<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:yt="http://gdata.youtube.com/schemas/2007">
   <channel>
      <title>Taraf - Yazarlar</title>
      <description>Pipes Output</description>
      <link>http://pipes.yahoo.com/pipes/pipe.info?_id=6cf5bd9e2c0fa25c618a3a578a648c60</link>
      <pubDate>Tue, 24 Nov 2009 00:48:13 -0800</pubDate>
      <generator>http://pipes.yahoo.com/pipes/</generator>
      <item>
         <title>Cem Sey - AB&amp;#8217;de statüko kavgası</title>
         <link>http://taraf.com.tr/makale/8653.htm</link>
         <description>&lt;p&gt;&lt;b&gt;BERLİN&lt;/b&gt; &lt;br&gt;ABD&amp;#8217;nin eski dışişleri bakanı Henry Kissinger, &amp;#8220;Avrupalılarla işbirliği yap&amp;#8221; diyenlere kızardı. &amp;#8220;Avrupa&amp;#8217;nın dışişleri bakanının telefon numarasını söyleyin, hemen arayayım&amp;#8221; derdi. Ama AB, ABD gibi bir &lt;i&gt;ülke&lt;/i&gt; olmadığı için, tabii o telefon numarası da yoktu. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Geçtiğimiz hafta AB ilk kez &amp;#8220;Avrupa&amp;#8221;nın telefon numarası sayısını ikiye indirdi. Belçika Başbakanı Herman van Rompuy&amp;#8217;un AB Başkanı, şimdiye kadar AB Ekonomi Komiseri olan İngiliz politikacı Catherine Ashton&amp;#8217;ın da AB Dışişleri Bakanı seçilmesiyle, en azından teoride, kriz anında Avrupalıları süratle bulmak artık olanaklı olacak. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama sadece teoride. Çünkü van Rompuy ve Ashton&amp;#8217;ın ciddi bir etkisi yok. AB&amp;#8217;nin büyük ülkeleri ve muhafazakârları, AB&amp;#8217;nin zirvesine etkili, sevilen ve başarılı politikacıların gelmesini de istemiyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Önümüzdeki yıllarda Van Rompuy, Ashton ve daha önce seçilen AB Komisyonu Başkanı Manuel Barroso&amp;#8217;dan oluşacak AB zirvesi her şeyden önce seçilmelerini sağlayan Almanya ve Fransa başbakanlarının söylediğini yapacak. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Alman ve Fransız muhafazakârlarının stratejisi basit: AB&amp;#8217;nin devletleşme sürecini ertelemek. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Çünkü devletleşirse, AB içinde kendi dar ulusal çıkarlarını kollamaları zorlaşacak. Tadını çıkardıkları yetkiler ellerinden gidecek. Zaten Türkiye gibi bir başka büyük ülkenin daha masaya oturmasını da bundan engellemeye çalışıyorlar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bir de ortakları var: İngiltere. &lt;br&gt;&lt;br&gt;İngiltere, AB&amp;#8217;nin entegrasyonunun ilerlemesini ve giderek devletleşerek, ABD karşısında eşit bir güç olmasını hiç istemedi. AB zaten oluşmuş olmasa, içine bile girmeyecekti. Ama üye olarak, AB&amp;#8217;nin entegrasyonunun derinleşmesini engellemeyi tercih etmek zorunda kaldı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bunlar AB vatandaşlarının çıkarlarına ters düşüyor. Onların şikâyeti, bir yandan kendi yaşamlarını bağlayan kararlar alma yetkisine sahip olan Brüksel&amp;#8217;in, diğer yandan ne Avrupa Parlamentosu&amp;#8217;nun, ne de üye ülkelerin meclislerinin denetiminde olması. &lt;br&gt;&lt;br&gt;AB&amp;#8217;nin ne yapacağına ne Brüksel karar verebiliyor, ne de AB halkı. Karar hakkı, üye ulusal devletlerin hükümetlerinde. Onlar arasında da Almanya, Fransa ve İngiltere hükümetleri ağırlık koyuyor. Kendi ülkeleri hakkında bir karar aldıklarında bunu meclisten geçirmek zorunda oldukları halde, kararları AB üzerinden aldıklarında buna karşı koyabilecek pek bir mekanizma da yok. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu nedenle, yıllarca bir AB başkanı ve dışişleri bakanı seçilmesini talep eden Avrupalılar, dileklerinin nihayet yerine gelmesinden sevinç duyamadı. Kimin seçildiği belli olduğunda, Avrupa&amp;#8217;nın entegrasyonunun derinleşmesini arzu edenlerin tepkisi hayal kırıklığı yansıtıyordu. Onlar, AB&amp;#8217;nin güçlendirilmesi yolunda büyük bir fırsatın kaçtığını vurguladı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Buna karşılık muhafazakârlar bu gelişmeden büyük memnuniyet duydu. AB&amp;#8217;nin temelini &amp;#8220;Hıristiyan kültürü&amp;#8221;nün oluşturduğunu savunanlar ve milliyetçiler, Brüksel&amp;#8217;in güçlenmesini şimdilik engellemiş oldukları için mutlu. Bu çevreler, seçilenlerin etkisiz politikacılar olmasını eleştirenlere yanıt verirken, &amp;#8220;zaten güçlü olmaları da gerekmiyor, çünkü asıl görevleri 27 AB üyesi arasında koordinasyon sağlamak&amp;#8221; diyerek, AB&amp;#8217;nin başkanlık ve dışişleri bakanlığı makamlarının içini boşaltmaya çalışıyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;AB Türkiye&amp;#8217;ye benziyor. Nasıl Türkiye&amp;#8217;de statükoyu korumaya çalışanlar her yöntemi kullanarak ülkenin değişmesini engellemeye çalışıyorsa, AB&amp;#8217;nin statükocuları da öyle. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Fakat tıpkı Türkiye&amp;#8217;deki gibi ok yaydan çıktı bir kere. Gelişimi, değişimi durdurmak mümkün değil artık. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Daha şimdiden, sadece sol partiler değil, muhafazakâr ve liberal güçler de, bu yeni kurumların güçlendirilmesini talep etmeye başladı. Hatta Avrupa Parlamentosu&amp;#8217;nun liberal başkan yardımcısı Silvana Koch-Mehrin, AB başkanının doğrudan halkoyuyla seçilmesi düşüncesini bile gündeme getirdi. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Şimdilik bu talepler gerçekleşmeyecek. Ama geleceğin AB&amp;#8217;sinin de temeli atıldı. Yeni seçilen politikacılar ne kadar güçsüz olursa olsun, faaliyetleriyle AB&amp;#8217;yi değiştirmeye devam edecek. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Örneğin, AB Dışişleri Bakanı Catherine Ashton&amp;#8217;ın en önemli görevlerinden biri, dünya çapında &amp;#8220;AB büyükelçilikleri&amp;#8221; oluşturmak ve bir &amp;#8220;AB diplomat ağı&amp;#8221; kurmak. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Kimsenin kuşkusu olmasın, bu diplomatlar ve büyükelçilikler bir süre sonra AB ülkelerinin tek temsilcisi olacak. O gün geldiğinde, dünyanın tüm başkentlerinde 27 büyükelçilik tek bir büyükelçilikte birleşecek. Tıpkı, 27 devletin, bir gün tek bir AB&amp;#8217;de bütünleşecek olması gibi. &lt;/p&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
 &#13;

 &#13;
&#13;
&lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
             &#13;
               &#13;
&lt;br&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;info_relacionada&quot;&gt;&#13;
&#13;
&lt;/div&gt;</description>
         <author>Cem Sey</author>
         <guid isPermaLink="false">http://taraf.com.tr/makale/8653.htm</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Markar Esayan - Kampanyamızın ismi Kafes&amp;#8217;ten çıkmaktır</title>
         <link>http://taraf.com.tr/makale/8654.htm</link>
         <description>&lt;p&gt;Mehmet Baransu&amp;#8217;nun haberine göre, deniz kuvvetlerimizde konuşlu güzide bir cuntamız ülkeyi AKP &amp;#8220;belasından&amp;#8221; kurtarmak üzere Kafes adını verdikleri bir &amp;#8220;organizasyon&amp;#8221; planı hazırlamışlar. Ülke çapında 939 adet Hıristiyan varlık noktası saptamışlar. Bunlar aslında darbe planlarının yoğunlaştığı AKP iktidarı döneminde cuntacı medyada sıkça &amp;#8220;misyoner&amp;#8221; diye hedef gösterilen Protestan cemaatlerini işaret ediyor. Öyle, çünkü Kafes Planı&amp;#8217;ndaki belgelerde adres adres bu kişilerin bilgileri de mevcut. Yani Kafesçi cuntacılar, Türkiye&amp;#8217;de nerede kilise, misyoner, azınlık adresi varsa isim isim ele geçirmiş. &lt;i&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Agos&lt;/i&gt;&amp;#8217;un abone listesini ele geçirmişler. Yine cuntanın hedefleri arasında bu abonelerin adreslerine &amp;#8220;özel&amp;#8221; paketler göndermek, azınlık haklarını savunan isimlere suikast yapmak var. Hesaba göre tüm bu eylemler dindarların üzerine yıkılacak, AKP bu şekilde 2012&amp;#8217;deki seçimlere kadar parça pinçik edilecek. Kafesçi cunta, Marmaris&amp;#8217;i Kafes&amp;#8217;e dahil edip etmemek konusunda kararsızlığa düşmüş. Büyük bir ihtimalle turizm sezonunun yoğun olduğu yaz aylarında çok can kaybının yaşanacağı ve ecnebilerin öleceği bir eylem hakkında kararsızlık yaşamışlar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bunun haricinde, Koç Müzesi&amp;#8217;ni bombalamak da eylem planında yer alıyor. Buradaki denizaltıda Savcı Zekeriya Öz&amp;#8217;ün yerinde tesbit ettiği üzere kullanılmaya hazır ve unutulmuş olması mümkün olmayan mühimmat ele geçmişti. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Hedef orayı çokça ziyaret eden okul öğrencisi çocuklarımızı öldürmekti. &lt;br&gt;&lt;br&gt;*** &lt;br&gt;&lt;br&gt;Azınlıklara dair çok benzer bir plan ise İkinci Ergenekon İddianamesi&amp;#8217;ne girmişti. Gayrımüslim ve Alevi kanaat önderlerine suikast yapacak S-1, S-2 timlerini kurduğu ileri sürülen İbrahim Şahin&amp;#8217;e istihbarat verdiği ve göreve gelmesi için askerî birimlerle görüştüğü belirtilen Fatma Cengiz&amp;#8217;de Ermenilere yönelik fişlemeler bulunmuştu. Kayseri Hava İndirme Tugayı&amp;#8217;nda sivil memur olarak çalışan Cengiz&amp;#8217;in &lt;i&gt;Agos&lt;/i&gt; gazetesinin abone listesi ve hesap cetvelini ele geçirdiği belirlenmiş, ayrıca Ermeni kiliseleri, okulları ve vakıfların adreslerinin ayrıntılı olarak çıkarıldığı görülmüştü. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Nitekim Levent Bektaş ve Fatma Cengiz&amp;#8217;de çıkan &lt;i&gt;Agos&lt;/i&gt; belgelerinin aynı dosya ismi ile aynı gün birkaç saat aralıklarla oluşturulduğu ortaya çıktı. Tarihi ise sıkı durun, 31.05.2006... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Yani Hrant Dink öldürülmeden yaklaşık sekiz ay önce. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Yani Dink&amp;#8217;in suikast hazırlıklarının yapıldığı, ihbarların Emniyet ve Jandarma&amp;#8217;ya yağmur gibi yağdığı, görmezden gelindiği tarihlerde Kafes Planı uygulamaya konulmuş bile! Belli ki, S-1 ve S-2 timleri ile Kafes cuntası arasında bir bağlantı var. Belki de bu timler, Kafes&amp;#8217;in suikast timleri... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Kafes Planı&amp;#8217;nda Dink suikastı, Rahip Santoro cinayeti ve Malatya&amp;#8217;daki Zirve katliamından &amp;#8220;başarısız operasyon&amp;#8221; olarak bahsediliyor. Planlanan eylemlerin de jargonu aynı: Operasyon... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Nitekim, Dink suikastından sonra azınlık okullarına yönelik tehditler artmış, okullar güvenlik için valiliğe başvurmuş, lakin &amp;#8220;kendi imkânlarınızla hallediniz&amp;#8221; cevabı alınmıştı. Rahip Santoro da öldürüldüğünde telefonları polis tarafından dinleniyordu. Malatya Zirve katliamında öldürülenlerin de bağlı olduğu Ankara Kurtuluş Kilisesi Ruhani Önderi İhsan Özbek ölüm tehditleri aldığında ve kilisesine üç kişi gelerek Özbek&amp;#8217;i sorduktan sonra bir kişiyi bıçakla yaraladıklarında Özbek&amp;#8217;in koruma talebi &amp;#8220;Tehlike anında arayın&amp;#8221; denerek reddedildi. &lt;i&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;Taraf&lt;/i&gt;&amp;#8217;ı Kafes haberini yaptığı için kampanya düzenlemekle suçlayan Başbakan Erdoğan&amp;#8217;a duyurulur. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ortaya saçılan bilgilerin bendeki yorumu böyle. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Burada adli bir süreklilik olmasa dahi, bir yüzyıl boyunca yaşanan benzer &amp;#8220;operasyonlar&amp;#8221; arasında ideolojik-kimyasal bir bağlantı olduğu kesin. &lt;br&gt;&lt;br&gt;1915, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül vandalizmi, Yahudilere yönelik Trakya Olayları, 1964 Rum Mübadelesi, Dersim, Madımak, Bahçelievler katliamları, darbeler ve tüm faili meçhuller aynı kafes zihniyetinin bir ürünü. &lt;br&gt;&lt;br&gt;İttihatçı paşalar iktidarı ele geçirmek için suikastları bir yöntem olarak seçmişlerdi. Hasan Fehmilerden, Ahmet Samimlerden gelen, Sabahattin Ali&amp;#8217;yi, Uğur Mumcu&amp;#8217;yu, Bahriye Üçok&amp;#8217;u, Kemal Türkler&amp;#8217;i, Çetin Emeç&amp;#8217;i, Danıştay saldırısını, Dink suikastını ve daha birçoklarını içine alan operasyonları bu Kafesçi örgüt yönetti. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Her seferinde de bunun mesuliyetini halkın sırtına yüklediler. Amaçları sadece ve sadece kendi iktidarlarını korumaktı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;*** &lt;br&gt;&lt;br&gt;Şimdi, medyanın zelil kalemleri çıkıp da, açığa çıkan cuntaların, tam da kalkışacakları faaliyetlerin &amp;#8220;inanılmazlıkları, çılgınlıkları, akıl ötesilikleri&amp;#8221; ile alay ederek inanılmaz kılmaya çalışıyorlar ya, işte ben de buna vicdansızlık diyorum. Ait oldukları ayrıcalık ve zenginliğin altında kocaman bir masumlar mezarlığı var. Biliyorlar, bile bile yapıyorlar bunu. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Sanki Cumhuriyet tarihi, filmlerde seyretsek inanamayacağımız akıl ötesi devlet zalimlikleri ile dolu değilmiş gibi. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Seyit Rıza ve oğlu mahkemeden çıktıklarında idama çarptırıldıklarının bile farkında değildi. Seyit Rıza &amp;#8220;önce beni asın&amp;#8221; dedi, dinletemedi. Gözü önünde yaşını büyüttükleri oğlunu astı bu Kafesçi düzen, sonra da onu. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Hâsılı, bir yüzyıldır aynı kafesteyiz, çıkmaya çalışıyoruz. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Kampanyamızın ismi de budur.&lt;/p&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
 &#13;

 &#13;
&#13;
&lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
             &#13;
               &#13;
&lt;br&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;info_relacionada&quot;&gt;&#13;
&#13;
&lt;/div&gt;</description>
         <author>Markar Esayan</author>
         <guid isPermaLink="false">http://taraf.com.tr/makale/8654.htm</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Demiray Oral - Konumuz kronik cehalet</title>
         <link>http://taraf.com.tr/makale/8655.htm</link>
         <description>&lt;p&gt;Kayıtlara geçsin diye söylüyorum. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Memleket insanı iyice şirazesinden çıkmış bir vaziyette. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bir iki sosyalleştim bu sıralarda ve anladım ki, artık &amp;#8220;modern birey&amp;#8221; olmanın iki mühim şartı var. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Birincisi, Twitter denen âlemde tuhaf cümlelerle durmadan kendi koordinatlarını vermek. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Hadi sanatçısını, politikacısını, ünlüsünü filan bir yere kadar anlıyorum da diğerlerine ne demeli? &lt;br&gt;&lt;br&gt;&amp;#8220;Gılorya Jins&amp;#8217;de (bu nasıl bir kahve dükkânı ismidir bu arada!) kahve içiyorum. Birazdan Ekin&amp;#8217;le buluşup filme gidicez...&amp;#8221; &lt;br&gt;&lt;br&gt;&amp;#8220;AKM&amp;#8217;nin önünde Emel&amp;#8217;i beklerken kendimi Gezi Pastanesi&amp;#8217;nde buldum. Umarım pizzam Emel&amp;#8217;den önce gelir...&amp;#8221; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Vesaire, vesaire, vesaire... &lt;br&gt;&lt;br&gt;İyi hoş da sen kimsin adamım? &lt;br&gt;&lt;br&gt;Niye bana durmadan var olduğunu kanıtlamaya çalışıyorsun? &lt;br&gt;&lt;br&gt;Tesbit: Twitter özünde varoluş bunalımını temsil eder. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Modern birey olmanın ikinci şartı ise adını kayıtlarıma almadığım o oyunla çiftlik kurmaca oynamak. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Koca adamlar hesapta sosyalleşmiş konuşuyor: &lt;br&gt;&lt;br&gt;&amp;#8220;Neler yaptın çiftliğinde, kaç hayvanın var?&amp;#8221; &lt;br&gt;&lt;br&gt;&amp;#8220;Her şeyi kurdum da kendime ev yapacak param kalmadı.&amp;#8221; (Tebrikler!) &lt;br&gt;&lt;br&gt;&amp;#8220;Benim de iki saat içinde bir bilgisayar bulup küçükbaş hayvan satın almam lazım, yoksa hakkım yanacak...&amp;#8221; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Vay bana vaylar bana diyerek oturup dinliyorum bendeniz de bu muhabbetleri. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Makul olan kesinlikle dağılmamız. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&amp;#8220;Bakın&amp;#8221; diyorum, &amp;#8220;en iyisi evlerimize dönelim, sen hayvanlarını satın al, sen de çiftlik evin için yeni kredi olanaklarını araştır.&amp;#8221; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Eve gelince kendime, Amerikan filmlerinde acayip boktan hayat yaşayıp, sabahlara kadar suçluların peşinde barlarda sürten, kurşunlar dibinde vınlayan polis dedektifi terapisi yapıyorum. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Hani onlar, sabah ezanında eve gelip iki fırt süt içerler ve her şey yoluna girer ya, işte ondan. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Diyeceksiniz ki, iki fırt sütle o hayatın hasarı nasıl oluyor da halloluyor? &lt;br&gt;&lt;br&gt;Onu bana değil, Hollywood senaristlerine soracaksınız artık. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Son tahlilde ben de sizin gibi Amerikan filmleriyle büyümüş bir faniyim ahbap. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ve yaşadığım son sosyalleşme tecrübesi vesilesiyle, silahımı ve rozetimi şefin masasına bırakmak üzereyim! &lt;br&gt;&lt;br&gt;Asabım gerçekten bozuk bu sıralarda. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Birtakım adamların veya kadınların sıkıntıdan aptallaşması filan değil sadece mesele çünkü. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Mesele, toplum olarak içimizi boşaltan kronik cehalet. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Televizyonu açıyorum, Siyaset Meydanı&amp;#8217;nda &amp;#8220;sözde&amp;#8221; üniversite öğrencisi gençler. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Mevzu 28 Şubat. Soru sormaları gerekiyor, soramadıkları için yorum yapıyorlar hesapta. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama nasıl bir bilgisizlik, nasıl bir hamaset... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Aradan 10 küsur sene geçmiş, 28 Şubat&amp;#8217;ın her foyası ortaya çıkmış, insan merak edip bir kitap bile okumaz mı yahu? &lt;br&gt;Soru formatı kurmayı beceren tek genç eleman da Akp&amp;#8217;li bakana &amp;#8220;O dönem Başbakanlık konutunda tarikat şeyhlerine neden yemek verildi&amp;#8221;den öteye geçemiyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bilgileri, psikolojik harekât belgesi andıçlardan alıntı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Söylediklerinin içinde o kadar çok &amp;#8220;hangi birini düzelteyim ben bunun&amp;#8221; tadı var ki, Sayın Kırca durumu idrak edip kimsenin cevap vermesini beklemeden gençten gence atlıyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama hepsi nafile turlar... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Benim ekran başında serzenişte bulunmam da bir o kadar nafile zaten. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Yatıyorum ben yaa... &lt;br&gt;&lt;br&gt;*** &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ertesi gün öğlen saatleri. Maslak&amp;#8217;a doğru giderken, üniversiteli otostopçu güruhunu arabaya dolduruyorum. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Gece seyrettiklerimin klonlanmışı bunlar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bir hatun, arka koltukta kalan birkaç kitabımın üstüne oturmuş. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Aynadan kesiyorum, poposunun altından çıkardığı kitaba uzaydan düşen meteor gibi bakıyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Gıcıklıktan soruyorum, siz hangi romanlarını okuyorsunuz diye. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Kıkırdıyorlar sadece, erkeği de kızı da... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Sonunda erkeklerden biri dökülüyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&amp;#8220;Biz ders kitaplarını zor okuyoruz, bu yaştan sonra bir de roman mı okuyacağız?&amp;#8221; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Gazı alan öteki aynen devam ediyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&amp;#8220;Ben hayatımda daha hiç o tarz kitap okumadım valla...&amp;#8221; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Neyse ki Maslak&amp;#8217;a yaklaşıyoruz. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Yoksa orman yolu filan demeyip, &amp;#8220;bu yaştan sonra&amp;#8221; atacağım hepsini na müsait bir yerde ve &amp;#8220;o tarz&amp;#8221; kitaplarımla baş başa devam edeceğim yola. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Caddeye ulaşınca zıplıyorlar arabadan. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&amp;#8220;Tanrı yardımcınız olsun&amp;#8221; diyorum arkalarından. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&amp;#8220;Buyur&amp;#8221; der gibi ifadesiz bakıyorlar yüzüme. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Sonra kapılar kapanıyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;&amp;#8220;Tanrı yardımcımız olsun&amp;#8221; deyip gazlıyorum.&lt;/p&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
 &#13;

 &#13;
&#13;
&lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
             &#13;
               &#13;
&lt;br&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;info_relacionada&quot;&gt;&#13;
&#13;
&lt;/div&gt;</description>
         <author>Demiray Oral</author>
         <guid isPermaLink="false">http://taraf.com.tr/makale/8655.htm</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Ümit İzmen - Bu sefer farklı</title>
         <link>http://taraf.com.tr/makale/8656.htm</link>
         <description>&lt;p&gt;İstihdam cephesinde işler parlak değil. Nisan ayından itibaren iyileşmekte olan işsizlik oranı yeniden artarak yüzde 13,4&amp;#8217;e yükseldi. Böylece son bir sene içinde işsizlik oranı dört puan artmış oldu. Belki daha önemli olan oranlardan ziyade mutlak rakamlar. Son bir sene içinde kentlerde istihdam edilenler 290 bin azaldı ve işsiz sayısı 780 bin arttı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;İşsizliğin krizlerde artış gösterdiği ve üretim toparlansa bile artmaya devam edebildiği biliniyor. Sanayi üretimi genelde krizin başlamasından dört çeyrek sonra düzelmeye başlıyor ve altı çeyrek sonra yeniden pozitif büyüme oranları görebiliyoruz. Oysa krizle birlikte artmaya başlayan işsizlik oranları aradan üç sene geçse bile düzelmeyebiliyor. Buna istihdam yaratmayan büyüme deniyor. 2001 krizinden çıkışta da Türkiye uzun süre yüksek işsizlik sorunuyla boğuşmuştu. 2001 ikinci çeyreğinde yüzde 6,2 olan işsizlik oranı 5,3 puan artarak 2002&amp;#8217;nin ilk çeyreğinde yüzde 11,5&amp;#8217;e yükselmiş ve ancak 2006 yılının ikinci yarısından itibaren iyileşme göstermeye başlamıştı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu sefer durum 2001 krizinden de zor olabilir. Tabii Türkiye&amp;#8217;de işsizliğin yüksek olmasının krizler dışında yapısal nedenleri var. Bu nedenlerin başında ülkede tarımdan kopuş sürecinin devam etmesi ve sürekli bir transformasyon yaşanması geliyor. Tarımda çalışanların yüzdesi 2002 yılında yüzde 35&amp;#8217;ten 2008 yılında yüzde 24&amp;#8217;e geriledi. Artık tarımda istihdam edilmeyen işgücünün kentlerde hizmetler ve sanayi sektörlerinde istihdam edilmesinin önünde çok ciddi bir eğitim sorunu var. Bu sorun zaten işsizliğin yüksek olması için başlı başına kuvvetli bir neden. Şimdi bir de buna krizin getirdiği ilave zorluklar ekleniyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Üstelik bu kriz 2001 krizinden çok farklı. Her şeyden önce 2001 krizi bizim kendi başımıza açtığımız bir sorundu. Bu sefer, ABD&amp;#8217;de başlayan küresel krizin bize de bulaşması söz konusu. Bu nedenle dış ticaretin seyri çok farklı. 2001&amp;#8217;de ihracatı arttırmak ve düşen iç talebi dış talep artışı ile dengelemek ve üretime devam etmek mümkün olmuştu. Bu kez dış talep de çok hızlı düştüğü için ihracatta artış bir yana yüzde 30 gibi ciddi bir gerileme var. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bir başka fark da enflasyon ve faiz oranlarının seyrinde. Şimdiye kadarki bütün krizlerde enflasyon ve faiz oranlarında bir patlama görülürdü. Üretimde hızlı bir daralmaya yol açsa da bu artışlardan sonra dengeler yeniden kurulurdu. Bu sefer enflasyon yüzde 5&amp;#8217;ler seviyesine düşerken Merkez Bankası faiz oranları da yüzde 6,5&amp;#8217;a kadar geriledi. &lt;br&gt;&lt;br&gt;2001 krizinde enflasyon bir anda 40 puan artınca reel ücretler baş aşağı gitmiş ve çalışanların patrona maliyeti reel olarak azalmıştı. Bir yandan işçi çıkarmaya da devam edilmiş ve bu sayede verimlilik seviyesi korunabilmiş ve kâr marjları hızla yükselmişti. Bu kez enflasyon artmak bir yana geriliyor, reel ücretlerin düzeyi korunuyor. Çalışanların patrona maliyeti bir önceki krizde olduğu gibi azalmak bir yana reel olarak artıyor. İşçi çıkartmalara rağmen, aynı anda üretim de hızla daraldığı için verimlilikte sert düşüşler görülüyor. Artan ücret maliyeti ve düşen verimlilik, kâr marjları üzerinde kuvvetli bir baskı oluşturuyor. Bu sefer geçen krizde olduğu gibi enflasyon artmayacağı için reel ücretler gerilemeyecek ve kâr marjları üzerindeki baskı devam edecek. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Enflasyonun seyrindeki fark, 2001 kriziyle bu kriz arasındaki en belirleyici fark. Hatırlarsanız geçen sene kriz patladığında, Merkez Bankası&amp;#8217;nın enflasyon konusunda biraz daha gevşek davranması ve krizle para musluklarını açarak mücadele edilmesi önerileri ortaya atılmıştı. Bu öneriler yerini bulmuş olsaydı, bugün yukarıdaki resmi tersinden okumamız gerekecekti. Enflasyon yükselmiş olsaydı, çalışanların ücretlerinin patronlara yükü azalacaktı. Bu durumda belki üretim daha önce artmaya başlayacak ama çalışan kesimin refahında ve satın alma gücünde kayıplar olacaktı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Çalışan kesim bu sefer bir önceki krizde olduğu gibi ezilmemiş olmasına rağmen işsizlikte vahim bir tablo oluştu. İç ve dış talebin zayıf kalmaya devam etmesi üretim artışını sınırlayacak. Bu da, işsizliğin kriz koşulları ortadan kalkınca kendiliğinden düzelmeyeceği anlamına geliyor. İşsizlikte hızlı ve kolay bir iyileşme olamayacağına göre, hükümetin bu konuda ilave önlemler alması gerekiyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;2001 krizi iktidarı darmadağın etmiş, siyasi partilerin silinmesine yol açmıştı. Kriz süreci muhalefetin bu yöndeki beklentilerini destekleyecek şekilde evrilmedi. Üstelik siyaset alanı ekonomi dışı etkenlerle aşırı yüklü durumda. Hükümet işsizlik sorununu çözemese bile kontrol altında tutabilirse, bu krizin ciddi siyasi tercih kaymalarına yol açmasını önleyebilir.&lt;/p&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
 &#13;

 &#13;
&#13;
&lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
             &#13;
               &#13;
&lt;br&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;info_relacionada&quot;&gt;&#13;
&#13;
&lt;/div&gt;</description>
         <author>Ümit İzmen</author>
         <guid isPermaLink="false">http://taraf.com.tr/makale/8656.htm</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Süleyman Yaşar - Toptancılar Kürt işadamlarına mal vermiyor</title>
         <link>http://taraf.com.tr/makale/8657.htm</link>
         <description>&lt;p&gt;Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası tarafından hafta sonunda &amp;#8220;Demokratik Açılımın Sosyal, Siyasal ve Olası Ekonomik Etkileri&amp;#8221; konusunda bir panel düzenlendi. Panele Doğu ve Güneydoğu illerinden pek çok işadamı katıldı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Galip Ensarioğlu&amp;#8217;na göre, 1927 sanayi sayımı verileri dikkate alındığında, Diyarbakır, dokuma sanayinde, Türkiye&amp;#8217;de en çok üretim yapan ilk üç il arasında yer alıyor. Ama şimdi güvenlik sorunu nedeniyle Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi ancak yüzde 50 kapasite ile çalışıyor. Diyarbakır&amp;#8217;da artık dokumacılık bitmiş. Pek çok tesis kapanmış. Demokratik açılım gerçekleştiği takdirde kapanan tesisler yeniden açılacak. Yeni yatırımlar başlayacak. Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir de aynı görüşte. Diyarbakır, nüfusuyla orantılı olarak altyapı yatırımlarından yeterli payı alamıyor. Bu nedenle yatırımcı gelmiyor. Dolayısıyla verilen teşvikler, altyapısı olmayan illerde istihdamı arttırmıyor. İstihdam olmayınca gelir de artmıyor. Bölgede, altı kişilik bir ailenin aylık ortalama geliri 809 lira. Bu tutar Türkiye açlık sınırı ortalaması kabul edilen 1135 liranın altında. Bölge nüfusunun yüzde 38,4&amp;#8217;ü yeşil kartlı. Türkiye&amp;#8217;de 9 milyon 362 bin yeşil kartlı vatandaş var. Yeşil kartlıların yüzde 46&amp;#8217;sı Güneydoğu&amp;#8217;da yaşıyor. Yüksek yeşil kartlı oranı, bölgede yaşayan pek çok ailenin, aylık gelirinin asgari ücretin üçte birinden az olduğunu bize gösteriyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Peki, Anadolu ve Diyarbakır&amp;#8217;ın sorunları niye çözülemiyor?.. Oda Başkanı Ensarioğlu&amp;#8217;na göre, İstanbul&amp;#8217;daki statükocu zenginler, imtiyazlarını Anadolu sermayesi ile paylaşmak istemiyorlar. Bu nedenle sorunlar çözülemiyor. Sorunların çözülmesi için &amp;#8220;demokratik açılıma&amp;#8221; TÜSİAD ve TOBB&amp;#8217;un destek vermesi gerekiyor. Ama bu iki kuruluş hâlâ demokratik açılımı anlayamadıklarını ileri sürerek, ekonomik amaçları dışında siyasi çıkar hesabı yapıyorlar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Gelelim açılımın yarattığı yeni soruna... TÜSİAD ve TOBB&amp;#8217;un demokratik açılıma karşı tutumları Güney ve Doğu Anadolu&amp;#8217;daki işadamlarını mağdur etmeye başladı. Konferansa katılan bazı Kürt işadamları, İstanbul&amp;#8217;daki toptancıların Güneydoğu&amp;#8217;ya mal vermeyi kestiklerini ileri sürdüler. Bunun nedeni, İstanbul toptancılarının Kürt işadamlarına &amp;#8220;açılım&amp;#8221; nedeniyle olumsuz bakışları. İşadamlarının sivil toplum örgütleri, AK Parti hükümetinin bütün icraatlarına karşı çıkıyor. Anlaşılan bu karşı çıkış ekonomik ambargoya kadar gidiyor. Artık sivil toplum örgütlerinin sağduyulu üyeleri harekete geçip, yöneticilerini uyarmalılar. Onların asıl görevlerinin ticaret ve sanayi olduğunu hatırlatmalılar. Siyasete yoğunlaşmış işadamı örgütleri ülkeye zarar vermeye başladı. Dikkatli olmakta fayda var.&lt;/p&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
 &#13;

 &#13;
&#13;
&lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
             &#13;
               &#13;
&lt;br&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;info_relacionada&quot;&gt;&#13;
&#13;
&lt;/div&gt;</description>
         <author>Süleyman Yaşar</author>
         <guid isPermaLink="false">http://taraf.com.tr/makale/8657.htm</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Nabi Yağcı - Tepkilerimizi de zamana mı yayalım</title>
         <link>http://taraf.com.tr/makale/8658.htm</link>
         <description>&lt;p&gt;Başbakan Tayyip Erdoğan, Kafes Operasyonu Eylem Planı&amp;#8217;nın gazetemizde yayımlanması nedeniyle &amp;#8220;Söz konusu iddialarla ilgili soruşturma, ilgili yargı makamları tarafından soruşturulmaktadır. Soruşturmaya ilişkin bilgilerin basında yer alması, soruşturmanın gizliliği ve masumiyet karinesinin açıkça ihlalidir&amp;#8221; demişti. İsim vermese de arif olmayanların da anlayabileceği biçimde &lt;i&gt;Taraf&lt;/i&gt;&amp;#8217;ı da uyarmıştı. Dün ise son derece önemli ve desteklenecek bir konuşma yaptı Başbakan. Ama ben testi kırılmadan önceki sözlerimi söyleyeyim, son konuşmasının değerlendirilmesini sonra yaparız. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Başbakan susmamızı isterken yanılıyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu meşum plan susarak beklememizi mümkün kılmayacak derecede vahim, susarak beklememizi mümkün kılmayacak derecede kanlı bir plan. Kurşunun açtığı yarada acının yara soğuyunca hissedilmesi gibi, susmayanlar, bu belge üstüne konuşanlar giderek artıyor. Artması da gerek. Eyüp Can&amp;#8217;ın &lt;i&gt;Hürriyet&lt;/i&gt;&amp;#8217;teki yazısında özlü biçimde ifade ettiği gibi, &lt;b&gt;&amp;#8220;&lt;i&gt;Taraf&lt;/i&gt;&amp;#8217;ın yazdığı planın yarısı doğruysa bu ülkede vicdanı olan herkesin hop oturup hop kalkması gerekiyor.&amp;#8221;&lt;/b&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Oysa siyasi bakımdan tepkilerin gelişmiş olduğu bir ülkede ne beklenirdi? Darbenin &amp;#8220;d&amp;#8221; si duyulduğunda sokağa dökülmek. Ondan da vazgeçtim, siyasal tepki düşüklüğünü de anlayabilirim, anlayışla karşılamasam bile anlayabilirim, fakat şunu anlamıyorum: &amp;#8220;Planda planlananlar gerçekleşmiş olsaydı, denizaltıdaki TNT kalıpları, çocuklarımızın &amp;#8216;en yoğun ziyaret zamanı hesap edilip&amp;#8217; (böyle bir şeyi değil gerçekleştirmek, böyle bir şeyin hesabını insan olanın nasıl yapabildiğini, nasıl bunu düşünebildiğini hâlâ havsalam almıyor) tam o zamanda patlatılmış olsaydı onlarca çocuğumuz bu pis planın kurbanı olsaydı&amp;#8221; diye düşünerek, &amp;#8220;Böyle bir planın gerçek olma ihtimali binde bir bile olsa&amp;#8221; diyerek tepki göstermek gerekirken susanları, susmamızın istenmesini anlamıyorum. Siyasi görüşleri ne olursa olsun analar-babalar hop oturup hop kalkmalıydı, tepki vermeliydi. Hiç değilse bu plan doğruysa gerçekleştiği durumda kendi çocuğunun da orada olma olasılığını düşünerek. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Şunu da hatırlatmak zorundayım. Masumiyet karinesi, adı üstünde masum olanlar için geçerlidir. Ortada bir Ergenekon davası var ve sürüyor, Hrant Dink davası sürmekte, , faili meçhul cinayetler davası sürüyor, yeni belgeler bilgiler var. Poyrazköy&amp;#8217;de &amp;#8220;kâğıt parçası&amp;#8221; değil silahlar ortaya çıktı. Başka yerlerde de bulundu. Suikast timleri ortaya çıkarıldı, denizciler içinde tutuklananlar oldu. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Şimdi sormak gerek, masumiyet karinesi kimler için geçerlidir? &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu gerçekler ortadayken kamuoyunun acaba bulunamayan başka silahlar da var mı kuşkusu içinde olması ve bunları sorması doğal bir tepki değil mi? Kafes Operasyonu Eylem Planı gibi başka planların da olabileceği ve bunların önlenemeyip hayata geçebileceği, ortalığı kan gölüne çevirecek provokasyonların olabileceği kaygısını duymamız &amp;#8220;paranoyak&amp;#8221; olduğumuzu mu gösterir, yoksa tersine aklımızın başımızda olduğunu mu? Pavlov&amp;#8217;un köpeği bile deneyden bir ders, bir refleks çıkarmıştı. Ders çıkarmak gibi bir alışkanlığı olmasa da en azından şu soruyu sorabilmişti Demirel de: &amp;#8220;11 eylül günü akan kan 13 eylülde nasıl dindi?&amp;#8221; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Kaldı ki, bir olayın yargıya intikal etmiş olması, olabilecek benzer olayları önleyecek bir mekanizma mıdır? Unutmayalım, ortaya çıkan yeni belgeler Ergenekon davası açıldıktan sonra, yeni tarihlerde hazırlandığı anlaşılan belgelerdi. Yani bu dava birileri için caydırıcı olmamış. Başbakan şu garantiyi verebilir mi bizlere, diyebilir mi ki, &amp;#8220;Hiçbir köşede gizli saklı silahlar yok, plan yok, hiçbir provokasyon ihtimali yok, her şey mutlak kontrolümüz altında.&amp;#8221; Diyemez ve malum koşullar altında, saf değilse, kimse de ne Başbakan&amp;#8217;a ne de hükümete böyle bir soru yöneltir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ve böylesi kanlı bir provokasyon başarı kazanırsa bu ihtimali hafife alan herkes ağır bir vebal ve sorumluluk altında kalır. Planda yer aldığını okuduğumuz diğer karanlık tezgâhlar bir yana, çocuklarımızın, Müslim, gayrımüslim yurttaşlarımızın can güvenliğidir söz konusu olan. Özellikle bu durumda susmak nasıl düşünülebilir? &lt;i&gt;Taraf&lt;/i&gt;&amp;#8217;ın bu kanlı, çirkin provokasyon planını yayımlama cesareti göstermesi yalnızca kutlamayı hak eder, uyarmayı değil. Sorumluluğu gereği bu plana Başbakan&amp;#8217;ın herkesten fazla tepki göstermesi gerekirdi. &lt;i&gt;Taraf&lt;/i&gt; susturulsa bu kimin, kimlerin işine yarar? Siyasette zamanlama her durum için geçerli değildir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Kaldı ki, yakın hedef içinde AK Parti iktidarı ve Cumhurbaşkanı Gül de var. Dün Anayasa Mahkemesi&amp;#8217;nde AK Parti&amp;#8217;yi kapatma davası sürerken bu davanın açılmış olmasına ve AK Parti&amp;#8217;yi kapatma girişimlerine karşı demokratik kamuoyu, demokratik basın iyi bir sınav vermiş, kararlı biçimde karşı çıkmışlardı. Kapatma davasını destekleyenlerse bizleri &amp;#8220;yargıya müdahale ediyorsunuz&amp;#8221; gerekçesiyle susturmak için çok uğraşmışlardı. Yeni bir kapatma davası olasılığı hiç mi yok? &lt;br&gt;&lt;br&gt;Sonuç olarak masumiyet karinesi masum olanlar için geçerlidir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Masumlar susarsa zalimler kazanır. &lt;/p&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
 &#13;

 &#13;
&#13;
&lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
             &#13;
               &#13;
&lt;br&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;info_relacionada&quot;&gt;&#13;
&#13;
&lt;/div&gt;</description>
         <author>Nabi Yağcı</author>
         <guid isPermaLink="false">http://taraf.com.tr/makale/8658.htm</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Ayhan Aktar - Diyarbakır&amp;#8217;da nefes almak...</title>
         <link>http://taraf.com.tr/makale/8659.htm</link>
         <description>&lt;p&gt;Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası, 21 kasım günü önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptı. &amp;#8220;Demokratik Açılımın Sosyal, Siyasal ve Olası Ekonomik Etkileri&amp;#8221; konulu toplantıya davet edilen gazeteciler ve bölgedeki belediye başkanları, sivil toplum temsilcileri, kamu yöneticileri ve kanaat önderleri ile demokratik açılımın çeşitli yönlerini tartışma imkânı bulduk. Toplantı, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Galip Ensarioğlu&amp;#8217;nun yaptığı son derece ayakları yere basan bir açış konuşması ile başladı. Sn. Ensarioğlu&amp;#8217;nun Avrupa&amp;#8217;da yaşanan deneyimleri özümsemiş ve demokratik açılımın kritik noktaları üzerinde mesai harcamış bir yönetici olduğu belli oluyordu. Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir&amp;#8217;in açış konuşması önemliydi. Şöyle dedi Baydemir: &lt;br&gt;&lt;br&gt;&amp;#8220;Tam üç kuşaktır Şeyh Sait&amp;#8217;ten Seyyid Rıza&amp;#8217;ya, Mazlum Doğan&amp;#8217;dan Uğur Kaymaz&amp;#8217;a, Enes Ata&amp;#8217;ya kadar isyanı, savaşı, kanı, gözyaşını yaşadık. Gelecek nesillere isyanı miras olarak bırakmamak bu ülkede yaşayan her siyasetçinin, her akademisyenin, her kanaat önderinin, sorumluluk sahibi hepimizin, siyasi, ahlaki ve vicdani sorumluluğudur. Hepimiz kendi cephesinden fedakârlıkla, kararlılık, cesaret ve samimiyetle onurlu bir gelecek, &lt;b&gt;onurlu bir barış&lt;/b&gt; için çaba sarf etmeliyiz. Diyarbakır barış çabasında ısrarlıdır. Kürtler barışın inşası çabasında kararlı ve samimidir... Elbette ki süreç hassastır. Ve elbette ki hassasiyetlere dikkat etmek gerekiyor. Elbette ki &lt;b&gt;karşılıklı&lt;/b&gt; dikkat etmek gerekiyor... Çünkü &lt;b&gt;acılarımızı yarıştırarak, acılarımız arasına bir ayırım koyarak onurlu bir barışa ulaşma şansımız yoktur&lt;/b&gt;. Şunu açıkça kabul edelim: Türkiye&amp;#8217;nin Batı yakasındaki ruh hâli, algı ve atmosfer ile Doğu yakasında büyük bir fark var. &lt;b&gt;Empati kurulamıyor.&lt;/b&gt; Sevinçte ve tasada maalesef farklılaşma var. Aslında en büyük tehlike budur!&amp;#8221; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Osman Baydemir&amp;#8217;in altını çizdiği &amp;#8220;barış çabasındaki ısrar&amp;#8221; Diyarbakır&amp;#8217;da hemen fark ediliyor. Kiminle konuşsanız, &amp;#8220;açılım&amp;#8221; gündeme geliyor. Herkes bu sefer umutlu olduğunu söylüyor. Çeyrek yüzyıllık savaşın getirdiği yorgunluk ve bezginlik duygusu, umut ve barış özlemine dönüşmüş. Tabii ki Kürt siyasetçilerin sürecin işlemesi ile ilgili bazı kaygıları var. Bunları da son derece net bir biçimde dile getiriyorlar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Fakat Diyarbakır&amp;#8217;da insanın hemen yüzüne çarpan olumlu ve umut dolu hava, İstanbul&amp;#8217;daki seçkinler arasında hâkim olan &amp;#8220;Tamam, bölündük işte. Kürdistan kuruldu artık&amp;#8221; gibilerden olumsuz hâletiruhiye ile birlikte düşünüldüğünde tam bir tezat teşkil ediyor. Baydemir&amp;#8217;in dediği gibi, Türkiye&amp;#8217;nin doğusunun yaşadığı sevinç ve batısının hissettiği endişede çok ciddi farklılaşma var. Diyarbakır&amp;#8217;da insanın yüze çarpan umut rüzgârı, İstanbul&amp;#8217;daki olan biteni anlamaktan aciz ve korkularının esiri olan Türk seçkinlerinin etrafa yaydıkları &amp;#8220;hastalıklı hava&amp;#8221; ile mukayese edildiğinde insanın morali bozuluyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Çeyrek yüzyıldır yaşanan baskı, zulüm ve sindirme politikaları Diyarbakır&amp;#8217;da sanki her evde bir komedyen yaratmış. Mizah bir direniş biçimi Diyarbakır&amp;#8217;da. Kürtler hem kendileri ile, hem de dünya ile dalga geçiyorlar. Kandil ve Mahmur&amp;#8217;dan gerilla kıyafetleri içinde gelip teslim olanların Türkiye&amp;#8217;nin batısında yarattığı olumsuz havayı konuşuyoruz. Bazı yazarların provokasyon kokan &amp;#8220;teslim olmadılar, devleti teslim aldılar&amp;#8221; türü yazıları nefretle hatırlanıyor. Bir işadamı şöyle diyor: &lt;br&gt;&lt;br&gt;&amp;#8220;Hocam, bize bir sevinci bile fazla gördüler. Her aileden cenaze çıktı bu bölgede. Görmek, anlamak istemiyorlar. Komşumun oğlu dağdan inip teslim olsa, ben komşuma &amp;#8216;gözün aydın&amp;#8217;a giderim. Zaten gitmem de beklenir. Onun sevinci, bana mutluluk verir. Sınırdan Diyarbakır&amp;#8217;a kadar, yola, yaklaşık bir buçuk milyon insan dizilmişti. Bu kadar kısa zamanda bir buçuk milyon insanı DTP mi yollara döktü? DTP&amp;#8217;nin böyle bir gücü yok ki. Bu bir sevinç dalgasıydı. Eğer 19 yıl sonra birileri dağdan geri dönüyorsa benim de oğlum, kardeşim, yeğenim geri dönebilir diye umutlandı insanlar. Mesele budur. Ayrıca, neden o kıyafetle geldiler diye soruyorlar. Yahu, kıyafet budur! Dağda hepsi öyle gezerler. Acaba Cem Boyner, Kandil&amp;#8217;de &lt;b&gt;Beymen&lt;/b&gt; şubesi açtı da bu çocukların haberi mi yoktu?&amp;#8221; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu lafın üzerine basıyoruz kahkahayı. Diyarbakır&amp;#8217;da geçirdiğim iki günde biraz nefes aldığımı hissettim. Moralim düzeldi, umutlandım.&lt;/p&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
 &#13;

 &#13;
&#13;
&lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
             &#13;
               &#13;
&lt;br&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;info_relacionada&quot;&gt;&#13;
&#13;
&lt;/div&gt;</description>
         <author>Ayhan Aktar</author>
         <guid isPermaLink="false">http://taraf.com.tr/makale/8659.htm</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Önder Aytaç - &amp;#8216;Öz&amp;#8217;de mi &amp;#8216;söz&amp;#8217;de mi Atatürkçü(ler)</title>
         <link>http://taraf.com.tr/makale/8660.htm</link>
         <description>&lt;p&gt;Demokratik açılım, Kürt açılımı derken; medya ve toplum olarak da buna ayak uyduruyoruz. Örneğin Öymen&amp;#8217;in Dersim hakkındaki sözleri de bu vesileyle bağırsakların boşaltılması değil mi? İnsanların gazlarla boğulduğu, dere kenarlarında kurşuna dizildiği, araba farlarının ışığında ipe çekildikleri, tarihsel bağlamda öğrenilmiş oldu. Bu vesileyle, bir babaya evlat acısını yaşattıktan sonra öldürme ustalığını gösteren cellâtlarımızı da tanımış olduk. Bütün bunlara inanamayan saflarımız, inanmamış gibi görünen uyanıklarımız da var elbette. &amp;#8220;Aa bunlar da mı olurr?&amp;#8221; derken, herkesin hesabı da, nedenleri de ayrı ayrı. Zaten Can Dündar&amp;#8217;ın &lt;i&gt;Atatürk&lt;/i&gt; belgeselinde; &amp;#8216;içimizden birisi olan, çok iyi bir asker, kafası çok çalışan bir devrimci ve Tanrısallaştırılmayan Mustafa Kemal&amp;#8217; anlatıldığı için, dostum Dündar linç edilmek istenmedi mi? Keşke Atilla İlhan ve Taha Akyol&amp;#8217;un Atatürk bağlamında yazdıklarını anlayarak okuyabilsek. Okusak da; &amp;#8216;Kâbe Arabın olsun/ Çankaya bize yeter&amp;#8217; söyleminden kurtulabilsek. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Amberin Zaman, köşesinde, Atatürk&amp;#8217;ü kadınlara tanıdığı özgürlük ve haklardan dolayı çok sevdiğini yazdı. Nişanyan ise &lt;i&gt;Yanlış Cumhuriyet&lt;/i&gt; adlı kitabında; &amp;#8220;Türkiye&amp;#8217;nin Batılılaşma çabalarının ve Anadolu&amp;#8217;nun gelişme dönemlerinin, Osmanlı&amp;#8217;dan başladığını&amp;#8221; ifade eder. Benim Atatürk hayranlığım ise babamın Cumhuriyet dönemi bürokratı olmasından olsa gerek. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Geçen hafta Kamer Genç hakkında yazdıklarımızdan sonra, önce kendisi bizi telefonla aradı. Sonra da TBMM&amp;#8217;de yaptığı basın toplantısında Öymen&amp;#8217;e; &amp;#8220;yaptığı gaf içeren konuşmasından dolayı CHP&amp;#8217;nin ve Atatürk&amp;#8217;ün arkasına sığınmamasını, hem CHP&amp;#8217;den hem de milletvekilliğinden istifa etmesini&amp;#8221; istediğini söyledi. Yine bu konuşmasının içinde, etik bağlamda çok doğru bir adım atarak; &amp;#8220;Başbakan Erdoğan&amp;#8217;ı demokratik açılım konusunda takdir ettiğini ve desteklediğini&amp;#8221; de ifade etti. Genç&amp;#8217;in, Öymen&amp;#8217;e; &amp;#8220;hatalarından dolayı Atatürk&amp;#8217;ün arkasına sığınma&amp;#8221; dediği bu dönemde, isterseniz bazı Atatürkçülük algılamalarını da burada irdeleyelim! &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ergenekon, Kuvvay-ı Milliye ve Ulusalcılar gibi birlikteliklerin, &amp;#8216;öz&amp;#8217;de mi, &amp;#8216;söz&amp;#8217;de mi Atatürkçü olduklarını ve bunun nedenlerini anlamak çok da güç olmasa gerek. Bu isim ve ideoloji altında, yapılanlar kamufle edilmekte ve acaba mala mülke, şana şöhrete kavuşmak sağlanıyor olabilir mi? Dokunulmazlık kazanmanın en kolay yolu; en ulusalcı, en Atatürkçü görünmekten geçiyor olabilir mi? Askerlerin Atatürk hassasiyetleri ise en kolay anlaşılır olanı. Cumhuriyeti kuran bir üniformalıydı, bir askerdi. Değişen çağa aldırmadan askerin, &amp;#8216;kurucu önderliği&amp;#8217; daimi bir misyon haline getirmesi de anlaşılabilir bir durum. Ama Perinçek&amp;#8217;in Atatürkçülüğünü anlamak oldukça zor. Önce Maoculuktan, Apoculuğa geçmek, sonra da Atatürkçülükten ulusalcılığa doğru uzanmak zor iş olsa gerek. Yaşar Okuyan da Perinçek gibi sözde farklı ama özde aynı olan bir çizgi izlemedi mi? Bunlarınki bir açılım mı saçılım mı diye düşündürürken, beynimizde ister istemez &amp;#8220;derin&amp;#8221; çağrışımlar da yaratıyor. Öcalan&amp;#8217;ın durumu da, en az onunki kadar karışık. Onun durumu Ehl-i Beytlerin, Ali Yarların tutumu gibi sadece Stockholm Sendromu ile açıklanacak gibi de değil. Pek çok çözümlemede Mao&amp;#8217;yu, Lenin&amp;#8217;i kendisinden aşağı gören birisinin, Atatürk&amp;#8217;ü hemen hemen hiç eleştirmeden övgüler dizmesi; onun durumunu kendisinin Kürtlerdeki durumu ile modellemesi, yalnızca tek adamlık özentisi ile açıklamak da çok doyurucu olmasa gerek. Daha farklı ve dramatik bir durum umuyoruz yoktur. En anlaşılır Atatürkçü ise kuşkusuz CHP&amp;#8217;li Baykal. Livaneli; &amp;#8220;Öymen&amp;#8217;in dümen suyuna girip, oy avcılığında sınır tanımaksızın, soldan sağa kayış&amp;#8221; olarak yorumlasa da bizce burada bir çelişki yok. Dersim&amp;#8217;i gerçekleştiren de tek partiydi, bugün sahip çıkan da aynı tek olan ama çeyrek bile olamayan parti. Burada Kılıçdaroğlu&amp;#8217;nun durumu gerçekten en üzüntü verici olanı. İstanbul Belediye Başkanlığı seçimindeki caka ve Ehl-i Beyt&amp;#8217;teki önemi, Öymen&amp;#8217;in gafını alkışlama ile neredeyse tükendi. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Aslında anlamakta zorlanılan yalnızca Atatürkçü gibi gözüküp ondan geçinenler değil, &lt;i&gt;Taraf&lt;/i&gt; da her sürmanşeti ile anlaşılmaz şeyler yapıyor. Birileri darbe planlıyor, diğerleri de fena halde kurban gidecekler. Suçlu ise bu durumu ifşa eden &lt;i&gt;Taraf&lt;/i&gt; oluyor. Sana ne be &lt;i&gt;Taraf&lt;/i&gt;. Mağduru sessiz ve adeta memnun, planlayıcısı ise memnun. Çıksana aradan o zaman. Zaten 29 Ekimlerde, 10 Kasımlarda da diğerleri gibi sürmanşetlerin de yok. Atatürk de devrimci ve tabu yıkan kimliğiyle bizim 'Taraf&amp;#8217;ta köşe yazarı olurdu. Sözde Atatürkçülerin karşıtı olarak...&lt;/p&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
 &#13;

 &#13;
&#13;
&lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
             &#13;
               &#13;
&lt;br&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;info_relacionada&quot;&gt;&#13;
&#13;
&lt;/div&gt;</description>
         <author>Önder Aytaç</author>
         <guid isPermaLink="false">http://taraf.com.tr/makale/8660.htm</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Telesiyej - Vehbi&amp;#8217;nin kerrakesi de bir giysidir ama haute couture müdür</title>
         <link>http://taraf.com.tr/makale/8661.htm</link>
         <description>&lt;p&gt;Değildir elbet! Ama bizim Vehbi Bey&amp;#8217;e (o her kimse) saygımız sonsuzdur; bir yazıda olsun, bir sohbette olsun, darda kalırsak hemen durumu toparlar çünkü ve gerçeği ortaya çıkarır şıp diye; bu yüzden de kerrakesinin sıradan bir giysi olmasının hiç mi hiç kıymeti harbiyesi yoktur. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama haute couture, Hülya Avşar nedeniyle bugün Telesiyej&amp;#8217;e girecek gibi görünüyor madem, bu konuda derinleşelim derim ben.&lt;b&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Haute couture&lt;/b&gt;&amp;#8217;ün birebir kelime anlamı yüksek terzilik, yüksek dikiştir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Pratik hayatta ısmarlama ya da kişiye özel dikilen elbise gibi kullanılsa da pek doğru değildir. Neticede çocukluğumuzda eve gelen Madam Sirpuhi de bize özel elbise dikerdi ama onun üretiminin haute couture olduğunu söylemek mümkün değildi tabii; zaten Mahiye Hanım ve kızlarının Suadiye&amp;#8217;deki yazlıklarında kendileri için yarattıkları modelleri, sonraki haftalarda sezonluk gardırop hazırlamak için geldiğinde, sanki sırf bizim için düşünmüş gibi bize beğendirip diktiği de, bazı nahoş tesadüflerle ortaya çıkmıştır. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu &lt;b&gt;kıssa&lt;/b&gt;dan bir hisse çıkarmak gerekirse; her haute couture&amp;#8217;ün kişiye özel olması gerekir ama her kişiye özel de haute couture değildir diğer yandan. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Haute couture, yüksek yaratıcılık ve orijinallik isteyen bir tasarımdır çünkü. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bir değerdir haute couture; oysa Madam Sirpuhi&amp;#8217;nin diktiği elbiseler kişiye özeldir belki ama bir zanaat ürünüdür sadece. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Hülya Avşar yeni albümüne &lt;i&gt;Kişiye Özel&lt;/i&gt; adını vermiş ama bununla yetinmeyip altına &lt;i&gt;Haute Couture&lt;/i&gt; yazdırmış. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Yani bir yakıştırma (aslında soyutlama) yapmış. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Yakıştırma yapmak serbesttir tabii. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama bu yakıştırmanın yakışıp yakışmadığıdır önemli olan; hem fikir olarak, hem duygu olarak, hem estetik olarak.. yani kültür olarak bu yakıştırma yakışmış mıdır ona bakmak icap eder. &lt;br&gt;&lt;br&gt;(Tabii bir de had bilme sorunsalı vardır ki, bu topraklarda artık az rastlanıyor ne yazık ki!) &lt;br&gt;&lt;br&gt;&amp;#8220;Sonsuza dek sen benimsin ben de senin..&amp;#8221; sen ben ben sen.. ben senin, sen benim.. &amp;#8220;Saygı sevgi hayatımızın gerçeği, ayırmasın tanrı bizi..&amp;#8221; bla bla bla... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Hülya Avşar&amp;#8217;ın haute couture&amp;#8217;ü de bu işte. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bundan daha basse couture olabilir mi diyesi geliyor insanın! &lt;br&gt;&lt;br&gt;Yıl 2009 yavu, 2010&amp;#8217;a ne kaldı şunun şurasında. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Böyle sözler, böyle müzikler kaldı mı hâlâ! &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bir de &lt;i&gt;Kişiye Özel&lt;/i&gt;&amp;#8217;miş! &lt;br&gt;&lt;br&gt;Hangi kültür grubundaki kişilere özel bu albüm, bir de onu yazsalardı da, maazallah bir kültür kaosu yaşanmasaydı bari! &lt;br&gt;&lt;br&gt;Gelelim Vehbi&amp;#8217;nin kerrakesine.. kerrake de bir giysidir neticede ama bu kadar ünlü olmasına rağmen bir türlü haute couture&amp;#8217;leşememiştir. Ancak, &lt;i&gt;Kişiye Özel-Haute Couture&lt;/i&gt; gibi mesnetsiz yakıştırmalarda durumun aslını kurcalayıp, ortaya çıkarmak için kullanılan şahane bir tabirdir bana göre. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bu olayda durumun aslı ise; ünlü sayılan kişinin, ünü sürdükçe, kendisini bir gün&lt;b&gt; marka&lt;/b&gt; olarak değerlendirmesinde gizlidir. Yani amiyane tabirle ne yapsam yeridir tarzı bir anlayışın ürünüdür bu haute couture tarzı yakıştırmalar. Nasıllar, nasıl yapsamlar, önemini kaybetmiştir artık. Aynen Hülya Avşar&amp;#8217;ın albümünde olduğu gibi. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ama hayat başka türlü akar.. ve Hülya Avşar&amp;#8217;ın ünü, bir ad olarak albümünü taşımak için yeterli olmaz. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Artık zarf değişmiyorsa bile, mazrufun mutlaka değişmesi, yeni gidişata ayak uydurması, toplumun duygusunda ve vicdanında yer eden yeni değerleri gözetmesi gerekir. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Sanıyorum Türkiye&amp;#8217;de artık pek çok alanda ve konuda olduğu gibi, popüler müzikte de değeri olmayan üretimlerin &amp;#8211;öyle yakıştırmalarla filan makyajlansa da- bir kalıcılığı olmayacaktır.&lt;/p&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
 &#13;

 &#13;
&#13;
&lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
             &#13;
               &#13;
&lt;br&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;info_relacionada&quot;&gt;&#13;
&#13;
&lt;/div&gt;</description>
         <author>Telesiyej</author>
         <guid isPermaLink="false">http://taraf.com.tr/makale/8661.htm</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Cihan Aktaş - Dersim ya da babanın adı</title>
         <link>http://taraf.com.tr/makale/8662.htm</link>
         <description>&lt;p&gt;Adlarımız gibi soyadlarımızı da kendimiz seçmiyoruz. Bu yüzden de bazen bir hayat boyu kişiliğimize uymayan bir adı ya da soyadını bütün ağırlığıyla taşıyor, cehdimize bağlı olarak onlara belki yeni bir kimlik, yeni bir ifade kazandırıyoruz. Hani, eski Türklerde güzel bir gelenek vardır; çocuk adını hak etmelidir bir şekilde ve o hakkı kazanıncaya kadar &amp;#8220;adsız&amp;#8221; sayılır. Kızılderili adlarında da sezilir benzeri bir hak ediş. Ad kişiyi bir huyu, bir davranışıyla olsun açıklıyor olmalı. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ad bir şekilde kondurulduktan sonra bazen zaman içinde sahibiyle bütünleşiyor, bazen de aradaki mesafeyi bildirmeye devam ediyor. İnsanlığın bir kısmı, kadınların önemli bir kesimi, soyadıyla gelen değişime alışkınlar. Kadının evlenince soyadını değiştirmesi, kimi toplumlarda normal bir kabul sayılıyor. Kimi kadınlar bu değişime sorgulamadan uyum sağlıyor, bazıları için böyle bir değişimi kabullenmek sancılı bir süreçle gerçekleşiyor, dahası hiç mümkün olmuyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Adı kondurmanın ve değiştirmenin mantığı her bilinçte ılımlı bir kabul görmüyor. Bazen kondurulan yeni ad amaçlandığı üzere bütün bir hafızayı örtbas etmeyi başaramıyor da, kişinin veya toplumun zihnini tarihin bir dönemine kilitliyor. Bir hafıza kaybı varsayımı, toplumun belleğine bütün olarak zarar veriyor. Yeni ad, yepyeni bir hayatı mümkün kılmıyor bu durumda. Geçmiş kolay kolay unutulmuyor, örtbas edilen ad etrafında yeni hikâyelerle çoğalarak bugünü istila ediyor. Bu nedenle de Dersim adı gündemimize farklı bir şekilde, örtbas edilmiş bir tarihin hüzünlü, acıklı, dehşet dolu sayfalarıyla geldi oturdu bu kez. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bir yeri veya insanı kendi uygun bulduğunuz adla öyle kolayca yeni bir kişilikle varedemezsiniz, bunu yaptığınızı bir darbeyle, bir dayatmayla varsaysanız da... Arkadaşım Nilüfer anlattı yenilerde. Üniversiteye girdiği sene sınıfta tanıştığı bir öğrenci, ilk anlardan itibaren onu &amp;#8216;Sena&amp;#8221; diye çağırmaya başlıyor. Nilüfer artık Sena; çünkü, sınıf arkadaşına Nilüfer adı, hiç de iyi duygularla hatırlamadığı eski bir arkadaşını hatırlatıyor. Bu nedenle Nilüfer&amp;#8217;e kendi uygun bulduğu adı takıyor ve kim ne derse desin yıllarca onu bu adla çağırmayı sürdürüyor. Ama sırf o Nilüfer&amp;#8217;i Sena olarak çağırıyor diye, Nilüfer Senalaşmıyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Kişinin anasının, atasının koyduğu isimden farklı bir ada yönelmesi diye bir şey de var ki radikal bir başkalaşımın ifadesi oluyor. 80&amp;#8217;li yılların İslâmcılarında kendi adlarını değiştirme eğilimi vardı. Ananın, atanın koyduğu ad, manasız bulunduğu için İslâmileştiriliyor, dinî bir anlama sahip olduğu düşünülmeyen adlar Zeynep, Enes, Ömer Faruk, Sena, Sümeyye gibi adlarla değiştiriliyordu. Kişiyi ailesi eski adıyla, yeni arkadaş çevresi ise kendi koyduğu adla çağırıyordu. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bünyesine uymadığını düşündüğü adı geri çevirme, kendisine takılan yeni adı kabullenmeme iradesine sahip insan. Peki, adları değiştirilen şehirler, köyler ne yapsınlar... Devlet, &amp;#8220;baba&amp;#8221; konumuyla ad değiştirme hakkını buluyor kendinde ve yüzlerce yılın ağırlığını taşıyan adı bir anlık kararla yok sayıyor. Bir köy ola ki onlarca yıl boyu resmî evraklarda yeni adıyla anılırken, halk arasında eski adıyla bilinmeyi, tanınmayı sürdürüyor. Bazen iptal edilen ada biçilen yeni anlamların dehşetiyle kilitleniyor diller, Dersim için olduğu gibi. Fakat yakıştırma yeni ad her zaman bir eğretilik içinde anılırken, alttan alta tarihinin dile getirilmesi suç sayılan sahnelerini hatırlamanın da sembolüne dönüşüyor &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bir şehrin adı gibi bir insanın adını değiştirme hakkıyla ilgili talep de tebaadan sayılan kişilikleri değiştirmeye veya dönüştürmeye dönük iddialar içeriyor. Değiştirme hakkı, babaya tanınandan (hatta babanın adını koruma hakkından da) ötelere geçen bir vesayet hakkını öne sürüyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Uzun zaman kanunen desteklenen ve pek az sorgulanan soyadı değişimi, sözünü ettiğim. Yenilerde, evlenen kadını kocasının soyadını almaya zorunlu bırakan o kanun değişti; artık kadınlar evlenmeden önceki soyadlarını taşıyabilecek. Soyadı kanunundaki bu değişimi Dersim&amp;#8217;in yaşadığı Tuncelileşme sürecinin tartışılmasının izlemesi bir rastlantı mı... &lt;br&gt;&lt;br&gt;Şehir, bir katliamın vicdanlarda oluşturacağı azabı hafifletebilirmiş gibi, adından sürülüyor. Kadın evlenirken koca evine &amp;#8220;gelen&amp;#8221; taraf olarak, adını değiştirirken geçmişini de bu adın terkiyle birlikte geride bırakıyor; böyle varsayılıyor. Unutma ve bastırmalarla &amp;#8220;gelin&amp;#8221;en evin tarihi içinde erimenin daha kolay sağlanacağı varsayılıyor. Bir yanıyla iyi niyetli bir mantık bu; eğer dilin temsillerinin iktidar ilişkilerini belirlemede en küçük bir etkisi olmadığını varsayıyorsak. Ad değişikliği sembolünün ardında yaşanan uyma, kendini değiştirme, varlığını eritme ya da ikincil bir plana çekme çabalarının güçlükleri ve bununla bağlı acılar üzerine pek az konuşuyoruz, unutturmaya ya da radikal kopmalara dayalı kişisel hikâyeler kadar, hüzünlü, kırgın ve mesafeli bir ifadeye sahip görünen şehirlerin hikâyeleri konusunda da yüzeysel bilgilerle yetinmeye alışkın olduğumuz için.&lt;/p&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
 &#13;

 &#13;
&#13;
&lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
             &#13;
               &#13;
&lt;br&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;info_relacionada&quot;&gt;&#13;
&#13;
&lt;/div&gt;</description>
         <author>Cihan Aktaş</author>
         <guid isPermaLink="false">http://taraf.com.tr/makale/8662.htm</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Sevan Nişanyan - Elektrik</title>
         <link>http://taraf.com.tr/makale/8663.htm</link>
         <description>&lt;p&gt;Eski Yunanca &lt;b&gt;élektron&lt;/b&gt; kehribar. Bilirsiniz değil mi? Şeffaf bal rengi fosil bir madde, yüne sürtünce hafif maddeleri mıknatıs gibi çekme özelliği kazanır, karanlıkta yapınca çatır çatır kıvılcımlandığı görülür. Eski zaman insanlarının hayal gücünü bu olay feci surette gıdıklamış. O zaman daha plastikler de yok, sürtününce mıknatıslanan başka madde bilmiyorlar. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Pardon, biliyorlar: Antik çağda bir de Antalya Kumluca&amp;#8217;da Gagae denilen yerde çıkan bir tür kömür kristalini bilirlermiş bu özelliğe sahip olan. William Gilbert İngiliz Rönesansının büyük dahilerindendir. 1600&amp;#8217;de Latince yazdığı &lt;i&gt;De Magnete &lt;/i&gt;(&amp;#8220;Mıknatısa Dair&amp;#8221;) adlı kitabında kehribar gibi mıknatıslanan daha yirmi civarında madde saymış. Bu hadiseye de &lt;b&gt;vis electrica&lt;/b&gt;, yani &amp;#8220;kehribarî güç&amp;#8221; adını vermiş. İngilizce &lt;b&gt;electric&lt;/b&gt; sözcüğünün ilk kullanan bundan 46 sene sonra Sir Thomas Browne&amp;#8217;muş, ki o da bir tuhaf deli dahidir. Fransızlar biraz gecikmiş: &lt;i&gt;Journal de Savants &lt;/i&gt;dergisinin 23 Mayıs 1678 sayısında ilk kez &lt;b&gt;électrique&lt;/b&gt; geçmiş, İngilizceden çeviri. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Türkiye&amp;#8217;de ilk ne zaman duyuldu bilmiyorum. Mesela 1801 tarihinde Ratıb Efendi terekesinden Mühendishane-i Hümayun kütüphanesine satın alınan Frenkçe kitaplar arasında &amp;#8220;elektriğe da&amp;#8217;ir&amp;#8221; bir eser göze çarpıyor, daha erkenine rastlamadım. Namık Kemal ısrarla &lt;b&gt;seyyale-i berkiye &lt;/b&gt;demiş: &amp;#8220;yıldırımsal akıntı&amp;#8221; yani. &amp;#8220;&lt;i&gt;Buhar sayesindedir ki insan sehhar gibi denizde yürüyor, karada uçuyor. Seyyale-i berkiyye kuvvetiyledir ki âdem sahib-i keramet gibi hem tayy-ı zaman hem kasr-ı mekân ediyor.&lt;/i&gt;&amp;#8221; Bu 1872. &lt;br&gt;&lt;br&gt;1892 tarihli Tıngır ve Sinapyan&amp;#8217;ın Istılahat Lugatında verdikleri karşılık &lt;b&gt;kehrübâiye&lt;/b&gt;, şık bir deneme doğrusu. Ama elektrîk &amp;#1575;&amp;#1604;&amp;#1603;&amp;#1578;&amp;#1585;&amp;#1610;&amp;#1602; demeyi de ihmal etmemişler. Zaten 1900 dolaylarından itibaren &amp;#8220;tutan&amp;#8221; sözcük bu. Dil Devrimi yıllarında bir ara &lt;b&gt;yaltırık&lt;/b&gt;&amp;#8217;ı önerdiler, ama bu da sözlüklere giremeden unutulup gitti. Oysa fena mı olurdu? &lt;i&gt;Yıldırımlar yaratan/ Kahraman Türk ırkıdır/ Yalçınlardaki ışık/ Yurdun yaltırıkıdır.&lt;/i&gt;&lt;b&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Kehrübâ&lt;/b&gt; Farsça &amp;#8220;samankapan&amp;#8221; demek. Türkçede sonda türeyen /r/ nereden çıkmış bilmiyorum.&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&amp;nbsp; &lt;b&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;*** &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;a rel=&quot;nofollow&quot; target=&quot;_blank&quot; href=&quot;http://www.nisanyansozluk.com/&quot;&gt;&quot;www.nisanyansozluk.com - Türkçenin en kapsamlı etimoloji sözlüğü&quot;&lt;/a&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;a rel=&quot;nofollow&quot; target=&quot;_blank&quot; href=&quot;http://nisanyan.blogspot.com/&quot;&gt;Sevan Nişanyan'ın &lt;em&gt;Agos&lt;/em&gt; yazıları - nisanyan.blogspot.com&lt;/a&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;Sevan Nişanyan'ın siyaset ve tarih yazıları: &lt;a rel=&quot;nofollow&quot; target=&quot;_blank&quot; href=&quot;http://nisanyan1.blogspot.com/&quot;&gt;http://nisanyan1.blogspot.com&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
 &#13;

 &#13;
&#13;
&lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
             &#13;
               &#13;
&lt;br&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;info_relacionada&quot;&gt;&#13;
&#13;
&lt;/div&gt;</description>
         <author>Sevan Nişanyan</author>
         <guid isPermaLink="false">http://taraf.com.tr/makale/8663.htm</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Cahit Koytak - Sofist</title>
         <link>http://taraf.com.tr/makale/8666.htm</link>
         <description>&lt;p&gt;İnsanın bedeni ölüme baş eğse de, &lt;br&gt;İnsanın düşünceleri buna yanaşmıyor. &lt;br&gt;Düşünce, ölümün karnına kolay sığmıyor çünkü,&lt;br&gt;Sığsa da, orada büyüyor, büyüyor &lt;br&gt;Ve yeniden doğuyor, yeniden doğuyor. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Bakın, düşünceler ölümlülerden çıkıyorlar, evet, &lt;br&gt;Ölümlü beyinlerde doğuyorlar, ama &lt;br&gt;Doğdukları yerde kalmıyorlar, alıp başlarını &lt;br&gt;Gidiyorlar, alıp başlarını gidiyorlar &lt;br&gt;Ölümün varamayacağı yerlere, zamanlara. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Kimileri, gözleri ötelerde, içlerini çekerek, &lt;br&gt;&amp;#8220;Ölümün ötesi yok! ölümün ötesi yok!&amp;#8221; &lt;br&gt;Diyorlar ya hani, işte bu düşünce bile &lt;br&gt;Ölümsüz olmayı istiyor, ölümün ötesini... &lt;br&gt;Öyle değil mi ama, öyle değil mi yani? &lt;br&gt;&lt;br&gt;&amp;#8220;Ölümün ötesi yok!&amp;#8221; diyorlar ya, &lt;br&gt;Ölümün ötesi olmasa da, bu düşünce ne kendini &lt;br&gt;Durdurabiliyor, ne başka düşünceleri. &lt;br&gt;Çünkü düşünce, büyük düşünce olmaya görsün, &lt;br&gt;Tırmanıyor ölümün terkisine. &lt;br&gt;&lt;br&gt;Ve orada ölümün ötesini de, berisini de, &lt;br&gt;Yeraltını da, yedinci gök katını da içine alan &lt;br&gt;Gökçe bir krallık kuruyor, &lt;br&gt;Konar, göçer bir krallık, &lt;br&gt;İnsandan insana tozlu, karlı yolları kat edip giden. &lt;br&gt;&lt;br&gt;20 Kasım 2009&lt;b&gt;&lt;i&gt; &lt;br&gt;Yeni Başlayanlar İçin Metafizik&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;-------------------- &lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;br&gt;&lt;font size=&quot;4&quot;&gt;&lt;strong&gt;Inferno&lt;/strong&gt;&lt;/font&gt; &lt;br&gt;&lt;br&gt;a ruhum, a kuzum, a beyaz farecik, &lt;br&gt;sen, gençliğimde, her seferinde &lt;br&gt;okuyup bitirmeye kıyamadığım &lt;br&gt;ve birkaç sayfa okuyup rafa koyduğum, &lt;br&gt;sonra da kitaplıkta yerini unutuverdiğim &lt;br&gt;o çok gözde kitaplardan biri gibisin; &lt;br&gt;&lt;br&gt;aklıma düştüğü zaman da hani &lt;br&gt;bir türlü yerini bulamadığım, &lt;br&gt;bulamayınca da, her seferinde, &lt;br&gt;kitapçıdan yeniden, yeniden, &lt;br&gt;satın aldığım kitaplar gibi... &lt;br&gt;&lt;br&gt;şimdi yaşlandım, be kuzum, &lt;br&gt;yaşlandım ve satın ala ala &lt;br&gt;her seferinde bir yeni baskını, &lt;br&gt;bir yeni kisveni, yeni halini senin, &lt;br&gt;raflar seninle doldu, bak, odam seninle doldu. &lt;br&gt;&lt;br&gt;ama, bakıyorum, bakıyorum da hâlâ &lt;br&gt;bu, &lt;i&gt;İlâhi Komedya &lt;/i&gt;gibi kalın kitabın&lt;i&gt; &lt;br&gt;İnferno&lt;/i&gt;&amp;#8217;sundan öteye geçememişim daha, &lt;br&gt;Geçememişim, hayret, henüz Âraf&amp;#8217;a! &lt;br&gt;&lt;br&gt;20 Kasım 2009&lt;b&gt;&lt;i&gt; &lt;br&gt;Tarlakuşunun Doğaçlamaları&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
 &#13;

 &#13;
&#13;
&lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
&#13;
             &#13;
               &#13;
&lt;br&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;taraf_temizle&quot;&gt;&lt;/div&gt;&#13;
  &lt;div class=&quot;info_relacionada&quot;&gt;&#13;
&#13;
&lt;/div&gt;</description>
         <author>Cahit Koytak</author>
         <guid isPermaLink="false">http://taraf.com.tr/makale/8666.htm</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Taraf - Tan Oral</title>
         <link>http://taraf.com.tr/cizgi/21trfs10tanoral.jpg</link>
         <description>&lt;img src=&quot;http://taraf.com.tr/cizgi/21trfs10tanoral.jpg&quot;&gt;&lt;p&gt;&lt;sub&gt;&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;/sub&gt;</description>
         <guid isPermaLink="false">51d79c3c756980d2e58243aa5d1b1abd</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
<!-- fe10.pipes.sp1.yahoo.com uncompressed/chunked Tue Nov 24 00:48:04 PST 2009 -->
