<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:yt="http://gdata.youtube.com/schemas/2007">
   <channel>
      <title>Sabah - Yazarlar</title>
      <description>Pipes Output</description>
      <link>http://pipes.yahoo.com/pipes/pipe.info?_id=71c9552deb5d014a4c7a8b0f765915c7</link>
      <pubDate>Tue, 24 Nov 2009 04:45:35 -0800</pubDate>
      <generator>http://pipes.yahoo.com/pipes/</generator>
      <item>
         <title>MEHMET BARLAS - Kısırdöngümüzden kaynaklanan toplumsal yorgunluk</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/barlas/2009/11/23/kisirdongumuzden_kaynaklanan_toplumsal_yorgunluk</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Bize sanki kader olarak biçilmiş bu kısırdöngüyü ya kırcağız ya da kıracağız.&lt;br /&gt; Rekabet Kurumu'nun düzenlediği Perşembe Konferansı'nda konuşmacı olan emekli Oramiral Atilla Kıyat mesleki yaşam öyküsünü şöyle özetlemişti:&lt;br /&gt; - İlk darbede Harp Okulu öğrencisiydim, ikincisinde genç bir yüzbaşı, üçüncüsünde yarbaydım, dördüncüsünde koramiraldim. 28 Şubat da dahil olmak üzere darbelerin hiçbiri Türkiye'ye hiçbir yarar getirmemiştir. Belki bir parça günü, günlük olayları kurtarmıştır, ama uzun vadede Türkiye'nin hiçbir sorunu çözülmemiştir.&lt;br /&gt; Star'da Kıymet Sezer'in haberine göre Atilla Kıyat şöyle konuşmuştu:&lt;br /&gt; - Demokratik açılım kapsamında siyasetçiler hoşgörüden uzak açıklamalarda bulunmaktalar. Türkiye Güneydoğu'sundan bir çizgi çekecek, bölünecek diyorlar. Böyle şey olmaz. Olsa dahi şimdiki bölünmüşlüğümüzden daha az tehlikeli olur. En tehlikeli bölünme kafalardaki bölünmedir. Türkiye maalesef bugün kafalarda bölünür noktaya gelmiştir. Ya vatanseveriz, ya vatan hainiyiz, bölücüyüz. Ya Sünniyiz ya Aleviyiz. Laikiz, mürteciyiz... Hep iki ayrı kutuptayız. &lt;br /&gt; &lt;b&gt;&lt;br /&gt; Altan Öymen'in kitapları &lt;/b&gt;&lt;br /&gt; Altan Öymen'in monografilerinin sonuncusunun adı &lt;b&gt;&quot;Öfkeli Yıllar&quot; &lt;/b&gt;dı.&lt;br /&gt; Yola &lt;b&gt;&quot;Bir Dönem Bir Çocuk&quot; &lt;/b&gt;la çıkmış, sonra da &lt;b&gt;&quot;Değişim Yılları&quot;&lt;/b&gt;nı yazmıştı.&lt;br /&gt; Dünkü Sabah'ta Sevilay Yükselir'le yaptığı söyleşide 1950'ler ve sonrasını anlattığı son cilde neden &lt;b&gt;&quot;Öfkeli Yıllar&quot; &lt;/b&gt;dediğini anlatırken, Sevilay Yükselir'in &lt;b&gt;&quot;Bu günleri anlatsaydınız adını ne koyardınız&quot; &lt;/b&gt;şeklindeki sorusuna şu cevabı veriyordu:&lt;br /&gt; - Herhalde, &lt;b&gt;&quot;Öfkeli Yıllar-2&quot; &lt;/b&gt;derdim. Çünkü bugünün siyasilerinin ve gazetecilerinin arasında yaşanan diyalogsuzluk o günleri aratmayacak kadar kötü.&lt;br /&gt; Taraf'ta Nabi Yağcı ise &lt;b&gt;&quot;Toplumsal Yorgunluk&quot; &lt;/b&gt;sorununu ele alarak şöyle yazıyordu geçen hafta:&lt;br /&gt; - Türkiye, öncesi de var ama son bir yıldır macera filmlerine taş çıkartacak ve de üstelik bir senaryo da değil gerçek olayların belgeleri, anlatımları, fotoğraflarıyla dolu haberler sağanağı içinde yaşadı. Göktaşı yağmuru gibi bir şey. Kuşkusuz onun gibi hoş fotoğraflar veren, görsel bir şölene dair değildi bu gerçekler yağmuru. Darbe planları, layihalar, üst üste gelen andıçlamalar, faili meçhul cinayetleri ortaya çıkaran belge ve bilgiler, yere gömülü cephaneliklerin yakalanması, sağa sola atılan, bırakılan komplo silahları... &lt;br /&gt; &lt;b&gt;&lt;br /&gt; Toplumsal yorgunluk &lt;/b&gt;&lt;br /&gt; - Üst üste bu denli şok yaşayan toplumumuz giderek bir yandan kanıksama diğer yandan yorgunluk emareleri gösteriyor. Halen kesilmeden sürdüğü anlaşılan, &lt;b&gt;&quot;toplumda korku, yılgınlık ve kaos&quot; &lt;/b&gt;yaratma planlarının mimarlarınca bu sosyal psikolojinin dikkat dışı bırakıldığını hiç sanmıyorum. Sözünü ettiğim şokların toplumda yarattığı &lt;b&gt;&quot;yorgunluk&quot; &lt;/b&gt;hali üstüne düşünmek gerek. Yorgunluk hissi bildiğimiz gibi ya fazla enerji harcanmasından doğar ya da tersine fazla enerji birikiminden, enerjinin boşalamamasından. Toplumumuzda olan bu ikincisidir.&lt;br /&gt; - Gizlide kalmış gerçeklerin açıklanması, ortaya çıkarılması çok önemli, ama eğer gerçeklerin açıklanmasının kendiliğinden tepki doğuracağını düşünür ve beklersek yanılırız. Başka deyişle zamanın kendiliğinden sivil demokrasi, temiz toplum lehine işleyeceğini düşünmek kanımca yanılgı ve hatta çok tehlikeli bir yanılgı olur. Bekleyenlerin, seyredenlerin, toplumun bu yorgunluğu atabilmesi için, açıklanan gerçeklerin bir sonuç verdiğini görmesi gerekir. Bunun için de elle tutulur sonuçların olması gerek. Bu dediğim büyük ölçüde AK Parti iktidarını ilgilendiriyor. &lt;br /&gt; &lt;b&gt;&lt;br /&gt; Sabreden derviş &lt;/b&gt;&lt;br /&gt; Nabi Yağcı'nın &lt;b&gt;&quot;Elle tutulur sonuçlara gecikmeden ulaşılması gerekir&quot; &lt;/b&gt;içerikli beklentisi acaba gecikmeden gerçek olacak mı?&lt;br /&gt; Ancak bilmeliyiz ki bu coğrafyada böyle beklentiler hemen gerçekleşemiyor...&lt;br /&gt; Baksanıza 1938'deki &lt;b&gt;&quot;Dersim Olayları&quot;&lt;/b&gt;nın içyüzünü 2009'da, o da bir siyasetçinin gaf yapması üzerine öğrenmeye başladık.&lt;br /&gt; Dilerim ileride bir başka emekli paşa da, aldığı rütbelerin hangi darbe dönemlerine rast geldiğini anlatmak durumunda kalmaz. &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>MEHMET BARLAS</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/barlas/2009/11/23/kisirdongumuzden_kaynaklanan_toplumsal_yorgunluk</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 12:44:27 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>ENGİN ARDIÇ - Bu tufada işçi nerede?</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2009/11/23/bu_tufada_isci_nerede</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Türkiye sarsılıyor... Türkiye, çok sancılı da olsa, kabuk değiştiriyor... Seksen küsur yıldır gizlenmiş gerçekler kabak gibi ortalığa dökülüyor... Tabular yıkılıyor... Darbe planları ortalığa saçılıyor... Hesap soruluyor... Sorulamasa da hiç olmazsa sorulmak isteniyor... Halkın temsilcileriyle &lt;b&gt;&quot;yüksek bürokrasi&quot; &lt;/b&gt;arasında kıyasıya bir &lt;b&gt;&quot;soğuk iç savaş&quot; &lt;/b&gt;yaşanıyor...&lt;br /&gt; Bu toz dumanda işçinin sesini duyamadık.&lt;br /&gt; Eskiler öyle derlerdi, işçi sınıfı değil, kısaca işçi... &lt;b&gt;&quot;İşçi ne diyor?&quot; &lt;/b&gt;diye sorarlardı, &lt;b&gt;&quot;eski tüfek&quot; &lt;/b&gt;tabir edilen, artık çoğu toprak olmuş yaşlı sosyalistler.&lt;br /&gt; Sahi, işçi ne diyor?&lt;br /&gt; Yani, onlar adına konuşan işçi sendikaları, partiler, örgütler, bunların liderleri falan filan... (İşçinin belirgin bir önderi olup olmadığı da sorulabilir bu arada... Önder mönder yoktur.) &lt;br /&gt; Meclis kürsüsünde tek başına CHP'yi sarsalayan Ufuk Uras'ın gazetelerde Denizli-Antalya maçının tartışmalı pozisyonları kadar bile yer tutamayan konuşması dışında...&lt;br /&gt; &lt;b&gt;&quot;12 Eylül işçide ağzını açacak hal mi bıraktı?&quot; &lt;/b&gt;diyeceksiniz tabii.&lt;br /&gt; Yirmi dokuz yılda da mı kendilerine gelemediler mübarekler?&lt;br /&gt; Kol gezen işsizlik, işçiyi bu kadar mı mazlum etti? Bu kadar mı bıçak altına boyun uzatmaya gönüllüdür işçi sınıfı?&lt;br /&gt; Darbe olunca kaçacak delik arayanlar, hiç olmazsa &lt;b&gt;&quot;rahat&quot; &lt;/b&gt;dönemlerde de mi konuşmayacaklardır?&lt;br /&gt; Hani, ortalığa dökülen &lt;b&gt;&quot;Ayışığı&quot;&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;&quot;Sarıkız&quot;&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;&quot;Kafes&quot; &lt;/b&gt;gibi darbe planlarını protesto edecek babayiğitler neredeler? Niçin mitingler düzenlenmiyor, dağ taş inletilmiyor? Karanlık örgütler kıtır kıtır adam kesiyorlar, takır takır adam vuruyorlar, işçi ne diyor?&lt;br /&gt; Birtakım &lt;b&gt;&quot;eski solcuların&quot; &lt;/b&gt;durup durup &lt;b&gt;&quot;yeni bir parti, yeni bir parti&quot; &lt;/b&gt;diye kıvranmaları ama dağın fare bile doğuramaması onlara yeterli mi geliyor?&lt;br /&gt; Üç-beş çocuğun göstermelik ve abes grev eylemleri mutlu olmalarına yetti mi?&lt;br /&gt; Yoksa işçi arkadaşların &lt;b&gt;&quot;Kemalistlikleri&quot; &lt;/b&gt;mi tuttu gene?&lt;br /&gt; Karanlık güçlerin sözde cumhuriyet mitinglerine güle oynaya giden işçi, &lt;b&gt;&quot;kendi mitinglerini&quot; &lt;/b&gt;yapamayacak mıdır?&lt;br /&gt; O sözde cumhuriyet mitinglerini &lt;b&gt;&quot;ilerici&quot; &lt;/b&gt;sanacak kadar ahmak mıdır, yoksa bunların gönüllü reklamını yapan basın hokkabazlarının etkisinde mi kalmaktadır?&lt;br /&gt; Yoksa başta CHP olmak üzere bürokrat örgütlerini &lt;b&gt;&quot;sol&quot; &lt;/b&gt;sanmakla avunacak kadar avanak mıdır, bütün bu olup bitenlerden sonra?&lt;br /&gt; Yoksa bir darbe olsa gene zil takıp oynayacaklar mı, işçi lideri geçinenler?&lt;br /&gt; Hani, bir müdahalede işçiyi genel greve çıkaracak babayiğit var mıdır? Tavır koyacak, karşı koyacak arslan çıkar mı içlerinden?&lt;br /&gt; Yoksa 1 Mayıs günleri Taksim-Okmeydanı hattında polis dayağı yiyip ağlamak yeterli midir?&lt;br /&gt; Yoksa toplumda hiçbir ağırlığın, bir sınıf olarak anlamın da gücün de yok da, bugüne kadar hep kendini mi kandırdın?&lt;br /&gt; Kendini kandır tabii kandırmasına da, senin için ölen çocuklara yazık olmadı mı? &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>ENGİN ARDIÇ</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/ardic/2009/11/23/bu_tufada_isci_nerede</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:31:44 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>ERDAL ŞAFAK - Pazartesi bombaları</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/safak/2009/11/23/pazartesi_bombalari</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;&lt;div class=&quot;spot kalin&quot;&gt;SABAH'TAN MEKTUP &lt;/div&gt; &lt;strong&gt;A&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;rtık bir Pazartesi klasiği oldu. Hayır; &quot;SABAH'tan Mektup&quot;tan değil, haftanın ilk günü Abdurrahman Şimşek imzasıyla yayınladığımız -manşet- haberlerden söz ediyorum.&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Abdurrahman kendi kendini yetiştirmiş bir meslektaşım. Genç, iddialı, ihtiraslı ve de tuttuğunu koparan...&lt;br /&gt; Birkaç ay önce bana geldi, &quot;Bir hayalim var&quot; dedi, &quot;Sadece özel haber peşinde koşacak bir birimin başında olmak istiyorum...&quot;&lt;br /&gt; Zaten öyle bir birim olduğunu söyledim, &quot;Haber Merkezi&quot; servisimizi hatırlatarak. &lt;br /&gt; &quot;Yok, benim kastettiğim çok daha farklı bir birim&quot; diye üsteledi, &lt;b&gt;&quot;Bir hafta boyunca, gerekirse bir-iki ay boyunca sadece bir haberi ama pir haberi kovalayacak bir ekip kurmak istiyorum.&quot;&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Projesiyle ilgili ayrıntıları anlatınca ikna oldum ve &quot;Özel İstihbarat&quot; adıyla yeni bir servis yarattık. Türk basınında bir ilk.&lt;br /&gt; Servis şimdilik 3'ü kadrolu, 6'sı stajyer 9 kişiden oluşuyor. Bir de hukukçu desteği alıyor.&lt;br /&gt; &lt;b&gt;Bir ay ya geçti ya geçmedi; yeni servisimiz ürünlerini vermeye başladı.&lt;br /&gt; Ama ne ürünler! Hepsi de Türk basınını yerinden zıplatan haberler.&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Cem Uzan'ın Fransa başkentindeki yaşamını konu alan &lt;b&gt;&quot;Paris'te bir mülteci&quot; &lt;/b&gt;Abdurrahman Şimşek ve ekibinin işi.&lt;br /&gt; Sabiha Gökçen Havaalanı'ndaki güvenlik- koruma skandalını gündeme getiren &lt;b&gt;&quot;Manken korumalar&quot; &lt;/b&gt;Abdurrahman Şimşek ve ekibinin işi.&lt;br /&gt; Ve bugün yeni bir bombaları... Anlatmama gerek yok, nasıl olsa birinci sayfada gördünüz.&lt;br /&gt; Daha önce yazdım ama bir kez daha tekrarlamamda hiçbir sakınca yok: Basında unutulmaya yüz tutmuş, daha doğrusu pahalı olduğu için mali kaygılarla vazgeçilmiş özel haber geleneğini canlandırdığımız için çok mutluyum.&lt;br /&gt; Tam yazıyı bitirirken Abdurrahman kapıdan başını uzattı, &quot;Yeni bir bomba peşindeyim&quot; dedi, &quot;Pimini çektiğimizde öyle bir gürültü kopacak ki, inanamayacaksınız...&quot;&lt;br /&gt; İnanırım, inanırım... Abdurrahman'ın ve genç ekibinin koparamayacağı haber yok...&lt;br /&gt; &lt;b&gt;Sağlıklı ve mutlu bir hafta dileğimle.&lt;/b&gt; &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>ERDAL ŞAFAK</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/safak/2009/11/23/pazartesi_bombalari</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:29:53 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>ALİ GÜLTİKEN - İnanmadan bu kadar</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/gultiken/2009/11/23/inanmadan_bu_kadar</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Cumartesi geceki Beşiktaş galibiyetinden sonra G.Saray açısından bu maç kazandığı taktirde liderlik karşılaşması haline gelmişti. Puan cetveline baktığımızda böyle bir sonuca G.Saray'ın yakın olduğunu görüyorduk. &lt;b&gt;Fakat maç başlayıp tribünleri gördükten, sahadaki futbolu ve temposunu izledikten sonra bunun yalnızca puan cetvelinin göstergesi olmaktan öteye gitmediğine inandık.&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;G.Saray lider olabileceği bir maçta kendi seyircisinin önüne çıkıyor ve tribünler bomboş.&lt;br /&gt; Bu bile bir takım adına çok kötü bir mesaj. Bu kadar iyi kadrosunun olduğunu, lider olmasını istediği takımını destekleyecek, bu azmi ve motivasyonu oyuncularına verecek G.Saray taraftarı tribünde yok. &lt;b&gt;Kulübeye bakıyoruz; bu tür maçlarda takımının kazanması için önce daha doğru bir başlangıç kadrosu, sonra da oyun içerisinde yapılması gereken hamleleri yapacak bir teknik adam görüntüsü bu karşılaşmada kenarda yok. &lt;/b&gt;Dönüyoruz sahaya... Lider olmak isteyen, bunu mücadelesi, hırsıyla, temposuyla ve agresifliğiyle sahaya yansıtacak futbolcu kadrosu da ortada yok.&lt;br /&gt; &lt;b&gt;Lider olabileceğiniz bir maçı sanki zoraki ve kerhen oynuyormuş gibi oynarsanız karşınıza böyle bir sonuç çıkması da sürpriz olmaz. &lt;/b&gt;G.Saray hiç üzülmesin.&lt;br /&gt; Galibiyeti getirebilecek golden sonra birkaç pozisyonları var ama oyunun genelinde kötüydüler.&lt;br /&gt; &lt;b&gt;Hele bu ligin zirvesine oturabilecek veya şampiyon olabilecek bir takım görüntüsünde hiç değildiler. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;/b&gt;&lt;strong&gt;ÜZÜLMEK BOŞUNA &lt;br /&gt; &lt;/strong&gt;Rijkaard'ı dönem dönem anlamakta zorlanıyorum. Oyun sisteminde orta sahayı üçleyerek bir değişikliğe gitti. Bunda da başarılı olduğu maçlar var. Orta sahanın dışında forvet hattında üçlü olarak kurmaya çalışıyor. Bunda bir problem yok. Hücumda genelde üç futbolcu, Arda, Keita ve Baros oynuyor. &lt;b&gt;Ama bu üç oyuncu da ilk 11'de yok. &lt;/b&gt;İkisi kulübede, biri kadronun dışında. &lt;b&gt;Ne kadar büyük takım olursanız olun yaptığınız büyük radikal değişiklikler bir süreç ister ve her zaman sonuç alamayabilirsiniz.&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Dün gece G.Saray mücadeleci bir orta sahayla oynamaya çalışırken, golü yalnızca çabukluğu ve yaratıcı özelliği üst seviyede olan Kewell ile düşündü. &lt;b&gt;Tempoları düşük olan Nonda ve Elano da rakibin kucağında kaldıkları için oyunun hakimiyetini ele alıp oyunu rakip sahaya fazla yıkamadı.&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Başlangıç böyle olabilirdi. Fakat Rijkaard, Keita ve Arda hakkındaki yanlış kararlarıyla da bu sonucun gelmesine neden oldu. &lt;b&gt;Bu yüzden şimdi boşuna üzülmesin.&lt;/b&gt; &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>ALİ GÜLTİKEN</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/gultiken/2009/11/23/inanmadan_bu_kadar</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:27:02 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>İSKENDER GÜNEN - Ruhunu arayan takım</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/gunen/2009/11/23/ruhunu_arayan_takim</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Trabzonspor için dünkü maçtan sonra söylenecek sözümüz çok fazla. &lt;b&gt;Bir takım mağlup olabilir, kötü oynayabilir fakat kötü mücadele etmez.&lt;br /&gt; Ya da kötü koşmaz. Trabzonsporlu oyuncular silik, kimliksiz, bir oyun ortaya koydular. &lt;/b&gt;Trabzonspor gibi bir takımın formasını giyen oyuncuların bu kadar sorumsuz olmaya hakları var mı diye düşünüyorum. Vasata ulaşan hiçbir oyuncunun olmaması maçın özetidir.&lt;br /&gt; İlk yarıda Umut ile girilen gol pozisyonu ve ardından Colman'la penaltıdan kazanılan gol dışında Trabzonspor'un etkili atağı yok. &lt;b&gt;Savunmayla ilerideki oyuncular arasında 60 metre var. Savunma oyuncuları hücumu, hücum oyuncuları savunmayı yapmıyor. &lt;/b&gt;Orta sahada Colman ve Selçuk, oyunda hiç gözükmediler.&lt;br /&gt; Kenarlardan ise her zaman olduğu gibi atak girişimleri çok az. İlerde ise ayağına gelen her topu rakiplerine veren Umut ve Gökhan Ünal. İkinci yarı Umut'un yerine Alanzinho'nun girmesi de Trabzonspor'un görüntüsünü değiştirmedi. &lt;b&gt;Sahada ne yaptığını bilen ve oyunu istediği gibi yönlendiren Kasımpaşa'ydı. Attıkları iki gol ise Trabzonspor savunmasının yetersizliğinin bir göstergesiydi. &lt;/b&gt;Üçüncü golden sonra Trabzonspor oyundan tamamen düştü ve de kaderine razı oldu.&lt;br /&gt; Trabzonspor'un, Kasımpaşa maçındaki görüntüsü kendisine yakışmıyor. Yönetim artık radikal kararlar almak zorunda. Görünen o ki bu yıl Trabzonspor açısından kayıp bir yıl olacak. Yeniden bir yapılanmaya gidilmesi gelecek sezonu kurtarma açısından çok önemlidir. Aksi takdirde Trabzonspor her geçen gün sıradanlaşacaktır. Dünyada basketbol koçu denilince akla gelen ilk isim olan NBA'in efsanevi koçu Phil Jackson diyor ki &quot;&lt;i&gt;Spor dallarının çoğunda olduğu gibi basketbolda da en önemli unsur takım oyunudur. Ama tek başına yeterli değildir.&lt;br /&gt; En az takım oyunu kadar RUH da çok önemlidir. Ve bu iki faktör olmadan maç kazanmak ve şampiyon olmak neredeyse &lt;/i&gt;imkansızdır. &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>İSKENDER GÜNEN</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/gunen/2009/11/23/ruhunu_arayan_takim</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:25:37 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>LEVENT TÜZEMEN - Geciken hamleler</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/tuzemen/2009/11/23/geciken_hamleler</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Elano'nun ilk onbirde oynaması için önce takım arkadaşlarının güvenini kazanması gerekir. &lt;b&gt;Ribery, Galatasaray'a geldiğinde önce takım arkadaşlarına kendini kabul ettirmişti. &lt;/b&gt;Hakan Şükür Ribery için, &lt;i&gt;&quot;Balık gibi ele avuca sığmıyor, müthiş futbolcu&quot; &lt;/i&gt;yorumunu yapmıştı.&lt;br /&gt; Elano bu fizik gücüyle ve çakılı oyun anlayışıyla, sorumluluk taşının altına elini sokmayarak, kaçak oynayarak, ikili mücadeleye girmeyerek Galatasaray'da forma giyemez.&lt;br /&gt; Çünkü Galatasaray, Manisa kalesine yüklendiğinde sürekli Kewell'ın bölgesinden hücum etti. Rijkaard talimatlarını takıma Kewell'la yolladı. &lt;b&gt;Kewell takımın oyun lideri gibi oynadı. &lt;/b&gt;Müthiş çalıştı, kanat değiştirip golü attı. Galatasaraylı hiçbir oyuncu &lt;i&gt;&quot;Elano'nun bölgesinden oynayalım&quot; &lt;/i&gt;düşüncesiyle hareket etmedi. &lt;b&gt;İyimser gözle bakarak, Elano'nun Brezilya Milli Takımı'nda sağ tarafta oynadığını, Galatasaray'da ise ortada veya solda oynadığı için verimli olmadığını söylüyordum.&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Rijkaard nihayet Manisa maçında Keita'yı kesip Elano'yu sağda oynattı ama yine verim alamadı. Çünkü Brezilyalı oyuncunun koşacak, mücadele edecek hatta ayakta duracak hali yoktu. &lt;b&gt;Ayhan'ın oyundan çıkarken gösterdiği tepki doğruydu, çünkü ilk çıkması gereken oyuncu Elano'ydu. &lt;/b&gt;Futbolcu kendinin ya da başka oyuncunun saha içinde nasıl oynadığını görüyor. Üstelik Ayhan iyi oynuyor, top tutuyor ve yerini kaybetmiyordu.. Linderoth girdikten sonra Ayhan'ın görevini yapamadığı için orta sahada oluşan boşluğu Manisalı oyuncular çok iyi kullandı ve Galatasaray'ın üzerine kolay gelmeye başladı.&lt;br /&gt; &lt;b&gt;Rijkaard 70 dakikada sabrederek bence Elano'ya fazlasıyla şans verdi. &lt;br /&gt; &lt;/b&gt;&lt;br /&gt; &lt;strong&gt;AYHAN'IN ÇIKMASI HATAYDI &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; G.Saray karşısında fizik ve mücadele gücü müthiş bir Manisaspor buldu. Temposu yüksek, kaliteli bir oyun izledik. Manisa oyun disiplininden hiç kopmadı. &lt;b&gt;G.Saraylı futbolcular rakip kaleye yüzlerini dönmekte zorlandı. &lt;/b&gt;Manisa sahanın her yerine bastığı için G.Saraylı oyuncular ayağa isabetli pas oyununu sahaya yansıtamadı.&lt;br /&gt; G.Saraylı oyuncular liderlik konusunda eline geçirdiği fırsatı harcadı. &lt;b&gt;Rijkard'ın, Keita'yı geç geldiği için disiplin adına yedek soyundurması ne kadar doğruysa, Elano'yu erken oyundan almaması ve Ayhan'ı çıkarması büyük hataydı.&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Bu yanlış ve geç hamlelerin bedelini G.Saray ödedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>LEVENT TÜZEMEN</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/tuzemen/2009/11/23/geciken_hamleler</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:24:31 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>YAVUZ DONAT - Bakan ve hocası</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/donat/2009/11/23/bakan_ve_hocasi</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Pazar, saat 12.30. Eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk aradı. &lt;br /&gt; &lt;b&gt;&quot;Çok farklı bir konu&quot; &lt;/b&gt;için.&lt;br /&gt; Önümüzdeki günlerde yazacağız. &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; Hazır, sesini duymuşken, Prof. Türk'e dedik ki:&lt;br /&gt; - Adalet Bakanı Sadullah Ergin'le &lt;b&gt;&quot;telefon dinleme meselelerini&quot; &lt;/b&gt;konuştuk...&lt;br /&gt; Onu yazıyoruz.&lt;br /&gt; Prof. Türk:&lt;br /&gt; &lt;b&gt;- Sadullah Bey, Ankara Hukuk'tan öğrencimdir.&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;- Kendisi ile bu konuyu (telefon dinlenmesi) hiç konuştunuz mu?&lt;br /&gt; &lt;b&gt;- Hayır... Ama Bakanlık bazen doğrudan bana veya ders verdiğim üniversiteye &lt;/b&gt;&quot;görüş&quot; &lt;b&gt;sorar... Temel yasalar... Borçlar Yasası... Arabuluculuk konusu gibi... Fırsat buldukça çalışır ve cevap yazarım. &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;- Hocam sizin telefonunuz dinlendi mi?&lt;br /&gt; Hikmet Sami Türk güldü ve bir anısını anlattı. &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; Adalet Bakanı iken Prof. Türk'e sorulmuş:&lt;br /&gt; - Telefonunuz dinleniyor mu?&lt;br /&gt; &lt;b&gt;- Milletten saklım gizlim yok... Aldırış etmiyorum.&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Bu yanıt üzerine Ertuğrul Özkök, Adalet Bakanı'nı &lt;b&gt;&quot;ağır dille eleştirmiş.&quot; &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Prof. Hikmet Sami Türk: &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Ertuğrul Bey yanlış anladı... Ben bunu &lt;b&gt;&quot;telefonun dinlenmesi doğal&quot; &lt;/b&gt;anlamında söylemedim. &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Yasadışı dinleme &lt;b&gt;&quot;temel hak ve özgürlük ihlalidir... Suçtur.&quot; &lt;/b&gt;&lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Demokrat Parti iktidar olunca, şeffaflığı savunmak için &lt;b&gt;&quot;basın yatak odamızı bile gözetleyebilir&quot; &lt;/b&gt;denilmişti ya... Benimki de o hesap... &lt;b&gt;&quot;Devlet adamının gizli işi olmaz&quot; &lt;/b&gt;anlamında konuşmuştum. &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; Prof. Türk &lt;b&gt;&quot;üstüne basa basa&quot; &lt;/b&gt;bir şeyi vurguladı: &lt;br /&gt; &lt;b&gt;&quot;Mahkeme, telefon dinleme kararını çok kolay veriyor... Buna aman dikkat!..&quot;&lt;/b&gt; &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>YAVUZ DONAT</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/donat/2009/11/23/bakan_ve_hocasi</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:23:06 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>YAVUZ DONAT - Meclis'e bilgi</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/donat/2009/11/23/meclise_bilgi</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Adalet Bakanı Sadullah Ergin; &lt;br /&gt; 1. Bize gönderdiği &lt;b&gt;&quot;14 sayfalık bilgi notunu&quot; &lt;/b&gt;muhalefet milletvekillerine de vermeli.&lt;br /&gt; 2. &lt;b&gt;&quot;Meclis'te temsil edilmeyen&quot; &lt;/b&gt;parti yöneticilerine de. &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; Mahkemeden gelen bazı &lt;b&gt;&quot;telefon dinleme taleplerine&quot; &lt;/b&gt;Telekomünikasyon İdaresi Başkanlığı itiraz etmiş.&lt;br /&gt; Konu &lt;b&gt;&quot;bir üst mahkemeye&quot; &lt;/b&gt;gitmiş.&lt;br /&gt; Ve üst mahkeme &lt;b&gt;&quot;telefon dinleme talebini&quot; &lt;/b&gt;reddetmiş. &lt;b&gt;&quot;Bunun sayısı&quot; &lt;/b&gt;30 bin. &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; Adalet Bakanı Ergin &lt;b&gt;&quot;bunları&quot; &lt;/b&gt;da Meclis'e anlatmalı... Parlamentoyu, halkı aydınlatmalı.&lt;br /&gt; Zira bu konuda &lt;b&gt;&quot;kafalar karışık... Bilgi kirliliği had safhada.&quot;&lt;/b&gt; &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>YAVUZ DONAT</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/donat/2009/11/23/meclise_bilgi</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:22:28 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>YAVUZ DONAT - Bakanlar Kurulu</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/donat/2009/11/23/bakanlar_kurulu</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;- Sayın Bakan... Ne zaman?&lt;br /&gt; Adalet Bakanı &lt;b&gt;&quot;en kısa zamanda&quot; &lt;/b&gt;dedi:&lt;br /&gt; &lt;b&gt;- Kanunsuz telefon dinlemeleri konusu &lt;/b&gt;&quot;Bakanlar Kurulu'nun ilk toplantısında&quot; &lt;b&gt;konuşulacak... Cezalar &lt;/b&gt;&quot;en az bir kat&quot; &lt;b&gt;artırılacak... Hazırlığımız tamam.&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Adalet Bakanı: &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; &lt;b&gt;Kanunsuz dinleme suç. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Bunu kayda almak ayrı suç. &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; &lt;b&gt;Yayınlamak... Bir suç daha.&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;- Sayın Bakan... Başbakan nasıl dinlenir?&lt;br /&gt; &lt;b&gt;- İllegal.&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;- Kim dinlemiş, belli mi?&lt;br /&gt; &lt;b&gt;- Soruşturma devam ediyor... Sadece sayın Başbakan'ın dinlenmesi değil, başka konular da var... Dinlemeler... Soruşturma gizliliğini ihlaller... Tam 3.800 işlem... Bir kısmı için dava açıldı... Karar verilmiş olanlar da var, mahkemesi devam edenler de, soruşturma safhasında olanlar da.&lt;/b&gt; &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>YAVUZ DONAT</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/donat/2009/11/23/bakanlar_kurulu</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:22:01 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>YAVUZ DONAT - Suç ve ceza</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/donat/2009/11/23/suc_ve_ceza</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Adalet Bakanı Sadullah Ergin'e sorduk: &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Kızılcahamam'da &lt;b&gt;&quot;telefon dinleme konusu&quot; &lt;/b&gt;hiç açıldı mı? &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Milletvekillerinden, bakanlardan size &lt;b&gt;&quot;bir şey söyleyen... Bir şey soran&quot; &lt;/b&gt;oldu mu? &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; Sadullah Ergin:&lt;br /&gt; &lt;b&gt;- Kızılcahamam'da, milletvekillerimize &lt;/b&gt;&quot;telefon dinleme iddialarına ilişkin birer bilgi notu&quot; &lt;b&gt;dağıttım. &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Adalet Bakanı ile sohbetimizin üzerinden yarım saat geçti geçmedi... &lt;br /&gt; &lt;b&gt;&quot;Resmi tatil&quot; &lt;/b&gt;olmasına rağmen, önümüze &lt;b&gt;&quot;14 sayfalık&quot; &lt;/b&gt;bir bilgi notu geldi.&lt;br /&gt; Yıllar itibariyle dinlemeler.&lt;br /&gt; Telefon dinlemeleri ile ilgili bütün bilgiler. &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; Sadullah Ergin: &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Vaktiyle &lt;b&gt;&quot;bazı şeyler&quot; &lt;/b&gt;olmuş. &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Ama Telekomünikasyon İdaresi devreye girdikten sonra &lt;b&gt;&quot;her şey kontrol altında.&quot; &lt;/b&gt;&lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Tabii &lt;b&gt;&quot;hukuk dışı dinleme yok&quot; &lt;/b&gt;demiyorum. &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Ama bu suç... Ve &lt;b&gt;&quot;cezası da artırılacak.&quot;&lt;/b&gt; &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>YAVUZ DONAT</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/donat/2009/11/23/suc_ve_ceza</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:21:41 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>YAVUZ DONAT - Adalet Bakanı</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/donat/2009/11/23/adalet_bakani</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Adalet Bakanı Sadullah Ergin'e &lt;b&gt;&quot;toplumdaki yaygın inançtan&quot; &lt;/b&gt;bahsettik: &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Sanki bir &lt;b&gt;&quot;korku devleti.&quot; &lt;/b&gt;&lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Telefonu dinlenmeyen &lt;b&gt;&quot;neredeyse yok gibi.&quot; &lt;/b&gt;&lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Kadın &lt;b&gt;&quot;kocasından&quot;&lt;/b&gt;, cemaat &lt;b&gt;&quot;hocasından&quot; &lt;/b&gt;şüphelenir hale geldi. &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Hâkimler, savcılar dinleniyor... &lt;b&gt;&quot;Hatta Başbakan...&quot; &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Sadullah Ergin &lt;b&gt;&quot;iki şey&quot; &lt;/b&gt;söyledi:&lt;br /&gt; 1. Hayır durum tam öyle değil... &lt;b&gt;&quot;Dinleme, sözünü ettiğiniz kadar yaygın değil.&quot;&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;2. Ama haklısınız... Toplumda &lt;b&gt;&quot;öyle bir algılama&quot; &lt;/b&gt;doğdu. &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; Bu &lt;b&gt;&quot;algılama&quot; &lt;/b&gt;tez elden düzeltilmeli.&lt;br /&gt; Aksi halde &lt;b&gt;&quot;bir güve gibi&quot; &lt;/b&gt;sistemi kemirir.&lt;br /&gt; Başbakan, Kızılcahamam konuşmasında &lt;b&gt;&quot;bütün sorunların çözüm yeri&quot; &lt;/b&gt;olarak, tek adres gösterdi:&lt;br /&gt; &lt;b&gt;- Meclis. &quot;Yüce Meclis&quot; &lt;/b&gt;bu konuyu mutlaka çözmeli.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>YAVUZ DONAT</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/donat/2009/11/23/adalet_bakani</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:21:13 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>NAZLI ILICAK - Fotoşop</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2009/11/23/fotosop</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;img height=&quot;330&quot; width=&quot;233&quot; align=&quot;left&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://i.sabah.com.tr/2009/11/23/IcerikResim/12099918750.jpg&quot;/&gt;RADİKAL &lt;/b&gt;gazetesinin yazarı Kaan Sezyum, Recep Tayyip Erdoğan fotoşoplarını yapıp, gazete, dergi ve internet yoluyla binlerce kişiye ulaştırmış. Erdoğan'ı kılıktan kılığa sokmuş: Michael Jackson, Beatles, astronot ya da öğrenci... Değişik bir çalışma. Bunun bir benzerini ben de iPhone'umda faceswild programıyla kolayca yapabiliyorum. İşte birkaç örnek... Tanıyabildiniz mi: Salvador Dali, Che Guevara, Mona Lisa. &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>NAZLI ILICAK</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/ilicak/2009/11/23/fotosop</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:20:16 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>NAZLI ILICAK - Tunceli sendromu</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2009/11/23/tunceli_sendromu</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Melih Aşık, Tunceli'de halkın hep CHP'yi desteklediğini, seçim neticelerini vererek sütununda anlatmış (21 Kasım 2009-Milliyet): &lt;b&gt;&quot;1954 seçimlerinde CHP'nin oy oranı % 53, DP'nin % 46; 1957'de CHP gene % 53, DP ise % 34; 1965'te CHP % 34, AP % 27; 1973'te CHP % 70, AP % 14. Tunceli, DP'nin oyları silip süpürdüğü dönemlerde bile CHP'yi desteklemiş. Yöre halkı CHP'ye katliamcı diye baksa, oyunu böyle mi kullanırdı?&quot;&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Bu konu, Çarşamba akşamı, Mustafa Karaalioğlu'nun Kanal 24'te yaptığı Açık Görüş programında da tartışıldı. Taraf yazarı Ayşe Hür, &lt;b&gt;&quot;Stockholm sendromu&quot;&lt;/b&gt;ndan söz etti. Kısaca, rehinenin ya da kurbanın, kendisini kaçıran veya zulmeden kişiye âşık olma durumu diye özetleyebiliriz bu ruh halini. Malûm 1973'te, bir bankayı soymaya kalkışan soyguncular 4 kişiyi rehin almıştı ve 6 gün boyunca polise direnmişlerdi. 6'ncı günün sonunda, polis operasyonu sırasında, rehineler soyguncularla birlikte hareket edip, kurtarılmayı istemediler; soyguncular aleyhine tanıklık etmeye de yanaşmadılar. Psikologlar bu hali irdeliyor ve sendromun gelişmesinin temel sebebini &lt;b&gt;&quot;Hayatta kalma iç güdüsü&quot; &lt;/b&gt;olarak izah ediyor. Dış dünyadan tamamen soyutlanan kurban, ihtiyaçları için kendisine baskı yapan kişiye bağımlı olduğunu hisseder; onun küçücük iyilikleri dahi önem taşır. Bir süre sonra kurban, baskıcı kişinin haklı olduğunu düşünmeye başlar; onun şiddet eğilimini tamamen gözardı eder. Bu şekilde içinde bulunduğu tehlikeyi de görmezden gelir. Stockholm sendromu, mazlumun zulme tahammül etmesinin de ötesinde, kendisine zulmedene duygusal olarak bağlanmasıdır.&lt;br /&gt; Acaba bu izahat yerinde mi? Her seçimde, Tuncelililerin CHP'ye oy vermesi, böyle bir psikolojiyle izah edilebilir mi? En azından düşünmeye değer bir iddia. &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>NAZLI ILICAK</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/ilicak/2009/11/23/tunceli_sendromu</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:19:46 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>NAZLI ILICAK - Bir darbecinin isyanı</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2009/11/23/bir_darbecinin_isyani</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Eskiden ne kolaydı işler... Tek telden çalan medyaya bir haber uçururduk; onlar manşetleri döşenirdi: &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Genç subaylar rahatsız. &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Cumhuriyetimiz tehlikede; farkında mısınız? &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Kur'an kurslarında irtica yemini. &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Refah'ın 2005 Planı.&lt;br /&gt; 2005 yılında İmam Hatip mezunları sayesinde Refah Partisi % 65 ile iktidara gelecek. &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Kutlu Doğum Haftası'nda 23 Nisan'a alternatif kutlama. &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Türban TBMM'ye girdi. &lt;br /&gt; &lt;img alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg&quot;/&gt; Ramazan ayında AKP'li belediyeler öğlen yemeği vermiyorlar.&lt;br /&gt; Sadece irtica ile değil, bölücülükle de mücadele etmek kolaydı. Hâkim ve savcı lojmanlarının dibinde bomba patlatırdık, onlar hizaya gelirdi. PKK terörünün azdığına herkes şahit olurdu.&lt;br /&gt; Şehit cenazelerinde hükûmet üyelerini yuhalatırdık. Dost gazetecilere, &lt;b&gt;&quot;Hükûmet yolları asfaltlamadığı için mayınların kolayca döşenebildiğini&quot; &lt;/b&gt;yazdırırdık. Medya, hiç kurcalamazdı; eğrisini doğrusunu irdelemezdi. Demezdi ki, &lt;b&gt;&quot;Yollar asfalt olsa bile kenarları toprak. Ya da sormazdı, asfalta da mayın yerleştirilemez mi?&quot; &lt;/b&gt;diye. İktidarın terörle mücadelede taviz verdiği, teslimiyet içinde olduğu yorumları basında yer alırdı. &lt;b&gt;&quot;Sınır ötesi harekât&quot; &lt;/b&gt;yapmaya cesareti olmadığını yazdırırdık. O &lt;b&gt;&quot;tek sesli&quot; &lt;/b&gt;güzel günlerde, Şemdin Sakık'ın itiraflarını iki büyük gazetede aynı anda yayınlatıvermiştik. Belgeler kolay kolay ortaya çıkmazdı. Çıksa da, kenar köşede kalır, kimse yüzüne bakmazdı. Kara propaganda belgesini ele geçirip, bize dil uzatan olsa, hemen haddini bildirirdik: &lt;b&gt;&quot;Bunlar, Türk Silâhlı Kuvvetlerine düşman; ihanet içinde&quot; &lt;/b&gt;deyince, herkes susup, köşesine çekilirdi. &lt;b&gt;Yandaş medya çıktı, mertlik bozuldu. &lt;/b&gt;Rahip Santoro, Malatya Zirve Yayınevi ve Hrant Dink operasyonları sonrasında, gayrimüslimlerin irticai grupların hedefinde olduğunu gösteren bir kamuoyu oluşmuştu ancak, &lt;b&gt;&quot;yandaş medyanın&quot; &lt;/b&gt;yoğun propagandasıyla bir bit yeniği olduğu anlaşıldı. Danıştay baskınında da aynı şeyleri yaşamadık mı? Oysa ilk başta, Danıştay'ın türban kararı yüzünden Alparslan Aslan'ın silâha sarıldığı hikâyesini yutturuvermiştik. Bizim çocuklar, o yandaş medya yüzünden yargılanıyor şimdi. Karşı psikolojik harp faaliyetlerini etkisiz kılmak zorlaştı. Hatta imkânsız hale geldi. 28 Şubat'taki o tek sesli, brifinglerimize koşup gelen sevgili medyamızı arıyoruz. O tarihte, kolayca korku salardık. Kara propagandalarla, politikacıları, sivil toplum örgütlerini, gazetecileri hemen itibarsızlaştırırdık. Şimdi &lt;b&gt;&quot;saygınlığını ortadan kaldırmak&quot; &lt;/b&gt;istediğimiz gazetecileri bile akredite etmek zorunda kaldık.&lt;br /&gt; Ah, ah, nerede eski günler! Dedik ya, &lt;b&gt;&quot;Yandaş medya&quot; &lt;/b&gt;çıktı mertlik bozuldu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>NAZLI ILICAK</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/ilicak/2009/11/23/bir_darbecinin_isyani</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:19:06 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>UFUK SANDIK - İran ambargoyu otomotivle deldi</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/sandik/2009/11/23/iran_ambargoyu_otomotivle_deldi</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Nükleer çalışmaları nedeniyle dünya ile başı dertte olan ambargolar ülkesi İran, dünyanın en önemli organizasyonlarından birine üye olarak seçildi. Tüm otomotiv sanayii derneklerini aynı çatı altında toplayan Uluslar arası &lt;b&gt;Otomotiv Sanayicileri Birliği OICA'nın, Amsterdam'da yapılan genel kurulunda İran'ın üyelik başvurusunu kabul etti. &lt;/b&gt;Büyük üretim kapasitesiyle önemli bir otomotiv ülkesi olan İran, artık dünya otomotivine yön veren bir organizasyonda söz sahibi olacak.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>UFUK SANDIK</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/sandik/2009/11/23/iran_ambargoyu_otomotivle_deldi</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:16:04 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>UFUK SANDIK - Toparlanmanın sinyalini fuarlar verecek</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/sandik/2009/11/23/toparlanmanin_sinyalini_fuarlar_verecek</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Ekonomik krizin otomotiv sektöründe açtığı yaralar hükümetlerin verdiği teşviklerle Avrupa'da iyileşme sürecine girdi. Uluslararası Otomotiv Sanayicileri Birliği OICA'nın verilerine göre Ocak-Ekim döneminde &lt;b&gt;Avrupa'da otomotiv pazarında daralma yüzde 5'e geriledi. &lt;/b&gt;Yani pazardaki düşüş hız kesti. Almanya başta olmak üzere Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Avusturya, Fransa ve Polonya gibi ülkelerde satışlarda artış görüldü. Ancak, kanama durmadı. &lt;b&gt;Çünkü otomotiv, krizle en az 5 yıl geriye gitti. &lt;/b&gt;Bu yüzden toparlanmanı uzun süreceği, Avrupa'da pazarın &lt;b&gt;2011'den itibariyle toparlanma sürecine gireceği tahmin ediliyor. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Kriz iptal ettirdi &lt;/b&gt;&lt;br /&gt; Toparlamanın işaretlerinden biri de otomotiv fuarları. Küresel krizle iptal edilen otomotiv fuarları, 2011'de yeniden takvime uygun düzenlenmeye başlanacak. İptal edilen birçok fuar yeniden OICA takvimine girdi. Bu yıl listede yer alan, &lt;b&gt;Moskova, Zagreb, Amsterdam, Milano Ticari Araç Fuarları ile Budapeşte, Atina ve Buenos Aires fuarları iptal olmuştu&lt;/b&gt;.&lt;br /&gt; Bazı fuarların tarihleri değiştirilirken, bazı otomobil fuarları ise ticari araç fuarlarıyla birleştirilmişti. Birçok otomotiv firması da tasarruf tedbirleri nedeniyle fuarlara katılmama kararı almıştı.&lt;br /&gt; &lt;b&gt;2011 yılı itibariyle ise artık tüm fuarlar, kriz öncesinde olduğu gibi normal takviminde düzenlenecek&lt;/b&gt;. Otomotiv firmaları da tam kadro fuarlardaki yerini alacak.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>UFUK SANDIK</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/sandik/2009/11/23/toparlanmanin_sinyalini_fuarlar_verecek</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:15:51 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>ÜLKÜ TAMER - Sahne arkasındakiler... Ve maçlar</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/tamer/2009/11/23/sahne_arkasindakiler_ve_maclar</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;&lt;img height=&quot;625&quot; width=&quot;200&quot; align=&quot;left&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://i.sabah.com.tr/2009/11/23/IcerikResim/8478200000.jpg&quot;/&gt;Cumartesi Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi yine eski tribünlere taşıdı beni. Maç anılarına tiyatroculuk dönemimin sahne arkası anıları da karıştı.&lt;br /&gt; Sahneye girme sıramızı beklerken futbol maçlarından konuşurduk hep.&lt;br /&gt; Dekorcular, ışıkçılar, teknisyenler ise oyun boyunca koşuşturdukları için bu &lt;b&gt;&quot;derin sohbetler&quot;&lt;/b&gt;de pek yer alamazlardı.&lt;br /&gt; Tiyatroculuk serüvenim sırasında en sıkı dost olduğum kimseler onlardı.&lt;br /&gt; Önce onlardan söz edeyim biraz. &lt;br /&gt; &lt;div style=&quot;text-align:center;&quot;&gt;***&lt;/div&gt; &lt;b&gt;&lt;br /&gt; Sarı İlhan&lt;/b&gt;... Bizim tiyatroda ışıkçıydı. Efektleri, müziği de banttan o verirdi. Bir gece yine derin hülyalara dalmış, &lt;b&gt;Nâzım&lt;/b&gt;'ın &lt;i&gt;Ferhat ile Şirin&lt;/i&gt;'inde Mehmene Banu sahneye girerken nakkare sesi vereceği yerde, bir türkü patlatmıştı: &lt;b&gt;&quot;Al elma, gönül alma...&quot;&lt;br /&gt; Stelyo&lt;/b&gt;... İstanbul Tiyatrosu'nun ışıkçısı... Bedeninin bilmemkaç volta dayanıklı olduğunu söylerdi. Eline iki çivi alıp prize sokar, burnunda ampul yaktırırdı. Bu marifetiyle, Tepebaşı'ndaki Güzel İzmir Lokantası'nda öğle yemeklerini bedava yerdi. Bir müşteriyle yemeğine bahse tutuşur, göbeğinde yaktırdığı ampul sayesinde kuru fasulye pilavı mideye indirirdi. Bir duble rakıyla.&lt;br /&gt; Sonra &lt;b&gt;Tekin&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;Hikmet&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;Emrullah&lt;/b&gt;...&lt;br /&gt; Nejat Usta'yı unutamam sözgelimi. Elhamra'da &lt;b&gt;&quot;dekor teknisyenliği&quot; &lt;/b&gt;yapan &lt;b&gt;Necati Köse&lt;/b&gt;'yi. Doğuluydu. Adlarımızı bir türlü doğru söyleyemiyordu. Hulki Bey diyordu bana. &lt;b&gt;Süreyya Berfe&lt;/b&gt;, tiyatromuzun müdürlüğünü yapmıştı bir ara. Ona da Suriye Bey diyordu. Süreyya'nın adı Suriye kalmıştı.&lt;br /&gt; Süreyya'nın müdürlüğünden de söz edeyim. Benim önerimle tiyatroda müdür olarak çalışmaya başlamıştı Süreyya. Turnedeydik. Ankara. Sonra İzmir. Ne de olsa şair adam... Bir ay dayanamadı. İstifayı basıp İstanbul'a döndü. Basmane'de yolcu etmeye gittim onu. Otobüsün en önünde yer almıştı. &lt;b&gt;&quot;İstanbul'a bir an önce gireyim diye.&quot; &lt;/b&gt;Bir şişe de kolonya. &lt;b&gt;&quot;Sevindikçe üstüme başıma serperim.&quot; &lt;/b&gt;&lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; Tanıdığım teknisyenler arasında, ölümün erken vurduğu &lt;b&gt;Emrullah Uzun&lt;/b&gt;'un ayrı bir yeri vardı. Kent Oyuncuları'nın temel direklerinden biriydi Emrullah. Tiyatronun her şeyine koşardı. Karadenizliydi. Su katılmamış bir Karadenizli ağzıyla konuşurdu. &lt;b&gt;&quot;Cızbız&quot; &lt;/b&gt;diyemezdi. &lt;b&gt;&quot;Cizbiz&quot; &lt;/b&gt;derdi. Günün birinde Müşfik (Kenter), o zamanın parasıyla 100 lira koydu masanın üstüne.: &lt;b&gt;&quot;Cızbız de, 100 kâğıdı al.&quot;&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Emrullah, gözü 100'lükte, başladı ter dökmeye. &lt;b&gt;&quot;Cızzz...&quot; &lt;/b&gt;Durdu, biraz daha zorladı kendini... &lt;b&gt;&quot;Cızzz... biz.&quot; &lt;/b&gt;Gitti 100 kâğıt.&lt;br /&gt; Kuliste &lt;b&gt;&quot;duk&quot; &lt;/b&gt;oynardık. Açık poker. Sahnede sırasını savan gelir katılırdı bize. &lt;b&gt;Müşfik&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;Pekcan &lt;/b&gt;(Koşar), &lt;b&gt;Bülent &lt;/b&gt;(Koral), &lt;b&gt;Kamran &lt;/b&gt;(Yüce), &lt;b&gt;Zeki &lt;/b&gt;(Ökten). Emrullah oynamaz, tepemize dikilip bizi seyreder, hepimizle ince ince dalgasını geçerdi.&lt;br /&gt; Galiba Türkiye'de tanımadığı yoktu Emrullah'ın. Bir Pazar öğleden sonra Kenter'lere uğramıştım.&lt;br /&gt; Dolmabahçe'de Galatasaray- Fenerbahçe maçı vardı o gün. Radyo açıldı. Yirmi dakika sonra maç başlayacak. &lt;br /&gt; &lt;b&gt;&quot;Hadi siz oyun oynayacaksınız,&quot; &lt;/b&gt;dedim. &lt;b&gt;&quot;Benim ne işim var burada? Keşke maça gitseydim.&quot;&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Emrullah şöyle bir baktı bana: &lt;br /&gt; &lt;b&gt;&quot;Sen maça mı gitmek isteysun?&quot; &quot;İstesem ne çıkar,&quot; &lt;/b&gt;dedim. &lt;b&gt;&quot;Biraz sonra maç başlıyor.&lt;br /&gt; Ortalık anababa günü. Kapılar kapanmış.&quot; &quot;Gel benimle,&quot; &lt;/b&gt;dedi Emrullah.&lt;br /&gt; On dakika sonra kendimi Şeref Tribünü'nde buldum. &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; Bir maç öyküsü daha. Bir gün de Müşfik'le Pekcan'ın canı maça gitmek istedi. Galatasaray oynuyordu Ali Sami Yen'de. &lt;br /&gt; &lt;b&gt;&quot;Yürüyün,&quot; &lt;/b&gt;dedim. &lt;br /&gt; &lt;b&gt;&quot;Bilet nereden bulacağız?&quot; &lt;/b&gt;dedi Pekcan. &lt;br /&gt; &lt;b&gt;&quot;Siz karışmayın orasına,&quot; &lt;/b&gt;dedim.&lt;br /&gt; Atladık arabaya. Doğru Mecidiyeköy.&lt;br /&gt; L Tribünü'nün kapısında duran &lt;b&gt;Ejder Bey&lt;/b&gt;'i tanıyordum.&lt;br /&gt; Bir selam, içeri aldı bizi.&lt;br /&gt; Oturduk. Müşfik'in gözü yandaki Şeref Tribünü'ne ilişti. &lt;b&gt;&quot;Baksana,&quot; &lt;/b&gt;dedi, &lt;b&gt;&quot;orası daha güzelmiş.&quot; &lt;/b&gt;Şımarıklık işte. &lt;b&gt;&quot;Gelin,&quot; &lt;/b&gt;dedim, &lt;b&gt;&quot;oraya gidelim.&quot;&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Pekcan karşı koydu: &lt;br /&gt; &lt;b&gt;&quot;Otur oturduğun yerde.&quot; &lt;br /&gt; &quot;Niye?&quot; &lt;br /&gt; &quot;Yahu, orası Şeref Tribünü.&quot; &lt;br /&gt; &quot;Ne olmuş Şeref Tribünü'yse?&quot; &lt;br /&gt; &quot;Orada paşalar var.&quot; &lt;br /&gt; &quot;Varsa var.&quot; &lt;br /&gt; &quot;Paşaların ortasında koltuğun üstüne fırlayıp hakeme küfür edebilir miyim be?&quot; &lt;br /&gt; &quot;Sen de çeneni tutmaya bak,&quot; &lt;/b&gt;dedi Müşfik.&lt;br /&gt; Pekcan'ı sürükleyerek L Tribünü'nden çıktık.&lt;br /&gt; Şeref Tribünü'nün kapısındaki görevli, &lt;b&gt;&quot;Ooo, buyrun Müşfik Bey, buyrun Pekcan Bey,&quot; &lt;/b&gt;dedi, içeri buyur etti bizi.&lt;br /&gt; Koltuklarımıza kurulunca, &lt;b&gt;&quot;Kim bu adam?&quot; &lt;/b&gt;dedi Müşfik. &lt;b&gt;&quot;Bizi tanıyor.&quot;&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Başladım gülmeye.&lt;br /&gt; Adam, Kent Oyuncuları'nın kapısında da görevliydi çünkü. Müşfik, kendi tiyatrolarındaki Belediye memurunu tanımamıştı.&lt;br /&gt; Haksız da sayılmazdı. Tiyatroya girip çıkarken hep arka kapıyı kullanıyorlardı çünkü ön kapıda bilet kesen adamla hiç karşılaşmamıştı ki. &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>ÜLKÜ TAMER</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/tamer/2009/11/23/sahne_arkasindakiler_ve_maclar</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:14:12 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>HASAN BÜLENT KAHRAMAN - Türkiye'nin Çernobil'leri patlıyor</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/kahraman/2009/11/23/turkiyenin_cernobilleri_patliyor</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Dünkü &lt;b&gt;Radikal &lt;/b&gt;çok çarpıcı bir başlık atmış ve &lt;b&gt;Başbakan Erdoğan&lt;/b&gt;'ın bir önceki gün yaptığı açıklamaları &lt;b&gt;&quot;bu bir tür devrim&quot; &lt;/b&gt;diye vermişti. Türkiye'deki siyaseti klasik çatışması kutuplaşmacı yapı içinde götürmek isteyenler için Erdoğan'ın &lt;b&gt;Çorum, Maraş, Sivas, Dersim &lt;/b&gt;olaylarını gündeme getirmesinin, &lt;b&gt;ağlayan anaların Kurtuluş Savaşı'nda ve Çanakkale'de değil o karanlık tabloların içinde aranması gerektiğini &lt;/b&gt;ifade eden sözleri için söyleyecek fazla bir şeyi olmayabilir ama onlar da dahil kimsenin kuşkusu olmasın ki, Türkiye çok önemli bir dönemden geçmektedir. Bu dönem daha önce de belirttiğim gibi Türkiye'nin üç olguyla bugüne değin toplumsal zihniyette ve siyasal yapı içinde asla tanımadığı bir şekilde karşılaşmasıdır. Bunlar, &lt;b&gt;gerçek, hafıza ve tarihyazımı &lt;/b&gt;(historiography) sorunlarıdır.&lt;br /&gt; Bu üç kavramı bir çırpıda dile getirmek çok doğru ama çok da kolay bir şey. Gelin görün ki, üçü de birbirinden çetrefil, netameli ve sancılıdır bu konuların. Çünkü sizi hemen &lt;b&gt;ideoloji, modernleşme, ulus devlet, ulusal kimlik, ulusal hafıza &lt;/b&gt;gibi konulara açar. Onlar bile yetmez. Yetmez çünkü bu kavramları 19. yüzyılda biçimlendirildikleri haliyle değil 20. yüzyıl sonunda, 21. yüzyıl başında &lt;b&gt;toplumsal kuram &lt;/b&gt;(social theory) çalışmalarının çerçevesi içinde irdelemeniz gerekir. Yani mesela &lt;b&gt;&quot;Dersim olayı kötüydü, yanlı yönleri vardı ama o günün şartları...&quot; &lt;/b&gt;demeniz yetmez. Çünkü bu tür kavram açılımları hızla genişlemeye mütemayildir ve çok farklı tavırlar almanızı gerektirir. Şunu bilmek şart: &lt;b&gt;bu tür olaylarda &quot;o günün şartları&quot; o günde kalmaz, genişler, bugünü de vurur. &lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Çok zor bir iştir bu yapıların dışına çıkmak. Onu bilelim.&lt;br /&gt; &lt;b&gt;Gerçek, hafıza ve tarihyazımı konularıyla uğraşmak yerleşik ve toplumsal kabuller dünyasında tabu olmuş konuları açmak manasına gelir. &lt;/b&gt;Bunun neticesi bir &lt;b&gt;toplumsal travmadır. &lt;/b&gt;Onu da bilelim. Nitekim Türkiye şimdi &lt;b&gt;Kürt, Alevi, laiklik, Müslümanlık, Ermenilik, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları &lt;/b&gt;gibi konularda ortaya çıkan yeni pozisyonlarla ve bu konularda önüne getirilen yeni yorumlarla böyle bir travmadan geçiyor. &lt;b&gt;Bu travmayı &quot;Türkiye bölünüyor&quot; diye yorumlayanlar var. &lt;/b&gt;Geçen hafta yazdığım iki yazıda bu bölünmenin anlamını çözümlemeye çalıştım. Bir cümleyle özetleyeyim.&lt;br /&gt; &lt;b&gt;Bir anlamda bölünüyor Türkiye. &lt;/b&gt;Bu kesin. Fakat bu yanlış, kötü ve söylendiği türden bir bölünme değil. Bu bir &lt;b&gt;siyasal/ideolojik &lt;/b&gt;bölünme&lt;b&gt;. &lt;/b&gt;Yani, &lt;b&gt;Türkiye'de bugüne kadar gerçek dışında ve gerçeğin yönlendirilmiş/manipüle edilmiş haliyle üretilen siyaset kendi sonuna varıyor. Gerçeği bugüne kadar Türkiye'de gerek toplumsal gerekse siyasal olarak tayin eden tek odak, tek kuvvet devletti&lt;/b&gt;.&lt;br /&gt; &lt;b&gt;Devlet tarihyazıcılığını, okulları, eğitim sistemini, telekomünikasyon araçlarını kullanarak gerçeği yönlendiriyordu ve siyasetin de o sınır çizgileri içinde yapılmasını istiyordu.&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;1989'a kadar daha çok otoriter yönetimlerde kendini gösteren bu durum 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla bambaşka bir düzeye tırmandı. Gorbaçov'un ortaya çıkıp &quot;Çernobil patladı, çaresiziz, ağır bir problemle yüz yüzeyiz&quot; demesi gerçeğin toplumun önüne getirilmesi bakımından çok önemli bir adımdı.&lt;br /&gt; O güne kadar her sorunu &quot;yok&quot; diye geçiştiren devletten yeni bir devlet anlayışına geçişti bu. &lt;br /&gt; &lt;b&gt;Şimdi Türkiye patlatıyor teker teker Çernobil'lerini, Kürtlük, Müslümanlık, Alevilik, Ermenilik olarak. &lt;/b&gt;Bu &lt;b&gt;toplu (kolektif) hafızanın &lt;/b&gt;yıkılıp yeniden kurulması demek. Bu, toplumun ergenliğine kavuşup kendisiyle, geçmişiyle, kimliğiyle yüzleşmesi demek. Bu, gerçekten korkmamak demek. Bu yeni bir tarihyazıcılığı yapmak demek. Yeni siyaset de buradan doğacak! &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>HASAN BÜLENT KAHRAMAN</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/kahraman/2009/11/23/turkiyenin_cernobilleri_patliyor</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:11:34 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>ÖMER TAŞPINAR - AB'nin stratejik basiretsizliği</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/taspinar/2009/11/23/abnin_stratejik_basiretsizligi</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;&lt;div class=&quot;spot kalin&quot;&gt;WASHINGTON &lt;/div&gt; AVRUPA Birliği Soğuk Savaş bittiğinden bu yana yeni dünya düzeni içinde yerini bulmaya çalışıyor. Amerika ve Çin'in gölgesinde kalmamak için AB çok kutuplu bir dünya ve güçler dengesi arayışı içinde.&lt;br /&gt; Fakat neresinden bakarsanız bakın AB ekonomik açıdan bir dev olmasına rağmen siyasi ve stratejik açıdan bir cüce olmaya devam ediyor. Ekonomik açıdan, para birliği gibi çok zor bir projeyi gerçekleştiren Avrupa iş dış politikaya gelince ortak bir sesle hareket edip hak ettiği siyasi ve stratejik öneme bir türlü kavuşamıyor. Bunun en son örneğini geçen hafta gördük. AB liderleri Lizbon Anlaşması'nın öngördüğü üzere nihayet ilk başkanlarını ve dışişleri yüksek temsilcilerini seçmek için toplandı.&lt;br /&gt; Normal şartlar altında, uluslararası platformda tanınmış ve ağırlığı olan bir AB başkanı seçilmesi gerekirdi. Kulislerde aylardır bu görev için lobi yapan &lt;b&gt;Tony Blair&lt;/b&gt;'in ismi geçiyordu. Blair birçok açıdan doğru seçim olacaktı. Masaya AB başkanı olarak oturacak kişinin Amerika ve Çin tarafından ciddiye alınan bir isim olması gerekiyor. Bu açıdan bakınca Avrupa'nın en önemli ve etkili ülkesi sayılacak ülkesinde başarıyla 11 yıl başbakanlık yapmış, dünya genelinde &lt;b&gt;&quot;yeni sol ve sosyal demokrasi&quot; &lt;/b&gt;kavramının simgesi olmuş, dış politika konusunda son derece tecrübeli ve halen enerjik ve genç bir lider olan Blair AB başkanlığı için ideal isimdi. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Blair'in adaylığı Fransa ve Almanya tarafından engellendi. Bahane olarak Blair'in Irak savaşına verdiği destek gösterildi. Kim bilir belki &lt;b&gt;Sarkozy &lt;/b&gt;ve &lt;b&gt;Merkel &lt;/b&gt;için Blair aynı zamanda Türkiye'nin AB üyeliğine çok sıcak bakan bir lider olduğu için de tehlikeli görüldü. Blair olmayınca, AB'nin stratejik açıdan yüksek profile sahip bir başkana ihtiyacı olduğunu düşünenler gözlerini bu sefer başka önemli bir devlet adamına çevirdiler: İsveç dışişleri bakanı &lt;b&gt;Carl Bildt&lt;/b&gt;. Tecrübeli, vizyon sahibi ve tıpkı Blair gibi Türkiye konusunda olumlu olan bu lider de nedense Fransa ve Almanya'da kabul görmedi.&lt;br /&gt; Sonuçta AB liderleri seçe seçe dünyada adı sanı duyulmamış, hiçbir karizmatik özelliği olmayan, ve de üstüne üstlük Türkiye konusunda &lt;b&gt;&quot;Asla üye olamayacaktır, çünkü Avrupa Hıristiyan kültürel temeller üzerine kurulmuştur&quot; &lt;/b&gt;deme cüretini kendinde gören bir siyaset fukarası Belçikalı politikacıyı başkan olarak seçme başarısını gösterdi. İşte çok beklenen yeni AB başkanı: &lt;b&gt;Herman van Rompuy&lt;/b&gt;. &lt;br /&gt; &lt;b&gt;&lt;br /&gt; Neden Rompuy? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt; Peki neden böyle bir seçim yaptı AB? Angela Merkel'e göre Herman van Rompuy başkanlığında birlik içinde uzlaşma sağlanacak ve görev ehil ellerde olacak. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy de, Brüksel'de çok akıllıca bir karar alındığını belirtti. Sarkozy, başkanın &lt;b&gt;&quot;çok önemli ülkelerin birinden seçilmediğini, bu nedenle de kimsenin kendini dışlanmış hissetmeyeceğini&quot; &lt;/b&gt;vurguladı. Bu ifadeler açıkça gösteriyor ki en büyük zorluk 27 ülke arasında uzlaşma sağlamak zorluk. Belki daha önemli bir başka unsur şu: AB'de ortak bir hedef ve stratejik vizyon yok. Her ülke kendi çıkarını düşünüyor. Sonuçta ortaya zayıf bir uzlaşma ve vizyonsuz bir politika anlayışı çıkıyor. Bu zayıf uzlaşma ve koalisyon kültürü stratejik vizyon açısından AB'nin siyasi bir cüce olarak kalmasını garantiliyor.&lt;br /&gt; Türkiye konusunda sürekli acaba Avrupa'dan uzaklaşıyor mu diye soranlar biraz AB'nin şu zavallı haline baksa iyi olur. Asıl sorulması gereken soru şu: &lt;b&gt;&quot;Stratejik vizyon fukarası bir AB acaba nasıl Türkiye'yi kazanabilir?&quot; &lt;/b&gt;Amerika bu konuda &lt;b&gt;Obama &lt;/b&gt;ile üzerine düşeni yaptı. Neredeyse göreve başlar başlamaz Ankara'yı ziyaret eden Obama stratejik vizyonunu dünyaya sergiledi. Obama ne zaman Avrupa'da konuşma yapsa Türkiye'nin öneminden bahsediyor. Ama Acaba Avrupa Türkiye'yi istiyor mu? &lt;b&gt;&quot;Türkiye nereye gidiyor?&quot; &lt;/b&gt;tartışması yapanların konuya biraz da bu cepheden bakması gerekiyor. &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>ÖMER TAŞPINAR</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/taspinar/2009/11/23/abnin_stratejik_basiretsizligi</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:10:08 -0800</pubDate>
      </item>
      <item>
         <title>HAŞMET BABAOĞLU - Ancak tahsille mümkün cehalet ve siyaset!</title>
         <link>http://sabah.com.tr/Yazarlar/babaoglu/2009/11/23/ancak_tahsille_mumkun_cehalet_ve_siyaset</link>
         <description>&lt;div class=&quot;haber line_height_def&quot;&gt;Türk &lt;b&gt;okuryazarının &lt;/b&gt;derin toplumsal korkuları var.&lt;br /&gt; Bunların en güçlüsü &lt;b&gt;&quot;demokrasiden korku!&quot;&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Eskilerin &lt;b&gt;&quot;bu kadarı ancak tahsille mümkün&quot; &lt;/b&gt;dedikleri türden &lt;b&gt;cehalete &lt;/b&gt;sırtını yaslamış bir korku bu.&lt;br /&gt; Eh, en nihayetinde... &lt;br /&gt; &lt;b&gt;İlkokul çağından &lt;/b&gt;başlayarak ömrümüzün sonuna kadar pompalanan yalan yanlış tarih bilgisinin, saçma sapan kıyaslamaların ve siyasal efsanelerin ürünü bir &lt;b&gt;otoriter kültür&lt;/b&gt;de yaşıyoruz. &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; Malum, internet sitelerine düşen yeni bir &quot;şok&quot; kaset var.&lt;br /&gt; Gizli &quot;&lt;b&gt;Kafes Planı&lt;/b&gt;&quot;nın ardındaki isimlerden olduğu iddia edilen &lt;b&gt;amiralin &lt;/b&gt;konferansından bir bölüm..&lt;br /&gt; Amiral bir yerde...&lt;br /&gt; Türkiye'de demokrasinin yürümeyeceğini ve darbelere hep ihtiyaç duyulacağını kanıtlamak için diyor ki... &quot;Keşke coğrafyamız &lt;b&gt;Almanya gibi, Polonya gibi, Avusturya gibi &lt;/b&gt;sıkıntıları olmayan bir bölge olsaydı... Keşke &lt;b&gt;Rönesans-reform sürecini aşıp siyasal olgunluğa ulaşmış &lt;/b&gt;olsaydık...&quot;&lt;br /&gt; Konuşmayı internetten dinleyen birçok genç şöyle yorumlar düşmüş o sitelere... &lt;br /&gt; &quot;Doğru ya! Nerede bizde Almanya'nın, Polonya'nın demokratik olgunluğu!&quot; &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; Madem öyle, doğru mu bu akıl yürütme, bir bakalım.&lt;br /&gt; Mesela &lt;b&gt;Almanya&lt;/b&gt;'yı ele alalım!&lt;br /&gt; O topraklarda I. Dünya Savaşı yenilgisine kadar emperyal bir imparatorluk yok muydu?&lt;br /&gt; Hani &lt;b&gt;Sevr korkusuyla &lt;/b&gt;demokrasiden duyduğumuz korkuyu birleştiririz ya hep...&lt;br /&gt; Peki Almanlar ne yapsın?&lt;br /&gt; &lt;b&gt;1918 İhtilali'nin ardından kurdukları Weimar Cumhuriyeti ancak 15 yıl sürebilmişti.&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Bizim amiral gibilerinin &quot;Rönesansreform geçirdiği&quot; için pek olgun demokratik kültüre sahip olduğunu düşündüğü Almanlar &lt;b&gt;1933'te parlamentolarını kundakladılar. &lt;/b&gt;Ardından &lt;b&gt;Hitler &lt;/b&gt;iktidara geldi.&lt;br /&gt; Ardından yeryüzünün gördüğü en kanlı savaş patlak verdi. &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; &lt;b&gt;Huzurlu coğrafya &lt;/b&gt;mı, demiştiniz?&lt;br /&gt; Ne ilgisi var!&lt;br /&gt; 20. yüzyılın tamamını &lt;b&gt;dünyanın en problemli, en tehditkâr coğrafyasında &lt;/b&gt;geçirdi &lt;b&gt;Almanlar.&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;&quot;Kuzeydeki düşman&quot;la yaşamak hep çok zordu. (Bu durum özünde hâlâ değişmiş değil!) &lt;br /&gt; İkinci Dünya Savaşı geride büyük yıkımlar ve &lt;b&gt;ulusal kimliğin aşağılanmasıyla &lt;/b&gt;kapandı. Üstelik Alman ulusu ikiye bölünmüş, Federal Almanya nükleer başlıklı Amerikan füzelerinin tarlası olmuştu.&lt;br /&gt; Yine de kimse &lt;b&gt;&quot;bu koşullarda demokrasi olmaz, yürümez&quot; &lt;/b&gt;inancına kapılmadı.&lt;br /&gt; Ve düşünsenize...&lt;br /&gt; Almanya'nın birleşmesi topu topu 19 yıl önce gerçekleşti. &lt;br /&gt; &lt;center&gt;***&lt;/center&gt;&lt;br /&gt; Yani bizimkiyle kıyaslandığında &lt;b&gt;Almanya&lt;/b&gt;'nın yakın tarihi &lt;b&gt;çok daha büyük sorunlarla, hatta felaketlerle doludur.&lt;br /&gt; &lt;/b&gt;Coğrafyası baştan aşağı problemdir. Komşularında hâlâ huzursuz Alman azınlıklar bulunuyor.&lt;br /&gt; Ama hiçbir Alman kalkıp bizim amiral gibi fikir yürütmez.&lt;br /&gt; Hitler özentisi zırtapoz gençleri bir yana bırakırsanız... Bugün &lt;b&gt;yakın geçmişine bakarak demokrasiden korkup kuşku duyan bir Alman&lt;/b&gt;'a rastlamanız zordur.&lt;br /&gt; Ama aynı Almanlara.. &quot;Ah, sizde tabii Avrupa'nın ortasında &lt;b&gt;Rönesans-Reform yaşamış olmanın olgunluğu &lt;/b&gt;var&quot; falan derseniz...&lt;br /&gt; &lt;b&gt;Yarım yüzyıla iki dünya savaşı sıkıştırmış olmanın ve soykırımın utancını &lt;/b&gt;hâlâ hissettikleri için...&lt;br /&gt; Donup kalırlar! &lt;div class=&quot;clear_both&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; alt=&quot;&quot; src=&quot;http://sabah.com.tr/c/i/sp.gif&quot; width=&quot;1&quot;/&gt;&lt;/div&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align=&quot;center&quot; style=&quot;border:0xp;padding:0px;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description>
         <author>HAŞMET BABAOĞLU</author>
         <guid isPermaLink="false">/Yazarlar/babaoglu/2009/11/23/ancak_tahsille_mumkun_cehalet_ve_siyaset</guid>
         <pubDate>Sun, 22 Nov 2009 11:05:45 -0800</pubDate>
      </item>
   </channel>
</rss>
<!-- fe6.pipes.sp1.yahoo.com uncompressed/chunked Tue Nov 24 04:45:33 PST 2009 -->
