt;&lt;/font&gt;</description>
         <author>Hakan Yaşar</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
         <category>Yazarlar</category>
      </item>
   </channel>
</rss>
<!-- fe12.pipes.sp1.yahoo.com uncompressed/chunked Mon Nov 23 20:24:21 PST 2009 -->
