<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:yt="http://gdata.youtube.com/schemas/2007">
   <channel>
      <title>Radikal - Yazarlar</title>
      <description>Pipes Output</description>
      <link>http://pipes.yahoo.com/pipes/pipe.info?_id=ce8c4e0ea6f1e5aff710047dd425e136</link>
      <pubDate>Tue, 24 Nov 2009 01:07:24 -0800</pubDate>
      <generator>http://pipes.yahoo.com/pipes/</generator>
      <item>
         <title>FERYAL PERE - Sisli bir gece yarısında!</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965928</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Cumartesi, sabahın ilk saatlerinde uykusu bölünen bazı vatandaşlar, baktılar şöyle bir havaya: Bu ne? Gözgözü görmüyor. Bir Alfred Hitchcock filmi, Sisli Geceler. İstanbul adeta Londra. Uçaklar inemiyor, deniz ulaşımı aksak ritimde. Besbelli bu Fenerbahçe havası değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cumartesi, sabahın ilk saatlerinde uykusu b&amp;ouml;l&amp;uuml;nen bazı vatandaşlar, baktılar ş&amp;ouml;yle bir havaya: Bu ne? G&amp;ouml;zg&amp;ouml;z&amp;uuml; g&amp;ouml;rm&amp;uuml;yor. Bir Alfred Hitchcock filmi, Sisli Geceler. İstanbul adeta Londra. U&amp;ccedil;aklar inemiyor, deniz ulaşımı aksak ritimde. Besbelli bu Fenerbah&amp;ccedil;e havası değil. Fenerbah&amp;ccedil;e havası nasıl olurmuş derseniz, narin genlere i&amp;ccedil; ferahlığı veren, bulutun arasından da olsa arada g&amp;ouml;r&amp;uuml;nen g&amp;uuml;neşin hissedildiği, g&amp;uuml;l&amp;uuml;mseten yumuşaklık olarak anlatabileceğimiz durum!!!&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;te yandan, gen&amp;ccedil;liğimizde pek iyi &amp;ccedil;ağrışımları olmayan &amp;ldquo;Kurt dumanlı havayı sever&amp;rdquo; vecizemizin &amp;lsquo;Kurt hoca Denizli&amp;rsquo; ile birleştirildiği, şahsen benim b&amp;ouml;yle &amp;ccedil;ağrışımları Egeli Mustafa hocaya hi&amp;ccedil; yakıştıramayacağım, ama neyin &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;s&amp;uuml; kaldı ki bunun da kalsın -bir mutlu- mesut yorum kolaylığı.&lt;br /&gt;&#13;
Son zamanlarda &amp;lsquo;b&amp;uuml;y&amp;uuml;k&amp;rsquo; kardeşlerin, &amp;lsquo;harici bedhahlar&amp;rsquo;a ihtiya&amp;ccedil; duymadığı g&amp;uuml;nler ge&amp;ccedil;iriyoruz. Galatasaray basketi, Beşiktaş&amp;rsquo;ın y&amp;ouml;netim-taraftar kırıklığı, Fenerbah&amp;ccedil;e&amp;rsquo;nin hayret bunca zaman nasıl direnilerek var olduğu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;len &amp;lsquo;oyuncu&amp;rsquo; i&amp;ccedil; barışının kaşınmaya başlatıldığı g&amp;uuml;nler. Herkes dertli olunca, &amp;ouml;fkeler yerini başkasının derdi benden b&amp;uuml;y&amp;uuml;k kayıtsızlığına bırakıyor belki. &amp;Ccedil;ok sakiniz &amp;ccedil;ok!&lt;br /&gt;&#13;
Cumartesi akşamı tarihe, Beşiktaş&amp;rsquo;ın 3-0 gibi şık bir sonu&amp;ccedil;la Fenerbah&amp;ccedil;e&amp;rsquo;yi yendiği ma&amp;ccedil; olarak ge&amp;ccedil;ecek. Seneye derbi &amp;ouml;ncesi ka&amp;ccedil; yıldır neler olmuş g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;l&amp;uuml; &amp;ouml;zetlerinde, Beşiktaşlılar keyifle ekrana bakacak, Kanaryalar verilmeyen penaltı, Alex-direk, ofsayt gol gibi &amp;lsquo;l&amp;uuml;zumsuz&amp;rsquo; detayları hatırlayarak t&amp;uuml;h-t&amp;uuml;h diyecek ya da zap yapacak. Fazla bir h&amp;uuml;z&amp;uuml;n yok. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; uzun zamandır olmayan oldu. İ&amp;ccedil;inde Fenerbah&amp;ccedil;e&amp;rsquo;nin olduğu bir &amp;ouml;nemli ma&amp;ccedil; sonunda, iki takım oyuncuları iyi g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;ler verdi. Daha &amp;ouml;nemlisi, deplasman taraftarları, kendilerine &amp;ccedil;ok mutluluk vermiş ve verecek oyuncularını &amp;ccedil;ağırdı, alkışlayarak soyunma odasına yolladı. G&amp;uuml;zeldi. Ma&amp;ccedil; sonrası eğlence gecesinde, Beşiktaş&amp;rsquo;ın şenlikli marşlarına eşlik eden Galatasaray y&amp;ouml;neticilerine de &amp;ldquo;Pek g&amp;uuml;zel hareketler değil bunlar&amp;rdquo; cevabını Manisalılar verdi.&lt;br /&gt;&#13;
Demek ki neymiş, kendi performansınla &amp;ouml;v&amp;uuml;nmek iyiymiş!!!&lt;br /&gt;&#13;
Bu hafta sonu ve sonrasında Fenerbah&amp;ccedil;e&amp;rsquo;sine hasret bırakılacak olan ahaliye sabırlar, sebep olanlara sitemler, ma&amp;ccedil; yazısına Attil&amp;acirc; İlhan&amp;rsquo;ın &amp;lsquo;Sisler Bulvarı&amp;rsquo; şiirini koyan Bağışcığıma ilhamı i&amp;ccedil;in teşekk&amp;uuml;rler, bir &amp;lsquo;Kadık&amp;ouml;y halk ozanı&amp;rsquo;ndan derlenen, son kullanma zamanı olmayan satırlarla iyi bayramlar: Sisli bir gece yarısında / Issız bir sokak ortasında / Kırık bir lambanın altında / Dalmışım sevdalara...&lt;br /&gt;&#13;
Neler ge&amp;ccedil;ti aklımdan bilsen / Yaşlar damladı g&amp;ouml;zlerimden / Anladım ki &amp;ouml;lene kadar / Fenerbah&amp;ccedil;e d&amp;uuml;şmeyecek dilimden...&lt;br /&gt;&#13;
B&amp;ouml;yledir. Bu kadar &amp;ccedil;ocuk&amp;ccedil;a ve &amp;ccedil;ok&amp;ccedil;a sevilir.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>FERYAL PERE</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>FERYAL PERE - Sisli bir gece yarısında!</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965929</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Cumartesi, sabahın ilk saatlerinde uykusu bölünen bazı vatandaşlar, baktılar şöyle bir havaya: Bu ne? Gözgözü görmüyor. Bir Alfred Hitchcock filmi, Sisli Geceler. İstanbul adeta Londra. Uçaklar inemiyor, deniz ulaşımı aksak ritimde. Besbelli bu Fenerbahçe havası değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cumartesi, sabahın ilk saatlerinde uykusu b&amp;ouml;l&amp;uuml;nen bazı vatandaşlar, baktılar ş&amp;ouml;yle bir havaya: Bu ne? G&amp;ouml;zg&amp;ouml;z&amp;uuml; g&amp;ouml;rm&amp;uuml;yor. Bir Alfred Hitchcock filmi, Sisli Geceler. İstanbul adeta Londra. U&amp;ccedil;aklar inemiyor, deniz ulaşımı aksak ritimde. Besbelli bu Fenerbah&amp;ccedil;e havası değil. Fenerbah&amp;ccedil;e havası nasıl olurmuş derseniz, narin genlere i&amp;ccedil; ferahlığı veren, bulutun arasından da olsa arada g&amp;ouml;r&amp;uuml;nen g&amp;uuml;neşin hissedildiği, g&amp;uuml;l&amp;uuml;mseten yumuşaklık olarak anlatabileceğimiz durum!!!&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;te yandan, gen&amp;ccedil;liğimizde pek iyi &amp;ccedil;ağrışımları olmayan &amp;ldquo;Kurt dumanlı havayı sever&amp;rdquo; vecizemizin &amp;lsquo;Kurt hoca Denizli&amp;rsquo; ile birleştirildiği, şahsen benim b&amp;ouml;yle &amp;ccedil;ağrışımları Egeli Mustafa hocaya hi&amp;ccedil; yakıştıramayacağım, ama neyin &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;s&amp;uuml; kaldı ki bunun da kalsın -bir mutlu- mesut yorum kolaylığı.&lt;br /&gt;&#13;
Son zamanlarda &amp;lsquo;b&amp;uuml;y&amp;uuml;k&amp;rsquo; kardeşlerin, &amp;lsquo;harici bedhahlar&amp;rsquo;a ihtiya&amp;ccedil; duymadığı g&amp;uuml;nler ge&amp;ccedil;iriyoruz. Galatasaray basketi, Beşiktaş&amp;rsquo;ın y&amp;ouml;netim-taraftar kırıklığı, Fenerbah&amp;ccedil;e&amp;rsquo;nin hayret bunca zaman nasıl direnilerek var olduğu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;len &amp;lsquo;oyuncu&amp;rsquo; i&amp;ccedil; barışının kaşınmaya başlatıldığı g&amp;uuml;nler. Herkes dertli olunca, &amp;ouml;fkeler yerini başkasının derdi benden b&amp;uuml;y&amp;uuml;k kayıtsızlığına bırakıyor belki. &amp;Ccedil;ok sakiniz &amp;ccedil;ok!&lt;br /&gt;&#13;
Cumartesi akşamı tarihe, Beşiktaş&amp;rsquo;ın 3-0 gibi şık bir sonu&amp;ccedil;la Fenerbah&amp;ccedil;e&amp;rsquo;yi yendiği ma&amp;ccedil; olarak ge&amp;ccedil;ecek. Seneye derbi &amp;ouml;ncesi ka&amp;ccedil; yıldır neler olmuş g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;l&amp;uuml; &amp;ouml;zetlerinde, Beşiktaşlılar keyifle ekrana bakacak, Kanaryalar verilmeyen penaltı, Alex-direk, ofsayt gol gibi &amp;lsquo;l&amp;uuml;zumsuz&amp;rsquo; detayları hatırlayarak t&amp;uuml;h-t&amp;uuml;h diyecek ya da zap yapacak. Fazla bir h&amp;uuml;z&amp;uuml;n yok. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; uzun zamandır olmayan oldu. İ&amp;ccedil;inde Fenerbah&amp;ccedil;e&amp;rsquo;nin olduğu bir &amp;ouml;nemli ma&amp;ccedil; sonunda, iki takım oyuncuları iyi g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;ler verdi. Daha &amp;ouml;nemlisi, deplasman taraftarları, kendilerine &amp;ccedil;ok mutluluk vermiş ve verecek oyuncularını &amp;ccedil;ağırdı, alkışlayarak soyunma odasına yolladı. G&amp;uuml;zeldi. Ma&amp;ccedil; sonrası eğlence gecesinde, Beşiktaş&amp;rsquo;ın şenlikli marşlarına eşlik eden Galatasaray y&amp;ouml;neticilerine de &amp;ldquo;Pek g&amp;uuml;zel hareketler değil bunlar&amp;rdquo; cevabını Manisalılar verdi.&lt;br /&gt;&#13;
Demek ki neymiş, kendi performansınla &amp;ouml;v&amp;uuml;nmek iyiymiş!!!&lt;br /&gt;&#13;
Bu hafta sonu ve sonrasında Fenerbah&amp;ccedil;e&amp;rsquo;sine hasret bırakılacak olan ahaliye sabırlar, sebep olanlara sitemler, ma&amp;ccedil; yazısına Attil&amp;acirc; İlhan&amp;rsquo;ın &amp;lsquo;Sisler Bulvarı&amp;rsquo; şiirini koyan Bağışcığıma ilhamı i&amp;ccedil;in teşekk&amp;uuml;rler, bir &amp;lsquo;Kadık&amp;ouml;y halk ozanı&amp;rsquo;ndan derlenen, son kullanma zamanı olmayan satırlarla iyi bayramlar: Sisli bir gece yarısında / Issız bir sokak ortasında / Kırık bir lambanın altında / Dalmışım sevdalara...&lt;br /&gt;&#13;
Neler ge&amp;ccedil;ti aklımdan bilsen / Yaşlar damladı g&amp;ouml;zlerimden / Anladım ki &amp;ouml;lene kadar / Fenerbah&amp;ccedil;e d&amp;uuml;şmeyecek dilimden...&lt;br /&gt;&#13;
B&amp;ouml;yledir. Bu kadar &amp;ccedil;ocuk&amp;ccedil;a ve &amp;ccedil;ok&amp;ccedil;a sevilir.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>FERYAL PERE</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>DENİZ ZEYREK - Samimi ya da değil, ama gerçek</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965927</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Türkiye'de garip şeyler oluyor. Bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının Dersim'de, Kahramanmaraş'ta, Sivas'ta, Gazi Mahallesi'nde, Çorum'da ağlayan anaları anması önemli bir olay.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de garip şeyler oluyor. Bir T&amp;uuml;rkiye Cumhuriyeti Başbakanının Dersim&amp;rsquo;de, Kahramanmaraş&amp;rsquo;ta, Sivas&amp;rsquo;ta, Gazi Mahallesi&amp;rsquo;nde, &amp;Ccedil;orum&amp;rsquo;da ağlayan anaları anması &amp;ouml;nemli bir olay. Sivas&amp;rsquo;ta onca insanı yakanların, aynı başbakan ile aynı siyasi k&amp;ouml;kenden gelenlerce y&amp;ouml;netilen belediyelerde korunup kollanması bende de doğal bir &amp;lsquo;samimiyet sorgusu&amp;rsquo; yaratıyor. Ancak o kanlı olaylara &amp;ccedil;omak sokanın &amp;lsquo;başbakan&amp;rsquo; sıfatını taşıması, &amp;uuml;lkenin genetik kodlarında bir değişim olduğunu g&amp;ouml;steriyor. &lt;br /&gt;&#13;
Yine, &amp;lsquo;Bu kalp seni unutur mu&amp;rsquo; dizisinin adeta &amp;lsquo;alın devletinizin ger&amp;ccedil;ek y&amp;uuml;z&amp;uuml; ile y&amp;uuml;zleşin&amp;rsquo; diyerek yeniden karşımıza &amp;ccedil;ıkardığı Diyarbakır Cezaevi vahşeti ve 12 Eyl&amp;uuml;l darbesinin acı izlerinin, bir AK Parti Milletveki (&amp;Ouml;mer &amp;Ccedil;elik) tarafından, hem de TBMM k&amp;uuml;rs&amp;uuml;s&amp;uuml;nden sorgulanması da bu genetik değişimin izini taşıyor. &lt;br /&gt;&#13;
Son yedi yıldır neredeyse herg&amp;uuml;n Başbakan&amp;rsquo;ın s&amp;ouml;zlerinin manşette yeraldığı &amp;lsquo;sağcı&amp;rsquo;, &amp;lsquo;milliyet&amp;ccedil;i&amp;rsquo; T&amp;uuml;rkiye Gazetesi&amp;rsquo;nin d&amp;uuml;nk&amp;uuml; manşetinde, PKK&amp;rsquo;nın dağ kadrosunun başında bulunan Murat Karayılan&amp;rsquo;ın s&amp;ouml;zlerine yer vermesine ne demeli? &amp;Uuml;stelik, Karayılan&amp;rsquo;ın gazetede iki tam sayfayı kaplayan s&amp;ouml;zlerinin eksenindeki mantık, Erdoğan ve ekibinin y&amp;uuml;r&amp;uuml;tt&amp;uuml;ğ&amp;uuml; a&amp;ccedil;ılım s&amp;uuml;recinin temeli olan &amp;lsquo;diyalog ve uzlaşma ile onurlu barış ve birlik&amp;rsquo; mantığından &amp;ccedil;ok da uzak değil. &lt;br /&gt;&#13;
Yıllardır, halktan, emekten, ekmekten, eşitlikten, adaletten ve &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;kten yana s&amp;ouml;ylem ve eylemlerine karşın devlet tarafından &amp;lsquo;marjinalleştirilen&amp;rsquo;, hedeflediği kesimlere ulaşmakta zorlanan sosyalistlerin, solcuların, darbelere, işkenceye karşı kullandığı bu slogan ve s&amp;ouml;ylemlerin 12 Mart&amp;rsquo;tan, 12 Eyl&amp;uuml;l&amp;rsquo;den, işkencelerden hi&amp;ccedil; de nasibini almamış, &amp;uuml;stelik şu anda iktidarda olan bir grup tarafından kullanılması, inandırıcı gelmese de &amp;ccedil;ok &amp;ouml;nemli. &lt;br /&gt;&#13;
Beğenin ya da beğenmeyin, samimi bulun ya da bulmayın; &amp;uuml;lkenin, &amp;ldquo;Baba 12 Eyl&amp;uuml;l&amp;rsquo;de neredeydin&amp;rdquo; sorusunun sorulduğu bir tiyatro oyununun &amp;lsquo;polis korkusu&amp;rsquo; i&amp;ccedil;inde izlendiği 1990&amp;rsquo;lardan &amp;ccedil;ıkıp, 2009&amp;rsquo;da 10 yaşındaki &amp;ccedil;ocukların &amp;ldquo;Baba Dersim&amp;rsquo;de ne olmuş&amp;rdquo; diye sordukları bir &amp;uuml;lke haline gelmesi bu s&amp;uuml;recin eseridir.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Başlığında &amp;lsquo;Diplomasi Kulisi&amp;rsquo; ifadesi yer alan bir k&amp;ouml;şede bu detayların ne işi var&amp;rdquo; diyebilirsiniz. Ben de oraya geleceğim şimdi: T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin yukarıda birka&amp;ccedil;ını sıraladığım garip olaylar ekseninde değiştirdiği kabuk, başta AB ve ABD olmak &amp;uuml;zere b&amp;uuml;t&amp;uuml;n d&amp;uuml;nyayı, dolayısıyla T&amp;uuml;rk dış politikasını yakından ilgilendiriyor. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml;, T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de insan haklarına, &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;klere konulan her kısıtlama, dış politika arenasında T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin aleyhine koz olarak kullanılıyor. &amp;lsquo;K&amp;uuml;rt sorununun yarattığı olumsuz gelişmeler&amp;rsquo; ve &amp;lsquo;soykırım iddiaları&amp;rsquo; yıllardır T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;yi k&amp;ouml;şeye sıkıştırmanın en etkili siahı olmadı mı? İsrail&amp;rsquo;le ilişkiler hep &amp;lsquo;aman ABD&amp;rsquo;deki Yahudi lobisini karşımıza almayalım, soykırım yasasını engellemezler&amp;rsquo; diye iyi tutulmaya &amp;ccedil;alışılmadı mı? T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin bir t&amp;uuml;rl&amp;uuml; ka&amp;ccedil;amadığı AİHM tazminatlarının &amp;ouml;z&amp;uuml;nde hep devletin kendi halkına reva g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; hukuksuzluklar, k&amp;ouml;t&amp;uuml; muameleler olmadı mı? 3 yıl &amp;ouml;nce Avrupa Konseyi ile &amp;lsquo;diplomatik fırtına&amp;rsquo; yaşatan Dersim konferansı, Dersim&amp;rsquo;de yaşananlar T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de b&amp;uuml;t&amp;uuml;n a&amp;ccedil;ıklığıyla tartışılınca 2009&amp;rsquo;da sorun oluyor mu?&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de halk ge&amp;ccedil;mişle hesaplaştık&amp;ccedil;a, başka &amp;uuml;lkelerin, uluslararası kuruluşların T&amp;uuml;rkiye ile hesaplaşma alanları daralıyor. T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;ye karşı her zaman &amp;lsquo;aleyhte koz&amp;rsquo; olarak kullanılan bu kamburların bir bir ortadan kalkması da T&amp;uuml;rk dış politikasının &amp;ouml;n&amp;uuml;n&amp;uuml; a&amp;ccedil;ıyor. &lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Bug&amp;uuml;n &amp;ouml;ğretmenler g&amp;uuml;n&amp;uuml;. Adını, topraklarını ve g&amp;ouml;nl&amp;uuml;n&amp;uuml; cumhuriyet tarihinin eğitim mucizesi k&amp;ouml;y enstit&amp;uuml;lerinden birine vermiş Cilavuz&amp;rsquo;da (Kars/Susuz) doğup, b&amp;uuml;y&amp;uuml;y&amp;uuml;p, okudum. Doğal olarak ailemin ve arkadaş &amp;ccedil;evremin b&amp;uuml;y&amp;uuml;k b&amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml; &amp;ouml;ğretmen. &amp;Ccedil;ektikleri cefayı, s&amp;uuml;rg&amp;uuml;nleri, ge&amp;ccedil;im sıkıntısını, kendi &amp;ccedil;ocuklarından &amp;ccedil;aldıkları zamanlarla kendi &amp;ccedil;ocuklarından ayırmadan b&amp;uuml;y&amp;uuml;tt&amp;uuml;kleri &amp;ouml;ğrencilerinin geleceği i&amp;ccedil;in ortaya koydukları fedakarlıkları, kurdukları hayalleri bilmeyen yok. Yaşamımıza kattıkları herşey i&amp;ccedil;in b&amp;uuml;t&amp;uuml;n &amp;ouml;ğretmenlere teşekk&amp;uuml;r ediyorum. İyi ki varsınız.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>DENİZ ZEYREK</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>AKİF BEKİ - Dersim'i konuşmanın faydaları</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965916</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;'Nereden çıktı başımıza bu tartışma, üstünü örtelim, aman kapatalım' diyenleri, ikiye ayırıyorum.&#13;
İlk grup, CHP ve Onur Öymen'in daha fazla yara almasını istemeyenlerden oluşuyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;lsquo;Nereden &amp;ccedil;ıktı başımıza bu tartışma, &amp;uuml;st&amp;uuml;n&amp;uuml; &amp;ouml;rtelim, aman kapatalım&amp;rsquo; diyenleri, ikiye ayırıyorum.&lt;br /&gt;&#13;
İlk grup, CHP ve Onur &amp;Ouml;ymen&amp;rsquo;in daha fazla yara almasını istemeyenlerden oluşuyor.&lt;br /&gt;&#13;
Partizan g&amp;uuml;d&amp;uuml;lerle hareket eden bir taifedir onlar; k&amp;ouml;r&amp;uuml; k&amp;ouml;r&amp;uuml;ne iman ettikleri siyaset geleneğini korumak i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;ırpınıyorlar.&lt;br /&gt;&#13;
Anlıyorum dertlerini ama,&amp;nbsp; elden ne gelir!...&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Uuml;zerinde durmaya değmez, onları kendi hallerine bırakalım.&lt;br /&gt;&#13;
İkinci grupta ise, tarihsel kavgaların alevlenmesinden, mezhepsel ihtilafların k&amp;ouml;r&amp;uuml;klen-mesinden, toplumsal barışımızın hasar g&amp;ouml;rmesinden samimiyetle endişe edenler yer alıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Unutulup gitmiş acıları canlandırmanın, mazide kalan bir gerilime bizi geri g&amp;ouml;t&amp;uuml;receğini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorlar.&lt;br /&gt;&#13;
Ve bunu istismar etmek i&amp;ccedil;in can atanların, her dem hazır olduğuna dikkat &amp;ccedil;ekiyorlar.&lt;br /&gt;&#13;
Diyorlar ki;&lt;br /&gt;&#13;
Ge&amp;ccedil;mişte olan olmuş, biten bitmiş; kaşımanın, deşmenin kime, ne faydası var?&lt;br /&gt;&#13;
Peki ama, ger&amp;ccedil;ekten de yaşananlar, acaba yaşandığı yerde ve tarihte kalmış mı?...&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Ben aksini savunuyorum.&lt;br /&gt;&#13;
Bug&amp;uuml;n yaşadıklarımıza, d&amp;uuml;n&amp;uuml;n sonu&amp;ccedil;ları olarak bakalım, diyorum.&lt;br /&gt;&#13;
D&amp;uuml;n neler olduğunu biliyorsanız, mesele yok.&lt;br /&gt;&#13;
Bilmiyorsanız, şiddet ve ter&amp;ouml;r dahil toplumsal barışımızı bozan sorunların k&amp;ouml;kenini anlamıyorsunuz demektir.&lt;br /&gt;&#13;
Anlamadığınız sorunu da, haliyle &amp;ccedil;&amp;ouml;zemezsiniz.&lt;br /&gt;&#13;
Bu t&amp;uuml;r sorunlarda &amp;lsquo;kitlesel terapi&amp;rsquo;, etkili bir tedavi y&amp;ouml;ntemidir; o da hik&amp;acirc;yemizi anlatmadan olmaz. &lt;br /&gt;&#13;
D&amp;uuml;n&amp;uuml; konuşmadan, bug&amp;uuml;ne gelemeyiz.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;Ge&amp;ccedil;mişle y&amp;uuml;zleşelim&amp;rsquo; demenin mantığı, işte budur.&lt;br /&gt;&#13;
R&amp;ouml;vanş aramak, intikam peşinde koşmak değildir o.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Yıllardır d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;r dururdum;&lt;br /&gt;&#13;
Militan sol neden bu kadar &amp;ouml;fkeyle dolu, bitmek bilmeyen bu şiddet nereden besleniyor, nasıl soğukkanlı birer katile d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml;yor o gen&amp;ccedil;ler, neden bir t&amp;uuml;rl&amp;uuml; dinmiyor bu intikam duyguları?&lt;br /&gt;&#13;
Kuşaktan kuşağa ge&amp;ccedil;en bu sonu gelmez&amp;nbsp; kan davası,&amp;nbsp; nereden başladı?&lt;br /&gt;&#13;
Yoksulluk ile şiddet arasında bir yakın akrabalık ilişkisi olduğu, doğrudur.&lt;br /&gt;&#13;
Refah ile barışın ikiz kardeş oldukları da, aynı şekilde doğru.&lt;br /&gt;&#13;
Bu ikililer, hep birbirini &amp;ccedil;eker.&lt;br /&gt;&#13;
Yoksulluk, haksızlık, adaletsizlik, imk&amp;acirc;nsızlık, mahrumiyet... Evet bunlar, her t&amp;uuml;rl&amp;uuml; aşırılığın boy verdiği elverişli zeminlerdir. &lt;br /&gt;&#13;
Kabul ediyorum...&lt;br /&gt;&#13;
Fakat, yine de başımızdaki dertleri izaha yetmiyor bu bakış a&amp;ccedil;ısı.&lt;br /&gt;&#13;
Bir par&amp;ccedil;a, hep eksik kalıyor...&lt;br /&gt;&#13;
Dersim&amp;rsquo;de yaşananlara bakın bakalım, size bu konuda bir şeyler s&amp;ouml;yl&amp;uuml;yor mu?&lt;br /&gt;&#13;
Korkun&amp;ccedil; bir trajedinin, b&amp;uuml;y&amp;uuml;k ve derin bir travmanın hi&amp;ccedil; mi payı yoktur sizce?&lt;br /&gt;&#13;
Ne sebeple yaşatılmış olursa olsun, d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;n ki...&lt;br /&gt;&#13;
Aileler yok edilmiş ya da par&amp;ccedil;alanmış, kardeşler koparılarak uzaklarda evlatlık verilmiş... A&amp;ccedil;ık a&amp;ccedil;ık konuşulamamış, ağıtlar yakılıp ağlanamamış hi&amp;ccedil;... G&amp;ouml;ğ&amp;uuml;slere vurula vurula hafifletilmemiş acı, d&amp;ouml;v&amp;uuml;n&amp;uuml;lmemiş uluorta hi&amp;ccedil;... Onun yerine şifreli t&amp;uuml;rk&amp;uuml;ler yakılmış, &amp;lsquo;&amp;ldquo;Dersim&amp;rsquo;i Hak saklasın, bir yarim var i&amp;ccedil;inde&amp;rdquo; denmiş, gizli bir efsane gibi i&amp;ccedil;ten i&amp;ccedil;e b&amp;uuml;y&amp;uuml;t&amp;uuml;lm&amp;uuml;ş, gene de unutulmamış acılar... &lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Sakın karıştırılmasın; anlamaya &amp;ccedil;alışmak, şiddete hak vermek, mazur ve meşru g&amp;ouml;rmek değildir asla.&lt;br /&gt;&#13;
Sadece konuşmaktan korkmayalım.&lt;br /&gt;&#13;
Yanlış bir uluslaşma modeli uygulamışız;Stalin&amp;rsquo;vari demir bir yumrukla ezmişiz kendi kendimizi.&lt;br /&gt;&#13;
Yaralarımız h&amp;acirc;l&amp;acirc; acıyor...&lt;br /&gt;&#13;
B&amp;uuml;y&amp;uuml;k trajedilerin &amp;ccedil;ocuklarıyız, biraz bundan rahatsızlıklarımız.&lt;br /&gt;&#13;
Farkına varırsak yardımı olur, kendimizi iyileştirebiliriz belki.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>AKİF BEKİ</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>MURAT YETKİN - Erdoğan'ın Meclis'teki sorusu Diyarbakır'da yankı bulmuş</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965771</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Ankara'da, Meclis'te, Türk Başbakanı tarafından yapılan bir konuşmada sarf edilen bir cümlenin, sorulan bir sorunun Diyarbakır'ın...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DİYARBAKIR- Ankara&amp;rsquo;da, Meclis&amp;rsquo;te, T&amp;uuml;rk Başbakanı tarafından yapılan bir konuşmada sarf edilen bir c&amp;uuml;mlenin, sorulan bir sorunun Diyarbakır&amp;rsquo;ın hem toplantı salonlarında, hem sokaklarında bu denli etkili olabileceğine g&amp;ouml;rmesem inanmazdım.&lt;br /&gt;&#13;
Buna ilk dikkatimi &amp;ccedil;eken, sis nedeniyle gecikmiş u&amp;ccedil;aktan inip doğrudan katıldığım &amp;ouml;ğle yemeğinde oturduğum ağır sofrada kalkınmacı Nurcan Baysal oldu.&lt;br /&gt;&#13;
Baysal, &amp;ldquo;O g&amp;uuml;n kulaklarıma inanamadım&amp;rdquo; diye başladı s&amp;ouml;ze, &amp;ldquo;Havaalanında bekliyordum. Televizyonda fark ettim. Bunu s&amp;ouml;yleyen kim diye dikkat ettim. Başbakan&amp;rsquo;mış. İşte T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin değişmeye başladığına o zaman inandım.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Aslında Baysal, T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin yaralarını sarıp ileriye bakması i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;alışanlardan birisi. Şu anda Bitlis&amp;rsquo;in Tatvan il&amp;ccedil;esi civarında 1990&amp;rsquo;larda PKK ile m&amp;uuml;cadelenin sıcak yıllarında boşaltılmış k&amp;ouml;ylerden birinde yeniden hayatın başlaması i&amp;ccedil;in H&amp;uuml;sn&amp;uuml; &amp;Ouml;zyeğin Vakfı&amp;rsquo;nın projelerinden birinde &amp;ccedil;alışıyor. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası&amp;rsquo;nın (DTSO) d&amp;uuml;zenlediği Demokratik A&amp;ccedil;ılımın Sosyal, Siyasal ve Olası Ekonomik Etkileri dizi toplantılarında bu konuda bir sunum da yaptı.&lt;br /&gt;&#13;
Televizyondaki o c&amp;uuml;mleye bu kadar &amp;ouml;nem atfetmesinin bir nedeni de belki bizzat boşaltılan k&amp;ouml;yler işiyle ilgili olması.&lt;br /&gt;&#13;
Ama Başbakan Tayyip Erdoğan&amp;rsquo;ın 13 Kasım&amp;rsquo;da Meclis&amp;rsquo;teki Genel G&amp;ouml;r&amp;uuml;şmede sarf ettiği o c&amp;uuml;mleden etkilenen yalnızca Diyarbakır&amp;rsquo;ın siyaset ve ekonomiyle ilgili se&amp;ccedil;kinleri değil. &amp;Ouml;rneğin, başına bir iş gelmemesi i&amp;ccedil;in adını vermek istemeyen DTP&amp;rsquo;li (daha &amp;ouml;nceki yıllarda başka partilerden de se&amp;ccedil;ilmiş) bir il&amp;ccedil;e belediye başkanı da aynı c&amp;uuml;mleye dikkatimi &amp;ccedil;ekti sohbet ederken. &amp;ldquo;Bu mesele artık Meclis&amp;rsquo;te konuşuldu ya, &amp;uuml;zerimize serpilen &amp;ouml;l&amp;uuml; toprağı değilmiş diye d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;m&amp;rdquo; dedi; &amp;ldquo;Sıra faili me&amp;ccedil;hullere de gelecek inşallah.&amp;rdquo; &lt;br /&gt;&#13;
Diyarbakır şehir merkezinde Balık&amp;ccedil;ılarbaşı &amp;Ccedil;arşısı&amp;rsquo;nda &amp;lsquo;Gazeteci ağabey, merhaba&amp;rsquo; diye bir vatandaş yoluma &amp;ccedil;ıktı. &amp;ldquo;Benim&amp;rdquo; dedi, &amp;ldquo;K&amp;ouml;y&amp;uuml;m yakıldı.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Ben daha bir şey sormadan devamını getirdi: &amp;ldquo;Hani Başbakan sordu ya Meclis&amp;rsquo;te, &amp;lsquo;Sizin hi&amp;ccedil; k&amp;ouml;y&amp;uuml;n&amp;uuml;z yakıldı mı?&amp;rsquo; diye. Evet, ağabey, bizim k&amp;ouml;y&amp;uuml;m&amp;uuml;z yakıldı.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
O soru, Başbakan Tayyip Erdoğan&amp;rsquo;ın 13 Kasım&amp;rsquo;daki K&amp;uuml;rt a&amp;ccedil;ılımı Genel G&amp;ouml;r&amp;uuml;şmesi&amp;rsquo;nde sorduğu şu soruydu:&amp;nbsp; &amp;ldquo;Bırakın analar ağlasın diyenlere sesleniyorum: Sizin hi&amp;ccedil; evladınız &amp;ouml;ld&amp;uuml; m&amp;uuml;, k&amp;ouml;y&amp;uuml;n&amp;uuml;z yakıldı mı? &amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Diyarbakır&amp;rsquo;da Vali H&amp;uuml;seyin Avni Mutlu ve Belediye Başkanı Osman Baydemir&amp;rsquo;in oturduğu sofralardan, sokaktaki esnafın kaldırım sohbetine dek yankılanan c&amp;uuml;mle buydu. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Benim k&amp;ouml;y&amp;uuml;m yakıldı&amp;rdquo; diyen esnafın d&amp;uuml;kk&amp;acirc;nından ve etraftaki başka d&amp;uuml;kk&amp;acirc;nlardan k&amp;uuml;rs&amp;uuml;ler &amp;ccedil;ıkarıldı, kaldırıma oturuldu, &amp;ccedil;aylar s&amp;ouml;yledi .&lt;br /&gt;&#13;
Şirin G&amp;uuml;ltekin anlatmaya başladı: &amp;ldquo;Mardin&amp;rsquo;in, &amp;Ouml;merli il&amp;ccedil;esinin Kayabalı k&amp;ouml;y&amp;uuml;n&amp;uuml; askerler, korucular 20 Mayıs 1995 g&amp;uuml;n&amp;uuml; bastı. Bir g&amp;uuml;n &amp;ouml;nce PKK&amp;rsquo;lilerle &amp;ccedil;atışma &amp;ccedil;ıkmış, bir korucu &amp;ouml;lm&amp;uuml;ş. (Yanındakini g&amp;ouml;steriyor) Bu benim akrabamdır. Bunun 80 yaşındaki k&amp;ouml;y muhtarı babasını, 13-14 yaşlarındaki &amp;ccedil;ocuğu &amp;ouml;ld&amp;uuml;rd&amp;uuml;ler. (İsmini vermeyen akraba sessizce başını &amp;ouml;ne eğip onaylıyor.) Biz kalktık buraya geldik. Ben bu d&amp;uuml;kk&amp;acirc;nı a&amp;ccedil;tım, bu Mehmet (işaret ettiği) işsiz. (Mehmet yılda bir ay Adana&amp;rsquo;ya karpuz toplamaya gidiyor. Evin tek d&amp;uuml;zenli geliri, kasap &amp;ccedil;ıraklığı yapan oğlunun 30 liralık haftalığı) Sadece biz değil. İşte şu karşı d&amp;uuml;kk&amp;acirc;nlarda duranlar Muş&amp;rsquo;tan geldi, şu karşıdakiler Bitlis&amp;rsquo;ten. Keyfimizden g&amp;ouml;&amp;ccedil; etmedik, boşaltıldık geldik.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Toplanan kalabalıktan belediye otob&amp;uuml;s şof&amp;ouml;r&amp;uuml; olduğu i&amp;ccedil;in isminin yazılmasını istemeyen bir başka vatandaş &amp;ldquo;Batıda bizi yanlış anlamayın&amp;rdquo; diye başladı; &amp;ldquo;Habur&amp;rsquo;dan girişlere sevinildiyse, bu defa cenazeleri değil, kendileri geldi diye sevinildi. Artık millet bıktı bu savaştan. Bu &amp;ccedil;arşıda bir akrabası, &amp;ccedil;ocuğu dağda olan &amp;ccedil;ok esnaf var. Diyarbakır&amp;rsquo;da DTP&amp;rsquo;li Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş&amp;rsquo;ın 17 yaşındaki oğlu Baran&amp;rsquo;ın haziran başında dağa &amp;ccedil;ıkması, annesinin babasını su&amp;ccedil;layarak hastalanması h&amp;acirc;l&amp;acirc; konuşuluyor) İstiyor ki, savaş bitsin, &amp;ccedil;ocukları sağ salim gelsin&amp;rdquo;.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;yle anlaşılıyor ki, Başbakan&amp;rsquo;ın (tıpkı Dersim konusunda s&amp;ouml;yledikleri gibi) yakılan, boşaltılan k&amp;ouml;yler konusunda s&amp;ouml;ylediği de Diyarbakır&amp;rsquo;da ciddi yankı bulmuş. İnsanları umutlandırmış ve beklentilerini alevlendirmiş, y&amp;uuml;kseltmiş. Zaten Erdoğan&amp;rsquo;ın bu s&amp;ouml;z&amp;uuml;n&amp;uuml; takdir ettiğini s&amp;ouml;yleyen herkes, devamında &amp;lsquo;şimdi s&amp;ouml;ylediğini yerine getirme sırası&amp;rsquo; diye ekliyor.&lt;br /&gt;&#13;
Bu noktada iki soru:&lt;br /&gt;&#13;
1- Şimdiye dek atılan adımların bir etkisi oldu mu? &amp;Ouml;rneğin, TRT Şeş izleniyor mu? Balık&amp;ccedil;ıbaşı esnafı hep bir ağızdan cevaplıyor: Programları, şarkı t&amp;uuml;rk&amp;uuml;y&amp;uuml; TRT Şeş&amp;rsquo;ten izliyorlar, ama haberler h&amp;acirc;l&amp;acirc; Roj TV&amp;rsquo;den. Neden? Bir kişi sessizce cevaplıyor: &amp;Ccedil;atışma olmuşsa kimin &amp;ouml;ld&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml; bir saat i&amp;ccedil;inde veriyor. Yorum yapılabilir, ama gerek yok.&lt;br /&gt;&#13;
2- Bu a&amp;ccedil;ılım s&amp;uuml;reci devam ederse, AK Parti b&amp;ouml;lgeden oy alabilir mi?&amp;nbsp; Bu soruya net yanıt yok. Ancak bu a&amp;ccedil;ılım s&amp;uuml;rd&amp;uuml;r&amp;uuml;lmezse o da Fırat&amp;rsquo;ın doğusundan fazla oy alamayacak. MHP zaten yok gibi, son tartışmaların ardından CHP&amp;rsquo;nin de bir kendini affettirme a&amp;ccedil;ılımı gerekecek b&amp;ouml;lgeden oy almak i&amp;ccedil;in. Yani, AK Parti&amp;rsquo;nin b&amp;ouml;lgeden oy almayı s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rmesi, b&amp;ouml;lgenin tek partiye, DTP&amp;rsquo;ye bırakılmaması i&amp;ccedil;in a&amp;ccedil;ılımın s&amp;uuml;rd&amp;uuml;r&amp;uuml;lmesi gerekli g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;yor.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;span class=&quot;HaberBaslik1&quot;&gt;Bir sabotaj girişimi: 27 Kasım&amp;rsquo;a dikkat&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Diyarbakır Valisi Mutlu&amp;rsquo;nun &amp;ouml;zellikle a&amp;ccedil;ılım s&amp;uuml;recinden bu yana DTP&amp;rsquo;li Belediye Başkanı Baydemir&amp;rsquo;e dışlayıcı &lt;br /&gt;&#13;
değil yakın durması halk &amp;uuml;zerinde olumlu etki doğurmuş. Yazıda s&amp;ouml;z edilen ve ev sahipliğini DTSO Başkanı Galip Ensarioğlu&amp;rsquo;nun yaptığı o ağır sofrada yan yanaydılar, toplantılardaki konuşmaları da yan yana izleyip notlar aldılar.&lt;br /&gt;&#13;
Ancak bu s&amp;uuml;reci sabote etmek isteyenler her taraftan geliyor. &amp;Ouml;rneğin, ge&amp;ccedil;enlerde DTP Diyarbakır &amp;ouml;rg&amp;uuml;t&amp;uuml;nden Vali Mutlu&amp;rsquo;ya gidenler ş&amp;ouml;yle bir talepte bulunmuş: 28 Kasım&amp;rsquo;da Fis k&amp;ouml;y&amp;uuml;nde şenlik d&amp;uuml;zenlemek istiyoruz.&lt;br /&gt;&#13;
Vali de y&amp;uuml;zlerine vurmuş: Siz bu şenliği 27 Kasım&amp;rsquo;daki PKK&amp;rsquo;nın kuruluş yıld&amp;ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml; (1978) i&amp;ccedil;in, kurulduğu yer &lt;br /&gt;&#13;
(Fis) i&amp;ccedil;in istiyorsunuz. 27 Bayramın ilk g&amp;uuml;n&amp;uuml; olduğu i&amp;ccedil;in de halkın tepkisini almamak i&amp;ccedil;in 28&amp;rsquo;ine istiyorsunuz. Siz &lt;br /&gt;&#13;
yasal bir partisiniz. Yasadışı &amp;ouml;rg&amp;uuml;t&amp;uuml;n kuruluşunu kutlamak i&amp;ccedil;in benden nasıl izin istersiniz?&lt;br /&gt;&#13;
Vali bu konuyu 21 Kasım&amp;rsquo;da, o &amp;ouml;ğle yemeği sırasında, o masada Baydemir&amp;rsquo;e a&amp;ccedil;ıp, rahatsızlık verici, s&amp;uuml;reci &lt;br /&gt;&#13;
sabote edici bu işe engel olmasını istiyor.&amp;nbsp; Baydemir ne yapacak? Şimdi bu bekleniyor.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>MURAT YETKİN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>HASAN CELAL GÜZEL - Demokrasi açılımını anlamak (1)</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965908</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş safhasında, kurucular millî bir devlet kurmak ve benzeşen bir halk oluşturmak için uğraştılar. Bu halkın Batılı normlara göre modernleşmesini sağlamaya çalıştılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;T&amp;uuml;rkiye Cumhuriyeti&amp;rsquo;nin kuruluş safhasında, kurucular mill&amp;icirc; bir devlet kurmak ve benzeşen bir halk oluşturmak i&amp;ccedil;in uğraştılar. Bu halkın Batılı normlara g&amp;ouml;re modernleşmesini sağlamaya &amp;ccedil;alıştılar. Bu esas kabul ettikleri misyonlarını ger&amp;ccedil;ekleştirirken, doğrusu hukuk, insan &lt;br /&gt;&#13;
hakları ve demokratik h&amp;uuml;rriyetler konusunda kaygıları olduğu s&amp;ouml;ylenemezdi. &lt;br /&gt;&#13;
1923-1950 arasındaki 27 yıllık ilk d&amp;ouml;nemde, s&amp;ouml;zde &amp;lsquo;imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle&amp;rsquo; yaratılmaya &amp;ccedil;alışıldı ama ortaya &amp;ccedil;ıkan tabloda &amp;lsquo;Cumhuriyetin egemenleri&amp;rsquo; vardı. Bu d&amp;ouml;nemde, iddia edilenin aksine h&amp;acirc;kimiyet millete değil, azınlıktaki CHF (Cumhuriyet Halk Fırkası) oligarşisine aitti Siyaset&amp;ccedil;i ve b&amp;uuml;rokrat elitler i&amp;ccedil;i&amp;ccedil;e ge&amp;ccedil;miş olarak tek parti y&amp;ouml;netiminin sefasını s&amp;uuml;r&amp;uuml;yorlardı. Aynı d&amp;ouml;nemde, Anglo Sakson &amp;uuml;lkeleri ve Fransa haricinde Avrupa&amp;rsquo;da ve Sovyetler Birliği&amp;rsquo;nde, kopkoyu dikta rejimleri h&amp;uuml;k&amp;uuml;m s&amp;uuml;r&amp;uuml;yor, faşizm, nazizm ve kom&amp;uuml;nizm ideolojik tahakk&amp;uuml;mlerini devam ettiriyordu. İşte Cumhuriyetin bu ilk d&amp;ouml;nemi de s&amp;ouml;z&amp;uuml; edilen rejimlerden etkilenmiş ve antidemokratik bir doktrin olarak kabul ettirilmeye &amp;ccedil;alışılan Kemalizm, &amp;ouml;zellikle 1938-1950 arasındaki &amp;lsquo;Mill&amp;icirc; Şef D&amp;ouml;nemi&amp;rsquo;nde ideolojik bir şekle b&amp;uuml;r&amp;uuml;nm&amp;uuml;şt&amp;uuml;r.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
2. D&amp;uuml;nya Savaşı&amp;rsquo;ndan sonra, Sovyetlerin toprak talebi &amp;uuml;zerine M&amp;uuml;ttefiklere sığınmaya &amp;ccedil;alışan Mill&amp;icirc; Şef ve ekibinin karşısına, &amp;ccedil;ok partili demokratik rejime ge&amp;ccedil;me şartı &amp;ccedil;ıkarılmıştır. 1946&amp;rsquo;da DP&amp;rsquo;nin kurulmasına izin vermek zorunda kalan Şeflik Y&amp;ouml;netimi, g&amp;ouml;nderdiği genelgeyle &amp;lsquo;a&amp;ccedil;ık oy-gizli sayım&amp;rsquo; komedisini d&amp;uuml;zenlemiş ve demokrasiye ge&amp;ccedil;ilmesini fiilen engellemiştir. Ancak, &lt;br /&gt;&#13;
Batı&amp;rsquo;nın baskısı ve toplumdaki tepkinin artması sonucunda, 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan se&amp;ccedil;imlerle demokrasiye ge&amp;ccedil;ilmiştir. &lt;br /&gt;&#13;
14 Mayıs, demokratik şekilde ger&amp;ccedil;ekleştirilen hakiki bir &amp;lsquo;halk ihtil&amp;acirc;li&amp;rsquo;dir.&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de &amp;lsquo;demokratik a&amp;ccedil;ılım&amp;rsquo;ın &amp;uuml;&amp;ccedil; merhalesi vardır. Birinci merhale DP d&amp;ouml;neminde katedilmiştir. On yıllık DP d&amp;ouml;neminde, CHP&amp;rsquo;nin şeflik d&amp;ouml;nemi ideolojisinin oluşturduğu oligarşik tahakk&amp;uuml;m yıkılmaya &amp;ccedil;alışılmıştır. Devletin kapısı vatandaşa a&amp;ccedil;ılmış, k&amp;ouml;yl&amp;uuml;ye ve sıradan halka itibar edilmiş, ekonomik ve sosyal haklar bakımından reformlar yapılmış; l&amp;acirc;kin elitizmin hegemonyasına tam olarak son verilememiştir. Buna rağmen, merhum Menderes&amp;rsquo;in demokratik a&amp;ccedil;ılımı, T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin &amp;lsquo;ilk b&amp;uuml;y&amp;uuml;k demokrasi a&amp;ccedil;ılımı&amp;rsquo;nı teşkil etmiştir.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Menderes&amp;rsquo;in demokratik a&amp;ccedil;ılımı CHP jakobenizmi tarafından hazmedilememiş; egemenlikleri sınırlandırılan ve imtiyazları ellerinden alınan despot elitlerin tahrikiyle &lt;br /&gt;&#13;
27 Mayıs Darbesi yapılmış ve &amp;lsquo;Darbeler D&amp;ouml;nemi&amp;rsquo; başlatılmıştır. Bu d&amp;ouml;nemde CHP jakobenizmi ile militarist hegemonya ortaklığı kurulmuş ve tahribatı g&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;ze kadar devam eden antidemokratik bir s&amp;uuml;re&amp;ccedil; başlatılmıştır. Demirel, bu oligarşik tahakk&amp;uuml;m&amp;uuml; bir veri &lt;br /&gt;&#13;
olarak kabullenmiş ve dar sınırlar i&amp;ccedil;inde politikasını y&amp;uuml;r&amp;uuml;tmeye &amp;ccedil;alışmıştır. &lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;deki &amp;lsquo;ikinci b&amp;uuml;y&amp;uuml;k demokrasi a&amp;ccedil;ılımı&amp;rsquo; rahmetli &amp;Ouml;zal&amp;rsquo;a nasip olmuştur. &amp;Ouml;zal, &amp;ouml;nce T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;yi dışa a&amp;ccedil;mış, &amp;lsquo;ithal ikamesi&amp;rsquo; modelini değiştirip dışa a&amp;ccedil;ık bir ekonomi modeli inşa etmiştir. T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de, &amp;lsquo;bilgi toplumu&amp;rsquo; nu ve &amp;lsquo;k&amp;uuml;reselleşme&amp;rsquo;yi ilk g&amp;ouml;rebilen &amp;Ouml;zal olmuştur. &amp;Ouml;zal, sadece ekonomik bakımdan değil, siyas&amp;icirc; bakımdan da T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;yi dışarıya a&amp;ccedil;maya &amp;ccedil;alışmış; toplumda hızlı bir &amp;lsquo;d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml;m&amp;rsquo; ger&amp;ccedil;ekleştirerek &amp;lsquo;a&amp;ccedil;ık toplum&amp;rsquo;a kapıyı aralamıştır. Ayrıca &amp;Ouml;zal, mitilarizmin mutlak egemenliğine de sivil bir darbe indirmiş, TSK ile ilişkilerde inisiyatifi ele ge&amp;ccedil;irmiştir.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;deki &amp;lsquo;&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; b&amp;uuml;y&amp;uuml;k demokrasi a&amp;ccedil;ılım&amp;rsquo;ın imza sahibi Başbakan Erdoğan&amp;rsquo;dır. Erdoğan, Menderes ve &amp;Ouml;zal&amp;rsquo;dan devraldığı demokrasi bayrağını daha y&amp;uuml;ksek bur&amp;ccedil;lara dikmeye &amp;ccedil;alışmış ve bunda başarılı olmuştur.&lt;br /&gt;&#13;
Erdoğan&amp;rsquo;ın demokrasi a&amp;ccedil;ılımını iki merhalede incelemek gerekir. Birinci merhalede Erdoğan, 2003-2009 arasındaki 7 yıllık d&amp;ouml;nemde, &amp;ouml;nce AB &amp;lsquo;uyum paketleri&amp;rsquo;ni her biri bir ayrı reform programı teşkil edecek şekilde y&amp;uuml;r&amp;uuml;rl&amp;uuml;ğe koymuş ve Avrupalıların deyimiyle bir &amp;lsquo;sessiz devrim&amp;rsquo; ger&amp;ccedil;ekleştirmiştir. Bu konuda AB&amp;rsquo;nin itici g&amp;uuml;&amp;ccedil; olması, ortaya konulan demokratik a&amp;ccedil;ılımın değerini azaltmaz. Aslında, AB m&amp;uuml;zakerelerinin başlatılabilmesi dahi başlıbaşına bir demokratik a&amp;ccedil;ılımdır. Bu d&amp;ouml;nemde dış politika bakımından da &amp;lsquo;Kıbrıs A&amp;ccedil;ılımı&amp;rsquo; dikkat &amp;ccedil;ekici bir &amp;ouml;rnektir.&lt;br /&gt;&#13;
Erdoğan bu safhada, antidemokratik m&amp;uuml;dahalelere, 27 Nisan Muhtırasına, j&amp;uuml;ristokratik siyasallaşmaya ve partisinin kapatılmak istenmesine rağmen demokrasi a&amp;ccedil;ılımından vazge&amp;ccedil;memiş ve bu yoldaki icraatlarına devam etmiştir. Bu d&amp;ouml;nemde, Ergenekon Soruşturması ile &amp;ccedil;etelerin ve darbecilerin &amp;uuml;zerlerine gidilmiş ve demokratikleşme konusunda kararlı &lt;br /&gt;&#13;
bir tavır ortaya konulmuştur. &lt;br /&gt;&#13;
Gelecek yazımızda Erdoğan&amp;rsquo;ın, 2009 ve sonrası d&amp;ouml;neme ait demokrasi a&amp;ccedil;ılımlarını anlatacağız.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>HASAN CELAL GÜZEL</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>ORAL ÇALIŞLAR - Alevilerin geleceği CHP'nin geleceği</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965901</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;CHP'nin Dersim yöresindeki üç ilçe belediye başkanının ve çok sayıda parti yöneticisinin istifa ettiği haberi az önce geldi...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;CHP&amp;rsquo;nin Dersim y&amp;ouml;resindeki &amp;uuml;&amp;ccedil; il&amp;ccedil;e belediye başkanının ve &amp;ccedil;ok sayıda parti y&amp;ouml;neticisinin istifa ettiği haberi az &amp;ouml;nce geldi... &lt;br /&gt;&#13;
Konuya ilişkin kanaatim, en başından beri, Onur &amp;Ouml;ymen&amp;rsquo;in s&amp;ouml;zlerinin Aleviler tarafından kabul edilmesinin m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olmadığı y&amp;ouml;n&amp;uuml;nde oldu. Alevilerin Onur &amp;Ouml;ymen&amp;rsquo;in CHP y&amp;ouml;netiminde kalmasını i&amp;ccedil;lerine sindirmelerini bekleyen yaklaşımlar bana en başından beri ger&amp;ccedil;ek&amp;ccedil;ilikten uzak g&amp;ouml;r&amp;uuml;nd&amp;uuml;ler.&lt;br /&gt;&#13;
CHP, T&amp;uuml;rkiye Cumhuriyeti&amp;rsquo;nin kurucu partisi. Cumhuriyet d&amp;ouml;neminin olumlu ve olumsuz yanlarının sorumlusu ve bir anlamda miras&amp;ccedil;ısı. T&amp;uuml;rkiye Cumhuriyeti tarihi d&amp;uuml;z bir &amp;ccedil;izgi &amp;uuml;zerinde ilerlemediği i&amp;ccedil;in CHP de d&amp;uuml;z bir &amp;ccedil;izgi i&amp;ccedil;inde değerlendirilebilecek bir parti olmadı. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;rneğin 1970&amp;rsquo;li yılların başında B&amp;uuml;lent Ecevit &amp;ouml;nderliğinde bir d&amp;ouml;nem boyunca geleneksel &amp;ccedil;izgiden koptu. Daha sivil bir konuma yerleşti. Bu kısmen antimilitarist sayılabilecek &amp;ccedil;izgi 1980 askeri darbesine kadar s&amp;uuml;rd&amp;uuml; ve CHP ile Aleviler arasında daha g&amp;ouml;n&amp;uuml;ll&amp;uuml; bir buluşmaya da zemin hazırladı. &lt;br /&gt;&#13;
Bununla birlikte, daha &amp;ouml;nceki d&amp;ouml;nemlerde de, Alevilerle Kemalizm arasında bir dostluk vardı. Bu dostluğun nedenleri &amp;uuml;zerine bir&amp;ccedil;ok farklı değerlendirme yapılabilir. 1960&amp;rsquo;lı yıllarda Tunceli, Elazığ, Erzincan y&amp;ouml;resinde yaptığım yolculuklarda, y&amp;ouml;re insanlarının evlerini ziyaretlerimde duvarlardaki Atat&amp;uuml;rk fotoğrafları ilgin&amp;ccedil; bir detay olarak g&amp;ouml;z&amp;uuml;me &amp;ccedil;arpmıştı. Tek parti iktidarı d&amp;ouml;nemiyle ve Cumhuriyet d&amp;ouml;neminin geneliyle &amp;ccedil;ok tatlı anılarının olmamasına rağmen, Aleviler Cumhuriyet&amp;rsquo;in kurucusu parti olan CHP&amp;rsquo;yi kendilerine yakın bir parti olarak kabul ettiler.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Hacıbektaş Postnişini Veliyeddin Ulusoy, Alevilerin Atat&amp;uuml;rk d&amp;ouml;neminde de baskı g&amp;ouml;rd&amp;uuml;klerini anlattı. &lt;br /&gt;&#13;
Bunun o zamanlar dedeleri tarafından nasıl karşılandığı sorduğumda, &amp;ldquo;Sanırız Atat&amp;uuml;rk&amp;rsquo;&amp;uuml;n bunlardan haberi yoktu&amp;rdquo; şeklinde konuştuklarını aktardı.&lt;br /&gt;&#13;
Alevilerin, Cumhuriyet&amp;rsquo;le ve CHP ile olan sevgi-nefret ilişkileri, T&amp;uuml;rk siyasetinin temel paradokslarından biri olarak bug&amp;uuml;nlere kadar geldi. Alevilerin CHP&amp;rsquo;yi bunca acı ger&amp;ccedil;eğe rağmen neden tuttukları sorusu &amp;uuml;zerine &amp;ccedil;ok &amp;ccedil;eşitli şeyler s&amp;ouml;ylenebilir.&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;deki&amp;nbsp; sağcı partilerin temel &amp;ouml;zelliklerinden biri, S&amp;uuml;nni-Hanefi &amp;ccedil;izgisinin temsilcisi olmalarıdır. Demokrat Parti de, Adalet Partisi de, Doğru Yol Partisi de, Milli Nizam Partisi geleneği de hep S&amp;uuml;nni İslamı kendilerine dayanak olarak g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ler.&lt;br /&gt;&#13;
CHP&amp;rsquo;nin ve Kemalizm&amp;rsquo;in kendine &amp;ouml;zg&amp;uuml; bir tanım i&amp;ccedil;inde de olsa &amp;lsquo;laiklik savunucusu&amp;rsquo; bir imaj sergilemeye &amp;ccedil;alışması, &amp;lsquo;dinci akımlar&amp;rsquo;ı engelleme iddiası taşıması, S&amp;uuml;nni İslamcı kesimin saldırılarından ve yok saymalarından bunalan Aleviler&amp;rsquo;in CHP&amp;rsquo;yi ve Kemalizm&amp;rsquo;i kendilerine yakın bulmalarına yol a&amp;ccedil;tı. Aleviler, sağcı partilere karşı kendilerini koruma amacıyla, bir anlamda &amp;lsquo;k&amp;ouml;t&amp;uuml;n&amp;uuml;n iyisi&amp;rsquo; olarak g&amp;ouml;rd&amp;uuml;kleri CHP&amp;rsquo;ye y&amp;ouml;neldiler.&lt;br /&gt;&#13;
Alevilerin CHP&amp;rsquo;ye kızıp kendi siyasi partilerini kurdukları d&amp;ouml;nemler de, CHP&amp;rsquo;nin solundaki radikal sol akımlara y&amp;ouml;neldikleri d&amp;ouml;nemler de yaşandı. Ama b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bunlara rağmen, CHP&amp;rsquo;nin ve Kemalizm&amp;rsquo;in onların g&amp;ouml;z&amp;uuml;ne esas olarak bir sığınak gibi g&amp;ouml;r&amp;uuml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml; s&amp;ouml;ylememiz m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Aleviler, Dersim katliamının hangi g&amp;uuml;&amp;ccedil;ler tarafından ger&amp;ccedil;ekleştirildiğini biliyorlardı. Buna rağmen Atat&amp;uuml;rk&amp;rsquo;&amp;uuml; ve İn&amp;ouml;n&amp;uuml;&amp;rsquo;y&amp;uuml; bu katliamdan soyutlamayı tercih ettiler. Su&amp;ccedil;u Demokrat Partili Celal Bayar&amp;rsquo;ın &amp;uuml;zerine atarak durumu idare etmeye &amp;ccedil;alıştılar. Ger&amp;ccedil;ek ortada duruyordu, Aleviler ger&amp;ccedil;eği bilmelerine rağmen acılarını i&amp;ccedil;lerine g&amp;ouml;merek yaşamayı yeğliyorlardı.&lt;br /&gt;&#13;
Onur &amp;Ouml;ymen&amp;rsquo;in s&amp;ouml;zlerinin neden olduğu bu patlamayı bu arka plan bağlamında değerlendirmek gerekiyor...&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;Anlık bir &amp;ouml;fke patlaması&amp;rsquo;yla karşı karşıya değiliz. İstifa eden Dersimli belediye başkanlarının da dile getirdikleri gibi, &amp;lsquo;K&amp;uuml;rt a&amp;ccedil;ılımı&amp;rsquo; y&amp;ouml;re halkını yakından ilgilendiriyor. D&amp;uuml;ş&amp;uuml;k yoğunluklu savaşın en &amp;ccedil;ok vurduğu yerlerden birisi de Dersim. Yakılan, yıkılan, boşaltılan k&amp;ouml;yler ortada. Dersim son 25 yıldır ilaveten yeni b&amp;uuml;y&amp;uuml;k acılar &amp;ccedil;ekmişti, &amp;ccedil;ekmeye devam ediyor. A&amp;ccedil;ılım onları ilgilendiriyor. &lt;br /&gt;&#13;
Barış ve &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m onları ilgilendiriyor. CHP&amp;rsquo;nin izlediği &amp;lsquo;savaş&amp;ccedil;ı&amp;rsquo; &amp;ccedil;izgiden duydukları rahatsızlığa rağmen hep durumu idare etmeye gayret eden bir tavır sergilediler.&lt;br /&gt;&#13;
Onur &amp;Ouml;ymen, Alevilerin a&amp;ccedil;mazının &amp;uuml;zerine tuz biber ekti. Kaldıramayacakları bir saldırı yaparak, &lt;br /&gt;&#13;
yaraları a&amp;ccedil;ığa &amp;ccedil;ıkardı.&lt;br /&gt;&#13;
Artık, cin şişeden &amp;ccedil;ıktı. CHP y&amp;ouml;netimindeki Deniz Baykal ve ekibinin ger&amp;ccedil;ek y&amp;uuml;z&amp;uuml; anlaşıldı. Alevilerin bunu kaldırmalarını, bu tarz s&amp;ouml;ylemleri olan bir partinin arkasından gitmelerini beklemek artık &amp;ccedil;ok zor. Bu yara derin bir yara. CHP ile Alevilerin &amp;ccedil;ok da i&amp;ccedil;ten olmayan beraberlikleri bu kez &amp;ccedil;ok derin bir yara aldı. Yaralar artık tedavisi imkansız sayılabilecek bir noktaya ulaştılar.&lt;br /&gt;&#13;
CHP y&amp;ouml;netimindeki Baykal ekibi, ger&amp;ccedil;eğe, değişime ve barışa direniyor. &lt;br /&gt;&#13;
Dersim katliamını savunan CHP ile bunun mağduru Aleviler arasındaki paradoksal birlikteliğin devamı &amp;ccedil;ok zor.&lt;br /&gt;&#13;
Yolun sonu g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;yor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>ORAL ÇALIŞLAR</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>HAKKI DEVRİM - CHP'den kime ne hayır gelir!</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965900</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Deniz Baykal'ın son yaptığı bir jest-davranıştı. Beklenen etkiyi yarattığı izlenimini almadım ben. Laf kıtlığında asmalar budadığı günün ferdasında, bir toplantı salonuna girdiler ki (Neresiydi, çıkaramam şimdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Deniz Baykal&amp;rsquo;ın son yaptığı bir jest-davranıştı. Beklenen etkiyi yarattığı izlenimini almadım ben. Laf kıtlığında asmalar budadığı g&amp;uuml;n&amp;uuml;n ferdasında, bir toplantı salonuna girdiler ki (Neresiydi, &amp;ccedil;ıkaramam şimdi. Ama partililerin bulunduğu bir salondu...) Deniz Bey yarım adım &amp;ouml;nde giden hami (koruyucu), Onur &amp;Ouml;ymen onun sol yanında ve yarım omuz gerisinden gelen mahmi (korunan), y&amp;uuml;zlerinde ipe gerilmiş &amp;ccedil;amaşır ifadesizliğiyle onları seyredenleri&amp;nbsp; fark etmez g&amp;ouml;r&amp;uuml;nd&amp;uuml;ler.&lt;br /&gt;&#13;
Ne denir benzer ahvalde?&lt;br /&gt;&#13;
Bu defa kimsenin i&amp;ccedil;inden gelmedi zahir. &amp;Ccedil;evremde de:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Ee adam evladıymış, g&amp;uuml;&amp;ccedil; durumda kalan yardımcısına sahip &amp;ccedil;ıktı. Bak onu yanından ayırmıyor, diyen bir kişiye rastlamadım.&lt;br /&gt;&#13;
Tayyip Bey&amp;rsquo;in Abdullah G&amp;uuml;l&amp;rsquo;le, B&amp;uuml;lent Arın&amp;ccedil;&amp;rsquo;la ilişkisine, Necmettin Erbakan&amp;rsquo;a muamelesine dikkat ediyor musunuz? Derununda ne olduğunu bilmem, ama uzaktan bakarak adamlarını kolay harcıyor, diyemezsiniz. Tam aksine, sahip &amp;ccedil;ıkıyor ve bunu b&amp;ouml;yle yaptığını herkes fark etsin i&amp;ccedil;in gerekeni de ihmal etmiyor. Liderliğin lazım şartıdır ve dahi ş&amp;acirc;nındandır, kınamıyorum.&lt;br /&gt;&#13;
Deniz Bey&amp;rsquo;in b&amp;ouml;yle bir ş&amp;ouml;hreti var idiyse de, ben pek farkına varabilmiş değilim.&lt;br /&gt;&#13;
CHP&amp;rsquo;li dostlarımın, ki zaten endişeli, huzursuz ve &amp;uuml;mitsiz idiler, b&amp;uuml;sb&amp;uuml;t&amp;uuml;n keyfi ka&amp;ccedil;tı:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Sağlam kaynağımız Alev&amp;icirc;ler kalmıştı. Bu adam sa&amp;ccedil;malayarak onları da CHP&amp;rsquo;den uzaklaştırdı, diye dertlenirler.&lt;br /&gt;&#13;
S&amp;ouml;ylesem bana da kırılacaklarını, dışa vurmasalar da i&amp;ccedil;lerinden k&amp;uuml;s&amp;uuml;p darılacaklarını biliyorum.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Canım, her doğru bildiğini, karşındakinin hoşuna gidermiş gitmezmiş hi&amp;ccedil; bakmadan s&amp;ouml;ylemen gerekmez ki, diyenleri bug&amp;uuml;ne kadar dinlemedim. Ve bundan ben zarar g&amp;ouml;rd&amp;uuml;m, onlara bir zarar verdiğimi sanmıyorum.&lt;br /&gt;&#13;
Mazanne-i hayır (yani &amp;laquo;kendisinden iyilik beklenen&amp;raquo;) kimselerden s&amp;ouml;z etmiyoruz.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Bu gidişle partiyi batıracaklar, diye dertlenen CHP&amp;rsquo;li dostlara bari buradan s&amp;ouml;yleyeyim. &lt;br /&gt;&#13;
Hepiniz de şahit olun.&lt;br /&gt;&#13;
CHP g&amp;uuml;ndemden d&amp;uuml;şeli bence 59 yıl ge&amp;ccedil;i. 1950 CHP&amp;rsquo;nin sonuydu. Darılmayın, g&amp;uuml;cenmeyin! Zorla ayakta tutacağız diye, tarih&amp;icirc; bir kuruluşu hortlağa d&amp;ouml;nd&amp;uuml;rd&amp;uuml;n&amp;uuml;z. Bu Onur belası aslında hayra alamet sayılır. Zemini boşaltma kararına varın ki, sahici bir muhalefet de neşv&amp;uuml;nem&amp;acirc; (&amp;laquo;gelişip b&amp;uuml;y&amp;uuml;me&amp;raquo;) imk&amp;acirc;nı bulsun.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Tiyatrolar ve k&amp;ouml;şekadıları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rk tiyatrosunun canlı, fıkır fıkır hareketli olduğu yıllarda, gazetelerin de oyunları eleştiren &amp;uuml;nl&amp;uuml; yazarları vardı: Ekrem Reşit Rey, Adnan Benk, Refik Ahmet Sevengil, Selami İzzet Sedes, Selim N&amp;uuml;zhet Ger&amp;ccedil;ek, Fikret Adil, Metin And, L&amp;uuml;tfi Ay, &amp;Ouml;zdemir Nutku, Zahir G&amp;uuml;venli... hemen aklıma gelen isimler. Hemen hepsini tanır, ilk temsil akşamları kuliste ben de aralarına karışırdım.&lt;br /&gt;&#13;
Sabri Esat Siyavuşgil gibi, Refi Cevat Ulunay gibi &amp;uuml;nl&amp;uuml; fıkra yazarları da hi&amp;ccedil; ka&amp;ccedil;ırmadan oyunları takip eder ve d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;klerini ertesi g&amp;uuml;n yazarlardı.&lt;br /&gt;&#13;
Ge&amp;ccedil;en g&amp;uuml;n Milliyet&amp;rsquo;te G&amp;uuml;neri Cıvaoğlu&amp;rsquo;nun 7 Kocalı H&amp;uuml;rm&amp;uuml;z filmini ele aldığı yazıyı okurken eski g&amp;uuml;nleri hatırladım. Sahnede temsiliydi bizim seyrettiğimiz. Fettan H&amp;uuml;rm&amp;uuml;z rol&amp;uuml;nde evet Ayten G&amp;ouml;k&amp;ccedil;er, T&amp;uuml;rk&amp;acirc;n Şoray, bir de Ayfer Feray&amp;rsquo;ı hatırlıyorum. Seyretmedim hen&amp;uuml;z, ama Nurg&amp;uuml;l Yeşil&amp;ccedil;ay&amp;rsquo;ın onları aratmadığından da eminim. Nitekim G&amp;uuml;neri de &amp;ccedil;ok beğenmiş Nurg&amp;uuml;l&amp;rsquo;&amp;uuml;: &amp;laquo;Beden dili, şive dil oyunları, ani değişimleri kusursuz yansıtışı ile filmi aldı g&amp;ouml;t&amp;uuml;rd&amp;uuml;&amp;raquo; diyor. Mehmet Ali Alabora gen&amp;ccedil; ve yakışıklı kalem efendisi rol&amp;uuml;nde mutlaka &amp;ccedil;ok iyidir. Gene G&amp;uuml;neri (K&amp;ouml;şekadılarının tiyatroyu da sahiplenmelerinden ben pek hazzederim) &amp;laquo;G&amp;uuml;lse Birsel şapka &amp;ccedil;ıkarılacak kadın&amp;raquo; diyor, haklı. Ekranda g&amp;ouml;r&amp;uuml;r g&amp;ouml;rmez fark etmiştik G&amp;uuml;lse&amp;rsquo;yi; hatırlarsınız adı &amp;laquo;Gag&amp;raquo;mıydı o g&amp;uuml;zel programın. İyi oyunculuk dışı yeteneklerini de alkışladık (yazar ve oyuncu) G&amp;uuml;lse&amp;rsquo;nin daha sonra; Avrupa Yakası adlı başarılı sitkomu sayesinde.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;laquo;Hint m&amp;uuml;zikleri baharatıyla tat verilmiş&amp;raquo; diye de methediyor, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n zevkleri gibi damak zevki de pek gelişmiş arkadaşım G&amp;uuml;neri Cıvaoğlu g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; filmi.&lt;br /&gt;&#13;
Bir sebeple &amp;uuml;&amp;ccedil; kıştır uzaktım tiyatrodan, sinemadan. L&amp;uuml;l&amp;uuml;ş Hanım&amp;rsquo;ın yanıbaşımdaki yerini boş bırakmayacak kardeşim ve kızlarım var hamdolsun. Ben de sizi habersiz bırakmam inşallah, &amp;ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zdeki aylarda.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Dil Y&amp;acirc;resi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;em&gt;&lt;u&gt;T&amp;uuml;rk&amp;ccedil;e dostlarından (Salih Kirman)&lt;/u&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&#13;
*&amp;nbsp;Cengiz &amp;Ccedil;andar&amp;rsquo;ın yazılarını beğenerek, her g&amp;uuml;n yeni bir şeyler &amp;ouml;ğrenerek okurum. Zihnimde yer eden bir &amp;ccedil;ok sualin cevabını da onda bulurum. Son okuduğum &amp;laquo;Dersim geri geldi; Tunceli gitsin artık...&amp;raquo; başlıklı yazısında (Radikal, 22 kasım) &amp;Ccedil;andar&amp;rsquo;ın şu c&amp;uuml;mlesine takıldım: &amp;laquo;Gandi Kemal diye tesemm&amp;uuml;m edilen Tuncelili Kemal Kılı&amp;ccedil;daroğlu da 24 saatlik bir gelgitten sonra hizaya geldi.&amp;raquo;&lt;br /&gt;&#13;
Hakkı Bey, yaşım size yakındır. Ama ben bu &amp;laquo;tesemm&amp;uuml;m&amp;raquo; kelimesini hatırlayamadım. Daha doğrusu bu vesileyle bilmediğimi &amp;ouml;ğrendim. Devellioğlu&amp;rsquo;nun Osmanlıca-T&amp;uuml;rk&amp;ccedil;e Lugati&amp;rsquo;nde arayıp buldum. Arap&amp;ccedil;a semm (&amp;laquo;zehir&amp;raquo;) k&amp;ouml;k&amp;uuml;nden gelen tesemm&amp;uuml;m de &amp;laquo;zehirlenme&amp;raquo; demekmiş. Bana Cengiz Bey, &amp;laquo;Adı Gandi Kemal&amp;rsquo;e &amp;ccedil;ıkmış olan Kılı&amp;ccedil;daroğlu&amp;raquo; demek istemiştir gibi gelmişti.&lt;br /&gt;&#13;
Yoksa, dedim; tesemm&amp;uuml;m&amp;rsquo;&amp;uuml;n l&amp;uuml;gatte de yazılmamış bir başka anlamı daha var da ben mi bulamadım. Size danışmak geldi aklıma. L&amp;uuml;tfederseniz m&amp;uuml;teşekkir olurum, efendim.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Salih Beyefendi dostum, tesemm&amp;uuml;m kelimesinin anlamını ben de sizden &amp;ouml;ğrendim. Bir sual belirdi zihnimde, benzer bir kelime hatırlar mıyım diye hafızamı yoklarken: Cengiz Bey&amp;rsquo;in dalgınlığına gelmiş ve tesmiye edilen yazacağına zuhulen tesemm&amp;uuml;m edilen yazmış olabilir mi, diye... Malum ism&amp;ndash;&amp;gt;semv&amp;rsquo;den gelen tesmiye&amp;rsquo;nin anlamı &amp;laquo;ad koyma, adlandırma, belli bir isimle &amp;ccedil;ağırma&amp;raquo;&amp;rsquo;dır. Yahya Kemal&amp;rsquo;in şu c&amp;uuml;mlesindeki gibi: &amp;laquo;Arapların Roma&amp;rsquo;yı nasıl tesmiye ettikleri bellidir.&amp;raquo;&lt;br /&gt;&#13;
Ne dersiniz?&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>HAKKI DEVRİM</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>SERHAN BALİ - Salonsuz kültür başkenti</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965885</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Ayazağa'daki konser salonu inşaatı yıkılıyor, Kıraçlar'ın projesinde umut kalmadı, AKM hâlâ kapalı... Bu arada kimse farkında değil ama Sütlüce Kongre Merkezi'nde, akustiği çok iyi olan büyük bir salon var&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;S&amp;uuml;tl&amp;uuml;ce hazır dururken İstanbul Devlet Opera Balesi ile Devlet senfoni Orkestrası salonsuzluktan kıvranıyor.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Ellerinden kayıp giden bir başka filarmoni salonunun ardından, İstanbullu m&amp;uuml;zikseverler bir bardak soğuk su daha i&amp;ccedil;sinler. &amp;Ouml;nce bu sayfalarda Cem Erciyes yazdı, hani şu kavuşmayı yıllardır beklediğimiz Maslak&amp;rsquo;taki salonun akıbetini. Meğer biz İstanbullu m&amp;uuml;zikseverler, bitirilmesi yılan hik&amp;acirc;yesine d&amp;ouml;nm&amp;uuml;ş filarmoni salonumuza kavuşmayı beklerken, K&amp;uuml;lt&amp;uuml;r Bakanlığı&amp;rsquo;nın da taraflarından biri olduğu anlaşmalar sonucunda yapının bir &amp;lsquo;Black Box&amp;rsquo; ve dev bir alışveriş merkezinden oluşan bir &amp;lsquo;&amp;ccedil;ağdaş t&amp;uuml;ketim k&amp;uuml;lliyesi&amp;rsquo;ne d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;r&amp;uuml;lmesine karar verilmiş! İstanbul B&amp;uuml;y&amp;uuml;kşehir Belediyesi ve K&amp;uuml;lt&amp;uuml;r Bakanlığı el ele verip, nitelikli k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r-sanat kaygısından tamamen uzak, rant hırsıyla kararlar alıp sonunda İstanbul&amp;rsquo;u,&amp;rsquo;filarmoni salonu bulunmayan bir k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r başkenti&amp;rsquo; haline d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;rmeyi başarmış bulunuyorlar!&lt;br /&gt;&#13;
Rahmetli Nejat Eczacıbaşı tarafından hayal edilip, Leipzig Gewandhaus Konser Salonu &amp;ouml;rnek alınarak projeleri &amp;ccedil;izilen ve Arup tarafından akustiği yapılan muhteşem bir sanat mabedi olacakken Nejat beyin aramızdan ayrılışının ardından İKSV ve gelip ge&amp;ccedil;en h&amp;uuml;k&amp;uuml;metler arasında &amp;lsquo;yap-yapamam&amp;rsquo; &amp;ccedil;ekişmesine kurban gitti bu talihsiz salon. Ge&amp;ccedil;en yıl, H&amp;uuml;sn&amp;uuml; &amp;Ouml;zyeğin&amp;rsquo;in projeyle ilgilenmesiyle umutlandık ama bu iyi niyet belli ki ekonomik krize takıldı. Ertuğrul G&amp;uuml;nay&amp;rsquo;ın projeyi sahiplenmesine sevinmiştik. Ama meğer K&amp;uuml;lt&amp;uuml;r Bakanı olarak İstanbul&amp;rsquo;a bir alışveriş merkezi daha kazandırılması a&amp;ccedil;ısından ilgileniyormuş Maslak&amp;rsquo;la! &lt;br /&gt;&#13;
Oysa Birinci Ordu, Nejat Eczacıbaşı&amp;rsquo;nın talebi &amp;uuml;zerine, Kenan Evren zamanında, k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r ve sanatın hizmetine verilecek olması şartıyla bu araziyi elinden &amp;ccedil;ıkarmıştı. Şu halde, Hıncal Ulu&amp;ccedil;&amp;rsquo;un ge&amp;ccedil;en hafta k&amp;ouml;şesinde yazdığı gibi, Birinci Ordu&amp;rsquo;nun, kendilerine verilmiş bu s&amp;ouml;z&amp;uuml; gerek&amp;ccedil;e g&amp;ouml;sterip arazisini geri isteme hakkı doğmuş olmuyor mu?&lt;br /&gt;&#13;
Bir an i&amp;ccedil;in AK Parti T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;sinde yaşadığımızı d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;p, realist olmaya &amp;ccedil;alışalım ve bu geniş araziye talip olan firmanın, parasını kısa yoldan &amp;ccedil;ıkarabilmek i&amp;ccedil;in, konser salonunun dışında buraya ayrıca rezidanslar veya alışveriş merkezi yapma hakkına sahip olabileceğini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nelim. Peki, yıllardır tamamlanmayı bekleyen, kaba inşaatı bitmiş filarmoni salonumuzdan ne istediler? Proje bittiğinde, &amp;lsquo;Black Box&amp;rsquo;u g&amp;ouml;sterip &amp;lsquo;işte beklediğiniz konser salonu, buyurun&amp;rsquo; diyecekler herhalde. &amp;Ouml;te yandan, Eczacıbaşı Grubu&amp;rsquo;nun tavrı ne olacak bu konuda? İKSV&amp;rsquo;den sonra en &amp;ouml;nemli projesi diyebileceğimiz Maslak i&amp;ccedil;in s&amp;uuml;rece m&amp;uuml;dahil olmayı d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;ler mi? Bir b&amp;uuml;y&amp;uuml;k r&amp;uuml;ya dozerle yerle bir edilirken ne hissedecekler? Nejat Eczacıbaşı&amp;rsquo;nın isminin binalardan birine verilmesiyle mi yetinecekler?&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Filarmoni yerine &amp;lsquo;black box&amp;rsquo;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
K&amp;uuml;lt&amp;uuml;r Bakanlığı &amp;lsquo;kriz ortamında salonu bitirmeye talip &amp;ccedil;ıkmadı, biz de b&amp;ouml;yle bir &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m bulduk&amp;rsquo; diye kendisini savunacaktır kuşkusuz. Ama İstanbullu sanatseverler eminim yıllardır hayalini kurdukları konser salonlarına kavuşmak i&amp;ccedil;in ekonomik krizin durulmasını da bekleyebilirlerdi. Neydi bu acelenin sebebi? &amp;lsquo;Black Box&amp;rsquo; denilen tiyatro-performans-pop/rock konserleri mek&amp;acirc;nının bir benzeri &amp;ouml;rneğin M&amp;uuml;nih&amp;rsquo;in Gasteig adlı &amp;uuml;nl&amp;uuml; kompleksinin i&amp;ccedil;inde yer alıyor. Orada 2 bin 500 kişilik bir filarmoni salonunun yanı sıra 250 kişilik bir de &amp;lsquo;Black Box&amp;rsquo; vardır. Benzerleri d&amp;uuml;nyanın hemen her tarafında bulunabilir. Yani sizin anlayacağınız, Filarmoni Salonu projesi y&amp;uuml;kselmişken yere &amp;ccedil;akıldı, şimdi &amp;lsquo;kara kutu&amp;rsquo;nun a&amp;ccedil;ılması bekleniyor!&lt;br /&gt;&#13;
Şehrin son yıllarda k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r-sanat alanında aldığı ilk darbe değil bu. İstanbul&amp;rsquo;a Pera M&amp;uuml;zesi&amp;rsquo;ni kazandıran İnan Kıra&amp;ccedil;, iki yıl kadar &amp;ouml;nce Tepebaşı&amp;rsquo;ndaki TRT binası ve yanındaki katlı otoparkı yıkıp, Bilbao M&amp;uuml;zesi ve Walt Disney Konser Salonu&amp;rsquo;nun mimarı Frank Gehry&amp;rsquo;nin tasarımıyla, modern bir filarmoni salonu inşa edecekti. Projeler hazırlanmıştı. Başbakan bir akşam &amp;ouml;zel olarak Tepebaşı&amp;rsquo;na gelmiş ve projeleri dikkatle incelemişti. TRT&amp;rsquo;ye derhal taşınması talimatı verildi. Ama ne olduysa TRT o binadan bir t&amp;uuml;rl&amp;uuml; &amp;ccedil;ıkarılamadı. İnan Kıra&amp;ccedil; da k&amp;uuml;s&amp;uuml;p projenin peşini bıraktı. TRT o estetik harikası (!) binasında h&amp;acirc;l&amp;acirc; &amp;ccedil;alışıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Sanatsever İstanbulluların &amp;ccedil;ilesi anlatmakla bitmez. AKM, Murat Tabanlıoğlu&amp;rsquo;nun g&amp;ouml;n&amp;uuml;ll&amp;uuml; projesiyle modern bir hale b&amp;uuml;r&amp;uuml;necek derken, ge&amp;ccedil;enlerde a&amp;ccedil;ıklanan bir haberle, yapılacakların tadilattan ibaret kalacağını &amp;ouml;ğrendik.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;Filarmoni salonu bulunmayan k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r başkenti&amp;rsquo; dedik İstanbul i&amp;ccedil;in ama B&amp;uuml;y&amp;uuml;kşehir Belediyesi g&amp;ouml;zlerden uzak tutmak i&amp;ccedil;in elinden geleni yapsa da İstanbul m&amp;uuml;thiş bir konser ve opera (evet yanlış okumadınız opera!) salonuna kavuştu ge&amp;ccedil;enlerde. Viyana Filarmoni Orkestrası&amp;rsquo;nın İstanbul&amp;rsquo;da bu işe uygun olabilecek t&amp;uuml;m mek&amp;acirc;nları gezip, gelecek yılın haziran ayında konser vermek &amp;uuml;zere aralarından se&amp;ccedil;tiği S&amp;uuml;tl&amp;uuml;ce K&amp;uuml;lt&amp;uuml;r ve Kongre Merkezi&amp;rsquo;nden bahsediyorum. Belediyenin L&amp;uuml;tfi Kırdar&amp;rsquo;a rakip olsun diye &amp;ccedil;ıkardığı anlaşılan (Buradaki etkinliklerden L&amp;uuml;tfi Kırdar&amp;rsquo;ın talep ettiği rakamları istiyorlar &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml;) bu bina aslında iddialı bir filarmoni salonundan başka bir şey değil! Bunu ben değil o sahnede bu yılki Su Kongresi sırasında bir konser veren Tekfen Filarmoni Orkestrası &amp;uuml;yeleri dile getiriyor. Konuştuğum &amp;uuml;yelerin hepsi 3 bin kişiyle dolu Hali&amp;ccedil; Salonu&amp;rsquo;nda verdikleri konserde salonun akustiğinden &amp;ccedil;ok etkilendiklerini s&amp;ouml;yl&amp;uuml;yor. Hali&amp;ccedil;&amp;rsquo;in zemininin halıyla değil parkeyle kaplı olması da yapım sırasında akustik kaygıların g&amp;ouml;zetildiğini ispatlıyor.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Opera da sahnelenebilir&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Sahnede orkestra &amp;ccedil;ukuru da var yani opera salonu olsun bilinciyle inşa edilmediyse bile (ki o bilin&amp;ccedil;le yapıldığını sanmıyorum) burada en azından bazı modifikasyonlar yapılarak opera da sahnelenebilir gibi g&amp;ouml;z&amp;uuml;k&amp;uuml;yor. Konuştuğum İstanbul Devlet Opera Balesi M&amp;uuml;d&amp;uuml;r&amp;uuml; Suat Arıkan S&amp;uuml;tl&amp;uuml;ce ile hi&amp;ccedil; ilgilenmediklerini s&amp;ouml;ylerken İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası M&amp;uuml;d&amp;uuml;r&amp;uuml; G&amp;uuml;lten &amp;Ccedil;apan, salonsuzluktan kıvrandıkları şu d&amp;ouml;nemde sezon programını yaparken konunun &amp;uuml;zerine epeyi gittiklerini ama S&amp;uuml;tl&amp;uuml;ce&amp;rsquo;nin ışık ve ses sistemlerinin o tarihte hen&amp;uuml;z ihalesi yapılmadığı i&amp;ccedil;in ilerleme kaydedemediklerini belirtti. Bug&amp;uuml;nlerde salonda AKP&amp;rsquo;nin toplantıları d&amp;uuml;zenleniyor.&lt;br /&gt;&#13;
İzmir Belediyesi &amp;ccedil;ok doğru bir kararla, Saygun Konser Salonu&amp;rsquo;nu İzmir Devlet Senfoni&amp;rsquo;ye tahsis etti. İstanbul&amp;nbsp; Belediyesi de, salonsuz kalan İDSO ve İDOB&amp;rsquo;a AKM yeniden a&amp;ccedil;ılana kadar, altyapısını tamamlayacağı Hali&amp;ccedil; Salonu&amp;rsquo;nu bedelsiz tahsis etmelidir.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>SERHAN BALİ</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>SEVİN OKYAY - Hayatımızın anlamı azalacak</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965878</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Okudum, inanmadım. Bizim çocukların bir şakasıdır belki dedim. Olur mu, olmaz ama insan bunca yıldır alıştığı, üstelik de sevdiği bir dergiden ayrılmak istemiyor, böyle bir ihtimali aklına bile getirmek istemiyor. Oysa Kasım sayılarında düpedüz veda ettiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Okudum, inanmadım. Bizim &amp;ccedil;ocukların bir şakasıdır belki dedim. Olur mu, olmaz ama insan bunca yıldır alıştığı, &amp;uuml;stelik de sevdiği bir dergiden ayrılmak istemiyor, b&amp;ouml;yle bir ihtimali aklına bile getirmek istemiyor. Oysa Kasım sayılarında d&amp;uuml;ped&amp;uuml;z veda ettiler. Diyorlar ki, acı haber daha &amp;ouml;nceden İnternet&amp;rsquo;e d&amp;uuml;şm&amp;uuml;ş, ben g&amp;ouml;rmedim ama. &lt;br /&gt;&#13;
Her şeyden &amp;ouml;nce arkadaştık, meslektaştık. Muhtelif yerlerden, muhtelif vesilelerle.. Başından bug&amp;uuml;ne kadar Roll camiasından (diyeceğim) Y&amp;uuml;cel G&amp;ouml;kt&amp;uuml;rk, Derya Bengi, Og&amp;uuml;n G&amp;uuml;ner, Siren İdemen, Merve Erol, Serkan Seymen, Erdir Zat arkadaşlarımızdı. Ama Roll&amp;rsquo;un s&amp;uuml;rekli aldığım tek yerli dergi olmasının nedeni onlar değil, yarattıkları derginin kendisi. Roll&amp;rsquo;a g&amp;uuml;venirdim, orada okuduklarımdan ş&amp;uuml;phelenmedim hi&amp;ccedil;. Yıllardır yolumuzu aydınlattı, hayatımıza anlam kattı, bize yeni sanat&amp;ccedil;ılar tanıttı, tanıyoruz sandıklarımızı bazen yeniden tanıttı. Adam gibi bir bir m&amp;uuml;zik dergisinden beklenecek her şeyi yerine getirdi. &amp;Uuml;stelik de yıllar yılı satılmadı, sisteme boyun eğmedi, bildiğini okudu. Bu y&amp;uuml;zden &amp;ccedil;ok &amp;uuml;z&amp;uuml;l&amp;uuml;yorum işte, hayatımızın anlamı azalacak diye.&lt;br /&gt;&#13;
Vedalarını krize bağlayanlar var, bir nebze etkisi de olmuştur mutlaka. Ama onlar sebebin ekonomik olmadığını s&amp;ouml;yl&amp;uuml;yorlar. &amp;ldquo;&amp;Ouml;yle olsa, Roll&amp;rsquo;un hi&amp;ccedil; &amp;ccedil;ıkmaması gerekirdi&amp;rdquo; demişler. &amp;ldquo;Hadi &amp;ccedil;ıktı, birka&amp;ccedil; sayıda tası tarağı toplardı. Sebep ekonomi değil, zevk ilkesi.&amp;rdquo; Lafın kısası, Sisyphos (Camus&amp;rsquo;n&amp;uuml;n yorumladığı şekliyle) gibi taşı sırtlarına alıptepeye taşıp aşağı yuvarlamaktan eskiden zevk alıyorlarmış. &amp;ldquo;Kasım 1996&amp;rsquo;da, bundan 13 yıl &amp;ouml;nce, şeytana ve Camus&amp;rsquo;ye uyup o taşı taşımaya başladık. 144 defa periyodik, altı defa da &amp;ouml;zel vesilelerle tepeye &amp;ccedil;ıkardık, yazıp &amp;ccedil;izip yuvarladık. &amp;Uuml;&amp;ccedil;-beş kişiydik, upuzun bir k&amp;uuml;nye olduk.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Şimdi ise &amp;ouml;yle bir noktaya gelmişler ki taşıdıkları tas da, &amp;uuml;zerine yazıp &amp;ccedil;izdikleri de, onu yuvarlanırken seyretmek de eski zevki vermez olmuş, ne yazık. Facebook&amp;rsquo;ta karşıma &amp;ccedil;ıkan a&amp;ccedil;ıklamalarında Turgut Uyar&amp;rsquo;dan alıntı yapıyorlar, iki Tuncel Kurtiz anekdotu patlatıyorlar. Bir Tom Waits muhabbeti olmuş. (ah, ahir &amp;ouml;mr&amp;uuml;m&amp;uuml;zde burada canlı canlı g&amp;ouml;rmek nasip olacak mi?) Bizim paniğimiz onlara hi&amp;ccedil; bulaşmamış sanki. &amp;ldquo;Darbe oldu, &amp;ccedil;&amp;ouml;kt&amp;uuml;k yani...&amp;rdquo; demişim &lt;br /&gt;&#13;
orada. Ger&amp;ccedil;ekten de &amp;ouml;yle oldu. Neyse ki, Sisyphos zevkinden vazge&amp;ccedil;miyorlar. Taş başka taş olacakmış sadece. G&amp;ouml;receğiz bakalım, şeytana bir daha uyacaklar mı?&lt;br /&gt;&#13;
İyi haber ise, Express&amp;rsquo;le ilgili. Aynı adamlar, aynı tavır, farklı mesele. Aslında, ağızdan &amp;ccedil;ıkan s&amp;ouml;ze bağlı kalma meselesi. On altı yıl boyunca o kadar yıl &amp;ouml;nce ağızlarından &amp;ccedil;ıkmış s&amp;ouml;ze bağlı kaldılar. 1994 Ocak&amp;rsquo;ından 1997 Ocak&amp;rsquo;ına kadar, o s&amp;ouml;z&amp;uuml;n ardını kovaladılar. Yoldaki karanlık t&amp;uuml;neller de zevkliymiş hani. Haftalık Ekspresi&amp;rsquo;i ekonomi bitirdi diyorlar. Ancak, 2001&amp;rsquo;de yeniden yola koyuldular, &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; &amp;ldquo;Vedat Okyar&amp;rsquo;ın dediği gibi, deli g&amp;ouml;mleği &amp;uuml;t&amp;uuml; tutmuyor&amp;rdquo;. Tutar mı hi&amp;ccedil;? Bu sefer aylık olarak ve Postexpress adıyla. Sonunda &amp;lsquo;post&amp;rsquo; da kayboldu gitti. Kasım 2009&amp;rsquo;da &amp;lsquo;post&amp;rsquo; sayılarının 100&amp;rsquo;&amp;uuml;nc&amp;uuml;s&amp;uuml; &amp;ccedil;ıktı. Daha &amp;ouml;nceki 154 sayıyla tam 254 Express ediyor. &amp;ldquo;Şimdi makas değiştirme zamanı. &lt;br /&gt;&#13;
101. sayı, Express&amp;rsquo;in &amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; d&amp;ouml;neminin ilk sayısı. Haftalık, aylık derken, Express bundan b&amp;ouml;yle 15:35 Katarı. Yani 15 g&amp;uuml;nl&amp;uuml;k. Bir ihtimal 15 Aralık&amp;rsquo;ta karşımızda, bir ihtimal biraz r&amp;ouml;tar yapar. &lt;br /&gt;&#13;
Sonunda Roll&amp;rsquo;umuzla vedalaştık, ister istemez. Ne yapalım, &amp;ouml;nce onlar vedalaştı. &amp;ldquo;M&amp;uuml;saadenizle bir veda sigarası yakalım, bir veda &amp;lsquo;kalem&amp;rsquo;i yuvarlayalım. Diyarbakır meyhanelerinde &amp;lsquo;kalem&amp;rsquo; deniyor &amp;lsquo;yolluk&amp;rsquo;a... İlk yudum Turgut Uyar&amp;rsquo;ın ruhuna&amp;rdquo;.&amp;nbsp; Sonra da ş&amp;ouml;yle demişler, &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Vedalaşırken g&amp;ouml;zlerinden &amp;ouml;pelim Leo Ferre&amp;rsquo;yi: Tenk yu şeytan! Bize Roll&amp;rsquo;u verdiğin i&amp;ccedil;in.&amp;rdquo; &lt;br /&gt;&#13;
Biz de size teşekk&amp;uuml;r ediyoruz. Bunca zamandır bize Roll&amp;rsquo;u verdiğiniz i&amp;ccedil;in.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>SEVİN OKYAY</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>UĞUR VARDAN - Bursa'nın ufak tefek festivali...</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965877</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Osmanlı'nın eski payitahtı, geçen hafta boyunca yedinci sanatla haşır neşir oldu. 'Yeşil Bursa'da zaman sinemaya ayarlandı, şehir yerli yabancı birçok sinemacıyı ağırlarken ahalisini de birçok filmle buluşturdu. İşte 4. Bursa İpek Yolu Film Festivali'nden geriye kalanlar...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;img style=&quot;margin:5px;float:right;&quot; src=&quot;http://i.radikal.com.tr/150x113/2009/11/23/fft16_mf297159.Jpeg&quot; alt=&quot;&quot;/&gt;&amp;lsquo;Uluslararası yarışma&amp;rsquo;da &amp;lsquo;En iyi kadın oyuncu&amp;rsquo; &amp;ouml;d&amp;uuml;l&amp;uuml;n&amp;uuml; &amp;lsquo;Francesca filmiyle Rumen oyuncu Monica Birladeanu aldı. Sinemamızın emektar yıldızları da, Bursa&amp;rsquo;ya &amp;lsquo;izlerini&amp;rsquo; bıraktı.&lt;br /&gt;&#13;
fotoğraf:&amp;nbsp; ZUHAL UZUNDERE / AA&lt;br /&gt;&#13;
fotoğraf: RECAİ G&amp;Uuml;LER / dha&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
BURSA - Ge&amp;ccedil;en hafta &amp;lsquo;Bursa&amp;rsquo;da zaman&amp;rsquo; sinemaya ayarlıydı. Osmanlı&amp;rsquo;nın eski payitahtı, h&amp;acirc;l&amp;acirc; modernizm sonrasına direnen onca yapısıyla hem festival i&amp;ccedil;in kente gelen konuklarını ağırladı, hem de kendi sakinlerine elinden geldiğince bir şenlik yaşatmaya &amp;ccedil;alıştı. &amp;lsquo;Yeşil&amp;rsquo; kentin sinemasal heyecanı aslında, yolun &amp;ccedil;ok &amp;ccedil;ok başında. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; Bursa İpek Yolu Film Festivali, bu yıl d&amp;ouml;rd&amp;uuml;nc&amp;uuml; kez d&amp;uuml;zenlendi. Dolayısıyla daha &amp;ccedil;ok katedilecek yolu, daha &amp;ccedil;ok aşılacak engeli, daha &amp;ccedil;ok y&amp;uuml;zleşecek derdi var festivalin. &amp;Uuml;stelik bu yıl 46&amp;rsquo;ncısı ger&amp;ccedil;ekleştirilen ve bu &amp;uuml;lkenin en eski festivali konumunda olan Antalya&amp;rsquo;nın bile onlarca sorun i&amp;ccedil;inde y&amp;uuml;zd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; bir ortamda, hen&amp;uuml;z &amp;lsquo;Agu&amp;rsquo; deme aşamasındaki bir etkinliğin elbette olacak kimi problemleri Karag&amp;ouml;z&amp;uuml;m...&lt;br /&gt;&#13;
Neyse, biz bu yılki adımdan kalan izlerin ardında kısa bir tura &amp;ccedil;ıkalım. &amp;Ouml;ncelikle benim i&amp;ccedil;in değişik bir deneydi. İlkokulu bitirdiğim, ebeveynlerimi yitirdiğim, sinemaya, futbola ve dahi hayata dair bir&amp;ccedil;ok şeyin ilk adımlarını attığım bu kente, bir festival dolayısıyla gelmek farklı bir ruh durumuydu elbet. Ama malum, bir profesyoneldim ve araya mesafe koymalıydım. Koydum da.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Oysa dağ da var, deniz de&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Festivalin en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k sorunu olarak zamanı g&amp;ouml;ze &amp;ccedil;arpıyor. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; bu mevsimde, denizi (Gemlik ve Mudanya yaklaşık yarım saat uzaklıkta) ve dağı gibi iki b&amp;uuml;y&amp;uuml;k zenginliği olan bir kent, iş bu avantajlarından yararlanamıyor. Sinemayla bunların ne ilgisi var diyeceksiniz? Pazarlama ve iletişim &amp;ccedil;ağında, yerli ve yabancı konukların g&amp;ouml;nl&amp;uuml;n&amp;uuml; b&amp;ouml;yle alırsanız, gelecek yıllar i&amp;ccedil;in yatırım yaparsınız. Festivalin ger&amp;ccedil;ek muhatabı sayılan &amp;uuml;niversite &amp;ouml;ğrencileri i&amp;ccedil;in de bu g&amp;uuml;nler vize haftasına rastgeliyormuş (hoş ben &amp;uuml;niversite hayatım boyunca hem dersleri, hem de sınavları kırıp sinemaya gitmiştim ya).&lt;br /&gt;&#13;
Peki ama &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m ne? Martta Ankara, nisanda İstanbul, haziranda Adana, ekimde de Antalya&amp;rsquo;da festival var (Mayısta da Cannes&amp;rsquo;ın yolu tutuluyor). Peki Bursa&amp;rsquo;ya uygun zaman nedir? &amp;Uuml;stelik mesele sadece festival takvimleri arasında uygun zaman dilimini bulmak değil, &amp;lsquo;ulusal yarışma&amp;rsquo; b&amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;nde boy g&amp;ouml;sterecek filmleri de saptamak. Bursa&amp;rsquo;da &amp;lsquo;en iyi film&amp;rsquo;e verilen &amp;ouml;d&amp;uuml;l miktarı 50 bin lira olunca, bir kere rekabetin koşulları dengesizleşiyor (Bu &amp;ouml;d&amp;uuml;l Antalya&amp;rsquo;da 300 bin, Adana&amp;rsquo;da 250 bin lira). Bu durumda da, Adana ve Antalya&amp;rsquo;da şans denendikten sonra Bursa&amp;rsquo;ya katılmaya karar veriliyor. Dolayısıyla tıpkı bu yıl olduğu gibi vasat filmlerle dolu bir se&amp;ccedil;ki sunuluyor. Oysa, festivalin diğer b&amp;ouml;l&amp;uuml;mlerinden mesela &amp;lsquo;uluslararası yarışma&amp;rsquo; ve &amp;lsquo;panorama&amp;rsquo;da boy g&amp;ouml;steren yapımlar son derece doyurucuydu. Festivalin mutfağında emeği ge&amp;ccedil;enler, yakın bir zaman i&amp;ccedil;inde bir t&amp;uuml;r &amp;lsquo;&amp;Ccedil;alıştay&amp;rsquo; ger&amp;ccedil;ekleştireceklerini ve burada, geleceğe ait kararları, hep birlikte alabileceğimizi belirttiler. Dolayısıyla, bu konunun yakında &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;leceği kanaatindeyim (tabii ki &amp;ouml;d&amp;uuml;l miktarını değil, zamanlamayı kastediyorum).&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;te yandan festivalciler misafirperverlikte, kulvardaşlarının gerisinde değildi. Her gece, Bursa&amp;rsquo;nın &amp;lsquo;meşhur&amp;rsquo; yerlerinde yemek verildi, dost meclisleri oluşturuldu, &amp;lsquo;sinemanın dili evrenseldir&amp;rsquo; şiarından yola &amp;ccedil;ıkarak yabancı konuklarla, diller bilinmese bile kaynaşıldı. Bu noktada k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k ama mide bulandırıcı bir olaydan bahsetmeden ge&amp;ccedil;emeyeceğim. &lt;br /&gt;&#13;
Yeşil&amp;ccedil;amcılar, bu yıl &amp;ouml;zellikle Antalya&amp;rsquo;da yeniden onurlandırıldı, ge&amp;ccedil;mişteki g&amp;uuml;nlerine d&amp;ouml;nd&amp;uuml;r&amp;uuml;ld&amp;uuml;. Zaten kimse de onlarsız bir sinemayı kabul etmek istemiyor. Dolayısıyla ortada en azından gen&amp;ccedil; nesil a&amp;ccedil;ısından bir sorun yok. Ama nedense, &amp;lsquo;onlar&amp;rsquo; (elbette hepsi değil) bir noktadan sonra, diyet &amp;ouml;detmeye kalkıyorlar. Mesela Bursa&amp;rsquo;daki festivalde ge&amp;ccedil;mişin j&amp;ouml;nlerinden Engin &amp;Ccedil;ağlar, imajıyla her kuşaktan seyircinin g&amp;ouml;zdesi olan Nuri Al&amp;ccedil;o gibi isimler de ağırlandı. İkili her yerde ilgi g&amp;ouml;rd&amp;uuml;, okullarda panellere davet edildi, hayranlarıyla fotoğraflandı, kısaca hoş izler bıraktılar, diyecektik ki sonu&amp;ccedil;ta nahoş bir olaya imza attılar.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Yeşil&amp;ccedil;amcılar ayıp etti&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Festival kapsamında Altınceylan isimli yerde verilen davetlerin ikincisinde, festivalin neşe kaynağı haline gelen Kırgız oyuncu&amp;nbsp; Ilimbek Kalmouratov, &amp;ouml;nce Kafkas dansı yaptı ve alkışları topladı. Sonrasında ise &amp;ldquo;Ama rap yapamaz ki?&amp;rdquo; c&amp;uuml;mlesi eşliğinde tahrik edilince, o işe de soyundu ve rap konusundaki yeteneğini de g&amp;ouml;sterdi.&amp;nbsp; Kalmouratov&amp;rsquo;dan &amp;ouml;nce, sahneye &amp;ccedil;ıkan ve &amp;lsquo;uluslararası yarışma&amp;rsquo;da en iyi film &amp;ouml;d&amp;uuml;l&amp;uuml;n&amp;uuml; alan &amp;lsquo;Ressam&amp;rsquo; filminin başrol oyuncusu Sergio Pangaro da, Napoliten klasiği &amp;lsquo;Santa Lucia&amp;rsquo;yı s&amp;ouml;ylemişti. Ortam işte b&amp;ouml;yle şenlenmişken, Engin &amp;Ccedil;ağlar, Nuri Al&amp;ccedil;o ve Selda Alkor &amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml;s&amp;uuml; mek&amp;acirc;nı terk etti. Birşeye kızdıkları belliydi. Gittim, mek&amp;acirc;nın y&amp;ouml;neticisi konumundaki kişiye meseleyi sordum; &amp;ldquo;Abi biz herkesi memnun etmeye &amp;ccedil;alışıyoruz ama olmuyor, g&amp;ouml;r&amp;uuml;yorsun insanlar eğleniyor. Ama onlar &amp;lsquo;Bu ne bi&amp;ccedil;im m&amp;uuml;zik&amp;rsquo; dediler, kızıp gittiler. Bu durumda bizim de kalbimizi kırdılar&amp;rdquo; c&amp;uuml;mleleri eşliğinde durumu &amp;ouml;zetledi. Ben de,&amp;nbsp; &amp;ldquo;Boş ver, &amp;uuml;z&amp;uuml;lmeye değmez&amp;rdquo; diyerek arkadaşı avuttum (Neyse ki masada o g&amp;uuml;n doğum g&amp;uuml;n&amp;uuml; kutlanan S&amp;uuml;leyman Turan kaldı ve farklılığını g&amp;ouml;sterdi).&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;&amp;lsquo;Bahtı&amp;rsquo; a&amp;ccedil;ılmayag&amp;ouml;rs&amp;uuml;n&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Bir de &amp;lsquo;ulusal yarışma&amp;rsquo;nın se&amp;ccedil;imlerine değinelim. Tamam, bu toplamda zaten neyi se&amp;ccedil;eceklerdi ama &amp;ouml;d&amp;uuml;llere boğulan &amp;lsquo;Bahtı Kara&amp;rsquo;, sıradan, dağınık ve olmamış bir filmdi. En azından biz sinema yazarlarının &amp;ccedil;oğuna g&amp;ouml;re. Bence &amp;lsquo;Mommo&amp;rsquo;, en iyi film, Atalay Taşdiken en iyi y&amp;ouml;netmen, Mert Fırat da en iyi erkek oyuncu &amp;ouml;d&amp;uuml;l&amp;uuml;n&amp;uuml; daha &amp;ccedil;ok hak ediyordu (Ama &amp;lsquo;En iyi kadın&amp;rsquo;da Saadet Işıl Aksoy&amp;rsquo;a itirazım yok). Neyse malum, her j&amp;uuml;rinin beğenisi farklıdır, Bursa&amp;rsquo;da da b&amp;ouml;ylesi uygun g&amp;ouml;r&amp;uuml;ld&amp;uuml;.&lt;br /&gt;&#13;
Ne diyelim, beşinci yılda yine kestane şekerli, yoğurtlu İskenderli ve de termal havuzlu festival ortamında buluşmak &amp;uuml;zere... Otel lobisi muhabbetleri de cabası...&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>UĞUR VARDAN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>TANIL BORA - Sis içinde dejavu - bir kartal rüyası</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965875</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Beşiktaş, Fenerbahçe'yi dört sezon sonra yenebildi. Kartal-Kanarya kuvvet dengesine uygun bir skorla. Şimdi dejavu sarhoşluğunda: Acaba yine geçen seneki gibi, işi bitmiş denirken, arkadan yetişip... Galatasaray liderlik fırsatını kullanamadı. Trabzonspor'da teknik direktör mezarlığının 24. taşı Broos adına dikildi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Ernst ve Fink ikilisi, Fenerbah&amp;ccedil;e karşısında Daum&amp;rsquo;dan daha &amp;lsquo;akıcı&amp;rsquo; ve yakıcı Almanca konuştular.&lt;br /&gt;&#13;
FOTOĞRAF: Cengiz Malgır&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Bağış Erten, derbiyi kaplayan sisin sel&amp;acirc;mını Attil&amp;acirc; İlhan&amp;rsquo;a g&amp;ouml;nderdi, Polyannaca. Halbuki, kendisinin de dediği gibi, &amp;lsquo;riyanın &amp;ccedil;irkefiyle&amp;rsquo; kaplı futbol ortamımızda, o &amp;lsquo;beyaz karanlıktan&amp;rsquo; rahmet isteyen, Tevfik Fikret olmalı. Ama peki, iyimser olalım, S&amp;uuml;perlig&amp;rsquo;in koşu yoluna Premiership&amp;rsquo;in sarı topunun yuvarlanmasını da hayra yoralım.&lt;br /&gt;&#13;
Ernst ve Fink, Beşiktaş&amp;rsquo;a, Daum&amp;rsquo;unkinden daha akıcı bir Almanca konuşturdular. İki asistiyle İbrahim &amp;Uuml;z&amp;uuml;lmez, sadece sol kanadın volan kayışı olmadı, bir olgun oyuncu sahnesi sundu. Serdar &amp;Ouml;zkan, artık ka&amp;ccedil;ırdığı her golde bir &amp;Ouml;SS sezonunu harcamış&amp;ccedil;asına yıkılıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Ma&amp;ccedil;tan &amp;ouml;nce sanal &amp;acirc;lemde siyah-beyazlıların Liverpool sekizlisiyle alay eden K&amp;acirc;zım&amp;rsquo;ın bomboş ge&amp;ccedil;en 75 dakikasının kırmızı kartla nihayetlenmesi, trib&amp;uuml;n halkının k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k d&amp;uuml;nyasına ek bir armağan oldu. &lt;br /&gt;&#13;
Fink&amp;rsquo;in gol&amp;uuml;: gelişine vuruşun fiyakası. Yer&amp;ccedil;ekimi ivmesinin insanoğlunun h&amp;uuml;km&amp;uuml; altına girdiği an. İbrahim &amp;Uuml;z&amp;uuml;lmez&amp;rsquo;inki gibi boştaki adama g&amp;uuml;zelce s&amp;uuml;z&amp;uuml;l&amp;uuml;p gelen ortalarda, g&amp;ouml;kten kısmet elmasının d&amp;uuml;şt&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml; sezen g&amp;uuml;ng&amp;ouml;rm&amp;uuml;ş izleyiciler &amp;lsquo;vur gelişine&amp;rsquo; diye tespih duasına dururlar. Bir oturur da sem&amp;acirc;ya y&amp;uuml;kselmeyip isabetli giderse, kim tutar onu! Denge ve zamanlama ustalığı, tamam, ama mutlaka biraz da &amp;lsquo;ayağa oturma&amp;rsquo; piyangosudur bunlar.&amp;nbsp; Mahallenin şık abisi kendine elli orta yaptırtır da anca ikisi &amp;lsquo;oturur&amp;rsquo; ayağına. &lt;br /&gt;&#13;
Klişelerin sinir bozucu bir yanı da, taşıdıkları az bu&amp;ccedil;uk hakikat payındadır. Daum Fenerbah&amp;ccedil;esi&amp;rsquo;nin Alex bağımlılığı hakkındaki klişe yorumlarda da b&amp;ouml;yle bir hakikat payı var. Alex&amp;rsquo;in yan ısıra Emre B. de m&amp;uuml;him galiba. Asabiyeti ve saldırganlığıyla bu oyunu sevenleri ifrit etmekle kalmayıp takımına hasar verebiliyor ama o olmadı mı da Fenerbah&amp;ccedil;e&amp;rsquo;nin orta sahası s&amp;ouml;n&amp;uuml;mleniyor.&lt;br /&gt;&#13;
Galatasaray-Manisaspor pres &amp;ccedil;arpışması, beraberlikle sonu&amp;ccedil;landı. Kewell ve Nonda&amp;rsquo;nın ters dip k&amp;ouml;şelere kaleciyi donduran dokunuşları karış farkıyla dışarı gidince, Tarzan daldan dala sı&amp;ccedil;rayışlarının m&amp;uuml;k&amp;acirc;fatını aldı. Ayhan&amp;rsquo;ın &amp;ccedil;ıkarken devrettiği kaptanlık pazubandını Sabri, Topal&amp;rsquo;ın eline tutuşturdu, Topal Sabri&amp;rsquo;ye geri vermeye &amp;ccedil;alıştı, olmayınca Uğur&amp;rsquo;u sobeledi. Belki Cemal Nalga&amp;rsquo;yı bulsalar, ona takacaklardı bandı. Galatasaray&amp;rsquo;da 16. yılına giren Sabri&amp;rsquo;nin ge&amp;ccedil;en sezon da Kocaeli ma&amp;ccedil;ında kaptanlık pazubandını yanlışlıkla eldiveniyle birlikte yere atması hadise olmuştu. Banttan ka&amp;ccedil;ması bu k&amp;ouml;t&amp;uuml; anıdan mı, yoksa kendine yakıştırmamasından mı? Kıdem, liderlik, efendilik, olgunluk kriterlerini toplayıp &amp;ccedil;arpınca kim &amp;ccedil;ıkar sizce Galatasaray&amp;rsquo;da? &lt;br /&gt;&#13;
Antepspor orta merdivende step dansını s&amp;uuml;rd&amp;uuml;r&amp;uuml;yor. Antep&amp;rsquo;te kaleci Ivankov&amp;rsquo;un direnciyle kazanan Bursaspor, deplasman klasmanında 14 puanla lig lideri. Bursa&amp;rsquo;da gol demokrasisi s&amp;uuml;r&amp;uuml;yor: Turgay&amp;rsquo;ın 4, d&amp;ouml;rt kişinin 3&amp;rsquo;er, d&amp;ouml;rt kişinin 2&amp;rsquo;şer, &amp;uuml;&amp;ccedil; kişinin 1&amp;rsquo;er gol&amp;uuml; var. Beşiktaş da gol demokratı: Bobo 3, Fink 2, 8 adam 1&amp;rsquo;er gol attı. Keza Antalyaspor ve Ankarag&amp;uuml;c&amp;uuml;&amp;rsquo;nde 3 goll&amp;uuml; birer (Necati Ateş, Emre Ayg&amp;uuml;n), 2 goll&amp;uuml; iki ve &amp;uuml;&amp;ccedil;, birer goll&amp;uuml; 7 ve 5 kişi var. &lt;br /&gt;&#13;
Kayserispor ise gol işini tek adamla halledenlerden. Diyarbakırspor&amp;rsquo;a iki sayı yapan Makukula, toplam 10 sayıyla gol krallığında iyice &amp;ouml;ne ge&amp;ccedil;ti. Gen&amp;ccedil;lerbirliği stratejik bir galibiyetle &amp;uuml;stteki salkımın tanesi olma iddiasını s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rd&amp;uuml;. İstanbul Belediyesi sadece d&amp;ouml;rt kez yenildi ama bu d&amp;ouml;rt ma&amp;ccedil;ta 16 gol yedi. 8. sırada olmasına rağmen gol averajı eksi. Ankaraspor kredilerinin de katkısıyla şimdilik sadece 5 takımın gol averajı eksi bakiye veriyor.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Broos gitti, Sollied geldi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Kasımpaşa yenilgisiyle &amp;uuml;st salkımdan iyice uzaklaşan Trabzon-spor&amp;rsquo;da Broos istifa etti, y&amp;ouml;netim de Yıldırım Demir&amp;ouml;ren&amp;rsquo;in trib&amp;uuml;nlere yaptığını takıma yapmaya soyunmuş g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;yor: kadro dışılar, cezalar. İki uzaktan vurulan bilardo topuyla &amp;ouml;ne ge&amp;ccedil;tiği ma&amp;ccedil;ı kopartan Kasımpaşa, d&amp;ouml;rt haftadır yenilmedi ve 8 puan topladı. &lt;br /&gt;&#13;
Broos gitti ama Ankarag&amp;uuml;c&amp;uuml;&amp;rsquo;n&amp;uuml;n Norve&amp;ccedil;li Tront Sollied&amp;rsquo;le anlaşmasıyla yabancı teknik direkt&amp;ouml;r sayısı konsolide edildi. Fair-play liginde k&amp;uuml;me d&amp;uuml;şme hattında yer alan Eses-Ankarag&amp;uuml;c&amp;uuml;, 2 kırmızı 5 sarılı bir ma&amp;ccedil; oynadılar, Mehmet Yılmaz sakatlandı, oyuncular birbirine girdi, Rıza &amp;Ccedil;alımbay ter ter tepindi. Ama bir nevi yalancı y&amp;uuml;ksek tansiyon, aslında olaysız bir ma&amp;ccedil;. K&amp;ouml;te ve ger&amp;ccedil;ek olan ma&amp;ccedil;tan &amp;ouml;nceki olaylar. Hi&amp;ccedil; sevişmeyen Denizlispor-Antalyaspor karşılaşmasının olayı ise, Antalya&amp;rsquo;nın ma&amp;ccedil;ın her aşamasında galibiyeti ka&amp;ccedil;ırışı. Bir de, &amp;Ouml;mer &amp;Ccedil;atkı&amp;ccedil;&amp;rsquo;ın her kurtarışını zafer yumrukları ve naralarıyla kutlamayı alışkanlık haline getirmesi.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>TANIL BORA</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>ERKAN GOLOĞLU - YAKINDAN KUMANDAN</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965874</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Cumartesi akşamı skor olarak beklemediği bir yenilgi alınca, Fenerbahçe'de, telaşlı, bir o kadar da ümitli bir bekleyiş başladı. En azından çevremde azımsanmayacak bir taraftar grubu, Ağbi, Cemal Nalga bu maçta da oynamış olamaz mı diye birbirlerinin gözünün içine bakıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class=&quot;HaberBaslik1&quot;&gt;Her şey milliyet&amp;ccedil;ilik i&amp;ccedil;in...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Cumartesi akşamı skor olarak beklemediği bir yenilgi alınca, Fenerbah&amp;ccedil;e&amp;rsquo;de, telaşlı, bir o kadar da &amp;uuml;mitli bir bekleyiş başladı. En azından &amp;ccedil;evremde azımsanmayacak bir taraftar grubu, &amp;ldquo;Ağbi, Cemal Nalga bu ma&amp;ccedil;ta da oynamış olamaz mı&amp;rdquo; diye birbirlerinin g&amp;ouml;z&amp;uuml;n&amp;uuml;n i&amp;ccedil;ine bakıyor. Bir mucize bekliyorlar. Neden olmasın? D&amp;uuml;ş&amp;uuml;nsenize, Ferrari g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;ml&amp;uuml; Cemal Nalga!&lt;br /&gt;&#13;
İşin şamatası bir yana, T&amp;uuml;rk sporu, artık lise m&amp;uuml;sabakalarının bile bulaşmadığı bir skandala tanıklık etti. Bizim zamanımızda b&amp;ouml;yle tek t&amp;uuml;k olaylar olurdu. Şehrin birincisi olan basketbol takımı, gruplara giderken, sahte lisansla diğer bir iki liseden oyuncu devşirirdi. Becerikli beden eğitim hocaları, Tufan&amp;rsquo;ın lisansına Cemal&amp;rsquo;in resmini koyup, Tufan&amp;rsquo;ın ana babasını, doğum yerini tarihini bir g&amp;uuml;zel ezberletirlerdi. Futbolda da voleybolda da g&amp;ouml;r&amp;uuml;rd&amp;uuml;k, duyardık b&amp;ouml;yle hadiseler. Fakat biri &amp;ccedil;ıkıp da &amp;ldquo;Profesyonel liglerde de bunu g&amp;ouml;receksin Erkan Goloğlu&amp;rdquo; deseydi, g&amp;uuml;l&amp;uuml;p ge&amp;ccedil;erdim herhalde.&lt;br /&gt;&#13;
Bu skandalın ortaya &amp;ccedil;ıktığı basketbol derbisi, oyun dışı yaşananlarla ziyadesiyle utan&amp;ccedil; vericiydi, zaten. Galatasaray Cafe Crown (GSCC) basket takımının kendi başına &amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; &amp;ccedil;orap sonrası, takımın hocası Okan &amp;Ccedil;evik&amp;rsquo;in a&amp;ccedil;ıklamaları, beni daha &amp;ccedil;ok şaşırttı: &amp;ldquo;Milliyet&amp;ccedil;i duygularıma yenildim. T&amp;uuml;rk bayraklarıyla bizi desteklemeye gelen gurbet&amp;ccedil;ilerimizi sevindirmek istedim.&amp;rdquo; Hoca &amp;uuml;&amp;ccedil; yıl hak mahrumiyeti cezası da almış. Şimdi bunları yazarak bir de ben &amp;uuml;st&amp;uuml;ne gitmiş olmayayım. Ama bu s&amp;ouml;zler daha vahim değil mi? Demek hoca, milliyet&amp;ccedil;iliğin, olimpik ruha bu kadar aykırı bir hareketi mazur g&amp;ouml;sterebileceğini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yor. İnsanın aklına &amp;lsquo;vatan i&amp;ccedil;in kurşun atan da şereflidir, yiyen de&amp;rsquo; raconu geliyor.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
Hadi Cafe Crown&amp;rsquo;undan ge&amp;ccedil;tim, adı Galatasaray veya başka bir şey olan bir basketbol takımının &amp;lsquo;milli hisler&amp;rsquo;le ne ilgisi olabilir? GSCC başka bir &amp;uuml;lkenin takımına yenildiği zaman, bu &amp;uuml;lkede yas ilan edilip, bayraklar yarıya mı iniyor? Hoca kimi kandırıyor, Allah aşkına? B&amp;ouml;yle bir yenilginin milli felaket gibi algılanmasındaki sa&amp;ccedil;malık zaten ayrı bir konu da, ne zamandır bir basketbol takımının ma&amp;ccedil;ı bu &amp;uuml;lkede &amp;lsquo;milli mesele&amp;rsquo; oldu? Hani Olimpiyakos&amp;rsquo;la Efes oynasa bile, artık ne Yunanistan&amp;rsquo;da ne de bu &amp;uuml;lkede olay oluyor. Yenen takımın oyuncuları ve teknik kadro vatan kahramanı, yenilenler de vatan haini muamelesi g&amp;ouml;rm&amp;uuml;yor. Herkes rahat olsun.&lt;br /&gt;&#13;
Evet, milliyet&amp;ccedil;ilik h&amp;acirc;l&amp;acirc; trib&amp;uuml;nleri ateşleyen bir fitil. Diyarbakırspor&amp;rsquo;un &amp;ouml;zellikle dış ma&amp;ccedil;larında yaşananları birlikte g&amp;ouml;rd&amp;uuml;k, yaşadık. &lt;br /&gt;&#13;
Ama basketbol gibi, sporumuzun &amp;lsquo;m&amp;uuml;rekkep yalamış&amp;rsquo; kesiminden, &amp;uuml;stelik teknik kadronun en tepesinden birinin ağzından b&amp;ouml;yle hamasi laflar duymak, biraz sevimsiz ka&amp;ccedil;tı. Umarım, &amp;lsquo;savunma sınırları&amp;rsquo; i&amp;ccedil;inde kalan s&amp;ouml;zlerdir.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>ERKAN GOLOĞLU</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>BANU K. YELKOVAN - Hani bize? Hani bize?</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965873</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Nasıl olur da olur, Cemal Nalga skandalı meydana gelir? Yiğiter Uluğ'un dikkatini çektiği gibi sen basketbolu futbola çevirirsen, yenmek burada her şey, yenilmek de dünyanın sonu anlamına gelirse, basketbolcuların şirazesini de böyle şaşırtırsın işte&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Can Barslan&amp;rsquo;ın karikat&amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml; yeni g&amp;ouml;rd&amp;uuml;m, dolayısıyla yeni g&amp;uuml;ld&amp;uuml;m. Bu arada T&amp;uuml;rkiye Basketbol Federasyonu Galatasaray Cafe Crown takımına verilen cezaları a&amp;ccedil;ıklamıştı: Sarı-Kırmızılılar cezalı Cemal Nalga&amp;rsquo;nın oynadığı t&amp;uuml;m resmi ma&amp;ccedil;larda h&amp;uuml;kmen mağlup ilan edildi. İleride oynayacağı ma&amp;ccedil;lar i&amp;ccedil;in de şimdiden -4 puan yazıldı hanesine.. Yiğit Şardan&amp;rsquo;ın başkanlık hayali, ikişer &amp;uuml;&amp;ccedil;er yıl men cezası alan Cemal Nalga&amp;rsquo;nın, Okan &amp;Ccedil;evik&amp;rsquo;in, Mert Uygu&amp;ccedil;&amp;rsquo;un ve Koray Mincinozlu&amp;rsquo;nun basketbol hayatları fiilen bitti.&lt;br /&gt;&#13;
Bu konuyla ilgili herkes b&amp;uuml;y&amp;uuml;k şok i&amp;ccedil;inde, kimse bu işin neden, nasıl yapılabileceğini anlamıyor, anlayamıyor. Bir hazırlık ma&amp;ccedil;ında? Binlerce kişi karşısında oynanan ve rakibin ko&amp;ccedil;unun da T&amp;uuml;rk olduğu &amp;lsquo;&amp;ouml;nemsiz&amp;rsquo; bir karşılaşmada? Ko&amp;ccedil;un olaylar sonrasında yaptığı a&amp;ccedil;ıklamalar da ilgin&amp;ccedil;ti: &amp;ldquo;Oradaki T&amp;uuml;rk seyirciler tarafından o kadar iyi karşılandık, farklı formalar giymiş taraftarlar bizi o kadar can-ı g&amp;ouml;n&amp;uuml;lden destekledi ki. Milli duygularımıza yenildik...&amp;rdquo; dedi takımın antren&amp;ouml;r&amp;uuml; Okan &amp;Ccedil;evik yaptığı basın toplantısında.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Cezadan yana sıkıntı yok&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Biz de &amp;lsquo;bu olaylar&amp;rsquo; bizim hep serinkanlı anlarımıza denk geldiği i&amp;ccedil;in başımızı iki yana sallayarak, &amp;ldquo;&amp;Ccedil;ok &amp;ccedil;ok ayıp, nasıl yapabiliyorlar bunu? İnanılmaz!&amp;rdquo; dedik. Trib&amp;uuml;nden sahaya atılan yabancı maddelere &amp;ldquo;Cık cık cık..&amp;rdquo;, futbolcuya k&amp;uuml;fredene &amp;ldquo;Olmaz b&amp;ouml;yle şey...&amp;rdquo;, kazanma ya da seyirci baskısıyla, normalde yapmayacağı şeyler yapmak zorunda kalan profesyonellere &amp;lsquo;Spor ahlakından nasibini almamış zavallılar&amp;rsquo; demesi &amp;ccedil;ok kolay bize. Ne de olsa bizi, diyelim trafikte &amp;ouml;ndeki araba yolumuzu aldı diye k&amp;uuml;frederken, sokağa &amp;ccedil;&amp;ouml;p atarken, &amp;ccedil;ocuğumuza bağırıp &amp;ccedil;ağırırken, karımıza tokat ederken g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;leyemediği i&amp;ccedil;in kameralar, hepimiz haza beyefendiyiz, lorduz. Hepimiz su&amp;ccedil;luluğumuz ispat edilene kadar masumuz.&lt;br /&gt;&#13;
Ge&amp;ccedil;tiğimiz cumartesi Bağış&amp;rsquo;ın &amp;ccedil;ok da g&amp;uuml;zel yazdığı gibi, bu &amp;uuml;lkede cezadan yana bir sıkıntı yok. Baklava &amp;ccedil;alan &amp;ccedil;ocukları bile hapislerde s&amp;uuml;r&amp;uuml;m s&amp;uuml;r&amp;uuml;m s&amp;uuml;r&amp;uuml;nderebiliyoruz istersek, spor alemini sustalı maymuna &amp;ccedil;evirmek o kadar da zor değil. Verirsin 17 ma&amp;ccedil; saha kapatmayı, bak bi daha yapabiliyorlar mı? Ama cezalar &amp;lsquo;adaleti&amp;rsquo; sağlamadıktan sonra, &amp;lsquo;adalet duygusu&amp;rsquo; veremedikten sonra maalesef bir işe yaramıyor. Zurnanın zırt dediği yer orası. Ben trafikte b&amp;uuml;t&amp;uuml;n kurallara uyarken, yandan gelen, affedersin ayı, sağdan emniyet şeridinden gelip hem de trafik polisinin g&amp;ouml;z&amp;uuml;n&amp;uuml;n &amp;ouml;n&amp;uuml;nde, &amp;ouml;n&amp;uuml;me kırıp yolumu gasp edince zedeleniyor adalet duygum, berikinin sahaya atılan maddeye farklı tarifeler uygulanınca, bir &amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml;n&amp;uuml;n aynı su&amp;ccedil;a farklı ceza ya da hi&amp;ccedil; ceza &amp;ccedil;ıkınca.. &amp;Ccedil;ok kırılgan bir şey bu &amp;lsquo;adalet duygusu&amp;rsquo;, nadide bir &amp;ccedil;in porseleni gibi, &amp;ccedil;ıt &amp;ccedil;ıt &amp;ccedil;atlıyor durduğu yerde.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;img src=&quot;http://i.radikal.com.tr/150x113/2009/11/23/fft16_mf297141.Jpeg&quot; alt=&quot;&quot;/&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;em&gt;Galatasaray&amp;rsquo;daki skandal Can Barslan&amp;rsquo;ın bir karikat&amp;uuml;r&amp;uuml;ne de konu oldu.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Nereye bakıyoruz / bakmalıyız?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Burada hepimizin ka&amp;ccedil;ırdığı şey Okan &amp;Ccedil;evik&amp;rsquo;in, Koray Mincinozlu&amp;rsquo;nun, Mert Uygu&amp;ccedil;&amp;rsquo;un bu hatayı nasıl yaptıkları değil, neden yaptıkları. Bence cevap Yiğiter Uluğ&amp;rsquo;un &amp;lsquo;acetobalsamico&amp;rsquo; bloga yazdığı &amp;lsquo;Sakızlı Muhallebi&amp;rsquo; isimli yazıda saklı. Ya da bir &amp;ouml;nceki sene yarı final oynatmasına rağmen, bir sonraki sene hazırlık ma&amp;ccedil;larında aldığı k&amp;ouml;t&amp;uuml; sonu&amp;ccedil;larla kovulan Murat &amp;Ouml;zyer&amp;rsquo;de. Sen basketbolu futbola &amp;ccedil;evirirsen, yenmek burada da her şey ve yenilmek d&amp;uuml;nyanın sonu anlamına gelirse , basketbolcuların şirazesini de b&amp;ouml;yle şaşırtırsın işte.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Cemal Nalga, Tufan Ers&amp;ouml;z&amp;rsquo;&amp;uuml;n formasını giymiş, ceza almış.. E sen de &amp;lsquo;basın&amp;rsquo; forması giyiyorsun ama aslında taraftarsın, sen &amp;lsquo;y&amp;ouml;netici&amp;rsquo; gibi yapıyorsun aslında c&amp;uuml;helasın, sen &amp;lsquo;taraftar&amp;rsquo; formanı giymişsin, &amp;ouml;z&amp;uuml;nde canavarsın. Sana ceza yok mu? Bize ceza yok mu?&amp;rdquo;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>BANU K. YELKOVAN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>EFKAN BUCAK - Gine futbolu</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965872</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Dünya Kupası elemelerini geride bıraktık. Başarılı olanlar var, başarısız olanlar var... Batı Afrika ülkelerinden Gine'den ilginç bir haber aldık. Spor Bakanı Fodeba Isto Keira, eleme grubunda sürpriz bir şekilde yalnızca 3 puan alıp sonuncu olan milli takımlarındaki tüm futbolcuları ve...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;D&amp;uuml;nya Kupası elemelerini geride bıraktık. Başarılı olanlar var, başarısız olanlar var... Batı Afrika &amp;uuml;lkelerinden Gine&amp;rsquo;den ilgin&amp;ccedil; bir haber aldık. Spor Bakanı Fodeba Isto Keira, eleme grubunda s&amp;uuml;rpriz bir şekilde yalnızca 3 puan alıp sonuncu olan milli takımlarındaki t&amp;uuml;m futbolcuları ve teknik heyeti kovduğunu a&amp;ccedil;ıkladı. Kovulan ve b&amp;uuml;y&amp;uuml;k olasılık milli takıma &amp;ccedil;ağırılmayacak isimler arasında tanıdık isimler de var: Souleymane Youla (Eskişehirspor), İbrahima Bangoura (Denizlispor), Mamadou Diallo (Diyarbakırspor), Oumar Kalabane (Manisaspor), Kanfory Sylla (İstanbul BB), İbrahima Yattara (Trabzonspor).&lt;br /&gt;&#13;
Şimdi diğer &amp;ccedil;ocuklara haksızlık etmek istemem ancak Youla ve Yattara isimleri size takımın neden dağıldığı hakkında bir fikir verebilir. Bir takımda 11 tane Yattara olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;n. Hepsi m&amp;uuml;thiş yetenekli ancak disiplinsiz oyuncular... İşte Spor Bakanı da, b&amp;uuml;y&amp;uuml;k disiplinsizlik ve buna bağlı olan başarısız sonu&amp;ccedil;lar nedeniyle takımdaki herkesi kovdu. Bu disiplinsizlik zaten yıllardır Gine&amp;rsquo;nin başını yakan şey.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;ok net s&amp;ouml;yleyebiliriz ki, d&amp;uuml;nya futbolunda potansiyelini başarıya d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;remeyen &amp;uuml;lkeler sırasında 1 numarayı bu k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k Batı Afrika &amp;uuml;lkesi alır. &lt;br /&gt;&#13;
Yukarıdaki oyunculara ek olarak değişik d&amp;ouml;nemlerde Abedi Pele, Bobo Balde, Titi Camara, Souleymane Oulare, Pascal Feinduono, Almamy Schuman Bah, Pablo Thiam gibi isimlerin oynadığı ancak bir t&amp;uuml;rl&amp;uuml; Afrika Uluslar Kupası&amp;rsquo;nı kazanamayan veya D&amp;uuml;nya Kupası&amp;rsquo;na gidemeyen &amp;lsquo;Syli Nationale&amp;rsquo; (Ulusal Filler) lakaplı Gine, komşuları Senegal, Fildişi Sahili, Mali, Senegal ve hatta Burkina Faso&amp;rsquo;nun gerisinde kaldı.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Uuml;lkede yıllardır etkili olan askeri cuntanın bu geri kalmışlıkta payı var elbette. 1958&amp;rsquo;de, Fransa&amp;rsquo;dan bağımsızlığını ilan eden ilk Batı Afrika &amp;uuml;lkesi unvanına sahip olan Gine, 1984&amp;rsquo;ten bu yana askeri y&amp;ouml;netimin elinde.&lt;br /&gt;&#13;
Devletin başında olanların istedikleri gibi at koşturduğu, milli takımı dağıtabildiği bir ortamda sporla siyasetin i&amp;ccedil; i&amp;ccedil;e ge&amp;ccedil;memesi d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;lemez tabii. Bu m&amp;uuml;dahale 2000&amp;rsquo;li yılların başında &amp;ouml;yle arttı ki, FIFA, Gine&amp;rsquo;yi uluslar arası m&amp;uuml;sabakalardan men etti. Sarı-Kırmızı-Yeşilliler de 2002 D&amp;uuml;nya Kupası eleme grubundan atıldı.&lt;br /&gt;&#13;
D&amp;uuml;nya Kupası elemeleri s&amp;uuml;rekli hazinli ge&amp;ccedil;se de Ulusal Filler, 1976&amp;rsquo;da ikinci oldukları Afrika Uluslar Kupası&amp;rsquo;nda son &amp;uuml;&amp;ccedil; organizasyonda &amp;ccedil;eyrek finale kadar y&amp;uuml;kseldiler ancak s&amp;uuml;rekli komşularına (Mali,Senegal, Fildişi Sahili) elendiler. Bu kez Afrika Uluslar Kupası&amp;rsquo;na da katılamayacaklar. H&amp;uuml;k&amp;uuml;meti sinirlendiren biraz da bu oldu.&lt;br /&gt;&#13;
Kul&amp;uuml;pler seviyesindeyse, Gine 70&amp;rsquo;lerdeki b&amp;uuml;y&amp;uuml;k g&amp;uuml;c&amp;uuml;n&amp;uuml; &amp;ccedil;oktan yitirmiş durumda. Takımlar ikinci veya &amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; turun &amp;ouml;tesini g&amp;ouml;remiyor. Şahsen, &amp;ccedil;ocukluğumdan bu y&amp;acirc;na &amp;ccedil;ok sevdiğim Gine&amp;rsquo;nin (Uzun hikayedir) başarılı olmasını isterim ama bunun i&amp;ccedil;in biraz bekleyeceğim sanırım.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>EFKAN BUCAK</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>TÜRKER ALKAN - Ordumuz Kıbrıs'tan döner mi?</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965870</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Davutoğlu ile birlikte 'komşularla sıfır sorun' politikası gündeme geldi. Bunun gerçekte ne &#13;
kadar mümkün olduğunu hep beraber göreceğiz. Tabii ki bütün komşularımızla iyi geçinmek isteriz. Fakat bu her zaman olmuyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Davutoğlu ile birlikte &amp;lsquo;komşularla sıfır sorun&amp;rsquo; politikası g&amp;uuml;ndeme geldi. Bunun ger&amp;ccedil;ekte ne &lt;br /&gt;&#13;
kadar m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olduğunu hep beraber g&amp;ouml;receğiz. Tabii ki b&amp;uuml;t&amp;uuml;n komşularımızla iyi ge&amp;ccedil;inmek isteriz. Fakat bu her zaman olmuyor.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zdeki g&amp;uuml;nlerde Kıbrıs g&amp;uuml;ndeme gelecek. T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin Kıbrıs&amp;rsquo;ta geri adım atmasını isteyenler &amp;lsquo;Aman acele edelim&amp;rsquo; diyorlar. Zira Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı&amp;rsquo;nın s&amp;uuml;resi nisan ayında bitiyor, yeni Cumhurbaşkanı se&amp;ccedil;ilecek.&lt;br /&gt;&#13;
Ve bu kişinin şimdiki Cumhurbaşkanı Talat olmayacağı kesin gibi.&lt;br /&gt;&#13;
Kıbrıs&amp;rsquo;ta KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile Kıbrıs Rum Lideri Hristofyas arasında yeni bir Kıbrıs devleti konusunda g&amp;ouml;r&amp;uuml;şmeler s&amp;uuml;r&amp;uuml;yor. &lt;br /&gt;&#13;
Rumlar, hen&amp;uuml;z Talat başta iken bir anlaşmaya varma konusunda istekli g&amp;ouml;z&amp;uuml;k&amp;uuml;yor. &amp;Ouml;d&amp;uuml;nlerin en iyisini Talat verir diye d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yor olmalılar.&lt;br /&gt;&#13;
Fakat bu iş hi&amp;ccedil; de kolay olmayacak. Kıbrıs Rum halkı arasında yapılan bir&amp;nbsp; kamuoyu yoklamasında Rumların &amp;ccedil;oğunun T&amp;uuml;rklerle birleşmeye karşı oldukları g&amp;ouml;r&amp;uuml;ld&amp;uuml;.&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rk tarafında da derin bir umutsuzluk var. Ekonomi k&amp;ouml;t&amp;uuml;. Ada ekonomisine katkıda bulunan T&amp;uuml;rk &amp;uuml;niversite &amp;ouml;ğrencilerinin sayısı bu yıl d&amp;ouml;rtte bir oranında azalmış. &amp;lsquo;Hi&amp;ccedil;bir şey değişmez burada&amp;rsquo; diyorlar. &lt;br /&gt;&#13;
Talat ve Hristofyas hangi konularda anlaştılar? Herkes bunu merak ediyor. Hristofyas ge&amp;ccedil;en g&amp;uuml;n &amp;ouml;nemli bir a&amp;ccedil;ıklama yaptı: &amp;ldquo;Talat, T&amp;uuml;rk askerlerinin Kıbrıs&amp;rsquo;tan gitmesini kabul etmiştir&amp;rdquo; dedi. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Talat&amp;rsquo;la &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m&amp;uuml;n federasyon olacağı, tek egemenliği, tek vatandaşlığı, tek uluslararası kimliği benimseyen bir devlet olacağında birleştik. Kıbrıs&amp;rsquo;ın askersizleştirileceği ve T&amp;uuml;rk ordusunun asla olmayacağında anlaştık!&amp;rdquo; &lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin Kıbrıs&amp;rsquo;ı ilhak etmek gibi bir niyeti yok. G&amp;uuml;ney Kıbrıs i&amp;ccedil;in bir tehdit oluşturmuyor. Fakat Kuzey Kıbrıs halkı i&amp;ccedil;in bir garanti oluşturuyor.&amp;nbsp; T&amp;uuml;rk ordusu &amp;ccedil;ekilecek olursa bu g&amp;uuml;vencenin kim tarafından ve nasıl sağlanacağı garanti edilmeden T&amp;uuml;rk ordusunun &amp;ccedil;ekileceğini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmek safdillik olur! &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zdeki g&amp;uuml;nlerde Kıbrıs Rum y&amp;ouml;netimi bize karşı AB kartını oynayacaktır: &amp;ldquo;Kıbrıs&amp;rsquo;tan &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ccedil;ekilmezsen AB&amp;rsquo;ye girişini veto ederim, engellerim&amp;rdquo; demeye hazırlanıyorlar. Bu boşuna bir &amp;ccedil;aba &lt;br /&gt;&#13;
olur. Nitekim H&amp;uuml;k&amp;uuml;met S&amp;ouml;zc&amp;uuml;s&amp;uuml;Cemil &amp;Ccedil;i&amp;ccedil;ek ge&amp;ccedil;en g&amp;uuml;n a&amp;ccedil;ık&amp;ccedil;a s&amp;ouml;yledi: &amp;ldquo;Avrupa mı, Kıbrıs mı, derlerse biz elbette Kıbrıs deriz!&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
AB i&amp;ccedil;in Kıbrıs&amp;rsquo;ı feda edecek bir iktidarın T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de fazla bir şansı olmayacaktır.&lt;br /&gt;&#13;
İşin aslına bakarsanız bu &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;ms&amp;uuml;zl&amp;uuml;k durumu T&amp;uuml;rk tarafından &amp;ccedil;ok Rum tarafının işine yarıyor gibi. &lt;br /&gt;&#13;
Bol yardım aldılar, AB&amp;rsquo;ye girdiler... Şimdi Kuzey Kıbrıslı T&amp;uuml;rklerle birleşerek t&amp;uuml;m bu avantajları b&amp;ouml;l&amp;uuml;şmenin bir &amp;acirc;lemi var mı?&lt;br /&gt;&#13;
Bekleyip g&amp;ouml;receğiz. &amp;Ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zdeki aylar &amp;ccedil;ok şeylere gebe!&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>TÜRKER ALKAN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>NURAY MERT - Bir 'devlet projesi' olarak Kürt açılımı</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965863</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Başbakan'ın Kızılcahamam toplantısı bitiş konuşmasında bir husus çok dikkatimi &#13;
çekti. Başbakan, bu ülkede AB'ye giden yol Diyarbakır'dan geçer diyen Başbakanlar oldu diye...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başbakan&amp;rsquo;ın Kızılcahamam toplantısı bitiş konuşmasında bir husus &amp;ccedil;ok dikkatimi &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ccedil;ekti. Başbakan, bu &amp;uuml;lkede &amp;ldquo;AB&amp;rsquo;ye giden yol Diyarbakır&amp;rsquo;dan ge&amp;ccedil;er diyen Başbakanlar oldu&amp;rdquo; diye başlayan dokundurmasına takılmadan edemedim. Mesut Yılmaz b&amp;ouml;yle dediği i&amp;ccedil;in &amp;ldquo;Hans, George G&amp;uuml;neydoğu&amp;rsquo;ya doluşmuş, neden Konya&amp;rsquo;ya gitmiyorlarmış&amp;rdquo; diye &lt;br /&gt;&#13;
devam eden konuşmayı, MHP yapsa anlarım, ama K&amp;uuml;rt a&amp;ccedil;ılımı diye yola &amp;ccedil;ıkan bir partinin Yılmaz&amp;rsquo;ın bu s&amp;ouml;zlerine itirazı ne olabilir anlayamadım.&lt;br /&gt;&#13;
K&amp;uuml;rt a&amp;ccedil;ılımı diye yola &amp;ccedil;ıkan siyasi heyet, daha &amp;ouml;nce benzer bir &amp;ccedil;izgide yapılan bir konuşmayı neden yadırgar? Bu kadar yadırgıyorsa, &amp;lsquo;Hans, George&amp;rsquo; edebiyatı yapıyorsa, şimdi kendisine benzer bir dille yapılan muhalefete neden bozulur? &lt;br /&gt;&#13;
Ge&amp;ccedil;en haftaki bir yazımda da hatırlattım, zamanında, Dersim konusunu dolaylı bi&amp;ccedil;imde telaffuz eden de Mesut Yılmaz&amp;rsquo;dı. Hasan Cemal&amp;rsquo;e 1992&amp;rsquo;de verdiği bir r&amp;ouml;portajda, K&amp;uuml;rt meselesini dayatma ile &amp;ccedil;&amp;ouml;zme anlayışını eleştirmek &amp;uuml;zere &amp;lsquo;Dersim mantığı&amp;rsquo; ifadesini kullanmıştı. Yani, bu tartışmalar, K&amp;uuml;rt meselesine farklı yaklaşımlar bu h&amp;uuml;k&amp;uuml;metle başlamış değil. Mevcut iktidar, bu b&amp;uuml;y&amp;uuml;k meseleyi geniş katılımlı bir platformdan yola &amp;ccedil;ıkarak, daha &amp;ouml;nce yapılanları, s&amp;ouml;ylenenleri de ciddiye alarak &amp;ccedil;&amp;ouml;zmeye girişmiş olsaydı belki tablo daha farklı olurdu diye d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum.&lt;br /&gt;&#13;
Nitekim, 2005 yılında bir &amp;lsquo;aydınlar grubu&amp;rsquo; olarak Başbakan ile g&amp;ouml;r&amp;uuml;şt&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml;z tarihten bu yana, bu y&amp;ouml;nde hi&amp;ccedil;bir &amp;ccedil;aba harcanmadı. Başbakan&amp;rsquo;a ulaşıp ulaşmadığını bilemem, ama biz o zaman da, bu &amp;ccedil;abanın devamı olarak, mesela, farklı siyasi partilerden (halihazırda Meclis&amp;rsquo;te veya bir partide yer almayan siyasiler de dahil olma &amp;uuml;zere) bug&amp;uuml;ne kadar K&amp;uuml;rt meselesine kafa yormuş isimlerden bir &amp;ccedil;alışma grubu oluşturulmasını &amp;ouml;nermiştik. Bu &amp;ouml;nerimize de hi&amp;ccedil;bir karşılık bulamadık, o g&amp;uuml;nden bug&amp;uuml;ne bu konuda başka bir &amp;ccedil;alışma yapıldığına da şahit olmadık. &lt;br /&gt;&#13;
Bu şartlar altında, iktidar partisinin &amp;lsquo;K&amp;uuml;rt meselesini ben &amp;ccedil;&amp;ouml;zerim&amp;rsquo; ve &amp;lsquo;ne zaman istersem o zaman ele alırım, ne &amp;ccedil;er&amp;ccedil;evede tartışılmasını istersem o kadar tartışırım&amp;rsquo; tavrında demokratik bir zaaf olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum. Dahası, bu s&amp;uuml;re&amp;ccedil; biraz da bu nedenle iyice &amp;ccedil;ıkmaza giriyor diye d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum. Bu kadar otoriter bir dille nasıl bir demokratik ortam yaratılacak anlamakta zorlanıyorum. Başbakan, muhalefete cevap vermek adına, &amp;ouml;yle bir &amp;lsquo;bayrak/ millet&amp;rsquo; dili kullanıyor ki, bu memlekete demokrasi gelecekse onu da biz getiririz, s&amp;ouml;z&amp;uuml;m&amp;uuml;z &amp;uuml;zerine s&amp;ouml;z s&amp;ouml;yletmeyiz!&amp;rsquo; tablosu oluşuyor. &lt;br /&gt;&#13;
Bu tablo i&amp;ccedil;inde &amp;lsquo;K&amp;uuml;rt meselesinin halli&amp;rsquo; bir demokrasi meselesi olmaktan ziyade, giderek daha &amp;ccedil;ok bir stratejik mesele g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;s&amp;uuml; veriyor. Demokrasi iddiası ikna ediciliğini yitiriyor. Tabii iktidarın demokrasi iddiasını g&amp;ouml;lgeleyen sadece bu konudaki &amp;uuml;slubu değil, &amp;uuml;lkenin i&amp;ccedil;inde bulunduğu genel tek parti zihniyetine kayış gibi bir sorun da var. Ancak, bunu bir yana bıraksak bile, sadece K&amp;uuml;rt a&amp;ccedil;ılımı &amp;ccedil;er&amp;ccedil;evesinde sergilenen tavır demokrasi &amp;uuml;slubunu fazlasıyla zorluyor. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;Milli birlik projesi&amp;rsquo; başlığından, &amp;lsquo;devlet projesi&amp;rsquo; iddiasına, bu a&amp;ccedil;ılımın dili giderek ger&amp;ccedil;ekten de yeni bir &amp;lsquo;devlet&amp;rsquo; dayatmasına d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml;yor. İktidar, milliyet&amp;ccedil;i tepkiler &amp;uuml;zerinden kendisini sıkıştıran muhalefet ile baş etmek adına, giderek daha fazla otoriter devlet &amp;uuml;slubuna sığınıyor, itirazı olanı neredeyse &amp;lsquo;vatan haini&amp;rsquo; ilan etmenin kıyısında laflar edilmeye başlanıyor. Bu memleketin &amp;lsquo;demokratları&amp;rsquo; da, K&amp;uuml;rt meselesi &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;lecek umuduyla, K&amp;uuml;rt meselesi &amp;uuml;zerinden kurulan otoriter bir &amp;uuml;slubu sineye &amp;ccedil;ekiyor. CHP ve MHP safına d&amp;uuml;şmemek adına, bu demokrasi zaafı g&amp;ouml;rmezden geliniyor.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
Kimse kendini kandırmasın, daha fazla demokrasi istiyorsak, bu hedefimiz &amp;lsquo;memlekete demokrasi gerekiyorsa onu da biz getiririz&amp;rsquo; mantığı i&amp;ccedil;inden ger&amp;ccedil;ekleşemez. B&amp;ouml;yle bir muhalefeti olduğu kadar, b&amp;ouml;yle bir iktidarı da zamanında eleştirebilirsek, demokrasi umudumuzda yol alırız, yoksa boşa k&amp;uuml;rek &amp;ccedil;ekmiş oluruz.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>NURAY MERT</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>MURAT YETKİN - İzmir-Diyarbakır hattı</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965864</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;İki gün önce Erbil-Diyarbakır hattını Diyarbakır'da yazarken, aynı toplantıda konuştuğumuz HaberTürk yazarı Soli Özel, endişe içinde İzmir'i anlatıyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İki g&amp;uuml;n &amp;ouml;nce Erbil-Diyarbakır hattını Diyarbakır&amp;rsquo;da yazarken, aynı toplantıda konuştuğumuz HaberT&amp;uuml;rk yazarı Soli &amp;Ouml;zel, endişe i&amp;ccedil;inde İzmir&amp;rsquo;i anlatıyordu.&lt;br /&gt;&#13;
Kendisi de İzmirli olan Soli, İzmir&amp;rsquo;de daha &amp;ouml;nce laiklik konusunda (en geniş katılımlı Cumhuriyet mitingi) g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; kutuplaşmanın, K&amp;uuml;rt a&amp;ccedil;ılımı, &amp;ouml;zellikle de Habur sonrasında neredeyse K&amp;uuml;rt d&amp;uuml;şmanlığına varmaya başladığı saptamasında bulunuyordu. İzmir gibi doğudan yoğun g&amp;ouml;&amp;ccedil; alan bir şehir i&amp;ccedil;in bu tehlikeliydi.&lt;br /&gt;&#13;
Pazar g&amp;uuml;n&amp;uuml;, bir başka İzmirli gazeteci Ergun Babahan, Star gazetesinde &amp;lsquo;K&amp;uuml;rtlerden korkan İzmir olamaz&amp;rsquo; başlıklı yazısında benzeri endişeyi dile getiriyordu. İzmir&amp;rsquo;in modernlikten yalnızca Kordon&amp;rsquo;da rakı ve mini etekli gen&amp;ccedil; kızları mı anladığını sorguluyordu. (Tarhan Erdem&amp;rsquo;in araştırmasına g&amp;ouml;re, T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de bir &amp;lsquo;endişeli modernler&amp;rsquo; sosyal grubu var. Bunlar i&amp;ccedil;in laiklik tek siyasi kriter ve AK Parti&amp;rsquo;den gelen her harekete bu nedenle refleks olarak karşı koyuyorlar.)&lt;br /&gt;&#13;
Daha Babahan&amp;rsquo;ın yazısının m&amp;uuml;rekkebi kurumadan İzmir&amp;rsquo;den Ahmet T&amp;uuml;rk&amp;rsquo;&amp;uuml;n de i&amp;ccedil;inde bulunduğu DTP konvoyuna y&amp;ouml;nelik protestonun, siyasi protesto hakkı sınırlarını aştığı, yer yer saldırıya d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;ğ&amp;uuml; haberleri geldi. Buna karşılık olarak da bir grup DTP&amp;rsquo;li MHP binaları &amp;ouml;n&amp;uuml;nde toplanmış, polis gerilimi havaya ateş a&amp;ccedil;arak dağıtmıştı.&lt;br /&gt;&#13;
İzmir&amp;rsquo;den gelen şiddet dolu protestoya gerek&amp;ccedil;e olarak DTP&amp;rsquo;lilerin Habur&amp;rsquo;dan giriş yapan PKK militanı kıyafeti giydirdiği &amp;ccedil;ocukları zafer işaretleriyle g&amp;ouml;sterilere katmış olması g&amp;ouml;steriliyor. Ancak &amp;Ouml;zel ve Babahan&amp;rsquo;ın olaylardan &amp;ouml;nce yaptıkları saptamalardan, bu olmasa başka bir gerek&amp;ccedil;enin olayları ateşleyebileceği sonucuna varılabilir.&lt;br /&gt;&#13;
DTP&amp;rsquo;nin bu tepkilerin &amp;uuml;zerine gitmekten &amp;ccedil;ekinmediği de Aysel Tuğluk&amp;rsquo;un &amp;ldquo;K&amp;uuml;rtler de yarın bir g&amp;uuml;n Diyarbakır&amp;rsquo;a kimseyi sokmazsa ne olur?&amp;rdquo; diye sormasından belli. B&amp;ouml;yle bir eylemin &amp;ccedil;ok kolay kışkırtılabilir, uygulanabilir ve herkes i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;ok ağır sonu&amp;ccedil;lara yol a&amp;ccedil;abilir olduğunu unutmamak lazım.&lt;br /&gt;&#13;
K&amp;uuml;rt a&amp;ccedil;ılımı, T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin birlik i&amp;ccedil;inde demokratikleşmesini sağlayabilirse, yalnızca i&amp;ccedil; barışa katkıda bulunmaz, aynı zamanda T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin Batı&amp;rsquo;yla entegrasyonunu hızlandırabilir. Ancak gelinen noktada T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin Batı&amp;rsquo;ya a&amp;ccedil;ılan penceresi İzmir ile, Doğu&amp;rsquo;ya a&amp;ccedil;ılan penceresi Diyarbakır&amp;rsquo;ı karşı karşıya getirmiş bulunuyor.&lt;br /&gt;&#13;
H&amp;uuml;k&amp;uuml;metin hesaplarına Erbil-Diyarbakır hattı kadar İzmir-Diyarbakır hattını da katmasında &amp;uuml;lkenin selameti a&amp;ccedil;ısından yarar var.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;PKK&amp;rsquo;lı Karayılan&amp;rsquo;ın son m&amp;uuml;lakatı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
D&amp;uuml;n hem gazetecilik bakımından, hem de K&amp;uuml;rt a&amp;ccedil;ılımı s&amp;uuml;recinin genel gidişi a&amp;ccedil;ısından en &amp;ouml;nemli haber PKK&amp;rsquo;nın Kandil&amp;rsquo;deki fiili lideri Murat Karayılan ile (muhabirleri Osman Sağırlı tarafından) yapılmış bir &amp;ouml;zel m&amp;uuml;lakatın yayımlanması idi.&lt;br /&gt;&#13;
Karayılan&amp;rsquo;ın dedikleri &amp;ouml;nemliydi, ona geleceğiz, ancak daha &amp;ouml;nemlisi bu m&amp;uuml;lakatın T&amp;uuml;rkiye gazetesinde yayımlanması oldu.&lt;br /&gt;&#13;
İki nedenden dolayı: &lt;br /&gt;&#13;
1- Muhafazak&amp;acirc;r sağ ve iktidarı destekleyen &amp;ccedil;izgisini saklamayan T&amp;uuml;rkiye gazetesi, şimdiye dek DTP&amp;rsquo;nin resmi a&amp;ccedil;ıklamalarını dahi &amp;lsquo;b&amp;ouml;l&amp;uuml;c&amp;uuml;l&amp;uuml;k propagandası olmasın&amp;rsquo; diye vermekten ka&amp;ccedil;ınan bir yayın politikası izledi. PKK y&amp;ouml;neticileriyle yapılmış m&amp;uuml;lakatların yayımlanmasına eleştirel yaklaştı. Dolayısıyla T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin bu m&amp;uuml;lakatı yapması ve yayımlaması kaydedilmeli.&lt;br /&gt;&#13;
2- Karayılan&amp;rsquo;ın gazetenin bu &amp;ouml;zelliğini niteliğini bilerek, s&amp;ouml;zc&amp;uuml;s&amp;uuml;n&amp;uuml;n &amp;lsquo;T&amp;uuml;rk medyası s&amp;ouml;ylediklerimiz yerine akıllarındakini yazıyor&amp;rsquo; ihtiyatıyla (ve ifadesiyle &amp;lsquo;uzun bir yoldan gelerek&amp;rsquo;) T&amp;uuml;rkiye gazetesine konuşmuş olması da yine kayda ge&amp;ccedil;meli.&lt;br /&gt;&#13;
S&amp;ouml;ylediklerinden &amp;ouml;ne &amp;ccedil;ıkanlar ise ş&amp;ouml;yle &amp;ouml;zetlenebilir:&lt;br /&gt;&#13;
1- K&amp;uuml;rt meselesinin Meclis&amp;rsquo;te tartışılması bile &amp;ouml;nemlidir. Ama &amp;lsquo;biz de 30 yıldır burada siyaset yapıyoruz&amp;rsquo;. PKK muhatap alınmalı.&lt;br /&gt;&#13;
2- &amp;lsquo;Silahlı m&amp;uuml;cadelede ısrar etmiyoruz&amp;rsquo;. &amp;lsquo;K&amp;uuml;rt sorununun &amp;ouml;zerklik temelinde &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;lmesi&amp;rsquo; amacıyla &lt;br /&gt;&#13;
diyalog ve barışa varız.&lt;br /&gt;&#13;
Karayılan&amp;rsquo;ın talebi, kuşkusuz Anayasa değişikliği ve bir t&amp;uuml;r eyalet sistemi gerektiriyor. Ayrıca K&amp;uuml;rt sorununda cesaret g&amp;ouml;steren Turgut &amp;Ouml;zal ile karşılaştırdığı Başbakan Tayyip Erdoğan&amp;rsquo;ı &amp;lsquo;PKK&amp;rsquo;nın tasfiye edilmesi gereken bir mahluk&amp;rsquo; gibi g&amp;ouml;sterdiği i&amp;ccedil;in eleştiriyor. Diğer yandan &amp;lsquo;K&amp;uuml;rt sorununun k&amp;ouml;k&amp;uuml; dışarıda&amp;rsquo; tespitinde Başbakan Yardımcısı Cemil &amp;Ccedil;i&amp;ccedil;ek ile birleşiyor.&lt;br /&gt;&#13;
Bu m&amp;uuml;lakatın s&amp;uuml;recin seyri a&amp;ccedil;ısından &amp;ouml;nemi ileride daha iyi anlaşılabilir.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>MURAT YETKİN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>CENGİZ ÇANDAR - 'Açılım' ve Dersim'le ortaya çıkan Ak Parti ve CHP</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965859</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Şu 'Açılım'ın en önemli yanlarından, hatta sonuçlarından biri Türkiye'nin 'siyaset denklemi'nin, bir başka deyimle 'siyasi kimlikleri'nin yeniden ve gerçekçi biçimde tanımlanmasına vesile olması oldu. Öncelikle ve özellikle iktidar partisinin ve ana muhalefet partisinin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şu &amp;lsquo;A&amp;ccedil;ılım&amp;rsquo;ın en &amp;ouml;nemli yanlarından, hatta sonu&amp;ccedil;larından biri T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin &amp;lsquo;siyaset denklemi&amp;rsquo;nin, bir başka deyimle &amp;lsquo;siyasi kimlikleri&amp;rsquo;nin yeniden ve ger&amp;ccedil;ek&amp;ccedil;i bi&amp;ccedil;imde tanımlanmasına vesile olması oldu. &amp;Ouml;ncelikle ve &amp;ouml;zellikle iktidar partisinin ve ana muhalefet partisinin.&lt;br /&gt;&#13;
Ak Parti&amp;rsquo;nin &amp;lsquo;siyasi kimliği&amp;rsquo; partinin lideri Tayyip Erdoğan&amp;rsquo;ın &amp;lsquo;A&amp;ccedil;ılım&amp;rsquo;a ilişkin konuşmalarından ve a&amp;ccedil;ıklamalarından yola &amp;ccedil;ıkılarak yeniden belirleniyor ve yeniden tanımlanıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Aynı şekilde, CHP&amp;rsquo;nin &amp;lsquo;siyasi kimliği&amp;rsquo; de Onur &amp;Ouml;ymen sayesinde, onun &amp;lsquo;Dersim tanımı&amp;rsquo; &amp;uuml;zerinden harekete ge&amp;ccedil;en dinamiklerle yeniden tanımlanıyor veya farkediliyor.&lt;br /&gt;&#13;
Ak Parti&amp;rsquo;ye ilişkin &amp;lsquo;yeni algılama&amp;rsquo; &amp;ouml;zellikle Radikal tarafından yansıtıldı. Gazetenin Genel Yayın Y&amp;ouml;netmeni İsmet Berkan, Tayyip Erdoğan&amp;rsquo;ın partisinin Kızılcahamam toplantısında &amp;lsquo;A&amp;ccedil;ılım&amp;rsquo;a dair yaptığı konuşmaları &amp;lsquo;Zihniyet Devrimi&amp;rsquo; olarak niteledi. Berkan, Ak Parti liderinin (aynı zamanda Başbakan, malum) se&amp;ccedil;tiği s&amp;ouml;zc&amp;uuml;klere, yaklaşımına dikkati &amp;ccedil;ekerek, bunun bug&amp;uuml;ne dek &amp;lsquo;hi&amp;ccedil;bir merkez sağ partide rastlanmadık&amp;rsquo; cinsten olduğunu vurguladı.&lt;br /&gt;&#13;
Gazetenin Ankara Temsilcisi Murat Yetkin ise benzer bir heyecan duygusuyla Tayyip Erdoğan&amp;rsquo;ın &amp;lsquo;Sizin hi&amp;ccedil; evladınız &amp;ouml;ld&amp;uuml; m&amp;uuml;, sizin k&amp;ouml;y&amp;uuml;n&amp;uuml;z yakıldı mı?&amp;rsquo; şeklindeki soru niteliğindeki s&amp;ouml;zlerin Diyarbakır kamuoyundaki g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; ve olumlu yankısını aktardı.&lt;br /&gt;&#13;
Bana kalırsa, bunlar gecikmeli bir kavrayışı yansıtıyor. Eğer Ak Parti&amp;rsquo;nin kuruluşu, 2002 se&amp;ccedil;im programı, iktidarının ilk yıllarındaki AB doğrultulu- &amp;lsquo;icraat g&amp;uuml;zerg&amp;acirc;hı- ve Tayyip Erdoğan&amp;rsquo;ın kişiliği &amp;ouml;n yargılardan arındırılarak doğru okunabilseydi, bu h&amp;uuml;k&amp;uuml;mlere &amp;ccedil;ok &amp;ouml;nceden de pek&amp;acirc;l&amp;acirc; varılabilirdi.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
İşin ilgin&amp;ccedil; yanı, Tayyip Erdoğan&amp;rsquo;ın kendisi de dahil Ak Partililerin &amp;ouml;nemli b&amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml; partilerinin &amp;lsquo;siyasi kimliği&amp;rsquo;nin aslında ne olduğunun pek ayırdında sayılmazlardı. T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;deki medya dilinin Soğuk Savaş&amp;rsquo;ın bitiminden sonra h&amp;uuml;km&amp;uuml; kalmamış &amp;lsquo;sağ-sol&amp;rsquo; ayırımına onlar da kapılmışlardı.&lt;br /&gt;&#13;
2002 se&amp;ccedil;imlerinin hemen sonrasında Kanal 7 Televizyonu&amp;rsquo;nda benim katıldığım bir haber saatinde -&amp;rsquo;Anchorman&amp;rsquo; Ahmet Hakan idi- Ak Parti&amp;rsquo;nin kendisini &amp;lsquo;sağ&amp;rsquo; ve &amp;lsquo;muhafazak&amp;acirc;r&amp;rsquo; olarak tanımlamasının doğru olmadığını, dayandığı toplumsal kesimlerin ve se&amp;ccedil;men tabanının, &amp;ouml;rneğin Avrupa sol partilerinin dayanmayı ve se&amp;ccedil;men olarak tasarladığı kesimler ile benzerlik g&amp;ouml;sterdiğini s&amp;ouml;ylemiştim. Muhafazak&amp;acirc;rlık ise Avrupa siyasi terminolojisinde &amp;lsquo;tarihi anlamda aristokrasi arka planına ve burjuvazinin bazı b&amp;ouml;l&amp;uuml;mlerinin &amp;ccedil;ıkarlarını temsili&amp;rsquo;ne dayandığını, Ak Parti&amp;rsquo;nin bunlarla hi&amp;ccedil;bir ilgisinin bulunmadığını, tersine &amp;lsquo;devrimci-reformcu&amp;rsquo; konumda yer aldığını da s&amp;ouml;zlerime eklemiştim.&lt;br /&gt;&#13;
Aynı programa katılan, şimdi olduğu gibi o vakitte de parti liderinin &amp;ccedil;ok yakınında yer alan milletvekili &amp;Ouml;mer &amp;Ccedil;elik, itiraz etmiş, &amp;lsquo;muhafazak&amp;acirc;rlık&amp;rsquo; tanımında direnmişti. Tayyip Erdoğan da &amp;ouml;yle d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yordu. Kastedilenin T&amp;uuml;rkiye &amp;ouml;l&amp;ccedil;eğinde &amp;lsquo;dini duyarlılık&amp;rsquo; olduğunu, &amp;lsquo;muhafazak&amp;acirc;rlık&amp;rsquo; ile &amp;lsquo;dini duyarlılık sahibi&amp;rsquo; olmanın eşanlamlı algılandığını elbette biliyordum ama Ak Parti&amp;rsquo;nin kendisini &amp;lsquo;muhafazak&amp;acirc;rlık&amp;rsquo; ile tanımlaması, kendisine haksızlık etmenin yanısıra &amp;lsquo;temsil g&amp;uuml;c&amp;uuml;&amp;rsquo; ve &amp;lsquo;siyasi rol&amp;uuml;&amp;rsquo;n&amp;uuml; daraltıcı nitelikte idi.&lt;br /&gt;&#13;
Şimdilerde, &amp;lsquo;A&amp;ccedil;ılım&amp;rsquo;ın harekete ge&amp;ccedil;irdiği dinamikler sayesinde Ak Partili olmayanlar tarafından &amp;lsquo;doğru teşhis&amp;rsquo; konulmaya başlandı.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;A&amp;ccedil;ılım&amp;rsquo;ın harekete ge&amp;ccedil;irdiği dinamikler, -şu ara K&amp;uuml;rtlerden de daha &amp;ouml;n planda Aleviler ve &amp;ouml;zellikle K&amp;uuml;rt Aleviler i&amp;ccedil;in- Ak Parti&amp;rsquo;nin &amp;lsquo;zihniyet haritası&amp;rsquo;nı, &amp;lsquo;s&amp;ouml;ylemi&amp;rsquo;ni, &amp;lsquo;T&amp;uuml;rkiye kavrayışı&amp;rsquo;nı değiştirecek y&amp;ouml;nde gelişiyor.&lt;br /&gt;&#13;
Dersim konusu bu anlamda CHP&amp;rsquo;de hasar a&amp;ccedil;makla kalmadı; Ak Parti&amp;rsquo;nin dar &amp;ccedil;er&amp;ccedil;evede bir &amp;lsquo;S&amp;uuml;nni-Hanefi&amp;rsquo; parti olmaktan &amp;ccedil;ıkartacak ve bir ulusal-modern T&amp;uuml;rkiye partisi olmasının alt yapısını oluşturmaya başladı.&lt;br /&gt;&#13;
Ak Parti, T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin 81 ilinin 80&amp;rsquo;inden milletvekili &amp;ccedil;ıkaran, bu a&amp;ccedil;ıdan tek &amp;lsquo;ulusal parti&amp;rsquo; idi zaten. Ne ilgin&amp;ccedil; bir paradoks ki, Ak Parti&amp;rsquo;nin milletvekili &amp;ccedil;ıkaramadığı tek il Tunceli (Dersim yani). Ak Parti&amp;rsquo;nin T&amp;uuml;rkiye harcını oluşturan kimlikler arasında en zayıf olduğu ise &amp;lsquo;Aleviler&amp;rsquo;.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;A&amp;ccedil;ılım&amp;rsquo; ile a&amp;ccedil;ılan &amp;lsquo;Dersim Dosyası&amp;rsquo;, bu &amp;lsquo;denklemi&amp;rsquo; tersy&amp;uuml;z etmeye vesile olabileceği anlamda, T&amp;uuml;rkiye tarihinde belirleyici rol oynayacak &amp;ouml;nem taşıyor.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
A&amp;ccedil;ılan &amp;lsquo;Dersim Dosyası&amp;rsquo;, CHP ile Aleviler, daha arka planda ve daha da belirleyici &amp;ouml;nemde &amp;lsquo;Kemalist ideoloji ile Aleviler&amp;rsquo; arasındaki g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;deki &amp;lsquo;Katolik nik&amp;acirc;hı&amp;rsquo;nı bozucu bir işlev g&amp;ouml;r&amp;uuml;yor.&lt;br /&gt;&#13;
Alevi toplumumuz i&amp;ccedil;indeki kaynaşma &amp;lsquo;Hafıza-yı Beşer&amp;rsquo;e emanet edilemiyor bir t&amp;uuml;rl&amp;uuml; ve &amp;uuml;zerinden iki hafta ge&amp;ccedil;mesine rağmen durulmuyor. Tersine &lt;br /&gt;&#13;
her ge&amp;ccedil;en g&amp;uuml;n yeni bir ivme kazanarak, artıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Bu kabaran kaynaşma halinin en &amp;ccedil;arpıcı g&amp;ouml;stergelerinden biri, Avrupa&amp;rsquo;ya Onur &amp;Ouml;ymen&amp;rsquo;in kundakladığı yangının &amp;lsquo;itfaiyecisi&amp;rsquo; rol&amp;uuml;n&amp;uuml; &amp;uuml;stlenerek giden Kemal Kılı&amp;ccedil;daroğlu&amp;rsquo;na g&amp;ouml;sterilen tepkiler.&lt;br /&gt;&#13;
Kemal Kılı&amp;ccedil;daroğlu&amp;rsquo;nun kendisi &amp;ccedil;ok ilgin&amp;ccedil; sayılmaz. O bir &amp;lsquo;prototip&amp;rsquo;. Bug&amp;uuml;ne dek Alevileri dışlamış rejim ile -Aleviler &amp;uuml;stelik katliamla ezilmiş Dersimli K&amp;uuml;rt Aleviler- arasındaki &amp;lsquo;Alevi k&amp;ouml;kenli&amp;rsquo; sahte yapıştırıcılardan biriydi.&lt;br /&gt;&#13;
Ona y&amp;ouml;nelik &amp;lsquo;Alevi başkaldırışı&amp;rsquo; bir bakıma Alevilerin on yıllardır yerleştikleri siyasi konum ve &amp;lsquo;Kemalist ideoloji&amp;rsquo;yle y&amp;uuml;zleşmelerinin anlamlı bir başlangıcı sayılabilir.&lt;br /&gt;&#13;
Bir ara, Deniz Baykal&amp;rsquo;a alternatif olarak &amp;lsquo;projelendirilen&amp;rsquo; Kemal Kılı&amp;ccedil;daroğlu&amp;rsquo;nun haline bakınız; Deniz Baykal-Onur &amp;Ouml;ymen hattının, yani bunca yıl Alevilerin desteğiyle esas olarak Alevileri dışlamış, zamanında onlara katliama uğratmış ve bunun sıkıntısını da hi&amp;ccedil; duymamış -bakınız Onur &amp;Ouml;ymen&amp;rsquo;in TBMM konuşması- rejimin kalkanı rol&amp;uuml;ne soyundu. Avrupa&amp;rsquo;da Aleviler bu rol&amp;uuml; yutmadılar, kabullenmediler.&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin &amp;lsquo;siyasi denklemi&amp;rsquo; radikal bi&amp;ccedil;imde, Dersim &amp;uuml;zerinden değişiyor. Herkes onunla birlikte değişiyor. Herkes yerli yerine, &amp;uuml;stlendiği sahte kimliklerle değil, ger&amp;ccedil;ek haliyle oturuyor.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;A&amp;ccedil;ılım&amp;rsquo; sayesinde.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;A&amp;ccedil;ılım&amp;rsquo; T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;yi olumlu bi&amp;ccedil;imde değiştirmeye başladı bile...&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>CENGİZ ÇANDAR</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>FUNDA ÖZKAN - Ünzile haykırıyor: Okumak istiyorum!</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965852</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Sezen Aksu'nun muhteşem şarkısı, Ünzile kaç koyun ediyor? Dünya tatlısı bir köylü kızının 'ağıtını' bu sefer Şebnem Ferah söylüyor. Bugünden itibaren televizyon ekranlarında rastlayacaksınızdır...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sezen Aksu&amp;rsquo;nun muhteşem şarkısı, &amp;ldquo;&amp;Uuml;nzile ka&amp;ccedil; koyun ediyor?&amp;rdquo; D&amp;uuml;nya tatlısı bir k&amp;ouml;yl&amp;uuml; kızının &amp;lsquo;ağıtını&amp;rsquo; bu sefer Şebnem Ferah s&amp;ouml;yl&amp;uuml;yor. Bug&amp;uuml;nden itibaren televizyon ekranlarında rastlayacaksınızdır, Halit Ergen&amp;ccedil;&amp;rsquo;in seslendirmesinde &amp;lsquo;&amp;Uuml;nzile&amp;rsquo;leri, kendi kararlarını kendileri verebileceği bireyler haline getirebilmek i&amp;ccedil;in desteğe davet ediliyoruz, bizler, hepimiz.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;ağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (&amp;Ccedil;YDD), bir kez daha kız &amp;ccedil;ocuklarına sahip &amp;ccedil;ıkmaya &amp;ccedil;ağırıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Rahmetli T&amp;uuml;rkan Saylan hocanın da hayaliydi, eğitim imk&amp;acirc;nına kavuşan kız &amp;ccedil;ocukların sayısını 100 bine &amp;ccedil;ıkarabilmek.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;YDD, 20&amp;rsquo;nci yılında eğitimine destek verdiği &amp;ouml;ğrenci sayısını 75 bine ulaştırdı. 36 bini &lt;br /&gt;&#13;
ilk ve orta&amp;ouml;ğretim imk&amp;acirc;nına kavuştu, 32 bin gen&amp;ccedil; de &amp;uuml;niversite-y&amp;uuml;ksek okul bursundan yararlanıyor.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Uuml;nzile&amp;rsquo;nin hayatı, her ne kadar artık &amp;lsquo;okuma-yazma&amp;rsquo; eğitiminde kullanılmasa da &amp;lsquo;okuma fişlerinde&amp;rsquo; anlatılıyor:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Okuyamıyorlar ama ne yazık ki &amp;ccedil;abuk &amp;ouml;ğreniyorlar.&amp;rdquo; d&amp;ouml;rt tane okuma fişi:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;T&amp;ouml;re-başlık parası-kuma-yoksulluk&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Gazete-dergi ilanlarında, sokaklardaki afişlerde rastlayacaksınız, &amp;ldquo;Karar sizin&amp;rdquo; deniliyor. Bir yanda 500 TL&amp;rsquo;lik &amp;ccedil;anta, diğer yanda &amp;ldquo;Okumak istiyorum&amp;rdquo; diye haykıran bir kız &amp;ccedil;ocuğu.&lt;br /&gt;&#13;
D&amp;uuml;n &amp;Ccedil;YDD&amp;rsquo;nin toplantısında yeni kampanyaya destek veren sanat&amp;ccedil;ı G&amp;uuml;lriz Sururi, &amp;lsquo;Kurban Bayramı&amp;rsquo;na ilişkin &amp;ccedil;ağrıda bulunuyordu.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Sırat K&amp;ouml;pr&amp;uuml;s&amp;uuml;&amp;rsquo;n&amp;uuml; bir ko&amp;ccedil;un &amp;uuml;st&amp;uuml;nde ge&amp;ccedil;mektense, k&amp;ouml;pr&amp;uuml;n&amp;uuml;n karşısında size el uzatan bir kız &amp;ccedil;ocuğunun yardımını almak daha hayırlı olmaz mı?&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Bazılarını &amp;ccedil;ok kızdıracak bir &amp;ouml;neri, malum.&lt;br /&gt;&#13;
G&amp;uuml;lriz Sururi de &amp;ldquo;Bari iki kurban kesecek olanlar, birinin parasıyla bir kız &amp;ccedil;ocuğuna destek olsun&amp;rdquo; diyebildi.&lt;br /&gt;&#13;
Bir kurban parası, bir kız &amp;ccedil;ocuğunun bir yıllık eğitimini fazlasıyla karşılayabiliyor.&lt;br /&gt;&#13;
Şunu da unutmamak gerekiyor, d&amp;uuml;n &amp;Ccedil;YDD&amp;rsquo;nin toplantısında bir kez daha hatırlatıldı:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Birleşmiş Milletler raporuna g&amp;ouml;re, eğitimde fırsat eşitliğini 2020 yılına kadar sağlayamayacak, 20 &amp;uuml;lkeden biri T&amp;uuml;rkiye.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Bizler, daha &amp;ccedil;ok taşın altına elimizi koymazsak kız &amp;ccedil;ocuklarının okullaşma oranında artış pek de kolay m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olmayacak.&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;m &amp;ouml;ğretmenlerin, &amp;lsquo;&amp;ouml;ğretmenler g&amp;uuml;n&amp;uuml;&amp;rsquo; kutlu olsun.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;T&amp;uuml;rkan hocanın t&amp;uuml;rk&amp;uuml;s&amp;uuml;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;ağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (&amp;Ccedil;YDD) Fatih şubesinde hayata ge&amp;ccedil;irilmiş, &amp;lsquo;&amp;Ccedil;ağdaş M&amp;uuml;zik Topluluğu.&amp;rsquo; &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;YDD&amp;rsquo;de eğitim g&amp;ouml;ren &amp;ccedil;ocuklar b&amp;uuml;y&amp;uuml;d&amp;uuml;ler, şimdi m&amp;uuml;zik grubuyla varlıklarını ifade ediyorlar.&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkan Saylan hoca, grubun bir alb&amp;uuml;m&amp;uuml;n&amp;uuml;n olmasını istemiş. &lt;br /&gt;&#13;
Neyse ki hasta yatağında dinleme imk&amp;acirc;nı olmuş.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;ocuklara şan, solfej, gitar dersleri veren m&amp;uuml;zik &amp;ouml;ğretmeni Muhammet Kart&amp;lsquo;ın s&amp;ouml;z ve m&amp;uuml;ziğine imza attığı &amp;lsquo;Umut T&amp;uuml;rk&amp;uuml;s&amp;uuml;&amp;rsquo;n&amp;uuml; dinliyorum.&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkan hocanın t&amp;uuml;rk&amp;uuml;s&amp;uuml;.&lt;br /&gt;&#13;
Her daim umut doluydu, T&amp;uuml;rkan hoca, yaşadığı &amp;lsquo;her şeye&amp;rsquo; rağmen.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;ağdaş M&amp;uuml;zik Topluluğu&amp;rsquo;nun alb&amp;uuml;m&amp;uuml;n&amp;uuml;n &lt;br /&gt;&#13;
adı da aynı.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;G&amp;uuml;l&amp;uuml;mse doğan g&amp;uuml;neşe bir martı gibi&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;rselenmiş y&amp;uuml;reğinde hisset sıcaklığımı&lt;br /&gt;&#13;
Kahkaha &amp;ccedil;ığlıkları &amp;ccedil;ınlasın dinlenmiş &lt;br /&gt;&#13;
yeni g&amp;uuml;nde&lt;br /&gt;&#13;
Bir &amp;ccedil;ınar ağacı gibi yaslanmak y&amp;uuml;zyıllara&lt;br /&gt;&#13;
Umudun t&amp;uuml;rk&amp;uuml;s&amp;uuml;n&amp;uuml; anlatmak, anlatmak her yeni g&amp;uuml;ne&lt;br /&gt;&#13;
Dağlar var, dağlardan y&amp;uuml;ce sevda var g&amp;ouml;klerden y&amp;uuml;ce&lt;br /&gt;&#13;
Umudum var g&amp;uuml;nden &amp;ouml;te fikrim &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ccedil;ok ince&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Yağmur r&amp;uuml;zgarlarıyla git uzak diyarlara&lt;br /&gt;&#13;
Damla ol d&amp;uuml;ş toprağa, hayat ver tohumlara&lt;br /&gt;&#13;
Bir &amp;ccedil;ocuk g&amp;uuml;l&amp;uuml;ş&amp;uuml;ne tutunup umudu taşı yarınlara.&amp;rdquo;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>FUNDA ÖZKAN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>MAHFİ EĞİLMEZ - Krizden hemen öncesi</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965849</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;2008 sonu itibarıyla dünyanın en yüksek GSYH'sına sahip 20 ekonomisini aşağıda GSYH, nüfus ve kişi başına gelir olarak sıraladım (Kaynak: Dünya Bankası World Development Indicators) 2008 yılı...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2008 sonu itibarıyla d&amp;uuml;nyanın en y&amp;uuml;ksek GSYH&amp;rsquo;sına sahip 20 ekonomisini aşağıda GSYH, n&amp;uuml;fus ve kişi başına gelir olarak sıraladım (Kaynak: D&amp;uuml;nya Bankası World Development Indicators) 2008 yılı, k&amp;uuml;resel krize giriş yılı olduğu i&amp;ccedil;in ekonomilerin hen&amp;uuml;z darbe yememiş durumunu yansıtıyor. Bunu ileride yayımlandığında 2009 sonu&amp;ccedil;larıyla karşılaştırdığımızda hasarın boyutunu tam olarak &amp;ouml;l&amp;ccedil;me imk&amp;acirc;nımız olacak. &lt;br /&gt;&#13;
2008 yılında d&amp;uuml;nyanın toplam GSYH&amp;rsquo;sı 60.6 trilyon dolar. En b&amp;uuml;y&amp;uuml;k ekonomi olan ABD&amp;rsquo;nin GSYH&amp;rsquo;sı bunun yaklaşık y&amp;uuml;zde 23&amp;rsquo;&amp;uuml;n&amp;uuml;, en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k 20 ekonominin GSYH&amp;rsquo;ları toplamı da y&amp;uuml;zde 80&amp;rsquo;ini oluşturuyor. ABD, en y&amp;uuml;ksek GSYH ve kişi başına gelir ile toplum olarak da birey olarak da bu ilk 20 ekonomi arasındaki en zengin ekonomi olarak ortaya &amp;ccedil;ıkıyor. Kişisel gelir a&amp;ccedil;ısından bakarsak ABD&amp;rsquo;yi Hollanda, İngiltere ve Bel&amp;ccedil;ika izliyor. Buna karşılık Hindistan, Endonezya ve &amp;Ccedil;in toplamda zengin g&amp;ouml;r&amp;uuml;nse de bireysel a&amp;ccedil;ıdan bu 20 ekonominin en fakirleri. T&amp;uuml;rkiye, d&amp;uuml;nya GSYH&amp;rsquo;sının y&amp;uuml;zde 1.3&amp;rsquo;&amp;uuml;ne, n&amp;uuml;fusunun y&amp;uuml;zde 1.1&amp;rsquo;ini temsil ediyor ve kişi başına geliri d&amp;uuml;nya ortalamasının &amp;uuml;zerinde bulunuyor.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
Tabloda dikkat &amp;ccedil;eken ekonomiler &amp;Ccedil;in, Brezilya ve Rusya. &amp;Uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml; de kısa s&amp;uuml;rede &amp;ccedil;ok yukarılara tırmanmayı başardılar. Eğer d&amp;uuml;nya ekonomisi bu bi&amp;ccedil;imde gelişmeye devam ederse beş on yıl sonrasında bu tablo ters y&amp;uuml;z olacak ve başta Almanya, İngiltere ve Fransa olmak &amp;uuml;zere gelişmiş bazı ekonomiler aşağılara inecek gibi g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;yor. 2009 krizi daha &amp;ccedil;ok zenginleri etkilediğine g&amp;ouml;re tablonun 2009&amp;rsquo;da gelişmekte olan ekonomiler lehine değişikliğe uğramış olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;img src=&quot;http://i.radikal.com.tr/150x113/2009/11/23/fft16_mf297070.Jpeg&quot; alt=&quot;&quot;/&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>MAHFİ EĞİLMEZ</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>KORKMAZ İLKORUR - Aş, iş, girişimcilik</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965847</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Çoğu kez söylediğim gibi krizden çıkış Türkiye'nin kendi sorunları ve güçlükleri ile yeniden karşı karşıya gelmesi anlamına geliyor. Diğer bir deyişle, Türkiye, iki yıldan beri yaşanılan küresel kriz ve ona uygun tedavilere ilişkin bir gündem yaşadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;Ccedil;oğu kez s&amp;ouml;ylediğim gibi krizden &amp;ccedil;ıkış T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin kendi sorunları ve g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml;kleri ile yeniden karşı karşıya gelmesi anlamına geliyor. Diğer bir deyişle, T&amp;uuml;rkiye, iki yıldan beri yaşanılan k&amp;uuml;resel kriz ve ona uygun tedavilere ilişkin bir g&amp;uuml;ndem yaşadı. Şimdi, bu g&amp;uuml;ndem bitiyor ve &amp;lsquo;her koyunun kendi bacağından asılacağı&amp;rsquo; yeni bir d&amp;ouml;nem başlıyor. O d&amp;ouml;nemde uygulanması gereken para ve maliye politikaları elbette &amp;ouml;nemli olacağından geniş bir şekilde tartışılmalı. Ama bu alanlarda &amp;lsquo;ağzımız ile kuş tutsak&amp;rsquo; bile T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin krizden &amp;ccedil;ıkışını, yani işsizlikte ciddi bir d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ş ile s&amp;uuml;rd&amp;uuml;r&amp;uuml;lebilir y&amp;uuml;ksek oranlı bir ekonomik b&amp;uuml;y&amp;uuml;meyi zorlaştıracak bir &amp;ccedil;ok husus bulunuyor. Bunların &amp;ccedil;oğu, yıllarca s&amp;uuml;ren vurdumduymazlığın, kısır g&amp;uuml;ndemlerin ve politikasızlığın sonu&amp;ccedil;ları olduğu i&amp;ccedil;in, sorun halinden &amp;ccedil;ıkartılması da hayli uzun bir zaman alacak niteliktedir. Zaten, o y&amp;uuml;zden &amp;ldquo;T&amp;uuml;rkiye bir s&amp;uuml;rekli ekonomik kriz i&amp;ccedil;inde yaşamaktadır&amp;rdquo; demiyor muyuz? &lt;br /&gt;&#13;
Bu sorunların hepsini iyi para ve maliye politikaları uygulayarak &amp;ccedil;&amp;ouml;zmek m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n değil. Ama iyi para ve maliye politikaları uygulamalanın bu sorunların aşılması i&amp;ccedil;in gerekli g&amp;uuml;ven ve istikrar ortamının oluşmasına katkısı olacağı kesindir.&amp;nbsp; Bu t&amp;uuml;r bir ortamın oluşması, bu sorunların aşılması i&amp;ccedil;in gerekli arz tarafı &amp;ouml;nlemlerinin alınması, bu bağlamda vergi tabanını genişletecek vergi reformunun yapılması, mikroekonomik reformlara eğilinmesi, gerek i&amp;ccedil;, gerekse dış kaynaklı yatırımların artmasını teşvik edici bir yargı reformunun ger&amp;ccedil;ekleştirilmesi, buna bağlı olarak daha g&amp;uuml;ven verici, keyfilikten uzaklaşmış bir d&amp;uuml;zenleme ve uygulama ortamının yaratılmasını kolaylaştıracaktır.&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
Bu belirttiğim sorun alanlarını &amp;ccedil;ok daha fazla genişletip, derinliklerine inebilirsiniz. Ama, eminim ki, bunu bile yapmaya gerek duymaksızın t&amp;uuml;m bunların &amp;ccedil;ok b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;de ekonominin &amp;ccedil;ok &amp;ouml;nemli bir b&amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;n&amp;uuml; oluşturan &amp;lsquo;&amp;ouml;zel&amp;rsquo; kesimi etkileyen sorunlar olduğunu tespit edeceksiniz. Dolayısı ile, bu alanlarda başarılacak iyileştirmeler &amp;ouml;zel sekt&amp;ouml;r&amp;uuml;n ekonomiye katkısını olumlu etkileyecektir. Ancak, bu sorunların giderilmesi s&amp;uuml;recine &amp;ouml;zel kesimin katılımının ve kendi &amp;uuml;zerine d&amp;uuml;şen g&amp;ouml;revi ka&amp;ccedil;ınmaksızın yapmasının şart olduğunu da hatırlatmakta yarar var.&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;zetle, T&amp;uuml;rkiye yalnızca bu k&amp;uuml;resel krizden &amp;ccedil;ıkışı değil, kendi yaşadığı s&amp;uuml;rekli kriz ortamını gidermenin, ekonomisini genişletmenin, yapısını değiştirmenin ve direncini arttırmanın gereklerini de konuşmalıdır. Bu bağlamda, ge&amp;ccedil;en hafta National Bureau of Economic Research (NBER) tarafından yayınlanan bir &amp;ccedil;alışmayı sizinle paylaşmak istiyorum. &amp;Ccedil;alışmanın adı &amp;lsquo;Financing Constraints and Entrepreneurship&amp;rsquo; (Finansman Zorlukları ve Girişimcilik), Working Paper 15498. Harvard Business School&amp;rsquo;dan&amp;nbsp; William Karr ve Ramana Nanda tarafından kaleme alınmış.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;alışma bana &amp;ccedil;ok ilgin&amp;ccedil; geldi. Zira, k&amp;uuml;resel kriz sonrasındaki sıkı maliye politikaları ortamında istihdam artışı ve ekonomik b&amp;uuml;y&amp;uuml;mede &amp;ouml;zel sekt&amp;ouml;re &amp;ccedil;ok iş d&amp;uuml;şecektir. T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin bir &amp;ccedil;elişkisi burada yatıyor: Aş ve iş yaratma gibi kısa vadede halledilmesi gereken &amp;ouml;nemli bir ihtiya&amp;ccedil;; ama bunu temin edecek bir &amp;ouml;zel sekt&amp;ouml;r&amp;uuml;n geliştirilmesi uzun vadeli ve planlı bir s&amp;uuml;re&amp;ccedil; gerektiriyor. Bu s&amp;uuml;recin gerekleri ne kadar savsaklanır ve geciktirilirse, &amp;ouml;zel sekt&amp;ouml;r&amp;uuml;n aş ve iş yaratmaya etkisi de o derece kısıtlı ve yavaş oluyor. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;zel sekt&amp;ouml;r&amp;uuml;n ana itici g&amp;uuml;c&amp;uuml; &amp;lsquo;girişimcilik&amp;rsquo;. &amp;Ccedil;alışma, t&amp;uuml;m d&amp;uuml;nyada, &amp;uuml;lke finansal zorluklarının, &amp;ouml;zel sekt&amp;ouml;r&amp;uuml;n bu &amp;lsquo;olmazsa olmaz&amp;rsquo; itici g&amp;uuml;c&amp;uuml;n&amp;uuml;n harekete ge&amp;ccedil;irilmesini engelleyen ve geciktiren en &amp;ouml;nemli fakt&amp;ouml;rlerden biri olduğunu vurguluyor ve ekonomik b&amp;uuml;y&amp;uuml;me s&amp;uuml;recinde oynadığı &amp;ouml;nemli role istinaden, girişimciliğin harekete ge&amp;ccedil;irilmesini engelleyen bu finansal zorlukların azaltılmasının politika yapıcılarının ana g&amp;ouml;revlerinden biri olması gerektiği savunuluyor. Ş&amp;uuml;phesiz, &amp;ccedil;alışmada da belirtildiği gibi, bu t&amp;uuml;r bir gayret, ger&amp;ccedil;ek hayatta politika yapıcıları olan siyasilerin ve d&amp;uuml;zenleyicilerin olduğu kadar finans sekt&amp;ouml;r&amp;uuml; kurumlarının da ciddi gayret ve katılımlarını ve bu unsurlar arasında &amp;uuml;st d&amp;uuml;zeyde a&amp;ccedil;ık bir diyalog ve işbirliğini gerektiriyor. Bu, &amp;ouml;zellikle, girişimciliği, salt bir &amp;lsquo;para kazanma&amp;rsquo; amacı ile değil, &amp;lsquo;topluma &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;lebilir ekonomik fayda &amp;uuml;retme&amp;rsquo; motifi ile geliştirmek i&amp;ccedil;in şart.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;alışma konusu &amp;lsquo;girişimcilik&amp;rsquo;, T&amp;uuml;rkiye a&amp;ccedil;ısından &amp;ccedil;ok &amp;ouml;nemli ve ge&amp;ccedil;mişte, yararlanacağımız ciddi bir politika aracı olarak ele alınmış bir konu olduğunu s&amp;ouml;ylemek &amp;ccedil;ok zor. Devam edeceğim.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>KORKMAZ İLKORUR</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>İSMET BERKAN - Siyasetin eski ve yeni coğrafyası</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965842</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Sorumlu biri olma iddiasındaki bir insan neden yazısında İdris Küçükömer'in adını yazacağına Sencer Divitçioğlu'nun adını yazar, bir de üstelik sağ salim aramızda olan Sencer Divitçioğlu için 'rahmetli' der?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sorumlu biri olma iddiasındaki bir insan neden yazısında İdris K&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k&amp;ouml;mer&amp;rsquo;in adını yazacağına Sencer Divit&amp;ccedil;ioğlu&amp;rsquo;nun adını yazar, bir de &amp;uuml;stelik sağ salim aramızda olan Sencer Divit&amp;ccedil;ioğlu i&amp;ccedil;in &amp;lsquo;rahmetli&amp;rsquo; der?&lt;br /&gt;&#13;
Birinci ve en makul ve en doğru cevap şu: Dikkatsizlikten, &amp;ouml;zensizlikten.&lt;br /&gt;&#13;
O y&amp;uuml;zden &amp;ouml;nce Prof. Dr. Sencer Divit&amp;ccedil;ioğlu ve ailesinden, sonra da okurlarımdan &amp;ouml;z&amp;uuml;r dilerim.&lt;br /&gt;&#13;
İkinci ve daha az makul ve daha az doğru olan bir cevap daha var, yazının başındaki soruya.&lt;br /&gt;&#13;
Prof. Dr. İdris K&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k&amp;ouml;mer, meşhur &amp;lsquo;D&amp;uuml;zenin Yabancılaşması&amp;rsquo; kitabını yayımladıktan, &amp;lsquo;T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de sağ aslında soldur, sol aslında sağdır&amp;rsquo; dedikten sonra yapılan tartışmalarda, Sencer Divit&amp;ccedil;ioğlu da &amp;ouml;nemli tartışmacılardan biriydi.&lt;br /&gt;&#13;
Bu tartışmaları yapıldığı g&amp;uuml;n değil, yapıldıktan en az on yıl sonra okumuş, dışarıdan izlemiş biri olarak benim kafamın karışık olmasından daha doğal bir şey de yok. B&amp;uuml;t&amp;uuml;n nesildaşlarım adına konuşamam elbette ama benim kafam hep karışık oldu, h&amp;acirc;l&amp;acirc; daha da &amp;ouml;yle.&lt;br /&gt;&#13;
İşte bu karışıklığın bir sonucu da olabilir, d&amp;uuml;n bu k&amp;ouml;şede okuduğunuz, bazı okuyucu ve dostların kibarca uyardığı, bazılarının ise fırsat bu fırsat deyip acımasızca dalga ge&amp;ccedil;tiği (ama hak etmedim de değil hani) ve benim de fena halde y&amp;uuml;z&amp;uuml;m&amp;uuml; kızartan yanlışlık.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Bu &amp;uuml;lkeyi anlama ve tanımlama &amp;ccedil;abası &amp;ouml;yle bitimli bir &amp;ccedil;aba değil. Herkes kendine g&amp;ouml;re tanımlamaya, anlamaya, anlamlandırmaya &amp;ccedil;alışıyor T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;yi.&lt;br /&gt;&#13;
Ve işin k&amp;ouml;t&amp;uuml;s&amp;uuml; b&amp;uuml;t&amp;uuml;n tarifler, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n tahliller bir yerinden eksik kalıyor. En azından bendeki kafa karışlığının en &amp;ouml;nemli sebebi budur.&lt;br /&gt;&#13;
60&amp;rsquo;lı yıllarda T&amp;uuml;rk solu i&amp;ccedil;inde başlayan ve olmadık detaylara kadar inen tartışmalar, arkasından &amp;ccedil;ok ciddi siyasi ayrılıklar getirdi. Sırf o ayrılıklara bakarak bile T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin ne kadar zor tanımlanabilir bir &amp;uuml;lke olduğunu g&amp;ouml;rmek m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n. (Mesela biri bana bunca yıldan sonra, Dev-Gen&amp;ccedil;&amp;rsquo;in neden b&amp;ouml;l&amp;uuml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml; anlatabilir mi, beni bu ayrılığın ka&amp;ccedil;ınılmazlığına ikna edebilir mi?)&lt;br /&gt;&#13;
Her şeye rağmen, T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin bilin&amp;ccedil;li veya bilin&amp;ccedil;sizce &amp;lsquo;normalleşme&amp;rsquo;ye doğru ilerlediğini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum. &amp;lsquo;Normalleşme&amp;rsquo;den kastım, yalanda yaşama ve riyak&amp;acirc;rlık dozunun kabul edilebilir miktara inmesi hali.&lt;br /&gt;&#13;
Ak Parti iktidarının bu normalleşmeye ciddi hizmeti bulunduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum. 90&amp;rsquo;lı yıllarda T&amp;uuml;rkiye normalden uzaklaşmıştı, Ak Parti kaybedilen o zamanı b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;de telafi etti. En azından zihniyetler değişmeye başladı, umarım yakında uygulama da değişir.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Eğer Ak Parti ger&amp;ccedil;ekten de d&amp;uuml;n bu k&amp;ouml;şede yazıldığı gibi siyasetin hem merkez sağ hem de sol taraflarını işgal ediyorsa, eski siyasi coğrafya ortadan kalktı demektir.&lt;br /&gt;&#13;
Eğer &amp;lsquo;normal&amp;rsquo; olmaya doğru ilerliyorsak, siyasetin bundan b&amp;ouml;yle ger&amp;ccedil;ek kavramlar etrafında yapılması gerek.&lt;br /&gt;&#13;
Cumhuriyetin sloganı, &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;k-eşitlik-kardeşlik, biliyorsunuz. Biz h&amp;acirc;l&amp;acirc; &amp;lsquo;&amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;k&amp;rsquo; ve &amp;lsquo;kardeşlik&amp;rsquo; b&amp;ouml;l&amp;uuml;mlerini halletmeye &amp;ccedil;alışıyoruz. Siyasetin normalde &amp;uuml;st&amp;uuml;nde yapıldığı alan ise &amp;lsquo;eşitlik&amp;rsquo; b&amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;.&lt;br /&gt;&#13;
Belki duygusal tepki veriyorum ama Ak Parti&amp;rsquo;nin alternatifinin, bu partinin sağından değil solundan gelmesi gerektiğini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nenlerdenim h&amp;acirc;l&amp;acirc;. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; AKP&amp;rsquo;nin sağı bana g&amp;ouml;re &amp;ccedil;ok tehlikeli. Olası bir CHP-MHP koalisyonu kadar beni korkutan az şey var.&lt;br /&gt;&#13;
Oysa AKP&amp;rsquo;nin soluna yerleşecek bir muhalefet, daha fazla &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;k ve en &amp;ouml;nemlisi daha fazla eşitlik talebiyle bu partiyi zorlayacak bir muhalefetin bir g&amp;uuml;n iktidar olma ihtimali ise beni hi&amp;ccedil; ama hi&amp;ccedil; endişelendirmez.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>İSMET BERKAN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>SERAP GÜZEL - Bayramda yemeklere dikkat</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965833</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Kurban bayramında özellikle şişmanlık, yüksek tansiyon, kalp damar rahatsızlığı ve şeker hastalığı olanlar beslenmelerine dikkat etmelidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kurban bayramında &amp;ouml;zellikle şişmanlık, y&amp;uuml;ksek tansiyon, kalp damar rahatsızlığı ve şeker hastalığı olanlar beslenmelerine dikkat etmelidir. Ağır yemekler, aile ziyaretleri ve ısrar edilen tatlı ikramlarında aşırıya ka&amp;ccedil;madan yemek sağlığınız i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;ok &amp;ouml;nemlidir. &lt;br /&gt;&#13;
Toplumumuzda aile ziyaretlerinde misafir ağırlamak &amp;ccedil;ok &amp;ouml;nemlidir. &amp;Ouml;zenle yapılmış yemekler maalesef yaşlı gen&amp;ccedil;, sağlıklı veya hasta fark g&amp;ouml;zetmeksizin yenmesi i&amp;ccedil;in herkese ısrar edilir. Bu konuda daha duyarlı olmalı, en azından sağlık problemleri olan kişilere yemek konusunda fazla ısrar edilmemeli ve &amp;lsquo;bir kereden bir şey olmaz sonra diyet yaparsınız&amp;rsquo; d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncesiyle hareket edilmemelidir. Sağlık problemleri olan bir kişiye bu şekilde davranmak daha ciddi problemlere neden olabilir ve o kişiye yapılacak en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k k&amp;ouml;t&amp;uuml;l&amp;uuml;kt&amp;uuml;r. Bunun i&amp;ccedil;in gereken &amp;ouml;zeni g&amp;ouml;stermeye dikkat edilmelidir. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Kurban Kesimi İ&amp;ccedil;in Hijyen&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Her yıl ne kadar &amp;ccedil;ok s&amp;ouml;ylense de, televizyonlarda izlense de hijyenik olmayan sağlıksız ortamlarda kurban kesilmektedir. Sağlıksız ortamlarda yapılan hatalı kesimler hastalıklara neden olabilir. Hijyenik ve uygun ortamlarda kesilmeyen etlere hayvanların bağırsaklarında bulunan Escherichia coli, k&amp;uuml;mes hayvanları, kedi k&amp;ouml;pek gibi hayvanlardan bulaşan Salmonella, sığır derilerinde bulunan Staphylococcus aureus gibi bakteriler bulaşabilir. Kesilen etlerin korunması ve saklanması da sağlık i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;ok &amp;ouml;nemlidir. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Sindirim Problemlerine Dikkat&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Etin sindirimi diğer besinlere g&amp;ouml;re zordur, &amp;ouml;zellikle yeni kesilen et daha sert olur ve sindirim zorluğuna neden olabilir. Eti buzdolabında birka&amp;ccedil; g&amp;uuml;n bekletmek ve daha sonra t&amp;uuml;ketmek daha uygundur. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Kızartma Yapmayın &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Eti pişirmek i&amp;ccedil;in kızartma yerine, ızgara ve haşlama tercih edin. Besin &amp;ccedil;eşitliliği i&amp;ccedil;in sebzelerle pişirmek daha sağlıklı olacaktır. Izgarada pişirmek i&amp;ccedil;in etin ateş ile arasındaki mesafe &amp;ouml;nemlidir. Ateşle et arasındaki mesafenin eti yakmayacak şekilde 15 cm olmasına dikkat edin. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Eti Doğru Saklamak&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Eti b&amp;uuml;y&amp;uuml;k par&amp;ccedil;alar halinde dondurmamaya dikkat edin. Bir seferde yenilecek kadar dondurup &amp;ccedil;&amp;ouml;zd&amp;uuml;rmelisiniz. Eti kıyma haline getirirseniz daha kısa s&amp;uuml;re saklanır, kıyma buzdolabında 1-2 g&amp;uuml;n et ise 2-3 g&amp;uuml;n saklanabilir. &amp;Ccedil;&amp;ouml;zd&amp;uuml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml;z zaman etleri hemen pişirmeye dikkat edin. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Kurban Bayramının Amacına Ulaşmak&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Bu bayramda kesilen kurbanları ihtiyacı olan kişilere dağıtmak ve amacına uygun davranmak hem v&amp;uuml;cudunuz hem de manevi duygularınız i&amp;ccedil;in doğru olacaktır. Asıl &amp;ouml;nemli olan paylaşmak ve ihtiyacı olanlara yardım ulaştırmaktır.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>SERAP GÜZEL</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>CEYDA KARAN - Bir Yemen eksikti!</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965767</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Türkiye'nin barış arayışında olduğu Ortadoğu bölgesinde 'beladan' bol şey yok. Bir türlü kilidi açılamayan Filistin-İsrail sorunu ve İran etrafında koparılan nükleer ge-rilim yetmezmiş gibi, şimdi de Yemen üzerinden yürütülen...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin barış arayışında olduğu Ortadoğu b&amp;ouml;lgesinde &amp;lsquo;beladan&amp;rsquo; bol şey yok. Bir t&amp;uuml;rl&amp;uuml; kilidi a&amp;ccedil;ılamayan Filistin-İsrail sorunu ve İran etrafında koparılan n&amp;uuml;kleer ge-rilim yetmezmiş gibi, şimdi de Yemen &amp;uuml;zerinden y&amp;uuml;r&amp;uuml;t&amp;uuml;len Şii-S&amp;uuml;nni savaşımı gemi azıya aldı. T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin dinamik diplomasisinin yarattığı iyimserlik r&amp;uuml;zg&amp;acirc;rına karşın b&amp;ouml;lge &amp;ccedil;apında ciddi bir belirsizlik tablosu hakim. Bu belirsizliğin bizatihi kendisi T&amp;uuml;rk diplomasisine &amp;ouml;nemli bir alan a&amp;ccedil;ıyor a&amp;ccedil;masına, lakin diğer yandan bakılınca &amp;lsquo;t&amp;uuml;nelin ucunda ışık&amp;rsquo; g&amp;ouml;r&amp;uuml;nm&amp;uuml;yor. &lt;br /&gt;&#13;
İsrail-Filistin meselesinin &amp;lsquo;iler tutar tarafı kalmadı&amp;rsquo;. Obama y&amp;ouml;netiminin İsrail&amp;rsquo;i m&amp;uuml;zakere masasına oturtmaktaki başarısızlığına, Filistin liderliğindeki aşırı yıpranma t&amp;uuml;y dikiyor. Filistin &amp;Ouml;zerk Y&amp;ouml;netimi, haklı olarak, Yahudi yerleşimleri yoluyla yayılmacı siyasete son vermeyen İsrail ile masaya oturmuyor. Otursa dahi, &amp;uuml;zerine m&amp;uuml;zakere edebilecek toprak par&amp;ccedil;asının kalmayacağı bir s&amp;uuml;re&amp;ccedil;ten ne &amp;ccedil;ıkabilir? Lakin daha &amp;ouml;nemlisi, Hamas&amp;rsquo;la girişilen i&amp;ccedil; hesaplaşma, &amp;ouml;zellikle ge&amp;ccedil;en ocaktaki Gazze saldırısı esnasında Hamas&amp;rsquo;ın ezilmesi i&amp;ccedil;in İsrail&amp;rsquo;le elbirliği ettiğinin ortaya &amp;ccedil;ıkması, Abbas&amp;rsquo;ı haddinden fazla yıpratmış durumda. Abbas&amp;rsquo;ı gelecek yıl başında yapılması gereken se&amp;ccedil;imlerde aday olmama ve İsrail&amp;rsquo;i Hamas&amp;rsquo;la gizli pazarlıklar y&amp;uuml;r&amp;uuml;tmekle itham eden manevralara iten bir yıpranma bu. Sonuncu manevra, Abbas y&amp;ouml;netiminin &amp;lsquo;iki devletli&amp;rsquo; &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m umudunun t&amp;uuml;kendiği ve BM&amp;rsquo;den tek taraflı ilan edilecek Filistin devletine destek beklentisi oldu. Lakin teoride kulağa hoş gelse de, bu manevranın s&amp;uuml;recin &amp;ouml;n&amp;uuml;n&amp;uuml; a&amp;ccedil;ma olasılığı yok. İsrail&amp;rsquo;i masaya oturtacak g&amp;uuml;c&amp;uuml;n yokluğunda, yeni ve daha da &amp;ouml;nemlisi umutvar bir m&amp;uuml;zakere s&amp;uuml;recinin imk&amp;acirc;nsızlığı aşik&amp;acirc;r. &lt;br /&gt;&#13;
İkinci belalı durum, Batı&amp;rsquo;nın İran rejimini &amp;ccedil;&amp;ouml;zmek i&amp;ccedil;in n&amp;uuml;kleer programı &amp;uuml;zerinden oynadığı oyunun giderek karmaşık bir hal alarak nereye evrildiğinin me&amp;ccedil;hul olması. 5+1 grubunun Uluslararası Atom &lt;br /&gt;&#13;
Enerjisi Kurumu (UAEK) aracılığıyla sunduğu uranyum zenginleştirme pazarlığı, tarafların uzlaştırması zor &amp;ccedil;elişkili pozisyonları y&amp;uuml;z&amp;uuml;nden sonu&amp;ccedil; vermekten uzak g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;yor. İran elbette n&amp;uuml;kleer bir g&amp;uuml;&amp;ccedil; olduğunu aleme cihana ispatlamak peşinde. Lakin İsrail&amp;rsquo;in İran kaynaklı tehdit algısının Batı&amp;rsquo;da g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; kabul, bu ispatın sadece Tahran&amp;rsquo;a değil, ama b&amp;uuml;t&amp;uuml;n b&amp;ouml;lgeye ağır bedelleri olabileceğine işaret.&lt;br /&gt;&#13;
Bu olumsuz tabloya ge&amp;ccedil;en yaz ortalarından beri eklenen Yemen meselesi, Ortadoğu &amp;ccedil;apında savaşımın daha da karmaşık haller alacağının işareti. Tarihimizde uğruna t&amp;uuml;rk&amp;uuml; yakmışlığımız da var, lakin Arap Yarımadası&amp;rsquo;nın bu &amp;ccedil;ok m&amp;uuml;him memleketine d&amp;ouml;n&amp;uuml;p bakmıyoruz. Oysa Aden K&amp;ouml;rfezi ve Kızıldeniz kıyısında stratejik &amp;ouml;neme sahip 25 milyon n&amp;uuml;fuslu bu &amp;uuml;lke hızla bir S&amp;uuml;nni-Şii savaşına koşuyor. Suudi Arabistan ile İran&amp;rsquo;ın alttan alta s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; m&amp;uuml;cadelenin savaş alanı artık Yemen. N&amp;uuml;fusunun &amp;ccedil;oğu S&amp;uuml;nni olsa da, y&amp;uuml;zde 40&amp;rsquo;lara ulaşan oranda hatırı sayılı Şii n&amp;uuml;fusun bulunduğu &amp;uuml;lkede, Şiiliğin bir mezhebi olan Zeydiliğe mensup H&amp;ucirc;siler, &amp;uuml;lkenin kuzeybatısında merkezi y&amp;ouml;netime k&amp;ouml;k s&amp;ouml;kt&amp;uuml;rd&amp;uuml;k&amp;ccedil;e kızışıyor savaş. &amp;lsquo;Kabileler devleti&amp;rsquo; Yemen&amp;rsquo;de Ali Abdullah Salih y&amp;ouml;netimi ipin ucunu giderek ka&amp;ccedil;ırıyor. &lt;br /&gt;&#13;
1990&amp;rsquo;da Soğuk Savaş&amp;rsquo;ın kalıntılarını temizlercesine sosyalist g&amp;uuml;neyle birleşmeden beri &amp;uuml;lkenin zenginliklerini bir t&amp;uuml;rl&amp;uuml; adil bi&amp;ccedil;imde dağıtamayan Salih&amp;rsquo;in kendisine k&amp;uuml;st&amp;uuml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; petrol zengini g&amp;uuml;neyle başı dertte. Dolayısıyla Şiilerin yaşadığı kuzeybatıda ipleri t&amp;uuml;m&amp;uuml;yle Riyad&amp;rsquo;a teslim etmiş g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;yor. Zira Suudi Arabistan, Salih&amp;rsquo;in onayı ve merkezi h&amp;uuml;k&amp;uuml;met birliklerinin eşliğinde, işi Yemen sınırından dalıp &amp;lsquo;g&amp;uuml;venli b&amp;ouml;lge&amp;rsquo; oluşturmaya ve bu &amp;uuml;lke topraklarına alenen bombardıman yapmaya vardırdı. Yetmedi, Kızıldeniz ve Aden K&amp;ouml;rfezi&amp;rsquo;nde direniş&amp;ccedil;ilere İran&amp;rsquo;dan silah gidecek diye Yemen&amp;rsquo;i ablukaya aldı. İran ise &amp;lsquo;Arap d&amp;uuml;nyasında her Şii isyanı neden bizden biliniyor&amp;rsquo; diye isyan ediyor. Ama b&amp;ouml;lgedeki Şii n&amp;uuml;fus &amp;uuml;zerindeki et-kisini ink&amp;acirc;r zor. En son Somalili korsanlarla m&amp;uuml;cadele gerek&amp;ccedil;esiyle b&amp;ouml;lgeye savaş gemileri yolladı İran. &lt;br /&gt;&#13;
Neresinden tutarsanız tutun, Yemen etrafında kopan fırtına b&amp;ouml;lgesel barış a&amp;ccedil;ısından hayra alamet değil. B&amp;ouml;lgenin diğer kemikleşmiş sorunlarında olduğu gibi...&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>CEYDA KARAN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>AYŞEGÜL SÖNMEZ - 'Kâğıtları tekrar kararım, öyle derler kumarda'</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965743</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Ömer Uluç, Yapı Kredi'deki sergisinde kendi üretimlerini kendi eliyle yapıp bozarak dijital ortamda yeniden üretiyor, böylece sanatçıyı tüm yaratıklarıyla kafeslemek isteyenlere meydan okuyor. Uluç, 'Burada ben demek istiyorum ki, benim güvendiğim bir şey yok, bir yerlere sarılmıyorum, arkama da bir şeyleri almıyorum. Kâğıtları tekrar kararım, öyle derler kumarda, bu el olmadıysa öbür el gibi' diyor&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img style=&quot;float:right;margin:5px;&quot; src=&quot;http://i.radikal.com.tr/150x113/2009/11/22/fft16_mf296649.Jpeg&quot; alt=&quot;&quot;/&gt;&amp;Ouml;mer beyin dev heykeli, Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi&amp;rsquo;nin girişinde g&amp;ouml;z&amp;uuml;nden &amp;ccedil;ıkan ışıklarla ve sa&amp;ccedil;tığı g&amp;uuml;venlik alarmına benzer &amp;uuml;rk&amp;uuml;t&amp;uuml;c&amp;uuml; ritmik sesiyle izleyiciyi adeta bir sanat&amp;ccedil;ının 50 yıllık &amp;uuml;retimine ilişkin bir uzay gemisine bindiriyor... &amp;Ouml;mer Ulu&amp;ccedil;, &amp;lsquo;Beylerbeyi Cinleri&amp;rsquo; sergisinden sonra bu sergisinde de kesip yapıştırarak yapıp bozduğu ya da dijital ortamda yeniden yeniden &amp;uuml;rettiği imgeleriyle b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir gol atıyor, hayatın teoriye attığı bir gol bu... Aynı zamanda sanat&amp;ccedil;ıyı t&amp;uuml;m yaratıklarıyla birlikte kafeslemek isteyenlere ve isteyeceklere de b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir meydan okuma.&lt;br /&gt;&#13;
Sanat&amp;ccedil;ının, kendi &amp;uuml;retimini kendi eliyle anti-konformist bir eylemlilikle yapıp bozması, par&amp;ccedil;alaması, bu b&amp;uuml;y&amp;uuml;k silme işlemi karşısında, Ulu&amp;ccedil;&amp;rsquo;un t&amp;uuml;m yaratıklar korosu, bir anlamda, sanat tarihinin sıcak koltuklarından indirilmiş Lucy ve m&amp;uuml;zenin klimalı koridorundan taşınmış Lonesome George başta olmak &amp;uuml;zere kimse şikayet etmiyor. Yerleşik olmamanın, belli bir zamana ve mekana ait değil, &amp;ccedil;ağa ait olmanın tadını &amp;ccedil;ıkarıyorlar... Efendileri &amp;Ouml;mer Ulu&amp;ccedil; gibi...&lt;br /&gt;&#13;
Hastalığını bile araştırma konusu yapan, hastalığını eşi Vivet Kanetti&amp;rsquo;nin de s&amp;ouml;ylediği gibi &amp;ldquo;Şahsi bir trajediye d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;rmeden&amp;rdquo;, gayri-şahsi sanatsal bir malzemeye d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;ren Ulu&amp;ccedil;&amp;rsquo;tan &amp;ouml;ğrenilecek &amp;ccedil;ok şey var... Hastalığın onu nasıl değiştirdiği, ne acılar &amp;ccedil;ektiği değil, bir sanat&amp;ccedil;ının kendi kronolojik, yazılı tarihinden nasıl vazge&amp;ccedil;me ve bunu dinamitleme y&amp;uuml;rekliliğini g&amp;ouml;sterebildiği elbette!&lt;br /&gt;&#13;
Serginin bir başka s&amp;uuml;rprizi Cem Yardımcı&amp;rsquo;nın &amp;Ouml;mer Ulu&amp;ccedil;&amp;rsquo;un işlerine ilişkin &amp;lsquo;Beylerbeyi Cinleri&amp;rsquo; sergisinden hareketle &amp;ccedil;ektiği filmi... Film, t&amp;uuml;m bu resimlerin, heykellerin oluşuna ilişkin &amp;ouml;nemli a&amp;ccedil;ıklamaları tamamen g&amp;ouml;rsel bir dil kullanarak sanat&amp;ccedil;ılarla ilgili belgesellerde g&amp;ouml;remeyeceğimiz bir yaratıcılıkla yapıyor.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Beylerbeyi T&amp;uuml;neli sergisiyle birlikte bu sergi, &amp;ccedil;oğaltmanın anlamı &amp;uuml;zerine d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmeye &amp;ccedil;ağırıyor bizi... &amp;Ccedil;oğaltmaya y&amp;uuml;klediğiniz anlamı konuşabilir miyiz? &amp;Ccedil;oğaltmanın değişen anlamını, 20. y&amp;uuml;zyıl ve 21. y&amp;uuml;zyılda?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Ge&amp;ccedil;tiğimiz y&amp;uuml;zyılın &amp;ouml;nemli adamları Walter Benjamin, Adorno bunun &amp;uuml;zerine epey d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;ler. &amp;Ccedil;oğaltmaya inandılar bu adamlar her şeyden &amp;ouml;nce... Frankfurt Okulu, solcu bir okuldu, sosyal demokrat bir okuldu. Sanatın &amp;ccedil;oğalmasına inanıyordu. Baskıya &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; baskı herkese ulaşabiliyordu.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;21. y&amp;uuml;zyılda m&amp;uuml;zik alanında belirgin bir durum bu. Sanat&amp;ccedil;ı, alb&amp;uuml;m&amp;uuml;n&amp;uuml; artık internete koyabiliyor, hak iddia etmiyor. Copyleft kavramı diye bir kavram var. Copyrigt&amp;rsquo;ın tersi. Devredilmiş telif hakları...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Doğrusu benim, &amp;ccedil;oğaltmaya y&amp;uuml;klediğim b&amp;ouml;yle toplumsal bir misyonum yok. Resmimin baskı aracılığıyla &amp;ccedil;oğaltılarak herkesin alması gibi bir derdim hi&amp;ccedil;bir zaman olmadı. Ben bunu anlamsız buldum doğrusu. Bu sergide &amp;ccedil;oğaltma &amp;ouml;yle bir şey ki... &amp;Ccedil;ok ses &amp;ccedil;ıkarabiliyor.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;&amp;Ccedil;oğaltmanın kendisi mi ara&amp;ccedil; bu sergide, resim ya da heykel gibi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Belki de...&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;50 yıllık &amp;uuml;retiminizi imgeler aracılığıyla, dijital baskı aracığıyla tekrar tekrar inşa edip ve bozarken b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bug&amp;uuml;ne kadar gelmiş &amp;Ouml;mer Ulu&amp;ccedil; retoriğini de bozguna uğrattığınızı d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum. Tam herkesin sizi sabitleyeceği bir zamanda, kurumsallaştırdığı, defineleştirdiği bir d&amp;ouml;nemde, 5 adet on yılı devirmişken bug&amp;uuml;ne kadar yaptıklarınızı da devirdiniz, adeta karman &amp;ccedil;orman ettiniz... Kendi sanat tarihinize bir meydan okuma mı bu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Bunda haklısın... Bu daha doğru deminkinden. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; burada ben demek istiyorum ki: benim g&amp;uuml;vendiğim bir şey yok, bir yerlere sarılmıyorum, arkama da bir şeyleri almıyorum. Kağıtları tekrar kararım, &amp;ouml;yle derler kumarda, bu el olmadıysa &amp;ouml;b&amp;uuml;r el gibi...&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Kendi kronolojinizi de yok ettiniz. Bu insanın kendi kendisini dinamitlemesi mi? Kimseye fırsat vermeden...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Bu bir kamikaze metodudur demeyelim, o kadar da değil! Ama burada bir şey var. Yaptığın işi ters y&amp;uuml;z etmek, bozmak, alt &amp;uuml;st etmek var.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Sanat tarihini oldum olası sevmediniz! Bana kalırsa şimdiden sizi sanat tarihine yerleştirenlerin ve yerleştireceklerin kronolojik tarihlerde, oyununu bozmuş olmadınız mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Bozmak daha doğru geliyor. Ben de yerleşmeye, stabilize olmaya karşı bir reaksiyon var. Onun i&amp;ccedil;in zaten kabul etmiyorum, insanların, &amp;ccedil;ağdaş mısınız, yok değil misiniz diye soru sormalarını... &amp;Ccedil;ağdaşlık nedir sizin i&amp;ccedil;in? Bu tip kategorilerden uzak durmaya &amp;ccedil;alışıyorum.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Ben &amp;ccedil;ağdaş yerine başka bir şey d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;m: akran sanat. Hem modern hem &amp;ccedil;ağdaşı kapsayabilir... Akran olduklarını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;klerimin sanatı... &amp;Ccedil;ağdaş sanatı bug&amp;uuml;n şu anda nasıl tanımlarsınız?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Aslında sanata ne dediğinin hi&amp;ccedil;bir &amp;ouml;nemi yok. Akran sanat &amp;ccedil;ok iyiymiş... (Kahkahalarla g&amp;uuml;l&amp;uuml;yor.) &amp;Ccedil;ağdaş &amp;ouml;nemli bir kavram. &amp;Ccedil;ağdaş sanat m&amp;uuml;zesi, &amp;ccedil;ağdaş sanat, bug&amp;uuml;n&amp;uuml;n sanatı var, bug&amp;uuml;n&amp;uuml;n sanatı nedir var, g&amp;uuml;n&amp;uuml;n sanatı var, yakına getirmek isteniyor hep... Fakat şunu unutmamak lazım, her zaman, zaman b&amp;uuml;y&amp;uuml;k rol oynuyor sanatın bakılmasında ve bir yere konmasında. Zamanla ilgisiz bir şey yapılamıyor. Zaman dışı bir sanat koyamıyorsun. O mecburi bir şey... Neyse yaptığın, formun, onu, g&amp;uuml;ne bağlamadan olmuyor. O form, g&amp;uuml;ne bağlanabilirse &amp;ccedil;ağdaş olabiliyor.&lt;br /&gt;&#13;
Aslında bana kalırsa &amp;ccedil;ağdaşlık şu... Bir y&amp;uuml;z, bir bakış, bir renk, g&amp;ouml;zler hala ışık veriyorsa... Şu anda, bug&amp;uuml;n bir ışık verebiliyorlarsa, onlar &amp;ccedil;ağdaştırlar. Eluard&amp;rsquo;ın şiirine benziyor. Paul Eluard&amp;rsquo;ın &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;kten bahsettiği, &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; anlattığı bir şiiri vardır. Şiirdeki heykelin g&amp;ouml;zleri ışık vermeye devam eder. Heykeldir ama g&amp;ouml;zleri ışıklıdır. Anlatabiliyor muyum? Yani ışık &amp;ccedil;ok &amp;ouml;nemli. Işık aslında &amp;ccedil;ağdaşlık...&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;&amp;lsquo;Beylerbeyi Cinleri&amp;rsquo; serisiyle birlikte b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bir imge tarihinizin karşısına ge&amp;ccedil;ip dijital ortama bunları taşınız. Evrim Altuğ&amp;rsquo;nun deyişiyle &amp;lsquo;yaratıkların efendisi&amp;rsquo; olarak bu kez yaratıklarınızı yerinden yurdundan ettiniz, bilgisayar &amp;acirc;lemine postaladınız. İşlerinizin ne kadar &amp;ccedil;ağdaş olduğunun sağlaması oldu. İşlerin bilgisayar ortamına son derece rahat adapte olmalarında ve bilgisayarın kendi &amp;ccedil;oğaltma kesme yapıştırma mantığına verdikleri sadece yanıtlarla değil getirdikleri &amp;ouml;nerilerle bunu g&amp;ouml;rm&amp;uuml;ş olduk. Bilgisayar nasıl bir mek&amp;acirc;n? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Bilgisayar da ışıklı bir mekan... Hareketli bir mekan... Bir hikaye yazıyor. &amp;Uuml;stelik bunu kendi kendine yazıyor, şakası yok. Anlamlı bir mekan... &amp;Ccedil;ok &amp;ccedil;oğulcu.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Bir sanat&amp;ccedil;ı i&amp;ccedil;in kişiselleştirilebilinir bir mek&amp;acirc;n mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Evet, kesinlikle. Ben hi&amp;ccedil; bu kadar olabileceğini sanmıyordum. Bu son birebir yaptığım o ikinci kattaki seri, tamamıyla bunu anlatıyor. Sanatın sırrı burada başlıyor. Mistifiye etmeden, işi sardırmadan yanlış bir yerlere g&amp;ouml;t&amp;uuml;rmeden, &amp;ccedil;ok &amp;ccedil;abuk hareketlerle m&amp;uuml;zik yapar gibi bir tempoyu yakalıyorsun. Anlatmak istediğin şeyi ve onun etrafında dolaşarak ve ona bazen dolanarak anlatıyorsun. Bilgisayar buna &amp;ccedil;ok elverişli.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Bilgisayar sayesinde eli devreden &amp;ccedil;ıkarıyorsunuz hem de iki elinizi birden devreye sokuyorsunuz. Bu da ilgin&amp;ccedil; geliyor bana bu sergiyle ilgili... Hem sağ hem de sol elinizle yaptığınız desenler var bu sergide. Ve o desenler, hi&amp;ccedil; olmadıkları kadar yetkin olmamakla &amp;ouml;v&amp;uuml;n&amp;uuml;yorlar. Birbirleriyle ne kadar daha az yetkin oldukları konusunda yarışıyorlar adeta... &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Banalleşiyorlar...&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Aslında yetkinlikten kastım banallik değil! O desen denilen akademik, olmazsa olmaz&amp;rsquo;a bir kafa tutma...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Evet, &amp;ouml;yle bir s&amp;ouml;z bile vardır. Ressamı beğenmedikleri zaman deseni yok derler...&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Sizin i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;ok derler deseni yok diye... Oysa iyi desen biraz da &amp;ccedil;izmemek değil midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Doğrusu &amp;ouml;yledir, &amp;ccedil;ok iyi bir laf ettin ya...&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Sol el ve sağ elle yaptığınız bu desenleri kemoterapi g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml;z d&amp;ouml;nemde yaptınız. Bunu bu sergide a&amp;ccedil;ıklıyorsunuz. Hastalık konuşmayı sevmezsiniz, hastalarla g&amp;ouml;r&amp;uuml;şmeyi sevmezsiniz... Hastalığınızın bilinir olmasından rahatsız oldunuz mu? Bilenler rahatsızlık verdiler mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
A&amp;ccedil;ık&amp;ccedil;ası ben bunun bilinir olmasından dolayı daha fazla rahatsız olacağımı sanıyordum ama o kadar da olmadım. Demek alışmışım fikre... Bir umut da belirdi hastalığı atlatacağıma ilişkin... Başta ben saklıyordum sonra manasız olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;m, saklamanın. Nihayet &amp;ouml;l&amp;uuml;m bu...&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;&amp;Ouml;l&amp;uuml;m korkusu hastalığa ait, hastalıkla gelen bir korku değil sanki. Biraz sınırda yaşayan hayatların tanıdığı bir korku mudur? Kemoterapi g&amp;ouml;receğinizi bilseydiniz yine b&amp;ouml;yle bir hayat yaşar mıydınız? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Yahu yapıyorsun elinde değil! Alışkanlıkların var. Gecelemek, gece hayatı. Hele i&amp;ccedil;ki, &amp;ccedil;ok b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir olay. Keşke i&amp;ccedil;meseydim demedim, onu da s&amp;ouml;yleyeyim.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Peki iyileşince yeniden o kadar i&amp;ccedil;ecek misiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Vallahi, yeniden i&amp;ccedil;ecek miyim diye &amp;ccedil;ok d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum. Şu anda o kadar i&amp;ccedil;emiyorum, o da var yani... Belki o kadar hi&amp;ccedil;bir zaman i&amp;ccedil;emeyeceğim. Ama ne olursa olsun hi&amp;ccedil;bir zaman i&amp;ccedil;memeyi ve kendi deyimimle s&amp;uuml;rtmemeyi d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmedim.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;En basit hazların bile ne kadar sağlıksız olduğunu bize son derece rasyonel bir dille aşılayan bir d&amp;ouml;nemden ge&amp;ccedil;iyoruz. Bir gece kul&amp;uuml;b&amp;uuml;nde aynı zamanda hem sigara ve i&amp;ccedil;ki i&amp;ccedil;ip hem de m&amp;uuml;zik dinlemenin yasak olduğu bir d&amp;ouml;nemden... Yeni nevrozları tetikleyeceğini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum bu durumun bu y&amp;uuml;zyılda... Nasıl g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;yor bu y&amp;uuml;zyıl başı manzarası size?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
İlgin&amp;ccedil; bir d&amp;ouml;nemi yaşıyoruz. Girdik &amp;ouml;yle bir t&amp;uuml;rb&amp;uuml;lans i&amp;ccedil;ine... Bu t&amp;uuml;rb&amp;uuml;lansta &amp;ccedil;ok şey var. Hi&amp;ccedil;bir şey kesin değil... Hi&amp;ccedil;bir şeyden emin değiliz aslında. Ben, DNA&amp;rsquo;dan tutun da t&amp;uuml;m maddenin tabiatına ilişkin her konuda &amp;ccedil;ok b&amp;uuml;y&amp;uuml;k keşiflerin &amp;ouml;ncesi bir d&amp;ouml;nemde olduğumuzu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum. &amp;Ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zdeki on yılda &amp;ccedil;ok b&amp;uuml;y&amp;uuml;k keşifler olacak. Yoksa bu duyurulmaz. Kanser konusunda keşif olacak denmez. DNA, RNA&amp;rsquo;yle ilgili yeni buluşlar olacak denmez. Bilim insanları hi&amp;ccedil; olmadıkları kadar &amp;ccedil;alışıyor.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Piyasaya gelelim mi? Bu sıra alıcılar da &amp;ccedil;alışıyor... Milyonluk satışlar yaşanıyor.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Akıl dışı bir şey. Kendim i&amp;ccedil;in inanması &amp;ccedil;ok g&amp;uuml;&amp;ccedil;... Para da g&amp;ouml;rmediğimiz i&amp;ccedil;in... Baudrillard&amp;rsquo;ın dediği gibi belki de bu sanal bir şey. Belki de hi&amp;ccedil; b&amp;ouml;yle bir şey yok... Ben bir yerde 500 bine satılmışım sahi mi? Burhan Doğan&amp;ccedil;ay hakiki bir adam mı?&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>AYŞEGÜL SÖNMEZ</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>KEMAL YILMAZ - Bir düğün gecesi</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965742</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Beyoğlu'ndan cumartesi akşamı Sultanhamet'e gitmek çok kolay. İnsan 15 dakikada kendini orada buluyor. Ben de biraz ortalık kalabalıklaşsın da fark edilmeyeyim diye azıcık...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beyoğlu&amp;rsquo;ndan cumartesi akşamı Sultanhamet&amp;rsquo;e gitmek &amp;ccedil;ok kolay. İnsan 15 dakikada kendini orada buluyor. Ben de biraz ortalık kalabalıklaşsın da fark edilmeyeyim diye azıcık ge&amp;ccedil; gideyim istedim ama tam 19.30&amp;rsquo;da ev sahibi gibi kendimi orada buluverdim. Kapıdaki magazin kameralarına &amp;lsquo;merhaba &amp;ccedil;ocuklar&amp;rsquo; demek yerine arkalarından dolaşıp Binbirdirek Sarnıcı&amp;rsquo;nın uzun koriorunda sıralanmış gen&amp;ccedil; kadınlara g&amp;uuml;l&amp;uuml;c&amp;uuml;kler dağıtıp gelinle damadın ailesine de g&amp;ouml;r&amp;uuml;nmeden d&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n ortamına daldım. İstanbul&amp;rsquo;u sabahtan beri esir alan sisin bu Bizans sarnıcının g&amp;uuml;ng&amp;ouml;rm&amp;uuml;ş s&amp;uuml;tunları arasında da etkisini s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml; g&amp;ouml;r&amp;uuml;p şaşırdım. Sonra fark ettim ki duman makineleri hi&amp;ccedil; durmadan &amp;ccedil;alışıyormuş.&lt;br /&gt;&#13;
Memet Ali Alabora&amp;rsquo;yla Pınar &amp;Ouml;ğ&amp;uuml;n&amp;rsquo;&amp;uuml;n d&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml; i&amp;ccedil;in &amp;ouml;ncelikle şunu s&amp;ouml;ylemeliyim, bu kadar &amp;ccedil;eşitli bir kitleyi bir arada g&amp;ouml;rmek başka yerde m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olamaz. Tabii TV ve sinemanın g&amp;ouml;zde j&amp;ouml;n&amp;uuml;, entelekt&amp;uuml;el tiyatrocu, klasik m&amp;uuml;zik yazarı ve yılmaz bir sivil toplum g&amp;ouml;n&amp;uuml;ll&amp;uuml;s&amp;uuml; olmak gibi farklı hasletleri b&amp;uuml;nyesinde toplayan Memet Ali Alabora&amp;rsquo;nın d&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml;n&amp;uuml;nde b&amp;ouml;yle bir kitlenin toplanması şaşırtıcı değildi. &lt;br /&gt;&#13;
Nik&amp;acirc;h işini Ankara garında &amp;lsquo;sessiz sedasız&amp;rsquo; halleden &amp;ccedil;ift, İstanbul&amp;rsquo;da b&amp;ouml;yle şahane bir parti yapmayı uygun bulmuşlar. Ben girdiğimde DJ Murat Beşer &amp;ccedil;alıyordu. Frank Sinatra&amp;rsquo;yla birlikte Memet Ali-Pınar &amp;ccedil;ifti davetlilerin arasına katıldı. Murat Beşer Frank Sinatra&amp;rsquo;yla programını bitirdi ve DJ&amp;rsquo;liği Cici Kızlar&amp;rsquo;la ortamı hareketlendiren Naim Dilmener devraldı. Kadim duvarlarda kadim Yeşil&amp;ccedil;am filmlerinden g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;ler eşliğinde Naim Dilmener ağırlıklı olarak 80&amp;rsquo;ler T&amp;uuml;rk popu &amp;ccedil;aldı, &amp;lsquo;Biz b&amp;uuml;y&amp;uuml;d&amp;uuml;k ve kirlendi d&amp;uuml;nya...&amp;rsquo; muhabbeti yani. Bana iyi geldi, ama dans etmek yerine ortalarda gezinip kimler var kimler yok ona baktım. Bir kenarda 2010 muhabbeti yapan Serhan Ada ve Osman Kavala&amp;rsquo;yı, diğer k&amp;ouml;şede operanın geleceğini konuşan Andante ekibi Serhan Bali eşi Melike Bali, başka bir k&amp;ouml;şede T&amp;uuml;rkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu eşbaşkanı, Radikal yazarı Joost Lagendijk ve gazeteci eşi Nevin Sungur&amp;rsquo;u, kemancı Cihat Aşkın&amp;rsquo;ı, bir başka k&amp;ouml;şede Dersim&amp;rsquo;i tartışan G&amp;uuml;rsel Tekin&amp;rsquo;i (evet CHP&amp;rsquo;li G&amp;uuml;rsel Tekin...), Yedi Kocalı H&amp;uuml;rm&amp;uuml;z&amp;rsquo;&amp;uuml;n y&amp;ouml;netmeni Ezel Akay ve filmin senaristi olan yazar G&amp;uuml;rsel Korat&amp;rsquo;ı, ge&amp;ccedil; gelip dansa ve ortama adapte olmakta hi&amp;ccedil; g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml;k &amp;ccedil;ekmeyen eleştirmen Ayşeg&amp;uuml;l S&amp;ouml;nmez ile Garajistanbul&amp;rsquo;dan Pelin Başaran&amp;rsquo;ı, m&amp;uuml;zik sinema edebiyat insanı Mehmet G&amp;uuml;reli&amp;rsquo;yi, solcu ve entelekt&amp;uuml;el y&amp;ouml;netmenler &amp;Ouml;mer Uğur, &amp;Ouml;zcan Alper, Y&amp;uuml;ksel Aksu&amp;rsquo;yu g&amp;ouml;rd&amp;uuml;m. Ve tabii b&amp;uuml;t&amp;uuml;n s&amp;uuml;tunların altında dağınık vaziyette oyuncuları-tiyatrocuları: &lt;br /&gt;&#13;
Tabii ki &amp;ouml;ncelikle d&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n sahipleri Mustafa Alabora ve Bet&amp;uuml;l Arım, sonra Ayten Tuzcuoğlu, G&amp;ouml;rkem Yeltan, Kaan &amp;Ccedil;akır, Yeşim Ceren Bozoğlu, &amp;ccedil;ılgınlardan Şule Ateş, Dikmen G&amp;uuml;r&amp;uuml;n, Haldun Dormen, G&amp;ouml;ksel Kortay, S&amp;uuml;leyman Turan, Cenk ve Erdem&amp;rsquo;in Cenk&amp;rsquo;i, Leyla Gezen (M&amp;uuml;jdat&amp;rsquo;sız), B&amp;uuml;lent Şakrak, Nalan Kuru&amp;ccedil;im, Şevket &amp;Ccedil;oruh, G&amp;uuml;nay Karacaoğlu, Alper Kul...&lt;br /&gt;&#13;
Yalnız dikkatimi &amp;ccedil;eken &amp;ouml;yle &amp;lsquo;celebrity&amp;rsquo; durumları pek yoktu. Sanıyorum magazinci &amp;lsquo;arkadaşlar&amp;rsquo; biraz hayal kırıklığına uğramış olabilir. Nitekim ben biraz erkence &amp;ccedil;ıkıp giderken, kameraların olduğu yerde, artık sadece &amp;lsquo;sigara molası, sohbeti ve fl&amp;ouml;rt&amp;uuml; kalabalığı&amp;rsquo; diye adlandırdığımız o tanıdık kalabalık yer alıyordu.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>KEMAL YILMAZ</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>TARHAN ERDEM - Baydemir'in soruları</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965740</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Cumartesi günü, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası'nın düzenlediği bir panele katıldım. Konu Demokratik Açılımın Siyasal, Ekonomik ve Sosyal Etkileri idi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cumartesi g&amp;uuml;n&amp;uuml;, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası&amp;rsquo;nın d&amp;uuml;zenlediği bir panele katıldım. Konu Demokratik A&amp;ccedil;ılımın Siyasal, Ekonomik ve Sosyal Etkileri idi. &lt;br /&gt;&#13;
Toplantı, Oda başkanı Galip Ensarioğlu ile Belediye Başkanı Osman Baydemir &amp;lsquo;in konuşmalarıyla a&amp;ccedil;ıldı. Ardından, &amp;uuml;&amp;ccedil; ayrı oturumda 18 konuşmacı Demokratik A&amp;ccedil;ılım adıyla anılan s&amp;uuml;re&amp;ccedil; &amp;uuml;zerine g&amp;ouml;r&amp;uuml;şlerini a&amp;ccedil;ıkladılar. Toplantı d&amp;uuml;zeni ve y&amp;ouml;netimi başarılıydı; panel y&amp;ouml;neticilerinin ve konuşmacıların g&amp;ouml;r&amp;uuml;şlerinden ger&amp;ccedil;ekten &amp;ccedil;ok yararlandım.&lt;br /&gt;&#13;
A&amp;ccedil;ılış konuşmaları K&amp;uuml;rt halkının geldiğimiz yerdeki g&amp;ouml;r&amp;uuml;şlerinin ilanı gibiydi. Ensarioğlu, K&amp;uuml;rt sorununun varlığının kabul&amp;uuml; ve &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m i&amp;ccedil;im h&amp;uuml;k&amp;uuml;metin şiddet dışında irade koymasını, Diyarbakırlı Şair Ahmet &lt;br /&gt;&#13;
Arif&amp;rsquo;e g&amp;ouml;nderme yaparak hatırlattı: &amp;ldquo;İlktir dost elinin han&amp;ccedil;ersizliği&amp;rdquo;. &lt;br /&gt;&#13;
Belediye Başkanı Osman Baydemir, b&amp;ouml;lgenin geri kalmışlığını sayılarla desteklediği konuşmasının ilk b&amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;n&amp;uuml; bitirdikten sonra, &amp;ldquo;konuşmacıları demokratik olarak kışkırtacağım&amp;rdquo; &lt;br /&gt;&#13;
dedi ve &amp;ouml;zetle şu soruları sordu: &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Sizce herhangi bir sorun, direk ya da dolaylı, muhatapsız, istişaresiz &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;lebilir mi, &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m s&amp;uuml;reci başlayabilir mi?&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;K&amp;uuml;rt sorunu &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m&amp;uuml;, demokratikleşme ve sivilleşme &amp;ccedil;abası CHP-MHP ittifakına ve muhalefetine kurban edilebilir mi?&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;PKK&amp;rsquo;nın iradesi olmazsa silahlara veda olabilir mi? O halde PKK nasıl ikna edilecek? &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Askeri operasyonların durması i&amp;ccedil;in ne yapmak gerekir? Askeri b&amp;uuml;rokrasi nasıl ikna edilecek? Askeri b&amp;uuml;rokrasinin iknasında kimler rol alabilir? &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Ger&amp;ccedil;ek manada bir &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;mden s&amp;ouml;z etmek i&amp;ccedil;in sizce T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de yaşayan K&amp;uuml;rtlerin, yani K&amp;uuml;rt yurttaşlarımızın &lt;br /&gt;&#13;
veya K&amp;uuml;rt halkının kimlik olarak stat&amp;uuml;s&amp;uuml; ne olmalıdır?&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Nihai bir &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m i&amp;ccedil;in idari y&amp;ouml;netim şekli ne olmalıdır? Demokratik &amp;ouml;zerklik, eyalet sistemi, &amp;uuml;niter yapıyı zedeler mi? &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Anadilde eğitim olmadan ger&amp;ccedil;ekten &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m olabilir mi? Ana dilde eğitim olmadan bir dilin korunması ve geleceğe aktarılması m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olabilir mi? &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Cezaevleri tamamen boşalmadan, siyaset yasakları kalkmadan, &amp;uuml;lkeye d&amp;ouml;n&amp;uuml;şler ger&amp;ccedil;ekleşmeden &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m &lt;br /&gt;&#13;
sağlandı denilebilir mi?&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Bu sekiz sorunun ikisine cevap veremiyeceğim. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml;, &amp;ldquo;K&amp;uuml;rt halkının kimlik olarak stat&amp;uuml;s&amp;uuml; ne olmalıdır?&amp;rdquo; c&amp;uuml;mlesindeki &amp;lsquo;stat&amp;uuml;&amp;rsquo; deyimini ve arkasından gelen sorudaki, &amp;lsquo;Demokratik &amp;ouml;zerklik, eyalet sistemi, &amp;uuml;niter yapı&amp;rsquo; kavramlarını Baydemir&amp;rsquo;in nasıl tanımladığını anlayamadım. &lt;br /&gt;&#13;
Bunlar dışındaki soruları sırayla, birer kelimeyle cevaplıyorum: Başlayamaz, edilemez, olamaz, ikna edilebilir, Askerin ikna edilmesi h&amp;uuml;k&amp;uuml;metin işidir, anadilde eğitim olmalıdır.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Cezaevleri tamamen boşalmadan &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m sağlandı denilebilir mi?&amp;rdquo; sorusuna ise cevabım şudur: &amp;ldquo;Cezaevleri boşalmadan &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m s&amp;uuml;rebilir.&amp;rdquo; &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml;, bir s&amp;uuml;re&amp;ccedil; olan demokratik a&amp;ccedil;ılımı, hi&amp;ccedil;bir koşul mutlaka i&amp;ccedil;inde veya dışında olmalıdır diye d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmeye ve konuşmaya başlanmamalıdır. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;nbsp;&amp;ldquo;&amp;Ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m sağlandı&amp;rdquo; denmesi i&amp;ccedil;in hi&amp;ccedil;bir şart tek başına &amp;lsquo;yeter&amp;rsquo; değildir; &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m&amp;uuml;n tek başına gerek şartı da yoktur.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>TARHAN ERDEM</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>M. SERDAR KUZULOĞLU - Bu yılları kimse hatırlamayacak!</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965734</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Arkeolojik kazılara dair haberler olur nadiren; içinde 'bilmem kaç bin yıl önceden kalma çanak çömlek bulundu' gibisinden cümleler geçer. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arkeolojik kazılara dair haberler olur nadiren; i&amp;ccedil;inde &amp;lsquo;bilmem ka&amp;ccedil; bin yıl &amp;ouml;nceden kalma &amp;ccedil;anak &amp;ccedil;&amp;ouml;mlek bulundu&amp;rsquo; gibisinden c&amp;uuml;mleler ge&amp;ccedil;er. &amp;lsquo;Kurban fiyatları bu yıl da el yakıyor&amp;rsquo; tarzı bir dolgu haberi gibi dursa da biliriz ki onlarca insan kim bilir ka&amp;ccedil; ay; hatta bazen yıl boyunca eşeledi durdu. Ve merak edersiniz o &amp;ccedil;anaklar, evler, kap kacaklar nasıl başka kimse tarafından sahiplenilmemiş, binlerce yıl toprağın altında &amp;ouml;ylece kalakalmış diye.&lt;br /&gt;&#13;
Peki bug&amp;uuml;nk&amp;uuml; yaşamımız?&lt;br /&gt;&#13;
Artık en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k endişe, geride bir şey kalması. &amp;Ccedil;&amp;ouml;pleri bile t&amp;uuml;rlerine g&amp;ouml;re ayırıyoruz. Biz yapmazsak sokaklarımızda o garip el arabalarıyla dolaşan hurdacılar, onlardan kalanlarıysa &amp;ccedil;&amp;ouml;p toplama merkezlerindeki g&amp;ouml;revliler ayıklıyor. Dev kazanlarda tekrar kullanılmak &amp;uuml;zere uzun işlemlerden ge&amp;ccedil;iriyorlar. Ge&amp;ccedil;tik kabı, kacağı, &amp;ccedil;&amp;ouml;p&amp;uuml;m&amp;uuml;z bile kalmıyor geride. Geri d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml;m ibadeti...&lt;br /&gt;&#13;
Doğduğu evi &amp;ccedil;ocuğuna g&amp;ouml;sterebilen şanslı; s&amp;uuml;rekli kat karşılığı yuva yenileme halindeyiz. En olmadı balkonu salona katarız. N&amp;uuml;fus yoğunluğu kimi yerlerde adım atacak yer bırakmamış durumda. Kilometrekareye 9 kişinin d&amp;uuml;şt&amp;uuml;ğ&amp;uuml; T&amp;uuml;rkiye vatandaşları olarak halimize ş&amp;uuml;kredelim. &amp;Ccedil;in&amp;rsquo;de o kadar yeri 18 bin kişi paylaşmak zorunda. &amp;Ouml;zetle evinizi bırakıp gideceğiniz bakir toprakların yokluğu bir yana, siz daha sokağın k&amp;ouml;şesini d&amp;ouml;nmeden birilerinin yerinizi dolduracağı bir sistemden s&amp;ouml;z ediyoruz.&lt;br /&gt;&#13;
Demek oluyor ki &amp;ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zdeki &amp;ccedil;ağlarda birilerinin sizin evinizi, eşyalarınızı bulma ihtimali yok denecek kadar az.&lt;br /&gt;&#13;
Peki bin yıl sonrasının arkeologlarına, antropologlarına ne kalacak? İkibinli yılların nasıl ge&amp;ccedil;tiğine dair bilgileri nereden alacaklar? Buldular bir şeyler diyelim; ne olacak o buldukları? &amp;Ouml;rneğin sizin ka&amp;ccedil; tane basılı fotoğrafınız var? D&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nler de olmasa tamamen hayatımızdan &amp;ccedil;ıkıp gidecekler. Peki ka&amp;ccedil; plağınız, CD&amp;rsquo;niz, kasediniz var? Ka&amp;ccedil; tane dergi saklıyorsunuz? Gazete? Kitap?&lt;br /&gt;&#13;
Her şeyi dijitalleştirme yarışında hayatımızın kendisi de bir yerlerde sadece 1 ve 0&amp;rsquo;dan anlayan ikilik d&amp;uuml;zende kendine has bir form tutturuyor. Anılarımız, hobilerimiz, banka hesaplarımız, okul notlarımız, vergi kayıtlarımız, tatil fotoğraflarımız; hepsi veritabanlarında birer satır bilgi ya da dosya.&lt;br /&gt;&#13;
Bilim kurgu film ve kitaplarında bu yıllara dair tasvir edilen d&amp;uuml;nyayla yaşamakta olduğumuz d&amp;uuml;nyaya bakıyorum. H&amp;acirc;l&amp;acirc; lateks taytlar giymiyoruz ve hala arabalarımız u&amp;ccedil;madığı i&amp;ccedil;in asla yetmeyen şeritlere muhta&amp;ccedil;. Bilgisayarlar hala konuştuğumuzu anlamıyor. Konuşmayı ge&amp;ccedil;tim; bazen bastığımız tuşlara bile tepki vermekten acizler. Oysa bilim insanları h&amp;acirc;l&amp;acirc; umutlu, h&amp;acirc;l&amp;acirc; heyecanlı. Beynimize yerleştireceğimiz implantlarla bir&amp;ccedil;ok şeyi sadece d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nce g&amp;uuml;c&amp;uuml;yle yapabileceğimizi iddia ediyorlar.&lt;br /&gt;&#13;
IBM&amp;rsquo;in Almaden merkezindeki bir proje grubu d&amp;uuml;nyanın en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k yapay beynini oluşturmak i&amp;ccedil;in kolları sıvadı. Ge&amp;ccedil;tiğimiz hafta tamamladıkları bu s&amp;uuml;perbilgisayar 147 bin 456 işlemciye ve 150 terabayt belleğe sahip. 1 milyar 600 milyon n&amp;ouml;ron ve 9 trilyon sinapsi ayakta tutmak i&amp;ccedil;in milyonlarca watt elektrik g&amp;uuml;c&amp;uuml;ne ihtiya&amp;ccedil; duyuyor. Peki kapasitesi neye denk geliyor, biliyor musunuz? Bir kedi beynine! Başka bir deyişle insan beyninin 83&amp;rsquo;te birine. Yolumuz uzun anlayacağınız.&lt;br /&gt;&#13;
Konumuza d&amp;ouml;nersek, hen&amp;uuml;z h&amp;acirc;l&amp;acirc; emekleme &amp;ccedil;ağındaki bilgi teknolojileri oluşturduğumuz b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bu insani birikimleri yarına nasıl taşıyacak dersiniz? K&amp;acirc;ğıda basılı gazeteler bir şekilde kaldı diyelim. Peki ya gazetemizin sitesinde tıklata tıklata bizi helak eden o Heidi Klum galerisi ne olacak? Facebook&amp;rsquo;a her saniye 550 bin yeni fotoğraf y&amp;uuml;kleniyor. Bir&amp;ccedil;oğunun başka bir kopyası da yok. Fotoğraf paylaşım sitesi Flickr tarafından yapılan son a&amp;ccedil;ıklamaya g&amp;ouml;re sitedeki toplam fotoğraf sayısı 4 milyarı ge&amp;ccedil;miş durumda. Bunları internetteki benzer diğer kaynaklarla toplayın. Şarkılar, videolar, PDF&amp;rsquo;ler deseniz cabası. Her şey yerini bile bilmediğimiz disklerde yatıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Ve bal gibi biliyoruz ki bilgisayar denen şey arada bozulur, formatların, diskler su kaynatır, i&amp;ccedil;indekiler u&amp;ccedil;ar, vir&amp;uuml;sler dosyaları okunmaz hale getirir; hatta kimi zaman bilgisayarlar &amp;ccedil;alınarak tamamen hayatımızdan &amp;ccedil;ıkar. DVD&amp;rsquo;ye kopyaladım diye de sevinmeyin zira onların da &amp;ouml;mr&amp;uuml; 20 ile 80 yıl arası. Sonrasında bir plastikten &amp;ouml;te değiller.&lt;br /&gt;&#13;
Ve hadi diyelim ki herkes inanılmaz bir titizlik ve sorumluluk duygusuyla her şeyi pek g&amp;uuml;zel sakladı... 80 yıl sonra dosyaları okuyacak yazılımları bulabilecek misiniz peki? 1980&amp;rsquo;li yılların bilgisayar formatlarını bile a&amp;ccedil;ıp okuyacak yazılım bulamazken hele?&lt;br /&gt;&#13;
Rakamlara bakarsak AB &amp;uuml;yesi her &amp;uuml;lke yılda ortalama 5 milyar basılı evrak &amp;uuml;retiyor. Bunların y&amp;uuml;zde 2&amp;rsquo;si; yani 100 milyon kadarı saklanması gereken t&amp;uuml;rden. Elbette dijital olarak saklanıyorlar. PLANET adlı bir oluşum uzun s&amp;uuml;redir bunların formatları i&amp;ccedil;in d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;p duruyor. İ&amp;ccedil;inden &amp;ccedil;ıkamıyor...&lt;br /&gt;&#13;
JPEG, DOC, MPEG formatlarını okuyan yazılım kalmadığı bir d&amp;ouml;nemde doksanlı ve ikibinli yıllardan geriye ne kalacak dersiniz? Okunmaz mı demeyin; bilgisayar tarihi bunun &amp;ouml;rnekleriyle dolu.&lt;br /&gt;&#13;
Geleceğin arkeologlarının işinin neden kolay olmadığını anladınız mı şimdi?&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>M. SERDAR KUZULOĞLU</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>YILDIRIM TÜRKER - Önce çocuk</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965724</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Toplum olarak bir kıyametten daha geçiyoruz. &#13;
Yer yarılıyor, altında kalmamamız gerektiğini biliyor, ne yapacağımızı bilemiyoruz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Toplum olarak bir kıyametten daha ge&amp;ccedil;iyoruz. &lt;br /&gt;&#13;
Yer yarılıyor, altında kalmamamız gerektiğini biliyor, ne yapacağımızı bilemiyoruz. &lt;br /&gt;&#13;
Kan severler kendilerini ortaya atmış &amp;ccedil;ırpınıyorlar. Devleti kaptırmayacaklar. &lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye Cumhuriyeti Devleti şimdiye kadar hangi duruşla hayatımızı kararttıysa, o duruşa &amp;ccedil;alışmamız gerektiğini haykırıyorlar. &lt;br /&gt;&#13;
Aslında en demokrat bildiklerimizin bile bir yerlerinden Kemalizmle zehirlenmiş &amp;ccedil;ocuklukları &amp;ccedil;ıkıyor. &lt;br /&gt;&#13;
Herkes Cumhuriyeti sevdiğine inanıyor, herkesin kutsalı Atat&amp;uuml;rk&amp;rsquo;&amp;uuml;n gen&amp;ccedil;liğe armağanı. &lt;br /&gt;&#13;
B&amp;uuml;t&amp;uuml;n kutsallar gibi hi&amp;ccedil; sorgulanmadan, hi&amp;ccedil; araştırılmadan &lt;br /&gt;&#13;
kabul g&amp;ouml;rm&amp;uuml;ş bir mayın tarlası sunuyor bu alan. Sosyalist bildiklerimiz anti-emperyalizm diye en basitinden bir zenofobinin, bir yalan bağımsızlık &amp;uuml;lk&amp;uuml;s&amp;uuml;n&amp;uuml;n peşine d&amp;uuml;şm&amp;uuml;ş. &lt;br /&gt;&#13;
Bu cumhuriyetin tarihinde hi&amp;ccedil;bir muktedirin dile getiremediği kaygıları, kuşkuları sağcı muhafazak&amp;acirc;r bir parti h&amp;uuml;k&amp;uuml;meti g&amp;uuml;ndeme oturtuyor. Bunu hazmetmek hepimiz i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;ok g&amp;uuml;&amp;ccedil;. &lt;br /&gt;&#13;
Bildiğimiz yeg&amp;acirc;ne kahramanlık alanı, ger&amp;ccedil;ekte ne olduğunu hi&amp;ccedil; tartmadan peşine d&amp;uuml;şm&amp;uuml;ş olduğumuz laiklik m&amp;uuml;cadelesi &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml;.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
Doğduğumuzdan beri bendesi olduğumuz devletin ink&amp;acirc;rını, işkencesini, militarist baskısını, ince-kalın zulm&amp;uuml;n&amp;uuml; yeğlememiz gerek. Yoksa AKP yalakası ilan edilmek işten bile değil. &lt;br /&gt;&#13;
Oysa birilerinin on yıllardır itiraf etmesi gerekiyordu. Devletle y&amp;uuml;zleşebilmek i&amp;ccedil;in. Devletle hesaplaşabilmek i&amp;ccedil;in. &lt;br /&gt;&#13;
Dersim de 1937-38 yıllarında yaşananın bir katliam olduğunu. K&amp;uuml;rtlere onlarca yıldır reva g&amp;ouml;r&amp;uuml;len zulm&amp;uuml;n b&amp;uuml;t&amp;uuml;n aşamalarını. İnsanın modernizmi bile beklemeden oluşturmuş olduğu adalet terazisi, vicdan tartısıyla. &lt;br /&gt;&#13;
Şimdi, a&amp;ccedil;ık&amp;ccedil;a kendimize sormak zorundayız. Cehenneme &amp;ccedil;evirdiğimiz bu memleket bu kıyamet leh&amp;ccedil;esinden insanlık diline nasıl ge&amp;ccedil;er? &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;ocuklardan başlayalım diyorum. &lt;br /&gt;&#13;
Bunca &amp;ccedil;&amp;uuml;r&amp;uuml;k, bunca vahşi bir hayatı onarmaya &amp;ccedil;ocuklardan başlamak zorundayız. &lt;br /&gt;&#13;
Yangında ilk kurtarılacak olanlar onlar değil mi?&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;yleyse &amp;ouml;nce şu buz gibi rakamlara bir bakalım. &amp;Uuml;stelik Devlet İstatistik Enstit&amp;uuml;s&amp;uuml;&amp;rsquo;n&amp;uuml;n rakamlarına g&amp;ouml;re,&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
* T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin &amp;ccedil;ocuk n&amp;uuml;fusu 27 milyon 429 bin 570.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
* 2 milyon 700 bin &amp;ccedil;ocuk eğitim hakkından yoksun.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
* 750 bin &amp;ccedil;ocuk kimsesiz.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
* 19 milyon 440 bin &amp;ccedil;ocuk şiddete maruz kalıyor.&lt;br /&gt;&#13;
*&amp;nbsp;1 milyon 250 bin &amp;ccedil;ocuk engelli.&lt;br /&gt;&#13;
*&amp;nbsp;9 milyon 250 bin &amp;ccedil;ocuk istismara uğruyor.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
* 800 bin &amp;ccedil;ocuk anne var.&lt;br /&gt;&#13;
*&amp;nbsp;2 milyon 250 bin &amp;ccedil;ocuğun n&amp;uuml;fusa kaydı yok.&lt;br /&gt;&#13;
*&amp;nbsp;2 milyon 500 bin &amp;ccedil;ocuğun beslenme yetersizliği var.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
* 150 bin &amp;ccedil;ocuk sokağa itilmiş.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
* 5 milyon 400 bin &amp;ccedil;ocuğun hi&amp;ccedil; oyun oynama fırsatı olmamış.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;&amp;Ccedil;ocuğun hakkı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
20 Kasım, D&amp;Uuml;NYA &amp;Ccedil;ocuk hakları g&amp;uuml;n&amp;uuml;yd&amp;uuml;. T&amp;uuml;rkiye 1995&amp;rsquo;te Birleşmiş Milletler &amp;Ccedil;ocuk Hakları S&amp;ouml;zleşmesi&amp;rsquo;ni imzalayarak &amp;ccedil;ocuğun evrensel haklarını t&amp;uuml;m yasa ve d&amp;uuml;zenlemelerin &amp;uuml;zerinde tutacağını kabul ve taahh&amp;uuml;t etti. &lt;br /&gt;&#13;
Pekiyi bu konuda bir arpa boyu yol kat edilebildi mi? &lt;br /&gt;&#13;
20&amp;rsquo;den fazla &amp;ouml;rg&amp;uuml;t, &amp;Ccedil;ocuk Hakları S&amp;ouml;zleşmesi&amp;rsquo;nin g&amp;uuml;vence altına aldığı hakların tam olarak hayata ge&amp;ccedil;ebilmesi i&amp;ccedil;in &amp;ouml;nerilerini sıraladı. &amp;Ccedil;ocuk adalet sisteminden &amp;ccedil;ocukların korunmasına, sağlık hizmetlerinden eğitime kadar bir&amp;ccedil;ok alanı kapsayan bu &amp;ouml;nerilerin bazılarını şunlar:&lt;br /&gt;&#13;
Yasaların oluşturulmasına &amp;ccedil;ocukların ve sivil toplumun katılımı sağlanmalı.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;ocuk haklarına y&amp;ouml;nelik t&amp;uuml;m mevzuatın ve bu mevzuatın &amp;ccedil;ocuklara tanıdığı olanaklar t&amp;uuml;m &amp;ccedil;ocuklar i&amp;ccedil;in erişilebilir kılınmalı.&lt;br /&gt;&#13;
Yasalar ve politikalar meclisten ge&amp;ccedil;meden &amp;ouml;nce &amp;ccedil;ocuk hakları etki analizi, y&amp;uuml;r&amp;uuml;rl&amp;uuml;ğe girdikten sonra da &amp;ccedil;ocuk hakları etki değerlendirmeleri yasal bir zorunluluk olmalı.&lt;br /&gt;&#13;
Cinsel taciz su&amp;ccedil;unun şikayete tabi su&amp;ccedil; olmaktan &amp;ccedil;ıkarılması gerek.&lt;br /&gt;&#13;
Mağdur &amp;ccedil;ocukların ifadelerine başvurulması s&amp;uuml;reci de su&amp;ccedil;a itilmiş &amp;ccedil;ocuklarda olduğu gibi savcı ya da hakim yetkisine bırakılmalı.&lt;br /&gt;&#13;
Adli Tıp Kurumu&amp;rsquo;nun &amp;ccedil;ocuk bakış acısını taşıyabilmesi i&amp;ccedil;in g&amp;uuml;&amp;ccedil;lendirilmesi gerek. G&amp;uuml;&amp;ccedil;lendirme &amp;ccedil;alışmalarında barolar ve &amp;ccedil;ocuk adaleti y&amp;ouml;netimi ile ilgili &amp;ccedil;alışan h&amp;uuml;k&amp;uuml;met dışı kuruluşlar ve &amp;ccedil;ocuklarla birlikte &lt;br /&gt;&#13;
hareket edilmeli.&lt;br /&gt;&#13;
H&amp;acirc;kim ve savcılara &amp;ccedil;ocuk hakları konusunda hizmet i&amp;ccedil;i eğitimlerin artırılması gerek.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;ocuk savcıları, medyada &amp;ccedil;ıkan ve &amp;ccedil;ocuğun y&amp;uuml;ksek yararını zedeleyecek haberler ile ilgili etkin m&amp;uuml;cadele etmeli.&lt;br /&gt;&#13;
Memurların &amp;ccedil;ocuklara karşı su&amp;ccedil;larla ilgili soruşturulmalarında, izin zorunluluğu kaldırılmalı.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;ocuğun ceza ehliyeti yaşının, gelişimsel d&amp;ouml;nemleri g&amp;ouml;z &amp;ouml;n&amp;uuml;nde bulundurularak, 14-15 yaslarına y&amp;uuml;kseltilmesi &amp;ccedil;ocuğun y&amp;uuml;ksek yararına olacaktır. On sekiz yaşından sonra ceza ehliyetiyle ilgili bir ge&amp;ccedil;iş d&amp;ouml;nemi &amp;ouml;ng&amp;ouml;r&amp;uuml;lmeli, &amp;ccedil;ocukların yaş belirleme aşamasında &amp;ccedil;ocuğun yararına olacak esneklik kural haline getirilmeli.&lt;br /&gt;&#13;
Yargıtay&amp;rsquo;da bir &amp;ccedil;ocuk dairesi oluşturulmalı.&lt;br /&gt;&#13;
Okul m&amp;uuml;fredatında insan hakları derslerine yeniden yer verilmeli.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;ocukların dini tercihlerini ailenin ve toplumun baskısıyla değil, reşit olduktan sonra kendi bilin&amp;ccedil;leriyle yapmalarına olanak tanınmalı. Dini tercih, anne babadan &amp;ccedil;ocuğa ge&amp;ccedil;en bir miras gibi algılanmamalı, &amp;ccedil;ocuğa h&amp;uuml;r iradesi ile dinini se&amp;ccedil;ebileceği ve dini inan&amp;ccedil;larını yaşayabileceği 18 yaşına kadar hi&amp;ccedil;bir baskı yapılmamalıdır. &amp;Ccedil;ocukluk &amp;ccedil;ağındaki din eğitimi de isteğe bağlı olmalı.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;ocuk ve ergenlerin fiziksel, duygusal ve cinsel şiddete maruz kalmamaları ve şiddet davranışlarında bulunmamaları i&amp;ccedil;in m&amp;uuml;dahale programlarına ivedilikle gereksinim var. Olumlu &amp;ccedil;evre ortamının oluşturulması ve &amp;ccedil;ocukların iletişim becerilerinin artırılması, stresle başa &amp;ccedil;ıkabilmeleri, duyguları kontrol edebilmeleri gibi becerileri i&amp;ccedil;eren, yaşam becerilerinin geliştirilmesine ilişkin yapıcı programlara gereksinim var.&lt;br /&gt;&#13;
İlk&amp;ouml;ğretim m&amp;uuml;fredatı i&amp;ccedil;inde yaş gruplarına y&amp;ouml;nelik olarak &amp;uuml;reme ve cinsel sağlık bilgilerinin verilmesi gerek.&lt;br /&gt;&#13;
Bakım kurumlarının bağımsız denet&amp;ccedil;iler tarafından denetlenmesi ve raporların kamuya a&amp;ccedil;ık olması gerek.&lt;br /&gt;&#13;
Koruyucu aile ve evlat edinme sistemlerinin basitleştirilmesi ve hızlandırılması i&amp;ccedil;in altyapı &amp;ccedil;alışmalarının yapılması gerek. &lt;br /&gt;&#13;
Bu arada T&amp;uuml;rkiye, &amp;Ccedil;ocuk Hakları S&amp;ouml;zleşmesi&amp;rsquo;nin &amp;uuml;&amp;ccedil; maddesine koymuş olduğu &amp;ccedil;ekince nedeniyle&amp;nbsp; Birleşmiş Milletler (BM) &amp;Ccedil;ocuk Hakları Komitesi tarafından eleştiriliyor ve uyarılıyor. Demokratik a&amp;ccedil;ılımın samimiyetini tartacak isek h&amp;uuml;k&amp;uuml;metin bu &amp;ccedil;ekinceleri bir an evvel kaldırması gerek. T&amp;uuml;rkiye Cumhuriyeti, uluslararası katılımlarında kurnazlığına &amp;ccedil;ok g&amp;uuml;venir ya, 1995&amp;rsquo;te anadilinde eğitimin &amp;ouml;n&amp;uuml;n&amp;uuml; kapatmak i&amp;ccedil;in şu &amp;uuml;&amp;ccedil; maddeye &amp;ccedil;ekince koymuştu: &lt;br /&gt;&#13;
- Kitle iletişim ara&amp;ccedil;larının azınlık grubuna veya bir yerli ahaliye mensup &amp;ccedil;ocukların dil gereksinimlerine &amp;ouml;zel &amp;ouml;nem g&amp;ouml;stermeleri konusunda teşvik edilmesi. (madde: 17. d)&lt;br /&gt;&#13;
- &amp;Ccedil;ocuğun anne-babasına, k&amp;uuml;lt&amp;uuml;rel kimliğine, dil ve değerlerine, &amp;ccedil;ocuğun yaşadığı veya geldiği menşe &amp;uuml;lkenin ulusal değerlerine ve kendisininkinden farklı uygarlıklara saygısının geliştirilmesi. (madde 29. c)&lt;br /&gt;&#13;
- Dini ya da dilsel bir azınlığa ya da yerli halka mensup bir &amp;ccedil;ocuğun, kendi k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r&amp;uuml;nden yararlanma, kendi dininin gereklerini yerine getirme ya da kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılmaması. &lt;br /&gt;&#13;
(madde 30)&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye, Ağustos 2009&amp;rsquo;da Birleşmiş Milletler&amp;rsquo;e sunduğu raporda &amp;ldquo;Etnik k&amp;ouml;ken, dil veya din bakımından farklı gruplara mensup &amp;ccedil;ocukların, kendi k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r&amp;uuml;nden yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama, yahut &amp;ouml;zel alanda kendi dilini kullanma bakımından sorunu bulunmamaktadır&amp;rdquo; diyor.&amp;nbsp; &amp;Ccedil;ocuk hakları savunucularıysa h&amp;uuml;k&amp;uuml;mete şunu soruyor: &amp;ldquo;Bu &amp;ccedil;ekincelerin, &amp;ccedil;ocukların g&amp;uuml;nl&amp;uuml;k hayatlarında herhangi bir sorun yaratmadığı bilgisine hangi izleme mekanizmasıyla ulaştınız?&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;ocuklar d&amp;ouml;v&amp;uuml;l&amp;uuml;yor, ağır cezalar alıyor, tecav&amp;uuml;ze uğruyor, &amp;ouml;ld&amp;uuml;r&amp;uuml;l&amp;uuml;yor, kimsesiz ve bakımsız bırakılıyor. &amp;Ccedil;ocuk sevmek dendiğinde mangalda k&amp;uuml;l bırakmayan milletimin &amp;ccedil;ocuk haklarına sahip &amp;ccedil;ıkması gerek. H&amp;uuml;k&amp;uuml;metin de hayatımızı ıslah edecek her a&amp;ccedil;ılıma &amp;ccedil;ocukla başlaması şart. &lt;br /&gt;&#13;
Başbakanımız nasıl bir amca? İkide bir kaptığı &amp;ccedil;ocuklarla poz verdiğine g&amp;ouml;re, &amp;ccedil;ocukları seven biri olsa gerek.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>YILDIRIM TÜRKER</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>İSKENDER ARUOBA - Hükümet, ABD Elektrifikasyon Koalisyonu</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965722</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;AKP'li İstanbul belediyesini destekleyen bir yazı yazınca okuyucum Z.C. aynen şöyle demiş; 'Hem duyarlı hem sorumlu düşünce ve çözüm üreten yazılarınızın devamı dileğiyle.' Z.C. beyin dediği gibi; eğer birini kritik...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AKP&amp;rsquo;li İstanbul belediyesini destekleyen bir yazı yazınca okuyucum Z.C. aynen ş&amp;ouml;yle demiş; &amp;lsquo;Hem duyarlı hem sorumlu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nce ve &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m &amp;uuml;reten yazılarınızın devamı dileğiyle.&amp;rsquo; Z.C. beyin dediği gibi; eğer birini kritik edeceksem, kim diye değil, ne yapıyor; ne yapmıyor diye bakıp yazıyorum. &amp;Uuml;stelik aklımın yettiği kadar (Bazen ukalalık derecesinde!) tavsiyelerde de bulunuyorum. &lt;br /&gt;&#13;
Bug&amp;uuml;n yerdiğim h&amp;uuml;k&amp;uuml;metin krize y&amp;ouml;nelik tutumu. Medya; &amp;lsquo;Ermeni meselesi! Demokratik a&amp;ccedil;ılım! (K&amp;uuml;rt a&amp;ccedil;ılımına d&amp;ouml;nd&amp;uuml;)&lt;br /&gt;&#13;
Tunceli Dersim olsun! (Allahtan bizim B&amp;uuml;y&amp;uuml;kadalı Aleko&amp;rsquo;nun umurunda değil; yoksa o da İstanbul Konstantinopolis, B&amp;uuml;y&amp;uuml;kada&amp;rsquo;da Prinkipo olsun diye tutturabilirdi!), GDO ne değildir? gibi konular ile meşgul. Ekonomi ile sadece batık şirketler doğrudan; 60 milyoncuk fukara da dolaylı ilgili! Ge&amp;ccedil;en ekonomiden sorumlu bakan 2 saat konuştu; ancak elle tutulur bir &amp;lsquo;&amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m yolu tarifi&amp;rsquo; g&amp;ouml;remedim, devletin atacağı adımlar nedir; anlamadım!&lt;br /&gt;&#13;
Kriz sonrası d&amp;uuml;nya eskisi gibi olmayacak. Bir&amp;ccedil;ok taş yerinden oynadı, oynamaya devam ediyor. Enerji ve end&amp;uuml;stri kitapları sıfırdan yazılıyor.&amp;nbsp; T&amp;uuml;rkiye giderek k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;l&amp;uuml;yor. &amp;Ouml;nce k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;lme nasıl olacaksa?- duracak, sonra oradan b&amp;uuml;y&amp;uuml;meye başlayacak; Allah bilir ka&amp;ccedil; yıl sonra 2007 sonu ekonomik parametrelere ulaşacağız.(İnşallah ulaşırız!) &lt;br /&gt;&#13;
İşte bu noktada h&amp;uuml;k&amp;uuml;metin toplumun her kesimini tasarruf etmeğe, yerli malı kullanmaya, &amp;uuml;retim yapmaya teşvik etmesi gerek. &lt;br /&gt;&#13;
B&amp;ouml;yle bir kriz de &amp;lsquo;liberal ekonomi&amp;rsquo; farklı y&amp;uuml;r&amp;uuml;meli. (Ben değil; Keynes diye biri var; o s&amp;ouml;yl&amp;uuml;yor!) Planlama en &amp;ouml;ne &amp;ccedil;ıkmalı! &lt;br /&gt;&#13;
Kim derdi ki &amp;lsquo;serbest pazarın mucidi ve banisi&amp;rsquo; ABD h&amp;uuml;k&amp;uuml;meti, kom&amp;uuml;nist partinin polit b&amp;uuml;rosu gibi para dağıtır, akıl verir, &amp;ouml;nlem alır!&lt;br /&gt;&#13;
ABD&amp;rsquo;nin ve d&amp;uuml;nyanın en &amp;ouml;nemli &amp;lsquo;elektrik&amp;ccedil;i ve otomotivcileri&amp;rsquo;; &amp;lsquo;Elektrifikasyon Koalisyonu&amp;rsquo; adı verdikleri bir birlik kurdular.&lt;br /&gt;&#13;
Bu &amp;lsquo;birlik&amp;rsquo; aslında &amp;lsquo;k&amp;acirc;r gayesi g&amp;uuml;tmeyen bir kuruluş&amp;rsquo; ancak, ana gaye, ABD&amp;rsquo;nin elektrikli ve hibrid otomobillerinin alt yapısını hazırlamak ve b&amp;ouml;ylece daha &amp;ccedil;ok insanın elektrikli vasıta almasını sağlamak.&lt;br /&gt;&#13;
Petrol&amp;rsquo;&amp;uuml;n azalma hızı ile elektrikli otomobillerin &amp;ccedil;oğalma hızını karşılaştırınca insanoğlu belirli bir s&amp;uuml;re &amp;lsquo;otomobilsiz&amp;rsquo; kalabilecek gibi g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;yor. Bug&amp;uuml;n itibarıyla ABD&amp;rsquo;de sadece 1.3 milyon hibrid otomobil var; seri &amp;uuml;retim elektrikli daha yok gibi.&lt;br /&gt;&#13;
Koalisyon Başkanı Robbie Diamond, yıllardır &amp;lsquo;enerji&amp;rsquo; ile uğraşan bir profesyonel. Koalisyonun kurucuları arasında &amp;Uuml;nl&amp;uuml; Otomotiv CEO&amp;rsquo;su (Renault-Nissan) Carlos Ghosn var, Coda Otomotive ve A123 Systems gibi Ak&amp;uuml; &amp;uuml;reticilerinin CEO&amp;rsquo;ları var. Elektronik şirketleri var.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;Vasıta ve Yol elektrifikasyonu ile doğrudan ilişkili&amp;rsquo; 13 kuruluş tarafından kurulmuş.&lt;br /&gt;&#13;
2013 yılına kadar ABD&amp;rsquo;nin sekiz coğrafi b&amp;ouml;lgesinde 100000 civarında sadece elektrik ile giden otomobil olacağını &amp;ouml;ng&amp;ouml;r&amp;uuml;yorlar. 2018&amp;rsquo;de bu sayı 7 milyona &amp;ccedil;ıkacak.Grubun istediği Federal H&amp;uuml;k&amp;uuml;met ile birlikte bu kadar otomobilin &amp;lsquo;bağlanacağı&amp;rsquo; bir elektrik şebekesi planlamak.&lt;br /&gt;&#13;
2040 geldiğinde Amerika&amp;rsquo;nın toplam otomobil-kilometresinin y&amp;uuml;zde 75&amp;rsquo;i i&amp;ccedil;in bu &amp;lsquo;şebekeden&amp;rsquo; elektrik alınması gerekecek.&lt;br /&gt;&#13;
Yapılan forum&amp;rsquo;da Carlos Ghosn, &amp;lsquo;yeni ak&amp;uuml; teknolojileri ile i&amp;ccedil;ten patlamalı motorların sonu geldi&amp;rsquo; diyor. Bu duruma k&amp;uuml;resel ısınma ve petrol kıtlığı da eklenince, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n markaların elektrikli otomobil peşine d&amp;uuml;şt&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml; anlatıyor. &amp;lsquo;B.M. 2050&amp;rsquo;de d&amp;uuml;nyada 2,5 milyar otomobil olacağını hesap ediyor. Şimdi 600 milyon var ve eksosları d&amp;uuml;nyayı bu hale getirmeye yetti!&amp;rsquo; diye ekliyor.&lt;br /&gt;&#13;
Pazartesi g&amp;uuml;n&amp;uuml; siz bu satırları okurken, Koalisyon Federal H&amp;uuml;k&amp;uuml;mete bir plan sunacak. Enerji Bakanlığı i&amp;ccedil;inde ayrı bir &amp;lsquo;Elektrikli ulaştırma işleri M&amp;uuml;steşar yardımcılığı&amp;rsquo; isteniyor. Elektrikli Otomobil başına verilen 7500 Dolarlık vergi kredisinin elektriğe erken ge&amp;ccedil;enler i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;oğaltılmasını; &amp;lsquo;Evde Şarj&amp;rsquo; i&amp;ccedil;in şahıslara, &amp;lsquo;a&amp;ccedil;ık şarj sistemleri&amp;rsquo;&amp;nbsp; kurulması i&amp;ccedil;in şirketlere &amp;ouml;zel krediler isteniyor.&lt;br /&gt;&#13;
Ayni pazartesi bizim h&amp;uuml;k&amp;uuml;met kimlerle ne konuşacak ne kararlar alıp ne planlatacak acaba! Kinaye diye yazmıyorum; sahiden merak ediyorum! &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;ğrenirsem size muhakkak yazarım!&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>İSKENDER ARUOBA</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>UĞUR GÜRSES - Krizde kısa bir mola dönemi</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965713</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Küresel krizin orta yerinde, gelişmiş ülke ekonomilerinin kiminde ekonomik daralma sona erdi. Ama şimdi de deflasyon sorunu ortaya çıktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;K&amp;uuml;resel krizin orta yerinde, gelişmiş &amp;uuml;lke ekonomilerinin kiminde ekonomik daralma sona erdi. Ama şimdi de deflasyon sorunu ortaya &amp;ccedil;ıktı. Japonya deflasyona girdi. ABD&amp;rsquo;de de, &amp;ccedil;ekirdek imalat sanayi fiyatlarında deflasyon var. Sert dalgalar ge&amp;ccedil;ildi ama yeni sorunlar g&amp;uuml;n y&amp;uuml;z&amp;uuml;ne &amp;ccedil;ıkıyor. Daralma aşıldı ama uzun bir s&amp;uuml;re durgun bir ekonomik b&amp;uuml;y&amp;uuml;me seyri s&amp;ouml;z konusu olacak. Bunlara deflasyon d&amp;ouml;ng&amp;uuml;s&amp;uuml; de ilave olursa &lt;br /&gt;&#13;
2011&amp;rsquo;e doğru tekrar daralmaya d&amp;ouml;n&amp;uuml;lmesi riski de hi&amp;ccedil; uzak değil.&lt;br /&gt;&#13;
Sorun atlatıldı diye d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmeyelim, işin en zor tarafına geldik aslında. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; krize karşı atılacak her adım atıldı. Maliye politikasıyla, para politikasıyla, uluslararası eşg&amp;uuml;d&amp;uuml;mle sıra dışı ve tanık olunmayan &amp;ouml;nlemlere başvuruldu. Normalleşmeye girilemezse uzun s&amp;uuml;recek bir durgunluk bizi bekliyor.&lt;br /&gt;&#13;
Maliye politikalarında, hem kamu harcamalarına d&amp;ouml;n&amp;uuml;k irade ortaya &amp;ccedil;ıktı, hem de vergi indirimlerine giderek &amp;ouml;zel t&amp;uuml;ketimin canlandırılmasına &amp;ccedil;alışıldı. &amp;Ouml;rneğin dayanıklı t&amp;uuml;ketim, &amp;ouml;zel olarak da otomobil satışlarına destek sağlandı. En başarılı &amp;ouml;rnekte, Almanya&amp;rsquo;da t&amp;uuml;m zamanların satış rekoru kırıldı. Ama şu da hesaba katılmıyor değil: Bu t&amp;uuml;r destek ve teşvikler, normal koşullarda uzun zamana yaygın olan talebi &amp;ouml;ne &amp;ccedil;ekti. Dolayısıyla &amp;ouml;d&amp;uuml;n&amp;ccedil; alınan 2010 ve 2011&amp;rsquo;e ait &amp;ouml;zel t&amp;uuml;ketim, bu yıllarda d&amp;uuml;şecek. Canlandırma s&amp;uuml;reci, normalleşmeyi sağlayamazsa 2010&amp;rsquo;de durgun, 2011&amp;rsquo;de de daralan bir k&amp;uuml;resel ekonomiyle y&amp;uuml;z y&amp;uuml;ze geleceğiz.&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
Para politikası alanında merkez bankaları, işleri en zor olan kurumlar. Birincisi, politika faizlerini indirerek sıfır noktasına getirdiler. Bundan sonrası negatif faiz, ama o da olanaklı değil. Bu durumda ikincisi, yani sıfır noktasındaki faize geldikten sonra, hedefe d&amp;ouml;n&amp;uuml;k parasal genişleme, tercihan hazine tahvilleri alarak finansal sisteme kalıcı bir likidite sunmak. Bu da fazlasıyla yapılıyor. Fed mortgage tahvilleri de aldı.&lt;br /&gt;&#13;
Para politikalarının sorunu, parasal aktarım mekanizmasının yavaşlamış olması, etkin &amp;ccedil;alışmıyor olmasında. H&amp;acirc;tt&amp;acirc; tersine parasal gevşemenin finansal piyasalarda balon benzeri bir g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;m ortaya &amp;ccedil;ıkarması. Bunun da zaman i&amp;ccedil;inde finansal istikrarı zedeleyebileceği, dalgalanmalara gebe olması tedirginliği var.&lt;br /&gt;&#13;
İşte bu noktada, &amp;lsquo;ikinci canlandırma programı&amp;rsquo; gereğinden bahsediliyor. İlk dalgada, ABD&amp;rsquo;de konut sahiplerine b&amp;uuml;t&amp;ccedil;eden &amp;lsquo;iklimlendirme desteği&amp;rsquo; verilerek, konutların enerji tasarrufu yapmalarına d&amp;ouml;n&amp;uuml;k yenilendirilmesi &amp;ouml;neriliyor. H&amp;acirc;tt&amp;acirc; &amp;ccedil;ok enerji harcayan ampullerin tasarruflu olanlarla değiştirilmesinin bile, bir ekonomik canlandırma girişimi unsuru olacağını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nenler de var.&lt;br /&gt;&#13;
İşin doğrusu, bu aşamada bu t&amp;uuml;r programların işe yarar sonu&amp;ccedil;lar sağlaması pek m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n g&amp;ouml;r&amp;uuml;nm&amp;uuml;yor. Aslında sorunun kaynağına d&amp;ouml;n&amp;uuml;l&amp;uuml;p &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m sağlanması gereken yer, başta ABD ve Avrupa&amp;rsquo;da k&amp;ouml;t&amp;uuml; durumda olan bankacılık sekt&amp;ouml;r&amp;uuml;d&amp;uuml;r. Gelişmiş &amp;uuml;lkelerin finansal sekt&amp;ouml;rlerini kesin ve kalıcı bir m&amp;uuml;dahaleyle sağlığına kavuşturması gerekiyor. Finansal sistemin zaman i&amp;ccedil;inde sağlığına kavuşturulması tercihi olduğu s&amp;uuml;rece, ekonomilerin normalleşmesi de uzun zamana yayılacak.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>UĞUR GÜRSES</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>FATİH ÖZATAY - 2010'da ne olacak? (2)</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965705</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Dün 2010'da geçerli olacağını düşündüğüm temel ekonomik senaryoyu verdim. Özetle şuydu: 2009'un son çeyreği ile 2010'un...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;D&amp;uuml;n 2010&amp;rsquo;da ge&amp;ccedil;erli olacağını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m temel ekonomik senaryoyu verdim. &amp;Ouml;zetle şuydu: 2009&amp;rsquo;un son &amp;ccedil;eyreği ile 2010&amp;rsquo;un ilk yarısını kapsayan d&amp;ouml;nemde hem bankalarımızın hem de şirketlerimizin dışarıya aktardıkları kaynak miktarı ılımlı bir bi&amp;ccedil;imde azalacak. Gelecek yılın ikinci yarısında ise net dış bor&amp;ccedil; kullanımı &amp;lsquo;sıfır&amp;rsquo; d&amp;uuml;zeyinde olacak. T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin ger&amp;ccedil;ek (reel) mal ve hizmet ihracatı, her &amp;ccedil;eyrek bir yıl &amp;ouml;ncesinin aynı &amp;ccedil;eyreğine kıyasla y&amp;uuml;zde 1&amp;rsquo;in biraz altında y&amp;uuml;kselecek. 2009&amp;rsquo;un son &amp;ccedil;eyreği ile t&amp;uuml;m 2010 boyunca her &amp;ccedil;eyrek bir &amp;ouml;nceki &amp;ccedil;eyreğe g&amp;ouml;re y&amp;uuml;zde 1.5&amp;rsquo;in biraz altında ger&amp;ccedil;ek bir t&amp;uuml;ketici kredisi artışı olacak. Diğer kredilerde ise bu oran y&amp;uuml;zde 1 d&amp;uuml;zeyinde ger&amp;ccedil;ekleşecek. Yabancıların risk alma iştahları, ekonomiye duyulan g&amp;uuml;ven ve reel kur bug&amp;uuml;nk&amp;uuml; d&amp;uuml;zeylerinde sabit kalacaklar. &lt;br /&gt;&#13;
Kamu harcamalarının ger&amp;ccedil;ek değerinde 2010&amp;rsquo;un ilk yarısında y&amp;uuml;zde 1&amp;rsquo;i biraz aşan bir azalma, ikinci yarıda ise y&amp;uuml;zde 0.5 dolaylarında azalma var. &lt;br /&gt;&#13;
Bu koşullar altında 2010 b&amp;uuml;y&amp;uuml;mesi y&amp;uuml;zde 3.8-4.9 aralığında bir yerde oluyor. 2009&amp;rsquo;u ise y&amp;uuml;zde 7 civarında bir k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;lme ile kapatıyoruz.&lt;br /&gt;&#13;
Şimdi sıra alternatif senaryolara geldi. İlk alternatif senaryo biraz k&amp;ouml;t&amp;uuml;mser; ama &amp;ccedil;ok değil. Bu da ger&amp;ccedil;ekleşebilir bir senaryo. Ş&amp;ouml;yle: Ger&amp;ccedil;ek mal ve hizmet ihracatımız 2009&amp;rsquo;daki d&amp;uuml;zeyinde değişmeden kalıyor 2010&amp;rsquo;da. Temel senaryoda 2009&amp;rsquo;un son &amp;ccedil;eyreği ile t&amp;uuml;m 2010 boyunca şirketlerimizin ve bankalarımızın 6.8 milyar dolar net dış bor&amp;ccedil; &amp;ouml;deyecekleri varsayımı vardı. Bu senaryoda bu tutar 10 milyar dolar d&amp;uuml;zeyinde. Şirketlere ve t&amp;uuml;keticilere y&amp;ouml;nelik ger&amp;ccedil;ek kredi genişlemesi temel senaryodaki d&amp;uuml;zeyinin yarısına iniyor.&lt;br /&gt;&#13;
Bu ılımlı k&amp;ouml;t&amp;uuml;leşmeye karşılık ekonomiye duyulan g&amp;uuml;ven azalmıyor. Liranın reel değeri değişmiyor. Yabancıların risk alma iştahında da bir değişiklik yok. Bu durumda 2010 b&amp;uuml;y&amp;uuml;me hızı yaklaşık 1 puan azalıyor ve y&amp;uuml;zde 3-4 aralığına geriliyor.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; senaryo daha k&amp;ouml;t&amp;uuml;mser bir senaryo: İkinci senaryodaki k&amp;ouml;t&amp;uuml;leşmeye ek olarak şimdi yabancıların risk alma iştahlarında bir miktar k&amp;ouml;t&amp;uuml;leşme oluyor. Ama bu k&amp;ouml;t&amp;uuml;leşme k&amp;uuml;resel krizin en yoğun yaşandığı d&amp;ouml;nemdekine kıyasla olduk&amp;ccedil;a d&amp;uuml;ş&amp;uuml;k bir d&amp;uuml;zeyde. Paralel bi&amp;ccedil;imde ekonomimize duyulan g&amp;uuml;ven azalıyor ve lira ılımlı bi&amp;ccedil;imde reel değer kaybediyor. G&amp;uuml;ven haricindeki iki g&amp;ouml;sterge a&amp;ccedil;ısından kabaca 2009&amp;rsquo;un ikinci &amp;ccedil;eyreğine d&amp;ouml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml;z&amp;uuml; belirtebiliriz. B&amp;uuml;y&amp;uuml;me hızımız bu senaryoda &amp;ouml;nemli &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;de azalıyor; y&amp;uuml;zde 1-2 aralığına d&amp;uuml;ş&amp;uuml;yor. Farklı bir ifadeyle temel senaryoya kıyasla yaklaşık 3 puanlık bir azalma ger&amp;ccedil;ekleşiyor b&amp;uuml;y&amp;uuml;mede.&lt;br /&gt;&#13;
Temel senaryoya kıyasla daha iyimser bir senaryo yapmadım. Temel senaryonun yeteri kadar iyimser olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml;. Birka&amp;ccedil; noktaya daha değineyim. T&amp;uuml;m senaryolarda, bir yıl &amp;ouml;ncesinin aynı d&amp;ouml;nemine kıyasla yılın ilk yarısında daha hızlı b&amp;uuml;y&amp;uuml;me var, ikinci yarıda bu hız d&amp;uuml;ş&amp;uuml;yor. 2009&amp;rsquo;un ilk yarısındaki b&amp;uuml;y&amp;uuml;me hızımızın &amp;ccedil;ok d&amp;uuml;ş&amp;uuml;k olması (k&amp;ouml;t&amp;uuml; baz) bunun temel nedeni. İkincisi, &amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; senaryoda yatırımlar &amp;ccedil;ok olumsuz etkileniyor. Bunun nedeni de a&amp;ccedil;ık sanıyorum: Ekonomiye duyulan g&amp;uuml;venin ve yabancıların risk alma iştahının azaldığı, bu nedenle de liranın reel olarak değer yitirdiği bir ortam pek yatırım yapılabilir bir ortam değil.&lt;br /&gt;&#13;
Kısacası 2010&amp;rsquo;da ekonomimiz b&amp;uuml;y&amp;uuml;yecek. Şu andaki duruma g&amp;ouml;re k&amp;uuml;resel ortamda sınırlı bir k&amp;ouml;t&amp;uuml;leşme olsa bile bu b&amp;uuml;y&amp;uuml;me s&amp;uuml;recek. Ancak, b&amp;uuml;y&amp;uuml;k ihtimalle uzun d&amp;ouml;nem ortalama b&amp;uuml;y&amp;uuml;me hızımızın altında kalacağız. Ortam k&amp;ouml;t&amp;uuml;leştik&amp;ccedil;e bu b&amp;uuml;y&amp;uuml;me hızı giderek azalacak. Tabii tersi de ge&amp;ccedil;erli.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>FATİH ÖZATAY</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>İSMET BERKAN - Zihniyet devrimi</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965701</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hiç kuşku yok, kendisini Demokrat Parti ile başlayıp Adalet Partisi, Anavatan Partisi gibi partilerde devam eden...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hi&amp;ccedil; kuşku yok, kendisini Demokrat Parti ile başlayıp Adalet Partisi, Anavatan Partisi gibi partilerde devam eden merkez sağ gelenek i&amp;ccedil;inde g&amp;ouml;r&amp;uuml;yor, o geleneğin bug&amp;uuml;nk&amp;uuml; temsilcisi olarak g&amp;ouml;r&amp;uuml;yor.&lt;br /&gt;&#13;
Bu gelenek, genel anlamda devletten bağımsız sivil bir siyasi akım olmakla birlikte kendi i&amp;ccedil;inde tutarsızlıkları da eksik olmayan bir gelenek. Şimdi burada Nuray Mert&amp;rsquo;in alanına fazla tecav&amp;uuml;z etmek istemem ama bu gelenek bir yandan devletten (askerden ve yargıdan) kaynaklanan resmi ideolojiye karşı sivil bir alanı temsil ederken bir yandan da devletini pek seven, onu kutsal devlet mertebesine y&amp;uuml;kselten, &amp;lsquo;devlet hata yapmaz&amp;rsquo; diyen bir ideolojiyi de taraftarlarına aktaran bir gelenek.&lt;br /&gt;&#13;
Bir yandan demokrat ve &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;k&amp;ccedil;&amp;uuml;, halkın y&amp;ouml;netiminden yana, bir yandan şiddetli anti-kom&amp;uuml;nist, anti-sol ve bu yolla &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;k d&amp;uuml;şmanı, ifade &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; d&amp;uuml;şmanı, farklılıkların ifade edilmesinin d&amp;uuml;şmanı.&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rk merkez sağı bu &amp;ccedil;elişkilerle geldi 1946&amp;rsquo;dan bug&amp;uuml;ne. Ak Parti de başlangı&amp;ccedil;ta &amp;ccedil;ok da farklı değildi a&amp;ccedil;ık&amp;ccedil;ası. 2002&amp;rsquo;deki se&amp;ccedil;im zaferinden birka&amp;ccedil; ay &amp;ouml;nce Meclis&amp;rsquo;te yapılan oylamada idam cezasının kaldırılmasına &amp;lsquo;evet&amp;rsquo; oyu veremediler mesela.&lt;br /&gt;&#13;
Ak Parti&amp;rsquo;nin ilk parlamento &amp;ccedil;oğunluğunda tek bir Alevi k&amp;ouml;kenli milletvekili bile yoktu. Sokaktan rastgele 300 kişi &amp;ccedil;evirseniz bunlardan 8-10&amp;rsquo;unun Alevi &amp;ccedil;ıkacağı &amp;uuml;lkemizde 550 milletvekili adayı arasında sadece 2 Alevi bulunması, Ak Parti&amp;rsquo;nin &amp;uuml;lkemizin &amp;ouml;nemli renklerinden biri olan bu k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r-inan&amp;ccedil; grubuna karşı ne kadar mesafeli olduğunu g&amp;ouml;stermesi bakımından &amp;ouml;nemliydi bence.&lt;br /&gt;&#13;
Ak Parti&amp;rsquo;nin doğal &amp;lsquo;hinterlandı&amp;rsquo; i&amp;ccedil;inde bulunan, aynı fikri ge&amp;ccedil;mişten gelen yayın organlarına, mesela Zaman gazetesine, Yeni Şafak&amp;rsquo;a, Akit&amp;rsquo;e bakın. Sıvas&amp;rsquo;ta onlarca aydının g&amp;ouml;z g&amp;ouml;re g&amp;ouml;re yakılarak katledildiği o meşum olayları bug&amp;uuml;ne kadar (bu yıl dahil) ya tamamen g&amp;ouml;rmezden gelmişlerdir ya da olayların su&amp;ccedil;unu &amp;ouml;lenlerin &amp;uuml;zerine atmışlardır. Ak Parti de d&amp;uuml;ne kadar bu olayı kınayan tarafta yer almadı a&amp;ccedil;ık&amp;ccedil;ası. (K&amp;uuml;lt&amp;uuml;r ve Turizm Bakanı Ertuğrul G&amp;uuml;nay&amp;rsquo;ın bu konudaki tutumunu d&amp;uuml;ne kadar &amp;lsquo;parti tutumu&amp;rsquo; olarak g&amp;ouml;rm&amp;uuml;yordum, parti daha &amp;ccedil;ok ona hoşg&amp;ouml;r&amp;uuml; g&amp;ouml;steriyormuş gibi geliyordu bana.)&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Ama bakın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Ankara Kızılcahamam&amp;rsquo;daki toplantısının a&amp;ccedil;ılış konuşmasında, merkez sağ geleneğin kendisinden değil ama var olmaya başladığı g&amp;uuml;nden beri sahip olduğu alışkanlıklardan kopacağını artık a&amp;ccedil;ık&amp;ccedil;a g&amp;ouml;sterdi.&lt;br /&gt;&#13;
Bu izleri, bu kopuşun başlangıcını epeydir sezinliyorduk ama bence cumartesi g&amp;uuml;n&amp;uuml; yaptığı konuşmayla Erdoğan merkez sağı kendi i&amp;ccedil;indeki en &amp;ouml;nemli &amp;ccedil;elişkisinden kurtarmaya kararlı bir kopuşu sergiledi artık. &lt;br /&gt;&#13;
Mahalle baskısından korkmasam, Erdoğan ve partisi i&amp;ccedil;in &amp;lsquo;Merkez sağdan merkez sola ge&amp;ccedil;tiler ve T&amp;uuml;rk siyasetinde normalleşmeyi başlattılar&amp;rsquo; diyeceğim neredeyse.&lt;br /&gt;&#13;
Yine Nuray Mert&amp;rsquo;in alanına tecav&amp;uuml;z ediyorum belki ama, rahmetli Prof. Dr. Sencer Divit&amp;ccedil;ioğlu&amp;rsquo;nun meşhur &amp;lsquo;T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de sol aslında sağdır, sağ ise soldur&amp;rsquo; s&amp;ouml;z&amp;uuml;n&amp;uuml; doğrular gibi, &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;k&amp;ccedil;&amp;uuml;l&amp;uuml;k, demokrasi savunuculuğu, azınlık haklarını korumaya &amp;ccedil;alışmak gibi d&amp;uuml;nyanın her yerinde sola &amp;ouml;zg&amp;uuml; s&amp;ouml;ylemleri bizde &amp;lsquo;sağ&amp;rsquo; hem de bazılarınca &amp;lsquo;aşırı sağ&amp;rsquo; kabul edilen Ak Parti yapıyor, hem de ayrımsız yapıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Buna karşılık stat&amp;uuml;koyu savunmaktan &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;klerden korkmaya, demokrasinin katıksız olmasını s&amp;ouml;ylemektense vesayetin ortadan kalkıyor olmasına &amp;uuml;z&amp;uuml;lmeye kadar ne kadar &amp;lsquo;sağ&amp;rsquo; davranış bi&amp;ccedil;imi varsa bunların hepsini de kendini hala &amp;lsquo;sol&amp;rsquo; sayan CHP sergiliyor.&lt;br /&gt;&#13;
Bu ne yaman &amp;ccedil;elişkidir!&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;nemli olan şu: &lt;br /&gt;&#13;
Ge&amp;ccedil;mişte diyelim Maraş olayları, diyelim &amp;Ccedil;orum olayları, diyelim Sivas, diyelim Gazi mahallesi olayları merkez sağ siyaset&amp;ccedil;iler i&amp;ccedil;in &amp;uuml;st&amp;uuml;nde sert siyaset yapılan, mevzi kazanmak i&amp;ccedil;in bu olayların kınanmasını ve parti taraftarlarının olayların bir tarafında yer alan Alevi veya K&amp;uuml;rtlere karşı bir nevi husumet duymasını sağlatan konulardı. &lt;br /&gt;&#13;
Oysa Başbakan Erdoğan, şimdi bu paradigmayı değiştiren &amp;ccedil;ok &amp;ouml;nemli bir zihniyet devrimini o merkez sağ kitlelere yaşatıyor ve bu zorlu konulara olumludan, mazlumdan, zulme uğrayanın tarafından yaklaşarak Alevileri, K&amp;uuml;rtleri alkışlatıyor, kendi kitlesine o bir zamanın &amp;lsquo;&amp;ouml;teki&amp;rsquo;lerini sevdiriyor.&lt;br /&gt;&#13;
Siyaset&amp;ccedil;inin iletişim g&amp;uuml;c&amp;uuml;n&amp;uuml; hi&amp;ccedil; k&amp;uuml;ş&amp;uuml;msememek lazım. Hele hele Başbakan Erdoğan&amp;rsquo;ın kitleleri etkileme, onlara mesajını iletme g&amp;uuml;c&amp;uuml;n&amp;uuml; hi&amp;ccedil; k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;msememek lazım.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;nce kendi i&amp;ccedil;inde yaptığı, şimdi de b&amp;uuml;t&amp;uuml;n taraftarlarına yaptırmaya &amp;ccedil;alıştığı bu zihniyet devrimi bence &amp;ccedil;ok &amp;ouml;nemli. Ezberler birer birer bozuluyor. İyi de oluyor.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Bug&amp;uuml;n Ak Parti, merkezin sağıyla solunu aynı anda işgal eder konumda ve karşısındaki mevcut b&amp;uuml;t&amp;uuml;n partileri de marjinalleştiriyor, kıyılara, siyasetin u&amp;ccedil;larına itiyor.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>İSMET BERKAN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>İSMET BERKAN - Kilo vermenin matematiği</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965577</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Önce kendimden dürüstçe söz edeyim, en azından on yıldan beri kilo vermeye çalışan ama vermek yerine daha da kilo alan biriyim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;Ouml;nce kendimden d&amp;uuml;r&amp;uuml;st&amp;ccedil;e s&amp;ouml;z edeyim, en azından on yıldan beri kilo vermeye &amp;ccedil;alışan ama vermek yerine daha da kilo alan biriyim.&lt;br /&gt;&#13;
Bu d&amp;ouml;nemde, belki de kilo vermenin ilmini yaptım ama kilo vermeyi bir t&amp;uuml;rl&amp;uuml; başaramadım.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;İlmini yaptım&amp;rsquo; derken de şaka etmiyorum, ger&amp;ccedil;ekten insanın hangi mekanizmalarla kilo aldığını, hangi enzimlerin, hangi hormonların bu işte rol oynadığını, hangi gıdaların ne gibi sakıncaları olduğunu vs. hep biliyorum.&lt;br /&gt;&#13;
Bunları &amp;lsquo;bildiğim&amp;rsquo; i&amp;ccedil;in de bu konuda doktorlar ve diyetisyenlerle bile konuyu saatlerce konuşacak, etrafta zayıflamak isteyenlere t&amp;uuml;rl&amp;uuml; &amp;ccedil;eşitli &amp;ouml;ğ&amp;uuml;tler verecek kadar ukalayım aynı zamanda.&lt;br /&gt;&#13;
Ge&amp;ccedil;tiğim b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bilimsel yollar, bug&amp;uuml;ne kadar denediğim onlarca farklı diyet bi&amp;ccedil;imi ve yaptığım onca gevezelikten sonra, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n diğer profesyonel şişmanlar gibi ben de profesyonel diyet&amp;ccedil;i haline geldim.&lt;br /&gt;&#13;
Ve ge&amp;ccedil;enlerde bir arkadaşımla konuyu konuşurken, daha doğrusu daha &amp;ccedil;ok ben kendimle dalga ge&amp;ccedil;erken, bunca yılın birikiminin bana sağladıklarını sadece iki c&amp;uuml;mlede ifade edebildiğimi fark ettim.&lt;br /&gt;&#13;
Birinci c&amp;uuml;mlem şu: Kilolar kiloyla alınıyor ama gramla veriliyor! Hele şu son k&amp;uuml;suratı da g&amp;ouml;steren elektronik tartıların &amp;ccedil;ıkmasıyla durum iyice b&amp;ouml;yle.&lt;br /&gt;&#13;
Hayatta benim i&amp;ccedil;in kilo almaktan daha kolay hi&amp;ccedil;bir şey yok. Bir akşam yemeğiyle kendime &lt;br /&gt;&#13;
bir kilo ekleyebiliyorum. Ama kilo vermek, gram gram olan bir şey ve buna da sabrım bir t&amp;uuml;rl&amp;uuml; yetmiyor. (&amp;Ccedil;are şu: Evden bask&amp;uuml;l&amp;uuml; atmak, haftada birden daha sık tartılmamak!)&lt;br /&gt;&#13;
İkinci c&amp;uuml;mlem şu: B&amp;uuml;t&amp;uuml;n o g&amp;ouml;sterişli isimli diyetleri, tuhaf kimya form&amp;uuml;llerine benzeyen tarifleri vs. bir kenara bırakın, ger&amp;ccedil;ekte tek bir zayıflama y&amp;ouml;ntemi var, daha az yemek ve m&amp;uuml;mk&amp;uuml;nse &lt;br /&gt;&#13;
daha fazla hareket etmek. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;Ne yiyorsan yarısı, ne kadar hareket ediyorsan iki katı&amp;rsquo; diyen Osman M&amp;uuml;ft&amp;uuml;oğlu en doğruyu s&amp;ouml;yl&amp;uuml;yor yani. Aslında &amp;ccedil;ok hareket etmenin zayıflamakla doğrudan ilişkisi de pek yok ama haftada en az &amp;uuml;&amp;ccedil; kez 40 dakikadan az olmayan y&amp;uuml;r&amp;uuml;y&amp;uuml;ş insana kendini iyi hissettiriyor, o bakımdan yararlı. Yoksa iki saat tempolu spor yapsanız bile bir orta boy patlamış mısırda olandan &amp;ccedil;ok daha az kaloriyi ancak yakabiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Hafta başında yine bir zayıflama-kilo alma sohbeti sırasında aklıma geldi, &amp;lsquo;Yahu&amp;rsquo; dedim, &amp;lsquo;nasıl kilo aldığımızı biliyoruz, yiyoruz, v&amp;uuml;cuda fiziken bir şeyler giriyor, bu da kilo demek. Peki ama kilo verirken ne oluyor, eksilen kilolar v&amp;uuml;cuttan nasıl &amp;ccedil;ıkıyor?&amp;rsquo;&lt;br /&gt;&#13;
Bunca yıllık zayıflama-kilo alma bilimi &amp;ccedil;alışmalarımda bu konu hi&amp;ccedil; mi hi&amp;ccedil; aklıma gelmemişti.&lt;br /&gt;&#13;
Bazı geceler yatmazdan &amp;ouml;nce tartılıyorum. Sabah kalkıyorum yeniden tartılıyorum. Aradaki fark bazen bir kilo oluyor. Yani sabahları bir kilo eksik oluyorum. Ne oluyor o bir kiloya gece ben uyurken?&lt;br /&gt;&#13;
Ya da şu anda yine diyetteyim, bu hafta hemen hemen &amp;uuml;&amp;ccedil; kilo eksildim. Nereye gitti o &amp;uuml;&amp;ccedil; kilo, nasıl eksildi benim v&amp;uuml;cudumdan?&lt;br /&gt;&#13;
Paul Auster&amp;rsquo;in aynı adlı romanından uyarlanan &amp;lsquo;Smoke&amp;rsquo; (Duman) filmini hatırlıyor musunuz? Yazar, &amp;ouml;nce bir sigarayı tartıyordu, sonra da sigarayı yakıp i&amp;ccedil;iyor ama k&amp;uuml;l&amp;uuml;n&amp;uuml; de dikkatle biriktiriyordu. En sonunda elde kalan k&amp;uuml;l ve diğer artıkları da tartıyor, ilk ağırlıkla arasındaki farkı buluyordu. Bulduğu bu ağırlık, sigaranın dumanının ağırlığıydı ona g&amp;ouml;re.&lt;br /&gt;&#13;
Aslında hayır, bulduğu o fark sadece dumanın ağırlığı değildi, yanı sıra, sigaradan ısı olarak a&amp;ccedil;ığa &amp;ccedil;ıkan ama dumana da d&amp;ouml;n&amp;uuml;şmeyen enerjinin de &amp;lsquo;ağırlığı&amp;rsquo; idi o farkın bir b&amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;.&lt;br /&gt;&#13;
İnsanın kilo vermesi de benzer bir şey. Evet ter, idrar ve dışkı olarak bir şeyler eksiliyor v&amp;uuml;cudumuzdan ama verdiğimiz kiloların hepsi değil bu.&lt;br /&gt;&#13;
Temel mekanizmayı hatırlayalım. Her g&amp;uuml;n v&amp;uuml;cudumuz temel fonksiyonlarını yerine getirmek i&amp;ccedil;in kalori cinsinden bir miktar enerjiye ihtiya&amp;ccedil; duyar. Eğer v&amp;uuml;cuda giren kalori miktarı harcanandan az ise kilo kaybetmemiz beklenir.&lt;br /&gt;&#13;
V&amp;uuml;cudun kaloriye (enerjiye) ihtiya&amp;ccedil; duyma sebebi &amp;ccedil;ok basittir. O enerji sayesinde pek &amp;ccedil;ok temel işlevimizi yerine getiririz. Bunların başında h&amp;uuml;cre b&amp;ouml;l&amp;uuml;nmesi gelir. Yanı sıra kaslarımız s&amp;uuml;rekli &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ccedil;alışır, ben şu yazıyı yazarken bile pek &amp;ccedil;ok kasım &amp;ccedil;alışıyor ve enerji harcıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Bu enerji de pek &amp;ccedil;ok karmaşık kimyasal işlemin yapılması sayesinde harcanır ama temelde her işlemin sonunda ortaya bir miktar ısı &amp;ccedil;ıkar. &lt;br /&gt;&#13;
İşte o ısıdır, bizim uyurken (veya uyanıkken) zayıflamamızı sağlayan. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; v&amp;uuml;cut, fazladan yağ h&amp;uuml;crelerini YAKAR eksik enerjiyi tamamlamak i&amp;ccedil;in. &lt;br /&gt;&#13;
Ve eksilen kiloların &amp;ouml;nemli bir b&amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml; v&amp;uuml;cudumuzdan bir &amp;ccedil;eşit ısı transferi yoluyla ayrılır. Geri kalanı ise yanan fazladan h&amp;uuml;crelerin ortaya &amp;ccedil;ıkardığı posa materyaldir, onu da ter, idrar veya dışkı olarak atarız &amp;uuml;st&amp;uuml;m&amp;uuml;zden.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Zayıflamanın matematiği &amp;ccedil;ok basit aslında. G&amp;uuml;nl&amp;uuml;k kalori alımını 2000&amp;rsquo;in altında (1800 mesela) tutan bir erkek kilo verir. Kadınların ise 1500 kaloriye ve altına d&amp;uuml;şmesi gerek zayıflamak i&amp;ccedil;in.&lt;br /&gt;&#13;
G&amp;uuml;nde altı &amp;ouml;ğ&amp;uuml;n yemek, hi&amp;ccedil;bir &amp;ouml;ğ&amp;uuml;ne tamamen acıkmadan oturmanın, dolayısıyla almanız gereken miktarın &amp;uuml;st&amp;uuml;ne &amp;ccedil;ıkmamanın bir &amp;ccedil;eşit sigortası olması bakımından &amp;ccedil;ok &amp;ouml;nemlidir.&lt;br /&gt;&#13;
Akıl vermesi kolay g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml;z gibi. &lt;br /&gt;&#13;
Gel de uygula!&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>İSMET BERKAN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>ASENA ÖZKAN - Denizli işini biliyor...</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965667</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;İbrahim Üzülmez kendisinden beklenmeyecek hız, bunun yanı sıra akılcı şekilde aktardı  topu Ekrem Dağ'a... Ekrem Dağ, Yusuf Şimşek'in değerlendireceğini varsaydı ve gönderdi meşin yuvarlağı...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İbrahim &amp;Uuml;z&amp;uuml;lmez kendisinden beklenmeyecek hız, bunun yanı sıra akılcı şekilde aktardı&amp;nbsp; topu Ekrem Dağ&amp;rsquo;a... Ekrem Dağ, Yusuf Şimşek&amp;rsquo;in değerlendireceğini varsaydı ve g&amp;ouml;nderdi meşin yuvarlağı, Yusuf Şimşek ise arkasındaki Serdar &amp;Ouml;zkan&amp;rsquo;ın daha uygun pozisyonda olduğunu deneyimi ile &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;mleyip bırakıverdi. Ve Serdar &amp;Ouml;zkan, takımı i&amp;ccedil;in &amp;lsquo;hayati&amp;rsquo; &amp;ouml;nem taşıyan vuruşu yapamadı. S&amp;uuml;rpriz mi? Elbette ki, &amp;lsquo;hayır...&amp;rsquo;&lt;br /&gt;&#13;
Beni d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;ren, Fenerbah&amp;ccedil;e derbisinin &amp;ouml;nemini kavrayan Beşiktaşlı oyuncunun en basit vuruşta dahi zorlanması. Serdar &amp;Ouml;zkan atacağı gol ile kendi geleceğini g&amp;uuml;ven altına alacaktı. İlgin&amp;ccedil;,&amp;nbsp; Serdar &amp;Ouml;zkan devre arasında yerini Rodrigo Tello&amp;rsquo;ya bıraktı ve Beşiktaş golleri buluverdi. Serdar &amp;Ouml;zkan, kazanmanın coşkusunu mu yaşayacak yoksa &amp;lsquo;ben ne yaptım?&amp;rsquo; diyerek hayıflanacak mı? Kendisini geliştirmek adına &amp;ccedil;aba harcayacak mı, yoksa Beşiktaş&amp;nbsp; formasının ağırlığı altında ezilmeye devam mı edecek? &lt;br /&gt;&#13;
D&amp;uuml;n gece Mustafa Denizli&amp;rsquo;nin ilgin&amp;ccedil; oyuncu ve mevkii se&amp;ccedil;iminin sırrını &amp;ccedil;&amp;ouml;zd&amp;uuml;m! Ekrem Dağ bundan &amp;ouml;nce de sol a&amp;ccedil;ık olarak g&amp;ouml;rev yapmıştı, o ma&amp;ccedil; da yine Fenerbah&amp;ccedil;e m&amp;uuml;cadelesi ama Kadık&amp;ouml;y&amp;rsquo;deki idi! Sadece &amp;ccedil;&amp;ouml;zemediğim, Mustafa Denizli&amp;rsquo;nin &amp;lsquo;uğur&amp;rsquo; mu denediği yoksa Ekrem Dağ&amp;rsquo;ın G&amp;ouml;khan G&amp;ouml;n&amp;uuml;l ile Mehmet Topuz&amp;rsquo;u durduracağından emin olduğu mu? Beşiktaş takım olarak d&amp;uuml;n gece şaşırttı... Sezon başından bu yana beklenen futbolu sonunda Fenerbah&amp;ccedil;e karşısında sergileyiverdi. &amp;Ouml;zellikle Ekrem Dağ, Rodrigo Tabata oyuna dahi olana kadar g&amp;ouml;rev yaptığı kanatta kusursuza yakındı. Neden orada s&amp;uuml;rekli oynamaz anlayabilmiş değilim!&lt;br /&gt;&#13;
Beşiktaş savunması hatasızdı. &amp;Ouml;ndeki iki adam Fabian Ernst ile Michael Fink&amp;rsquo;ten &amp;ouml;vg&amp;uuml; ile s&amp;ouml;z etmeli. Bir gol kaydeden Michael Fink&amp;rsquo;e karşın Fabian Erenst i&amp;ccedil;inse&amp;nbsp; parantez a&amp;ccedil;malı. Bu oyuncuyu izlemek keyif veriyor, &amp;ouml;zellikle de diğerleri onunla senkron tutturduğunda. Bobo&amp;rsquo;nun attığı, Beşiktaş&amp;rsquo;ı iki farklı &amp;ouml;ne ge&amp;ccedil;iren gol &amp;ccedil;ok şeyi değiştirdi.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;ncelikle Fenerbah&amp;ccedil;eli futbolcuların psikolojileri değişkenlik g&amp;ouml;sterdi. Emre Belezoğlu gereksiz yere sarı kart g&amp;ouml;rd&amp;uuml;, sakatlandığı i&amp;ccedil;in de oyundan alındı. Kazım ise sinirlerine hakim olmayı beceremeyince durduk yerde kırmızı kartla oyun dışında kaldı.&amp;nbsp; Fenerbah&amp;ccedil;e d&amp;uuml;n gece iyi oynamadı, takım arkadaşları oyunu Alex&amp;rsquo;in &amp;uuml;zerine yıkmaya &amp;ccedil;abaladılar ama Brezilyalı isteksizdi. Geriye kalanlar da kayda değer bir şey yapamadılar.&lt;br /&gt;&#13;
Buna karşın Mustafa Denizli akılcı hamleler yapıverdi. Yorulan Yusuf Şimşek ile Uğur İnceman&amp;rsquo;ı Bobo ile de Mert Nobre&amp;rsquo;yi değiştiriverdi. Kurt puslu havayı mı sever değerlendirmesini mi yapmalı yoksa&amp;nbsp; Mustafa Denizli bu işi biliyor mu, demeli? Uğur İnceman&amp;rsquo;ın gol&amp;uuml;nden sonra &lt;br /&gt;&#13;
ben kararımı verdim, Denizli bu işi iyi biliyor... Beşiktaşlı futbolcular da b&amp;uuml;y&amp;uuml;k takımla &lt;br /&gt;&#13;
oynamayı seviyor. Bunca bağırış, bunca tartışma unutuldu gitti, olacağı buydu. Beşiktaş şimdi şampiyonluğun en g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; adaylarından birisi. Futbol ne garip oyunsun sen, Beşiktaş gibi!..&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>ASENA ÖZKAN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>BAĞIŞ ERTEN - Sisler Bulvarı</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965668</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Genelde derbi dediğiniz şey, iki takıma da aynı uzaklıkta duran bir puan mücadelesidir. Oysa bu sefer durum biraz farklı. Fenerbahçelinin baktığı yerden bakmıyor İnönü sakinleri.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Genelde derbi dediğiniz şey, iki takıma da aynı uzaklıkta duran bir puan m&amp;uuml;cadelesidir. Oysa bu sefer durum biraz farklı. Fenerbah&amp;ccedil;elinin baktığı yerden bakmıyor İn&amp;ouml;n&amp;uuml; sakinleri. &amp;lsquo;Sakin&amp;rsquo; dediysek lafın gelişi. Ortada sakinleşecek &amp;ccedil;ok az şey var ve trib&amp;uuml;nler her ge&amp;ccedil;en g&amp;uuml;n gerginliği daha y&amp;uuml;ksek peyden a&amp;ccedil;ıyorlar. Haksız da sayılmazlar. Hi&amp;ccedil; de Beşiktaşlılık imanından gelmeyen bir &amp;lsquo;temizlik&amp;rsquo; s&amp;ouml;ylemidir gidiyor ve herkes biliyor ki bu trib&amp;uuml;nlerin &amp;lsquo;hijyeniyle&amp;rsquo; değil, Beşiktaş&amp;rsquo;ın i&amp;ccedil; politikasıyla ilgili. İşte tam da b&amp;ouml;yle zamanlarda derbiler b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir fırsata d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml;yor, &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; Fenerbah&amp;ccedil;e&amp;rsquo;ye karşı galip gelmek kadar iyi bir yatıştırıcı yok. &lt;br /&gt;&#13;
Oysa Fenerbah&amp;ccedil;e i&amp;ccedil;in tamamen jeopolitik &amp;ouml;neme sahip bir karşılaşmaydı bu ve kurgulanması stratejik olarak &amp;ccedil;ok da zor değil gibi g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;yordu. Tamam, kaybetseler dahi &amp;lsquo;yol kazası&amp;rsquo;ndan &amp;ouml;te bir anlamı olmayacaktı, ama bu kadarını sanırım onlar da beklemiyordu. Daum&amp;rsquo;un sistemli ama plansız oyunu ilk defa bir derbide bu kadar dağıldı. &lt;br /&gt;&#13;
Daha ilk andan itibaren sisin &amp;lsquo;&amp;ccedil;&amp;ouml;reklediği&amp;rsquo; baskı Beşiktaş&amp;rsquo;ı değil Fenerbah&amp;ccedil;e&amp;rsquo;nin koordinatlarını dağıttı. Orta sahayı ge&amp;ccedil;meden &amp;uuml;zerine gelmeyen rakibi karşısında uzun s&amp;uuml;re afallayıp kaldılar. Sahaya k&amp;uuml;t&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nde pek &amp;ccedil;ok defansif &amp;ouml;ğe barındıran bir 11&amp;rsquo;le &amp;ccedil;ıkmış olmasına rağmen, Siyah-Beyazlılar sezonun en akıcı ve akılcı oyununu oynadılar. Bu dağılıma uzun s&amp;uuml;re tepki veremedi Fenerbah&amp;ccedil;e. Bilica&amp;rsquo;nın oyun kurucu yanını &amp;ouml;zlediler en &amp;ccedil;ok. Ama topa rakip alanda sahip olduklarında da durum değişmedi. Belli ki Denizli&amp;rsquo;nin Alex&amp;rsquo;i Fink&amp;rsquo;lemesi oyun kurgusunu bozmuştu. Kaleye ilk anlamlı şutu yarım saat sonra &amp;ccedil;ekebildiler. Forvette &amp;lsquo;ya hep ya hi&amp;ccedil;&amp;rsquo;&amp;ccedil;i Kazım da, Santos&amp;rsquo;lu, Carlos&amp;rsquo;lu sol cenah da etkisizdi. Orta sahanın direnciyle ge&amp;ccedil;ti ilk yarı, idare-i maslahat misali. Ama ikinci yarıda bu kırılgan yapı dağıldı. &amp;Ouml;zellikle de G&amp;ouml;khan G&amp;ouml;n&amp;uuml;l&amp;rsquo;&amp;uuml;n epey s&amp;uuml;redir devam eden defans zaafı art arda gelen iki gol&amp;uuml;n faturasına yazıldı. &lt;br /&gt;&#13;
İkinci yarıya ilk yarıdaki devinimin gazıyla giren Beşiktaş&amp;rsquo;ın sonu&amp;ccedil; alması bekleniyordu. Garip olan, rakibin oyununa vermesi gereken tepkime s&amp;uuml;resini ge&amp;ccedil;iren Fenerbah&amp;ccedil;e&amp;rsquo;nin ataletiydi. Ger&amp;ccedil;i ilk yarı başında sanki mukabele yolları buluyor gibiydiler. Fakat sinirli-sorumsuz Emre&amp;rsquo;nin takımın ruh halini bozmasının hemen ardından gelen gollerle motivasyonları kırdı. Son yarım saatteki b&amp;uuml;t&amp;uuml;n Daum hamleleri bu ma&amp;ccedil;a &amp;ouml;zel değil bir şey &amp;uuml;retmeyip rutini aşamadı. Oysa Mustafa Denizli, s&amp;uuml;rekli ma&amp;ccedil;a m&amp;uuml;dahil oldu ve taktik zekasıyla yine bir &amp;lsquo;the ma&amp;ccedil;&amp;rsquo;ı aldı. Zaten sorun da bu değil mi? Lig tek tek ma&amp;ccedil;lardan değil, bir b&amp;uuml;t&amp;uuml;nden oluşuyor. Bakalım Kartal bu galibiyetten yola &amp;ccedil;ıkıp ge&amp;ccedil;en seneki &amp;lsquo;t&amp;uuml;m&amp;rsquo;e varabilecek mi?&lt;br /&gt;&#13;
NOT: İlgin&amp;ccedil;tir, sanki futbolumuzdaki b&amp;uuml;t&amp;uuml;n karanlık dehlizleri gizlemeye soyunmuş yoğun bir sis altında oynandı d&amp;uuml;nk&amp;uuml; karşılaşma. Bahis skandalı, trib&amp;uuml;n sıkıntıları, y&amp;ouml;netimlerin garip tasarrufları y&amp;uuml;z&amp;uuml;nden giderek anlam kayması yaşayan bir oyuna fon gibiydi tablo. Bana Attil&amp;acirc; İlhan&amp;rsquo;ın &amp;lsquo;Sisler Bulvarı&amp;rsquo;nı hatırlattı. Kazanınca b&amp;uuml;t&amp;uuml;n k&amp;uuml;sk&amp;uuml;nl&amp;uuml;klere inat galibiyetin keyfine varan Beşiktaş trib&amp;uuml;n&amp;uuml;ne armağan olsun: Eğer Sisler Bulvarı olmasa / Eğer bu şehirde bu bulvar olmasa / Ş&amp;uuml;phesiz bir delilik yapardım / Hi&amp;ccedil; kimse beni anlayamazdı / (...) Artık kalbimi susturamıyorum.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>BAĞIŞ ERTEN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>ORAL ÇALIŞLAR - Kongra-Gel'den Zübeyir Aydar: 'Kandil'den şimdilik geliş yok'</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965665</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Zübeyir Aydar, SHP ve DEP eski milletvekili. PKK'nın oluşturduğu Kongra-Gel'de geçen yılki kongreye kadar başkan konumundaydı. Onunla Brüksel'de karşılaştık. Türkiye'ye dönmeye hazırlandığımız sırada onu görmek bizim için sürpriz oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Z&amp;uuml;beyir Aydar, SHP ve DEP eski milletvekili. PKK&amp;rsquo;nın oluşturduğu Kongra-Gel&amp;rsquo;de ge&amp;ccedil;en yılki kongreye kadar başkan konumundaydı. Onunla Br&amp;uuml;ksel&amp;rsquo;de karşılaştık. T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;ye d&amp;ouml;nmeye hazırlandığımız sırada onu g&amp;ouml;rmek bizim i&amp;ccedil;in s&amp;uuml;rpriz oldu. Milliyet&amp;rsquo;ten Derya Sazak&amp;rsquo;la birlikte, tanıdığımız bir siyaset&amp;ccedil;iyi g&amp;ouml;rmenin &amp;ouml;tesinde, son aylarda g&amp;uuml;ndemin en &amp;ouml;n sırasında yer alan &amp;lsquo;a&amp;ccedil;ılım&amp;rsquo; konusunu ayrıntılı bi&amp;ccedil;imde konuşabileceğimiz bir isme rastladığımıza sevindik.&lt;br /&gt;&#13;
PKK&amp;rsquo;nın son gelişmelere ilişkin tutumunu &amp;ouml;ğrenebilmek a&amp;ccedil;ısından Aydar &amp;ouml;nemli ve doğru bir referanstı: &amp;ldquo;Biraz once Kongra-Gel Başkanı Remzi Kartal da buradaydı. Bir hastane randevusu olduğu i&amp;ccedil;in ayrılmak zorunda kaldı&amp;rdquo; diyerek s&amp;ouml;ze başladı. Biz sorduk o cevapladı. R&amp;ouml;portajdan ziyade &amp;lsquo;durumu anlamak amacıyla yapılan bir sohbet&amp;rsquo; ger&amp;ccedil;ekleştirdik...&lt;br /&gt;&#13;
Z&amp;uuml;beyir Aydar, &amp;ldquo;H&amp;uuml;k&amp;uuml;metin ne yapacağını tam anlamış değiliz. Bir yol haritası da olduğundan s&amp;ouml;z edilemez. Bizim tarafta ciddi bir g&amp;uuml;vensizlik olduğunu s&amp;ouml;yleyebilirim&amp;rdquo; dedi.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;Neden bu kadar g&amp;uuml;vensizsizin?&amp;rsquo; diye sorunca şunları ilave etti:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Operasyonlar ge&amp;ccedil;mişe g&amp;ouml;re azalsa da s&amp;uuml;r&amp;uuml;yor. &lt;br /&gt;&#13;
Top atışları hi&amp;ccedil; kesilmedi. Kandil &amp;uuml;zerinde taciz u&amp;ccedil;uşları devam ediyor. DTP&amp;rsquo;ye y&amp;ouml;nelik yapılan operasyonlarda &amp;ccedil;ok sayıda parti y&amp;ouml;neticisi tutuklandı. H&amp;acirc;l&amp;acirc; mahkemeye &amp;ccedil;ıkarılmadılar ve tutuklular.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Aydar bunları s&amp;ouml;yledikten sonra bazı ilaveler yapma gereğini duydu:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;PKK 5 Aralık 2008&amp;rsquo;den bu yana &amp;ouml;nceden planlanmış hi&amp;ccedil;bir silahlı eylemde bulunmadı. Askeri operasyonlarla karşılaşmadık&amp;ccedil;a ateş a&amp;ccedil;madı. Asker de 29 Mart 2009 tarihine kadar operasyon yapmadı. Yerel se&amp;ccedil;imlerin hemen ardından operasyonlar yeniden başladı. Şunu vurgulamak isterim, T&amp;uuml;rk Silahlı Kuvvetleri de eskisi gibi yoğun operasyonlar yapmıyor. Ama yine de yapıyor.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;H&amp;uuml;k&amp;uuml;metin bir kafa karışıklığı i&amp;ccedil;inde olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yoruz. Bize h&amp;uuml;k&amp;uuml;metten ulaşmış hi&amp;ccedil; bir ciddi mesaj yok. Ne yapacaklarını da bilmiyoruz. Zorluklarını anlıyoruz. Şundan herkes emin olsun ki, s&amp;uuml;reci biz tıkamayacağız. B&amp;ouml;yle bir l&amp;uuml;ks&amp;uuml;m&amp;uuml;z yok. Karşı tarafı tahrik etmek gibi bir niyetimiz de yok. Kandil&amp;rsquo;den gelen grubu da tıkanıklığı aşmak i&amp;ccedil;in g&amp;ouml;nderdik.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Yolda yeni gruplar var mı? İ&amp;ccedil;işleri Bakanının s&amp;ouml;ylediği gibi b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir PKK&amp;rsquo;lı grubun gelmesi s&amp;ouml;z konusu mu?&amp;rdquo; sorusunu şu şekilde yanıtladı:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Şimdilik b&amp;ouml;yle bir kararımız yok. Neden olsun ki. Biz K&amp;uuml;rt kimliğine ilişkin, K&amp;uuml;rtlerin demokratik taleplerine ilişkin ciddi bir gelişme g&amp;ouml;rm&amp;uuml;yoruz. Bakanın Meclis&amp;rsquo;te s&amp;ouml;z&amp;uuml;n&amp;uuml; ettiği adımlar ise tatmin edici değil.&amp;rdquo; &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;&amp;Ouml;rneğin ne gibi adımlar bekliyorsunuz?&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Dil konusunda ciddi bir a&amp;ccedil;ılım yok. Hala asimilasyon politikalarından vazge&amp;ccedil;medikleri izlenimi i&amp;ccedil;indeyiz. K&amp;uuml;rt&amp;ccedil;enin ders olarak okutulması i&amp;ccedil;in Anayasa değişikliği gerektiğini biliyoruz. Bu konuda bir temenniden bile s&amp;ouml;z edilemez. Y&amp;uuml;zde 10 barajın d&amp;uuml;ş&amp;uuml;r&amp;uuml;lmesi bir jest olabilir. Nerede? B&amp;uuml;t&amp;uuml;n partilere hazine yardımı yapılıyor, DTP alamasın diye bin t&amp;uuml;rl&amp;uuml; değişiklik yapıldı. Bunlar aslında K&amp;uuml;rt sorununun &amp;ouml;z&amp;uuml;yle ilgili konular da değil. Demokratikleşme i&amp;ccedil;in, demokratik T&amp;uuml;rkiye i&amp;ccedil;in gerekli olan şeyler.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
G&amp;uuml;vensizlik konusuna yeniden d&amp;ouml;nd&amp;uuml;k.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;&amp;Ouml;calan&amp;rsquo;ın &amp;lsquo;Yol haritası&amp;rsquo; notlarını neden avukatlara vermiyorlar? Bu tutumlar g&amp;uuml;vensizliği k&amp;ouml;r&amp;uuml;kl&amp;uuml;yor. &lt;br /&gt;&#13;
Bizim bir takvime ihtiyacımız var. H&amp;uuml;k&amp;uuml;met ne zaman ne yapmayı planlıyor, bunu bilmek istiyoruz. Somut adımları g&amp;ouml;rmek istiyoruz.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Derya ile birlikte yeniden soruyoruz. &amp;ldquo;Dağdan iniş mesajı anlamına gelebilecek yeni grupların Kandil&amp;rsquo;den gelmesi s&amp;ouml;z konusu olamaz mı?&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;rneğin 150 kişilik bir PKK&amp;rsquo;lı grubun geleceğinden s&amp;ouml;z edildi. M&amp;uuml;mk&amp;uuml;n m&amp;uuml; bunlar?&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Şimdilik b&amp;ouml;yle bir şey s&amp;ouml;z konusu değil. Bizim de kendi kamuoyumuz ve beklentileri var. Kolay değil. Ancak s&amp;uuml;reci tıkamayacağımızı bir kez daha ifade etmek isterim.&amp;nbsp; Yapabileceğimiz şeyler varsa, konuşur yaparız.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Z&amp;uuml;beyir Aydar, kendi kamuoylarındaki &amp;ccedil;eşitliliğe de dikkat &amp;ccedil;ekti. &amp;ldquo;Kandil var, Yurtdışı var, İmralı, T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;deki kamuoyumuz var. Bunların hepsinin bir uyum i&amp;ccedil;inde olmasıyla bazı adımlar atılıyor. &lt;br /&gt;&#13;
Bizim işimiz de o kadar kolay değil.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Bu g&amp;ouml;r&amp;uuml;şmeden edindiğim izlenim &amp;ouml;zetle şu: PKK şimdilik bekleme i&amp;ccedil;ine girmiş durumda. H&amp;uuml;k&amp;uuml;metten yeni adımlar atmasını bekliyor. Kısa vadede Kandil&amp;rsquo;den yeni grupların gelme ihtimali y&amp;uuml;ksek g&amp;ouml;r&amp;uuml;nm&amp;uuml;yor.&lt;br /&gt;&#13;
Bir taraftan yeni bir hamle gelmezse şimdilik konu durulmuş gibi g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;yor.&lt;br /&gt;&#13;
Not: Br&amp;uuml;ksel&amp;rsquo;de 19 Kasım tarihinde ger&amp;ccedil;ekleştirilen &amp;lsquo;Dersim 1937-38 Aleviler, Yaşananlar Devletin Rol&amp;uuml;&amp;rsquo; konferansının d&amp;uuml;zenleyicisi olarak adından s&amp;ouml;z ettiğim Avrupa Parlamentosu milletvekili Jurgen Klote&amp;rsquo;nin Yeşiller Partisi milletvekili olduğunu yazdım. İşin doğrusu Jurgen Klote Alman Sol Parti&amp;rsquo;den Avrupa Parlamentosu milletvekili olacaktı.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>ORAL ÇALIŞLAR</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>HAKKI DEVRİM - Yalnız size söyleyebileceğim bir beceriksizlikten çok şikâyetçiyim</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965664</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Diyeceklerim size, sanki yalnız bana yakın yaştakileri ilgilendirirmiş gibi gelecek. Hayır! Yaş ve cinsiyet farkı gözetmeden size seslenirken, hepimizi ilgilendirecek şeyler söyleyeceğim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Diyeceklerim size, sanki yalnız bana yakın yaştakileri ilgilendirirmiş gibi gelecek. Hayır! Yaş ve cinsiyet farkı g&amp;ouml;zetmeden size seslenirken, hepimizi ilgilendirecek şeyler s&amp;ouml;yleyeceğim.&lt;br /&gt;&#13;
Yaşlı adamın &amp;ouml;nce kendinden, sonra yakınlarından, nihayet insanlardan şik&amp;acirc;yeti de sanmayın.&lt;br /&gt;&#13;
Şik&amp;acirc;yetin, zaman ge&amp;ccedil;tik&amp;ccedil;e &amp;ccedil;ocukluğunuzda zannettiğimiz kadar işe yarar bir duygu olmadığını &amp;ouml;ğreniyoruz. Bunu&amp;nbsp; kafanıza kakılmadan, kendiniz fark ettiyseniz ne mutlu size! Mutlu dediğime bakmayın, lafın gelişi bunu b&amp;ouml;yle s&amp;ouml;yletir. Algılanması pek hoş bir d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nce, hele duygu değildir.&lt;br /&gt;&#13;
*&lt;br /&gt;&#13;
Bizim buranın Ermenileri arasında, bilmem farkında mısınız, T&amp;uuml;rk&amp;ccedil;e&amp;rsquo;yi, en kendine g&amp;uuml;venenimizden daha iyi bilenler vardır. &amp;Ouml;yle biri s&amp;ouml;ylemiş olmalı, hep Anadolu Ermenisi ağzıyla tekrarlanır: Laf dediğin lapa gibi deel, pilaf gibi tagne tagne olmalı, diye.&lt;br /&gt;&#13;
Belki de bizimkilerin vaktiyle Adapazarı Ermenilerinden &amp;ouml;ğrendikleri bir deyiştir. Konuşurken telaşımızdan laf laf &amp;uuml;st&amp;uuml;ne bindirdiğimizi işitir işitmez, uyarı olarak bunu hatırlatırlardı:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Tagne tagne, dediler mi anlardık. S&amp;ouml;yleyeceğimizi tane tane s&amp;ouml;ylememiz, doğru telaffuz etmemiz gerektiğini.&lt;br /&gt;&#13;
*&lt;br /&gt;&#13;
S&amp;ouml;ze, son zamanlarda beni &amp;ccedil;ok tedirgin eden, eski ve k&amp;ouml;t&amp;uuml; bir huyumdan başlayayım. Bana mahsus da değil. Hepimizin ortak bir kusurudur, diye biliyorum. Son zamanda etraftan kolay fark edilir oldu ki, kendi &amp;ccedil;ocuklarımdan da ihtar almaya başladım.&lt;br /&gt;&#13;
Zaman!&lt;br /&gt;&#13;
İnsanın, &amp;ccedil;ok değil birka&amp;ccedil; b&amp;uuml;y&amp;uuml;k ger&amp;ccedil;eğinden biri. &amp;Ouml;l&amp;uuml;m gibi... S&amp;ouml;z konusu canlı insansa eğer, &amp;ouml;l&amp;uuml;m ger&amp;ccedil;eği bile zamanın yanında s&amp;ouml;n&amp;uuml;k kalıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Ayağım h&amp;acirc;l&amp;acirc; yere ermedi, değil mi? Desenize bana Allah aşkına, Hakkı bu senin tarzın değil. Demek istediğini bildiğin, bizi de alıştırdığın gibi de, diye!..&lt;br /&gt;&#13;
Ayının kırk masalı var, derler; kırkı da ahlat &amp;uuml;st&amp;uuml;ne. Benimki de &amp;ouml;yledir aslında... Derdim gazetelerle. B&amp;ouml;yle deyince akla gelen kişilerle, hadiselerle, meselelerle ilgili değil... Doğrudan gazetelerle. Basılı kağıt halindeki gazetelerle... Hani &amp;uuml;&amp;ccedil; beş tanesinin sayfalarını &amp;ccedil;evirince, elinizi zifte bulaştırılmış gibi kapkara eden gazetelerle... Zaman ger&amp;ccedil;eği dedik ya az &amp;ouml;nce, zamanla inanamayacağınız &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;de değişebilen, nitekim değişmiş olan gazetelerle...&lt;br /&gt;&#13;
*&lt;br /&gt;&#13;
Herkes unutmuş g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;rken şu fark beni yormakta devam ediyor. Yarım y&amp;uuml;zyıl &amp;ouml;nce evet, belki o kadar da değil... T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de gazeteler hafta i&amp;ccedil;i g&amp;uuml;nlerde altı sayfadan fazla &amp;ccedil;ıkamazdı. Hafta sonu iki veya d&amp;ouml;rt sayfalık bir pazar eki, belki... İzmit fabrikası eklerin kağıdını indirimli fiyatla da vermezdi. Kıvranırdık o 6 sayfanın i&amp;ccedil;ine her şeyi sığdıracağız, diye...&lt;br /&gt;&#13;
Bir gazeteyi, resm&amp;icirc; ilan metinleri de dahil, satır satır okusanız bir saat yeterdi. Ve sanırım İstanbul&amp;rsquo;da yayımlanan gazetelerin sayısı da on kadardı. Altışar sayfadan 60 sayfa eder. G&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zde tek başına H&amp;uuml;rriyet &amp;ccedil;oğu g&amp;uuml;n, ge&amp;ccedil;miş d&amp;ouml;nem İstanbul gazetelerinin tamamına eşit sayfa sayısıyla &amp;ccedil;ıkıyor. &lt;br /&gt;&#13;
Ve ben zavallı, 6 sayfayı taramaya yeter zaman zarfında, 60 sayfalık gazeteyi g&amp;ouml;zden ge&amp;ccedil;ireceğim diye paralanıyorum. 11/12 gazete oluyor masamda her sabah... G&amp;ouml;zden ge&amp;ccedil;irmeye, inanın 6 saat yetmiyor.&lt;br /&gt;&#13;
Muntazam uyuyan, gazeteler dışında kitaplar da okuyabilen, toplantılara zaman ayıran, tiyatro ve sinemalar yanında futbol karşılaşmalarını da takip eden ve her sabah gazetelerin tamamını sabır ve dikkatle okumadan eline kalem almayan adam... Hafta sonu evde &amp;ccedil;alıştığım g&amp;uuml;nler, &amp;ccedil;ocuklar halime acımakla kalmıyor... G&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;, zamanımı sağlıklı ve faydalı şekilde kullanayım diye beni adamakıllı zorluyorlar.&lt;br /&gt;&#13;
Zeynep kızım tutturdu:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; &amp;Uuml;&amp;ccedil; g&amp;uuml;n yazan bir &amp;ccedil;ok k&amp;ouml;şeyazarı var, sen de &amp;ouml;yle yap, diyor. Altı g&amp;uuml;n yazacağım diye hırpalıyorsun kendini...&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Olur mu Zeynepciğim. Gazete de bana verdiği parayı 6 yazıdan 3 yazıya, yani yarı yarıya indirirse, ne yaparım?&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Yapmazlar &amp;ouml;yle şey! (Beni kırmayacağını bilse, &amp;laquo;Belki de memnun olurlar&amp;raquo; diyecek.)&lt;br /&gt;&#13;
Kardeşim Işıl, Brigitte kızım, torunlarım.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Ne oldu Boğaz y&amp;uuml;r&amp;uuml;y&amp;uuml;şleri, diye başımın etini yeseler de... Ne m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n! &amp;Uuml;&amp;ccedil; d&amp;ouml;rt yıldır y&amp;uuml;r&amp;uuml;y&amp;uuml;ş sporundan mahrumum.&lt;br /&gt;&#13;
*&lt;br /&gt;&#13;
Beni asıl yoran, işimi kendi istediğim gibi yapamayışım oluyor. Rakibiniz b&amp;uuml;t&amp;uuml;n gazete yorumcularını ve sohbet erbabının o g&amp;uuml;nk&amp;uuml; yazılarını okumadan kaleme davranmak, insanı nasıl rahatsız eder, anlatmakta g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml;k &amp;ccedil;ekerim.&lt;br /&gt;&#13;
Melek&amp;rsquo;in de yardımıyla kendi arşivimizi d&amp;uuml;zenli tutmaya &amp;ccedil;alışıyoruz. Zaman el vermiyor. Masalarımda (evde ve gazetede), yatağımın başucunda yığınla kitap beni bekliyor. Onlara gerekli zamanı ayıramayışım başlı başına bir mutsuzluk sebebi.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;alışma saatleri dışında buluşmaya can attığım arkadaşlarımın sayısı yazık ki &amp;ccedil;ok azaldı. Artık olmayışlarına &amp;uuml;z&amp;uuml;l&amp;uuml;rken, inanır mısınız olsaydılar bu sefer de onlarla bir araya gelecek vakit bulamayacaktım, diye dertleniyorum.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Ee bu yaşta sen de &amp;ccedil;alışmayıver, yaşıtların gibi otur oturduğun yerde! Her g&amp;uuml;n yazma, kanal kanal, konferans panel dolaşma, diyeceksiniz.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;alışmadan yaşamama yetecek iradım yok benim. Emekli bahşişim, G&amp;uuml;lseren Hanım&amp;rsquo;la oturduğumuz dairenin y&amp;ouml;netim giderlerini karşılamıyordu. Yeter ve g&amp;uuml;venilir gelirim olsa da, yayılıp oturamazdım. Onu da bilirim.&lt;br /&gt;&#13;
*&lt;br /&gt;&#13;
Ne anlamı var b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bunları size anlatmamın? Son noktayı koymadan onu da s&amp;ouml;yleyeyim. &amp;laquo;Vah zavallı, baksana pek perişanmış!&amp;raquo; diye merhamet, himaye ve alaka dilenciliği edecek yapıda değilim. Bu anlamda beni bir tahkir edene de rastlamadım.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Peki &amp;ouml;yleyse niye karşımızda durup tazall&amp;uuml;m-&amp;uuml; h&amp;acirc;l ediyorsun (&amp;laquo;H&amp;acirc;linden şik&amp;acirc;yet edip sızlanıyorsun?&amp;raquo;) diye soracaksınız.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Hayır hayır! Şefaat (&amp;laquo;Şu&amp;ccedil;umu bağışlayın&amp;raquo;) talebi değil bu. Size ben kendimi şik&amp;acirc;yet ediyorum. Bir k&amp;ouml;t&amp;uuml; huyumdan şekv&amp;acirc;&amp;rsquo;dır (şik&amp;acirc;yettir) bu!&lt;br /&gt;&#13;
Zamanımı akıllıca değerlendirmeyi ben h&amp;acirc;l&amp;acirc; beceremiyorum. İşte mesele bu!&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>HAKKI DEVRİM</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>NUR ÇİNTAY A. - Her yolun başı 'Ordu' mu?</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965661</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Gürbüz Doğan Ekşioğlu'nun kedili New Yorker kapaklarıyla Uğurcan Ataoğlu'nun kalpli pembe/gri Elif Şafak 'Aşk'ının ortak yanı ne olabilir?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;G&amp;uuml;rb&amp;uuml;z Doğan Ekşioğlu&amp;rsquo;nun kedili New Yorker kapaklarıyla Uğurcan Ataoğlu&amp;rsquo;nun kalpli pembe/gri Elif Şafak &amp;lsquo;Aşk&amp;rsquo;ının ortak yanı ne olabilir? &lt;br /&gt;&#13;
Ordu! Ama bir s&amp;uuml;redir g&amp;uuml;ndemdeki bi&amp;ccedil;imiyle değil, Karadeniz&amp;rsquo;de Samsun&amp;rsquo;la Giresun&amp;rsquo;un arasındaki haliyle. &lt;br /&gt;&#13;
Hafta i&amp;ccedil;inde ilgin&amp;ccedil; bir sergi a&amp;ccedil;ıldı. &lt;br /&gt;&#13;
Ordu k&amp;ouml;kenli d&amp;ouml;rt sanat&amp;ccedil;ının işlerinden se&amp;ccedil;meler sergileniyor. &lt;br /&gt;&#13;
Aynı şehirde farklı zamanlarda doğmuş d&amp;ouml;rt kişi: G&amp;uuml;rb&amp;uuml;z Doğan Ekşioğlu, Emin &amp;Ouml;zt&amp;uuml;rk, Sadık Karamustafa ve Uğurcan Ataoğlu. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Yaptıkları işler doğup b&amp;uuml;y&amp;uuml;d&amp;uuml;kleri coğrafyanın zek&amp;acirc;sı mı, zek&amp;acirc;nın coğrafyası mı?&amp;rdquo; diye sormuşlar her birinin ayrı harfini tasarladığı sergi afişinde. Sahiden de insanın doğduğu yerle, sonradan kendinin yaptığı yerle, k&amp;ouml;klerinin olduğu veya k&amp;ouml;klerini saldığı yerle ya da k&amp;ouml;ks&amp;uuml;z ge&amp;ccedil;inip d&amp;uuml;nyayı mek&amp;acirc;n bellemekle ilgili bir s&amp;uuml;r&amp;uuml; şey d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;r&amp;uuml;yor bu d&amp;ouml;rt sanat&amp;ccedil;ının bir arada sergilenen ill&amp;uuml;strasyon, resim ve grafik &amp;uuml;r&amp;uuml;nleri. &lt;br /&gt;&#13;
İ&amp;ccedil;lerinde en &amp;ccedil;ok G&amp;uuml;rb&amp;uuml;z Doğan Ekşioğlu&amp;rsquo;nun işlerini biliyordum; o olağan&amp;uuml;st&amp;uuml; zarif &amp;ccedil;izgiler beni hep kendilerine meftun etmiştir. Fakat hayatımızda yeri olan ne &amp;ccedil;ok kitabın kapağında Sadık Karamustafa&amp;rsquo;nın imzası olduğunu g&amp;ouml;r&amp;uuml;nce sarsıldım. Emin &amp;Ouml;zt&amp;uuml;rk&amp;rsquo;&amp;uuml;n kocaman ayaklı, dantel kaşlı tipleri, T&amp;uuml;rk-Rum-Ermeni kanka futbolcuları &amp;ccedil;ok hoştu. En son &amp;lsquo;Aşk&amp;rsquo;ın kapağıyla andığımız, sonu&amp;ccedil;ta bir hukukumuz olan Uğurcan Ataoğlu&amp;rsquo;nunsa ne &amp;ccedil;ok festival afişini, alb&amp;uuml;m kapağını, senelerdir g&amp;ouml;z&amp;uuml;m&amp;uuml;z&amp;uuml;n &amp;ouml;n&amp;uuml;nde olmuş ama onun elinden &amp;ccedil;ıktığını bilmediğimiz &amp;ccedil;ocuğunu g&amp;ouml;r&amp;uuml;nce resmen utandım! &lt;br /&gt;&#13;
D&amp;ouml;rd&amp;uuml;n&amp;uuml; bir arada g&amp;ouml;r&amp;uuml;p coğrafyanın etkisini hesap etmek i&amp;ccedil;in iyi bir fırsat: Caddebostan K&amp;uuml;lt&amp;uuml;r Merkezi&amp;rsquo;nde. 11 Aralık&amp;rsquo;a kadar.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Changa&amp;rsquo;da birka&amp;ccedil; &amp;lsquo;delilik&amp;rsquo; diyelim!&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
Burası her defasında benzer hisleri ayaklandırıyor bende: Bu insanların bilgisine, g&amp;ouml;rg&amp;uuml;s&amp;uuml;ne, &amp;ccedil;abasına, enerjisine hayranlık. Bu defa birka&amp;ccedil; noktada &amp;lsquo;Yok artık!&amp;rsquo; dedim; Sıraselviler&amp;rsquo;deki tadım m&amp;ouml;n&amp;uuml;s&amp;uuml; u&amp;ccedil;muş bu sefer.&lt;br /&gt;&#13;
Mazruftan &amp;ouml;nce zarfa bakalım: Changa&amp;rsquo;nın sahipleri en son yaptıkları Japonya seyahatinden, &amp;ouml;zellikle de Kyoto&amp;rsquo;daki Kaiseki stilinden &amp;ccedil;ok hoşlanmış ve hafif&amp;ccedil;e dokundurmuşlar bunu kendi m&amp;ouml;n&amp;uuml;lerine. Kaiseki, yiyeceği tadıyla, dokusuyla, g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;yle, rengiyle bir sanat kabul ediyor. Tabaklar, &amp;ccedil;atallar ayrı bir &amp;ouml;nem kazanıyor. Changa&amp;rsquo;da şu anda tadım m&amp;ouml;n&amp;uuml;s&amp;uuml;n&amp;uuml;n sunulduğu sanat eseri tabaklar tam m&amp;uuml;zelik. Hepsi tek tek se&amp;ccedil;ilmiş, 1940&amp;rsquo;lardan gelme tasarım tabaklar, 19. y&amp;uuml;zyıl sonu ve 20. y&amp;uuml;zyıl başı &amp;uuml;retilmiş g&amp;uuml;m&amp;uuml;ş &amp;ccedil;atal-kaşıklar bunlar. &lt;br /&gt;&#13;
Sıraselviler Changa&amp;rsquo;da normal m&amp;ouml;n&amp;uuml;n&amp;uuml;n dışında yaklaşık on &amp;ccedil;eşit mini porsiyondan oluşan ve her sezon değişen bir tadım m&amp;ouml;n&amp;uuml;s&amp;uuml; var. Yurtdışındaki pek &amp;ccedil;ok havalı restoran da uyguluyor bu sistemi. Makul fiyata mutfağın &amp;ccedil;izgisini hissetmek i&amp;ccedil;in bire bir. &lt;br /&gt;&#13;
Bu seferki t&amp;ouml;ren, ge&amp;ccedil;en seneden bildiğimiz &amp;lsquo;marifetli&amp;rsquo; bardaklarda, ikisi birbirine karışmayan &amp;ccedil;ift &amp;ccedil;orbayla başlıyor. Ge&amp;ccedil;en seferki rokforlu ve balkabaklıydı, bu defa pazıyla pancarı eşleştirmişler.&lt;br /&gt;&#13;
Beni en &amp;ccedil;ıldırtanlar tavuk konsome shot ile levrek oldu: &lt;br /&gt;&#13;
Tavuk konsome shot, &amp;ccedil;evresine tuz ve karabiber s&amp;uuml;r&amp;uuml;lm&amp;uuml;ş k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;c&amp;uuml;k bir kadehte &lt;br /&gt;&#13;
gelen &amp;ccedil;arpıcı bir alternatif sorbe. &lt;br /&gt;&#13;
Fındıklı elma pestili refakatindeki kremalı fesleğen soslu levrek ise kolay anlatılabilir bir şey değil. Zirve, doruk filan, pek hoşlanmadığım kelimeler bunlar, bir &amp;lsquo;delilik&amp;rsquo; deyip ge&amp;ccedil;eyim!&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Yerli malı nyotaimori: Pilav &amp;uuml;st&amp;uuml; az kuru&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
Nyotaimori vesilesiyle M&amp;uuml;sl&amp;uuml;m G&amp;uuml;rses&amp;rsquo;e &amp;lsquo;Helal olsun!&amp;rsquo; diyeceği kimin aklına gelir? &amp;lsquo;Pilav &amp;uuml;st&amp;uuml; d&amp;ouml;ner&amp;rsquo; demiş suşiye ve de &amp;ccedil;ıplak kadın bedeninde suşi sunumu işine, bizdeki haliyle pilav &amp;uuml;st&amp;uuml; az kuru hatta. &lt;br /&gt;&#13;
İkinci sayfalara mesafeli okur dikkat etmemiş olabilir: İstanbul&amp;rsquo;daki bir mek&amp;acirc;n bundan birka&amp;ccedil; hafta &amp;ouml;nce b&amp;uuml;y&amp;uuml;k tantanayla &amp;lsquo;nyotaimori&amp;rsquo; servisi başlattığını muştuladı. D&amp;uuml;nyada artık demodeleşen bu olay, &amp;ccedil;ıplak kadın bedeni &amp;uuml;st&amp;uuml;nde yapraklar ve &amp;ccedil;i&amp;ccedil;ekler refakatinde suşi sunumu demek ve bu rit&amp;uuml;elin başta temizlik olmak &amp;uuml;zere 40 t&amp;uuml;rl&amp;uuml; olmazsa olmazı var. &lt;br /&gt;&#13;
Fakat bizimkilerin hali i&amp;ccedil;ler acısıydı. &lt;br /&gt;&#13;
Bir kere kızlar &amp;ccedil;ıplak değil bikinili, i&amp;ccedil; &amp;ccedil;amaşırlıydı! Ne t&amp;uuml;r bir hijyen hazırlığı yaptıklarına dair sorularsa &amp;ldquo;Eee ağda, eee pedik&amp;uuml;r&amp;rdquo; diye cevaplanıyordu! &lt;br /&gt;&#13;
M&amp;uuml;sl&amp;uuml;m Baba&amp;rsquo;nın sahne aldığı gece, altına ciddi ciddi etek, &amp;uuml;st&amp;uuml;ne de leoparlı sutyen giydirilmiş suşi tepsisi mankencağızın. G&amp;ouml;beğine de en garibanından aynı model suşiler dizilmiş bir d&amp;uuml;zine kadar. &amp;Ouml;yle zavallı bir hal... &lt;br /&gt;&#13;
Pilav &amp;uuml;st&amp;uuml; az kuruya hakaret sayılır bu.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>NUR ÇİNTAY A.</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>SEVİN OKYAY - Kötü haberler ardı ardına: Önce Enke şimdi De Nigris</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965657</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Gaziantepspor'un, dün  Süper Lig'de kendi sahasında Bursaspor ile yaptığı karşılaşmada ev sahibi taraftarlara 15 bin maske De Nigris maskesi dağıtılacak diye bekliyordum ama olmadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gaziantepspor&amp;rsquo;un, d&amp;uuml;n&amp;nbsp; S&amp;uuml;per Lig&amp;rsquo;de kendi sahasında Bursaspor ile yaptığı karşılaşmada ev sahibi taraftarlara 15 bin maske De Nigris maskesi dağıtılacak diye bekliyordum ama olmadı. Yunanistan&amp;rsquo;ın Larissa takımında oynayan ve kalp krizinden &amp;ouml;len eski futbolcusu Antonio De Nigris yine de Kamil Ocak&amp;rsquo;ta unutulmadı.Ge&amp;ccedil;en haftaki &amp;uuml;z&amp;uuml;c&amp;uuml; Enke olayının / intiharının ardından, bu hafta da karşımızda intihar gibi bir &amp;ouml;l&amp;uuml;m var. Meksika milli formasını 16 kez giyen 31 yaşındaki futbolcu, gece evinde kriz ge&amp;ccedil;irip kalpten &amp;ouml;ld&amp;uuml;.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Uuml;stelik de hastalığı burada oynarken tespit edildiği halde. De Nigris, Larissa&amp;rsquo;ya transfer olmadan &amp;ouml;nce T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de &amp;uuml;&amp;ccedil; ayrı kul&amp;uuml;pte oynamıştı. Meksikalı futbolcunun hen&amp;uuml;z 31 yaşında olmasına karşın kalp krizi ge&amp;ccedil;irerek hayatını kaybetmesi, futbolculara yapılan sağlık kontrollerini de g&amp;uuml;ndeme taşıdı. De Nigris&amp;rsquo;in T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de son olarak formasını giydiği takım olan Ankarag&amp;uuml;c&amp;uuml;&amp;rsquo;n&amp;uuml;n genel menajeri Ender Yurtg&amp;uuml;ven, futbolcunun sağlık durumu konusunda kendisi başta olmak &amp;uuml;zere, menajerini, avukatını ve T&amp;uuml;rkiye Futbol Federasyonu&amp;rsquo;nu uyardıklarını s&amp;ouml;yledi. Rahatsızlık, De Nigris Ankaraspor&amp;rsquo;da oynarken ortaya &amp;ccedil;ıkmış. Kimse ciddiye almamış, hatta onun s&amp;ouml;zleşmesini feshetmek i&amp;ccedil;in bahane aradıklarından dem vurulmuş. &amp;ldquo;Meksikalı milli bir futbolcuya bu şekilde davranarak, T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin imajını zedeliyorsunuz&amp;rdquo; bile demişler. Ne var ki Yurtg&amp;uuml;ven, Larissa&amp;rsquo;yı bu konuda uyarıp uyarmadıkları hakkında bilgi vermedi. Ancak De Nigris Larissa&amp;rsquo;ya girmeden &amp;ouml;nce mutlaka rutin bir sağlık kontrolundan ge&amp;ccedil;miştir. Kalp durumu o zaman teşhis edilseydi, hayatı kurtulmuş olabilirdi.&lt;br /&gt;&#13;
Beş yaşında, Miranda adında bir kızı olan De Nigris&amp;rsquo;in &amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;n&amp;uuml;n &amp;lsquo;kardiyopulmoner sistemin patolojik nedenlerinden&amp;rsquo; kaynaklandığı belirtildi. Yunanistan Milli takımı ve Olimpiakos&amp;rsquo;un kalecisi Antonis Nikopolidis, Yunanlı Futbolcular Birliği adına bir a&amp;ccedil;ıklama yaparak, &amp;uuml;z&amp;uuml;nt&amp;uuml;s&amp;uuml;n&amp;uuml; anlatacak s&amp;ouml;z bulamadığını s&amp;ouml;yledi. Futbolcunun eşi Sonia ise kocasının gece y&amp;uuml;ksek sesle &amp;ouml;ks&amp;uuml;rmeye başladığını ve hemen &amp;uuml;niversite hastanesine kaldırdıklarını anlattı. Ama De Nigris&amp;rsquo;i hayata d&amp;ouml;nd&amp;uuml;rme &amp;ccedil;abaları sonu&amp;ccedil; vermemiş.&lt;br /&gt;&#13;
Gaziantepspor Başkanı İbrahim Kızıl, onu &amp;ouml;vd&amp;uuml;, takıma &amp;ccedil;ok faydası dokunan karakterli, iyi bir oyuncu olduğunu s&amp;ouml;yledi. Taraftarın da onu sevdiğini ekledi. Fenerbah&amp;ccedil;e ma&amp;ccedil;ındaki maskeli g&amp;ouml;sterisini h&amp;acirc;l&amp;acirc; unutmamışlar. Onunla tanışmamış olan Gaziantep Teknik Direkt&amp;ouml;r&amp;uuml; Jose Coucerio ise, kısa s&amp;uuml;re &amp;ouml;nce yardımcı hocaları Quinito&amp;rsquo;nun oğlunun da aynı yaşta &amp;ouml;ld&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml; hatırlatarak, iki &amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;n de kendilerini sarstığını belirtti. Doğrusu, hele gen&amp;ccedil; yaştaki sporcu &amp;ouml;l&amp;uuml;mleri insanı sarsıyor. Ankaraspor&amp;rsquo;daki arkadaşları da De Nigris&amp;rsquo;ten sevgiyle s&amp;ouml;z ettiler. &amp;Ouml;zellikle Murat Aky&amp;uuml;z ile Tita&amp;rsquo;nın onunla samimi oldukları ve &amp;ccedil;ok &amp;uuml;z&amp;uuml;ld&amp;uuml;kleri belli. Yakın arkadaşı Arjantinli futbolcu Zurita da De Nigris&amp;rsquo;in cenaze t&amp;ouml;renine katılacağını bildirmişti.&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de bir&amp;ccedil;ok kul&amp;uuml;p Antonio de Nigris Guajardo i&amp;ccedil;in başsağlığı mesajı yayınlarken, d&amp;uuml;nya medyası da olaya geniş yer verdi. De Nigris; T&amp;uuml;rkiye kariyerinden &amp;ouml;nce Monterrey, Club America, Poli Ejido, Once Caldas, Puebla, Pumas ve Santos takımlarında oynamıştı. 2006&amp;rsquo;nın ikinci yarısında La Liga&amp;rsquo;nın Villarreal takımından geldi, Gaziantepspor (2006-07), Ankaraspor (2008) ve Ankarag&amp;uuml;c&amp;uuml;&amp;rsquo;nde (2009) oynadı, sonra da Larissa&amp;rsquo;ya ge&amp;ccedil;ti.&lt;br /&gt;&#13;
Ama bug&amp;uuml;n onu Gaziantepspor anıyor, Aztek maskeleriyle. Yunanistan 1. liginde oynayan takımlar da d&amp;uuml;n ma&amp;ccedil;lardan &amp;ouml;nce birer dakikalık saygı duruşunda bulundu, futbolcular siyah kolluk ya da kordela ile &amp;ccedil;ıktı. Aynı uygulama bug&amp;uuml;n de s&amp;uuml;recek.&lt;br /&gt;&#13;
İnsanın i&amp;ccedil;inde bir heba olma, nafilelik duygusu filizleniyor. Bizim futbolde kalpten &amp;ouml;l&amp;uuml;me en fazla yaklaştığımız nokta, 2006 Ağustos&amp;rsquo;unda, S&amp;uuml;per Lig&amp;rsquo;in &amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; ma&amp;ccedil;ında Vestel Manisasporlu Michal Meduna&amp;rsquo;nın koroner spazmından bayılmasıydı. Galatasaray ma&amp;ccedil;ının 81. dakikasındaki bu baygınlık, herkesin &amp;ouml;d&amp;uuml;n&amp;uuml; patlatmıştı. Peki, hastaneye zor yetiştirilen Meduna futbolu bıraktı mı? Yoo, &amp;Ccedil;ek kul&amp;uuml;pleri Lazne Bohdanec ve Sokol Zivanice&amp;rsquo;nin ardından şimdi de amat&amp;ouml;r Avusturya kul&amp;uuml;b&amp;uuml; ASK&amp;Ouml; Pregarten&amp;rsquo;de oynuyor. Keşke bıraksa!&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>SEVİN OKYAY</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>CENGİZ ÇANDAR - Dersim geri geldi; Tunceli gitsin artık...</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965652</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Dersim'in Onur Öymen sayesinde 'geri döndüğü'nü, CHP yetkilisinin bir bakıma 'hayırlı' bir işe vesile olduğunu düşünenlerden biriyim ben de. 'Açılım'ın TBMM çatısı altında görüşülmesi sırasında, kimisine göre, yaptığı 'talihsiz' konuşmadan ötürü değil sadece.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dersim&amp;rsquo;in Onur &amp;Ouml;ymen sayesinde &amp;lsquo;geri d&amp;ouml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;&amp;rsquo;n&amp;uuml;, CHP yetkilisinin bir bakıma &amp;lsquo;hayırlı&amp;rsquo; bir işe vesile olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nenlerden biriyim ben de. &amp;lsquo;A&amp;ccedil;ılım&amp;rsquo;ın TBMM &amp;ccedil;atısı altında g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş&amp;uuml;lmesi sırasında, kimisine g&amp;ouml;re, yaptığı &amp;lsquo;talihsiz&amp;rsquo; konuşmadan &amp;ouml;t&amp;uuml;r&amp;uuml; değil sadece. S&amp;ouml;zlerine sahip &amp;ccedil;ıkarak ve &amp;uuml;stelik bir de Kemal Atat&amp;uuml;rk isminin arkasına saklanarak CHP&amp;rsquo;nin &amp;lsquo;ideolojik&amp;rsquo; duruşunu g&amp;ouml;zler &amp;ouml;n&amp;uuml;ne serdiği i&amp;ccedil;in.&lt;br /&gt;&#13;
Zaten &amp;ouml;yle olmasaydı, Deniz Baykal, Aleviler kıyameti kopardığı sırada yanına Onur &amp;Ouml;ymen&amp;rsquo;i alıp CHP grup toplantısına birlikte girmez, yanyana oturmazdı.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;ylece, CHP Genel Başkanı, kendisi i&amp;ccedil;in daha &amp;lsquo;&amp;ouml;ncelikli&amp;rsquo; olanın Alevi oyları değil, CHP&amp;rsquo;nin bir &amp;lsquo;ceberrut devlet partisi&amp;rsquo; olarak &amp;lsquo;ideolojik tutarlılığı&amp;rsquo; olduğunu sergilemiş oldu.&lt;br /&gt;&#13;
Nitekim, Gandi Kemal&amp;rsquo; diye &amp;lsquo;tesemm&amp;uuml;m&amp;rsquo; edilen Tuncelili Kemal Kılı&amp;ccedil;daroğlu da 24 saatlik bir gelgitten sonra hizaya geldi. &amp;lsquo;Konu kapanmıştır&amp;rsquo; diyerek Onur &amp;Ouml;ymen&amp;rsquo;in yol a&amp;ccedil;tığı gelişmenin &amp;lsquo;AKP ile DTP&amp;rsquo;nin CHP&amp;rsquo;yi zayıflatma işlemi&amp;rsquo; olduğunu &amp;ouml;ne s&amp;uuml;rerek, Dersimlilikten kendini ayırdı.&lt;br /&gt;&#13;
Kemal Kılı&amp;ccedil;daroğlu, o nedenle Dersimli değil Tuncelili. Siyaset sahnesinde devletin istihdam ettiği &amp;lsquo;korucu aşiret mensubiyeti&amp;rsquo;ni Dersimli K&amp;uuml;rt-Alevi mensubiyetine tercih etmiş durumda. Bu y&amp;ouml;n&amp;uuml;yle tek bir şeye benzemiyorsa, koca Britanya İmparatorluğu&amp;rsquo;na karşı y&amp;uuml;zmilyonlarca insanı &amp;lsquo;sivil itaatsizlik&amp;rsquo; zemininde ayağa kaldıran Mahatma Gandi&amp;rsquo;ye benzemiyor. Kılı&amp;ccedil;daroğlu, &amp;lsquo;Dersim Katliamı&amp;rsquo;nı ger&amp;ccedil;ekleştiren &amp;ccedil;izginin savunucuları Deniz Baykal-Onur &amp;Ouml;ymen hattına bazı itirazları olmakla birlikte- &amp;lsquo;itaatkar&amp;rsquo; birisi.&lt;br /&gt;&#13;
Gelgelelim, Onur &amp;Ouml;ymen&amp;rsquo;le birlikte yakın tarihimizin en dibi kazanlarından birinin kapağı a&amp;ccedil;ıldı; Tunceli Dersim&amp;rsquo;leşti artık.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Tunceli isminin Dersim olarak değiştirilmesinin b&amp;ouml;ylece &amp;ouml;n&amp;uuml; de a&amp;ccedil;ılmış oldu. Malum, y&amp;uuml;zyıllar boyu tarihte Dersim olarak anılan b&amp;ouml;lgenin adının Tunceli diye değişmesi 1935&amp;rsquo;e dayanıyor. Devletin &amp;lsquo;Tun&amp;ccedil; Eli&amp;rsquo;nin b&amp;ouml;lgenin disipline gelmeyen ahalisinin tepesine bir yumruk olarak inmesini, ineceğini uyaran bir isim olarak saptanmıştı Tunceli.&lt;br /&gt;&#13;
İsmin k&amp;ouml;keninde hi&amp;ccedil;bir tarihi ve anlamlı bir gerek&amp;ccedil;e yok. Devletin gerektiğinde vatandaşına zulmedebileceği &amp;lsquo;uyarısı&amp;rsquo; var. &amp;Ouml;yle de oldu. 1937&amp;rsquo;de Tunceli Dersim&amp;rsquo;in &amp;uuml;zerine &amp;lsquo;katliam&amp;rsquo; olarak iniverdi.&lt;br /&gt;&#13;
Ne ki, &amp;lsquo;isyan&amp;rsquo;ın adına &amp;lsquo;Tunceli İsyanı&amp;rsquo; denmedi yine de. Hem tarih kayıtlarına, hem de o g&amp;uuml;nden bug&amp;uuml;ne t&amp;uuml;m kuşakların zihnine &amp;lsquo;Dersim İsyanı&amp;rsquo; olarak ge&amp;ccedil;ti.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;A&amp;ccedil;ılım&amp;rsquo;ın TBMM&amp;rsquo;de g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş&amp;uuml;lmesi sırasındaki Onur &amp;Ouml;ymen&amp;rsquo;in tanımı sayesinde, bu da d&amp;uuml;zeltildi; bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan&amp;rsquo;ın ağzından &amp;lsquo;Dersim Katliamı&amp;rsquo; diye ifade edilmiş olduğuna g&amp;ouml;re, &amp;lsquo;Dersim İsyanı&amp;rsquo;nı, doğru bi&amp;ccedil;imde &amp;lsquo;Dersim Katliamı&amp;rsquo; olarak anmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&#13;
1937&amp;rsquo;de olanın ne olduğuna ilişkin tartışma devam etse bile, coğrafi isim değişmiyor: Dersim.&lt;br /&gt;&#13;
Dolayısıyla, Tunceli ile vedalaşmakta Dersim&amp;rsquo;i kabullenmekte yarar var. Zaten hem Dersimliler, hem de olmayanlar artık Tunceli&amp;rsquo;yi telaffuz etmez oldular.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;A&amp;ccedil;ılım&amp;rsquo;ın en heyecan verici y&amp;ouml;nlerinden biri olan &amp;lsquo;değiştirilmiş yer isimleri&amp;rsquo;nin iadesinin lafı pek edildi ama uygulama bir t&amp;uuml;rl&amp;uuml; başlayamamıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah G&amp;uuml;l&amp;rsquo;&amp;uuml;n Bitlis&amp;rsquo;in Norşin il&amp;ccedil;esinden G&amp;uuml;roymak- ge&amp;ccedil;erken, &amp;lsquo;Merhaba G&amp;uuml;roymaklılar&amp;rsquo; yerine &amp;lsquo;Merhaba Norşinliler&amp;rsquo; demesinin ve &amp;ccedil;ılgınca tezah&amp;uuml;ratla karşılanmasından bu yana &amp;uuml;&amp;ccedil; ay ge&amp;ccedil;ti. Artık hi&amp;ccedil; değilse bu konuda kımıldamanın da zamanı geldi, ge&amp;ccedil;iyor.&lt;br /&gt;&#13;
Şimdi &amp;ouml;nde gayet g&amp;uuml;zel ve meşru bir fırsat mevcut; Tunceli&amp;rsquo;nin Dersim diye değişmesi, değiştirilmesi.&lt;br /&gt;&#13;
İ&amp;ccedil;işleri Bakanı Beşir Atalay&amp;rsquo;ın bu konuda Moskova&amp;rsquo;daki a&amp;ccedil;ıklamasında &amp;lsquo;konuya olumlu bakmadığını&amp;rsquo; bildirmesini hi&amp;ccedil; anlayamadım.&lt;br /&gt;&#13;
İ&amp;ccedil;işleri Bakanı, &amp;lsquo;A&amp;ccedil;ılım&amp;rsquo;a ivme kazandırmak ve inandırıcılığını pekiştirmek i&amp;ccedil;in Tunceli&amp;rsquo;nin Dersim&amp;rsquo;le d&amp;uuml;zeltilmesini bir kez daha d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nebilir.&lt;br /&gt;&#13;
Zaten Tunceli, kamu vicdanında Dersim olmuş durumda.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Bu noktada DTP&amp;rsquo;lilerin akıl yoksunu &amp;ouml;nerilerini de g&amp;ouml;rmezden gelemeyiz. Tunceli&amp;rsquo;nin Dersim olarak değişmesi ihtimali &amp;uuml;zerine harekete ge&amp;ccedil;tiler. Diyarbakır&amp;rsquo;ın Amed, Urfa&amp;rsquo;nın Riha, Batman&amp;rsquo;ın Elih olarak değişmesi gerekiyormuş, &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; halk oraya &amp;ouml;yle diyormuş.&lt;br /&gt;&#13;
Diyarbakır&amp;rsquo;ın Amed ismi ta 1500 yıl geriye gidiyor ve S&amp;uuml;ryanice. Roma ve Bizans d&amp;ouml;neminde kullanılmış bir isim. Bundan 1500 yıl &amp;ouml;nce orada Doğu Kilisesi Patrikliği olduğu biliniyor. Ancak, Diyarbakır, 1000 yıldan fazla bir s&amp;uuml;redir Amed değil Diyarbakır. Hadi &amp;lsquo;Diyar-ıbekr&amp;rsquo; diye değiştirilsin deseler anlayacağız ama, Diyarbakır&amp;rsquo;ın Amed olmasını talep etmek, İstanbul&amp;rsquo;u Konstantinopolis yapalım demek ne kadar mantıklı ve meşru ise o kadar.&lt;br /&gt;&#13;
Batman&amp;rsquo;ın Elih&amp;rsquo;liğini yeni duyduk. K&amp;uuml;rt&amp;ccedil;e metinler dışında bir yerde raslamak zor. Urfa&amp;rsquo;yı Riha yapacağımıza Edessa yapsak daha doğru olur.&lt;br /&gt;&#13;
Bunlara ne gerek var. DTP&amp;rsquo;liler durduk yerde hi&amp;ccedil;te mantıklı olmayan &amp;lsquo;maksimalist&amp;rsquo; &amp;ouml;nerilerle Dersim&amp;rsquo;i tehlikeye d&amp;uuml;ş&amp;uuml;rd&amp;uuml;klerini fark ediyorlar mı acaba?&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;İfrat ile tefrit&amp;rsquo; arasında tersten bir &amp;ouml;rnek ise Ulaştırma Bakanı&amp;rsquo;na ait. U&amp;ccedil;aklarda K&amp;uuml;rt&amp;ccedil;e anons talebinin &amp;lsquo;&amp;uuml;niter yapımıza aykırı olduğunu&amp;rsquo; s&amp;ouml;ylemiş. T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de havaalanı adedi ve u&amp;ccedil;ak ile yolcu trafiği arttı. Diyarbakır ve Van&amp;rsquo;dan gayrı artık Mardin&amp;rsquo;de, Batman&amp;rsquo;da, Siirt&amp;rsquo;te, Muş&amp;rsquo;ta havaalanları ve hava taşımacılığı var. Hi&amp;ccedil; T&amp;uuml;rk&amp;ccedil;e bilmeyen vatandaşlarımız bu hizmeti kullanırlarken &amp;lsquo;Kemerleri Bağlayın, Yerlerinizden Kalkmayın, Tepenizdeki oksijen maskeleri a&amp;ccedil;ıldığı vakit, &amp;ouml;nce kendiniz takın, sonra &amp;ccedil;ocuğunuza takın&amp;rsquo; cinsinden yaşamsal &amp;ouml;nemde anonsların K&amp;uuml;rt&amp;ccedil;e de yapılması durumunda, T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin nasıl &amp;lsquo;b&amp;ouml;l&amp;uuml;neceğini&amp;rsquo; anlayamadık.&lt;br /&gt;&#13;
Ulaştırma Bakanı a&amp;ccedil;ıklarsa &amp;ouml;ğreneceğiz.&lt;br /&gt;&#13;
Neyse, işin kolayından ve yapılması gerekenden yola &amp;ccedil;ıkalım:&lt;br /&gt;&#13;
Tunceli artık zaten Dersim oldu. Adını koyun, resmileştirin, bitsin gitsin...&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>CENGİZ ÇANDAR</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>SUAT TAŞPINAR - 'Diva'nın akıbetinden kurtulan soprano</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965637</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Bizden 'yüksek memleket meseleleri' üzerine ahkam bekleyen, 'Türk-Rus ilişkilerinin stratejik derinliği' üzerine analiz uman hepi topu birkaç okur varsa, onları da sükut-u hayale uğratmamak için araya 'parça' koymak kaydıyla, bugün 'hayata dair' Moskova havadislerine dümen kırıyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bizden &amp;lsquo;y&amp;uuml;ksek memleket meseleleri&amp;rsquo; &amp;uuml;zerine ahkam bekleyen, &amp;lsquo;T&amp;uuml;rk-Rus ilişkilerinin stratejik derinliği&amp;rsquo; &amp;uuml;zerine analiz uman hepi topu birka&amp;ccedil; okur varsa, onları da s&amp;uuml;kut-u hayale uğratmamak i&amp;ccedil;in araya &amp;lsquo;par&amp;ccedil;a&amp;rsquo; koymak kaydıyla, bug&amp;uuml;n &amp;lsquo;hayata dair&amp;rsquo; Moskova havadislerine d&amp;uuml;men kırıyoruz. Bizim gece g&amp;uuml;nd&amp;uuml;z sokakta ayıların dolaştığı, kardan-kıştan kimsenin burnunu &amp;ccedil;ıkaramadığı, Putin-Medvedev&amp;rsquo;den başka mevzusu olmayan bir memlekette yaşamadığımızı anlayın diye...&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;Ağır mevzuyu&amp;rsquo; &amp;ouml;nden savalım; y&amp;uuml;k&amp;uuml;m&amp;uuml;z hafiflesin. Sabahın k&amp;ouml;r&amp;uuml;nde telefonum &amp;ccedil;aldı. Arayan, T&amp;uuml;rk-Rus g&amp;uuml;ndemini kişisel meselesi belleyen, vaktiyle &amp;lsquo;Rusya gurum&amp;rsquo; payesini verdiklerimden biri; Saşa. N&amp;uuml;kleer santral ihalesi haberini okumuş. Şaşkın: &amp;ldquo;Sizin derdiniz ne? Rus şirketleri &amp;ouml;zelleştirmeden Petkim&amp;rsquo;i aldı, iptal ettiniz... T&amp;uuml;praş&amp;rsquo;ı aldı, iptal ettiniz... Şimdi n&amp;uuml;kleer santrali de iptal etmişsiniz?&amp;rdquo; Bunca yıldır her b&amp;uuml;y&amp;uuml;k ihalede &amp;ccedil;arşafa dolaşılmasının ayıbını itiraf ediyorum, &amp;ldquo;Rusya&amp;rsquo;ya bir kasıt yok; hukuk-guguk...&amp;rdquo; diye geveliyorum, ama Moskova&amp;rsquo;dan bakınca manzara tufah. Beş yıldır aynı senaryo tekrarlanıyor.&amp;nbsp; Doğmamış &amp;ccedil;ocuğa don bi&amp;ccedil;ildikten, olmadık vaatlerle iştah kabartıldıktan sonra &amp;ldquo;Neylersin hukuk; pardon!&amp;rdquo; &lt;br /&gt;&#13;
denilmesi gereksiz yaralar a&amp;ccedil;abiliyor. T&amp;uuml;rkiye &amp;lsquo;ihale ciddiyeti ve hukuki zemin&amp;rsquo;den hep &amp;ccedil;akıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Gelelim &amp;lsquo;i&amp;ccedil; işlerimize&amp;rsquo;. Hafta i&amp;ccedil;i Moskova T&amp;uuml;rk Kadınlar Organizasyonu&amp;rsquo;nun -gayet aktif bir &lt;br /&gt;&#13;
dernektir- y&amp;ouml;neticisi hanımlarla &amp;ccedil;ay i&amp;ccedil;tik. Dokunsanız ağlayacaklar. Burada yerleşik T&amp;uuml;rk n&amp;uuml;fus arttık&amp;ccedil;a okul-eğitim sorunu b&amp;uuml;y&amp;uuml;yor. Ge&amp;ccedil;en yıla kadar el&amp;ccedil;ilik binasında bir daireye sığınmış olsa da, iyi k&amp;ouml;t&amp;uuml; bir T&amp;uuml;rk &amp;Ccedil;ocuk Kul&amp;uuml;b&amp;uuml; vardı. &amp;ldquo;Daha iyi, geniş yer bulunacak&amp;rdquo; denip oradan &amp;ccedil;ıkarıldılar. Ama pirince giderken bulgurdan olundu. Ne yeni yer var, ne temcit pilavına d&amp;ouml;nen T&amp;uuml;rk K&amp;uuml;lt&amp;uuml;r Merkezi-T&amp;uuml;rk Okulu projelerinden somut bir adım...&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
İşin en acı tarafı, Moskova&amp;rsquo;da Erdoğan&amp;rsquo;ın alayı vala ile a&amp;ccedil;tığı, yasal sorunlar y&amp;uuml;z&amp;uuml;nden duvara toslayan,&amp;nbsp; satıldı denip durulan TOBB&amp;rsquo;un T&amp;uuml;rk Ticaret Merkezi&amp;rsquo;nde, bu &amp;ccedil;ocuk kul&amp;uuml;b&amp;uuml; i&amp;ccedil;in zaten yarısı boş olan binada bir minik yer rica edilmiş, hatta &amp;ldquo;Sorun yok, bu iş bitti&amp;rdquo; mesajı alınmış. Ama sonra Hisarcıklıoğlu &amp;ldquo;Rus ortağımız var, sorun &amp;ccedil;ıkar, olmaz&amp;rdquo; deyip reddetmiş. Ve o Ticaret Merkezi, kime satıldı, ka&amp;ccedil;a satıldı, hukuken ne durumda vb. soruları &amp;lsquo;devlet sırrı&amp;rsquo; gibi kalarak, bir başarısızlık abidesi olarak duruyor, T&amp;uuml;rk toplumuna bir faydası da olmuyor... Ve biz burada &amp;ccedil;ocuk kul&amp;uuml;b&amp;uuml;, okul, k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r merkezi diye inlerken, diğer yanda T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;deki Ruslar aslanlar gibi yol alıyor, okullarıyla, k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r dernekleriyle g&amp;ouml;z dolduruyor. Hatta B&amp;uuml;y&amp;uuml;kel&amp;ccedil;i İvanovskiy, Antalya&amp;rsquo;da Rus Ortodoks Kilisesi i&amp;ccedil;in belediyeden arsa tahsisi bile istiyor. &lt;br /&gt;&#13;
Haftanın alkışı hak eden etkinliği, Denizbank&amp;rsquo;ın Rusya&amp;rsquo;daki bankası Dexia Moscow&amp;rsquo;un genel m&amp;uuml;d&amp;uuml;r değişimi gecesiydi. Neredeyse 15 yıldır bu &amp;uuml;lkede ka&amp;ccedil; a&amp;ccedil;ılış, ka&amp;ccedil; t&amp;ouml;ren g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml; bilmiyorum. Ama bu t&amp;ouml;renlerin genelde ortak paydası, fuzuli rakamlarla, istatistiklerle dolu, sahne heyecanıyla g&amp;uuml;&amp;ccedil;bela okunan upuzun metinlerle insanların sıkıldığı, insani sıcaklıktan yoksun konuşmalar oldu, oluyor. Bu kez hem Denizbank Genel M&amp;uuml;d&amp;uuml;r&amp;uuml; Hakan Ateş hem de yardımcısı Derya Kumru&amp;rsquo;nun h&amp;uuml;z&amp;uuml;nl&amp;uuml;, komik, d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;ren Rusya anıları, kişisel deneyimleriyle &lt;br /&gt;&#13;
y&amp;uuml;kl&amp;uuml; konuşmaları herkese keyif verdi. Ama bunun hitabet yeteneğiyle ilişkili olduğunun da hakkı teslim edildi. Ardından, rahmetli bestecimiz Nevit Kodalllı&amp;rsquo;nın gelini, gen&amp;ccedil; sopranomuz Yelda Kodallı&amp;rsquo;nın bir konseri vardı ki, dineyenler mest oldu. Ve o an iki yıl &amp;ouml;nceki bir anı canlandı g&amp;ouml;z&amp;uuml;mde: &lt;br /&gt;&#13;
Moskova&amp;rsquo;da T&amp;uuml;rklerin inşa ettiği ve ortağı olduğu Ritz Carlton Oteli&amp;rsquo;nin a&amp;ccedil;ılışında benzer bir kokteyl ortamında birden sahneye yaşlı bir kadın &amp;ccedil;ıkıp aryaları b&amp;uuml;lb&amp;uuml;l gibi şakımaya başlamıştı. G&amp;ouml;rkemli salonu dolduranların &amp;ccedil;oğu, sahnedeki &amp;lsquo;diva&amp;rsquo;dan habersiz g&amp;uuml;r&amp;uuml;lt&amp;uuml;l&amp;uuml; sohbetlerine, kahkahalarına devam ettiler. Kadının ilahi sesi, g&amp;uuml;r&amp;uuml;lt&amp;uuml;n&amp;uuml;n i&amp;ccedil;inde fon m&amp;uuml;ziği gibi kaybolup gitti. Oysa geceyi organize edenler, o gece o muhteşem otelin a&amp;ccedil;ılışına layık bir s&amp;uuml;rpriz d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nm&amp;uuml;ş, rivayete g&amp;ouml;re Mariah Carey, Elton John gibi isimler bile &amp;ouml;nerilirken, operanın yaşayan efsanesi, 80&amp;rsquo;ine dayanmış&amp;nbsp; İspanyol &amp;lsquo;diva&amp;rsquo; Montserrat Caballe&amp;rsquo;yi kimbilir ka&amp;ccedil; para &amp;ouml;deyerek o geceye getirebilmişlerdi. Ama bu s&amp;uuml;rpiz heba olmuş, tanımayan &amp;ccedil;oğunluk a&amp;ccedil;ısından efsane soprano i&amp;ccedil;ki sofrasında meze gibi kalmıştı. Caballe&amp;rsquo;ye yazık olmuştu... &lt;br /&gt;&#13;
İşte Denizbank gecesinde gen&amp;ccedil; sanat&amp;ccedil;ı Kodallı sahneye &amp;ccedil;ıkıp da ilk şarkıda aynı tehlike belirince, Genel M&amp;uuml;d&amp;uuml;r Hakan Ateş&amp;rsquo;in m&amp;uuml;kemmel bir zamanlamayla mikrofonu eline alıp, son derece zarif&amp;ccedil;e &amp;lsquo;sanat&amp;ccedil;ıya saygı&amp;rsquo; &amp;ccedil;ağrısı yapması gecenin d&amp;ouml;n&amp;uuml;m noktasıydı. Sonrasında konser bitene kadar o m&amp;uuml;kemmel sesi huşu i&amp;ccedil;inde dinleyenler &amp;ccedil;oğunluktaydı. Kodallı, Caballe&amp;rsquo;nin akibetinden kurtulmuş oldu!&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>SUAT TAŞPINAR</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>AKİF BEKİ - Dersim yönünde çarpışıyoruz</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965626</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Türkiye ilerliyor ilerlemesine de, gün geçmiyor ki, yolumuza ters yönden kimi parçacıklar çıkmasın.&#13;
Geçmişimizle geleceğimiz çarpışıp duruyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;T&amp;uuml;rkiye ilerliyor ilerlemesine de, g&amp;uuml;n ge&amp;ccedil;miyor ki, yolumuza ters y&amp;ouml;nden kimi par&amp;ccedil;acıklar &amp;ccedil;ıkmasın.&lt;br /&gt;&#13;
Ge&amp;ccedil;mişimizle geleceğimiz &amp;ccedil;arpışıp duruyor.&lt;br /&gt;&#13;
CERN&amp;rsquo;de, &amp;lsquo;B&amp;uuml;y&amp;uuml;k Patlama&amp;rsquo; deneyi i&amp;ccedil;in tekrar d&amp;uuml;ğmeye basmışlar.&lt;br /&gt;&#13;
Hadron &amp;Ccedil;arpıştırıcısı&amp;rsquo;na konan ilk proton demeti, saat y&amp;ouml;n&amp;uuml;nde devrini tamamlamış.&lt;br /&gt;&#13;
İkinci aşamada, karşı istik&amp;acirc;metten gelen başka bir proton demetiyle &amp;ccedil;arpıştıracaklar.&lt;br /&gt;&#13;
Haberi okurken, bizi d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;m; yaşadığımız Dersim şoku da b&amp;ouml;yle bir par&amp;ccedil;acık kazası mıydı?&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Mesele şu ki; bir atom &amp;ccedil;ekirdeğinde kıyamet koparacaklar.&lt;br /&gt;&#13;
Sonra da oturup seyredecekler, kıyamet neden ve nasıl koptu diye.&lt;br /&gt;&#13;
Kopunca ne oldu; anlamaya &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ccedil;alışacaklar...&lt;br /&gt;&#13;
Bu deneyin ulvi bir amacı &lt;br /&gt;&#13;
var; o da, insanlığın kader &lt;br /&gt;&#13;
şifrelerini &amp;ccedil;&amp;ouml;zmek.&lt;br /&gt;&#13;
Hesap basit;&lt;br /&gt;&#13;
Başını bilemediğiniz şeyin, sonunu da bilemezsiniz.&lt;br /&gt;&#13;
Nasıl bir kıyametten geldiğimizi kavrarsak, nasıl bir kıyamete gittiğimizi de anlarız.&lt;br /&gt;&#13;
Zamanı başlatan B&amp;uuml;y&amp;uuml;k Patlama&amp;rsquo;yı, deney ortamında tekrarlamak istemeleri bundan.&lt;br /&gt;&#13;
Başlangıcını bulurlarsa, &lt;br /&gt;&#13;
zamanın sonuna dair bir &amp;ouml;ng&amp;ouml;r&amp;uuml;ye de ulaşacaklar.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
B&amp;uuml;y&amp;uuml;k k&amp;acirc;inatın sırrına akıl erdirmenin yolu, k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k kainatların k&amp;uuml;nh&amp;uuml;ne varmaktan ge&amp;ccedil;iyor.&lt;br /&gt;&#13;
Evrenimizin mikro modeli olan atom &amp;ccedil;ekirdeğindeki par&amp;ccedil;acıklar, kaos i&amp;ccedil;inde yaşar.&lt;br /&gt;&#13;
Klasik fizik kanunları s&amp;ouml;kmez onlara, ferman dinlemezler.&lt;br /&gt;&#13;
Nedensellik yasaları işlemez orada, Newton&amp;rsquo;ın s&amp;ouml;z&amp;uuml; ge&amp;ccedil;mez.&lt;br /&gt;&#13;
Kestirilemezler, ne yapacakları belli olmaz.&lt;br /&gt;&#13;
Şimdilik bilemesek de, kendince yasalara tabidir d&amp;uuml;nyaları.&lt;br /&gt;&#13;
O koasun i&amp;ccedil;inde mutlaka bir d&amp;uuml;zen vardır.&lt;br /&gt;&#13;
Ancak başlangı&amp;ccedil; şartlarını &lt;br /&gt;&#13;
bilirsek, o d&amp;uuml;zenin kurallarını ortaya &amp;ccedil;ıkarabiliriz.&lt;br /&gt;&#13;
Cenevre&amp;rsquo;deki n&amp;uuml;kleer araştırma laboratuvarında olan-biten budur.&lt;br /&gt;&#13;
B&amp;uuml;y&amp;uuml;k Hadron &amp;Ccedil;arpıştırıcısı, yeniden &amp;ccedil;alışmaya başladı.&lt;br /&gt;&#13;
Cumayı cumartesiye bağlayan &lt;br /&gt;&#13;
gece, bir h&amp;uuml;zme proton ışınını &lt;br /&gt;&#13;
t&amp;uuml;nele bırakmışlar.&lt;br /&gt;&#13;
Işığa yakın hızda &amp;ccedil;evirmişler &lt;br /&gt;&#13;
onları.&lt;br /&gt;&#13;
Saat y&amp;ouml;n&amp;uuml;nde d&amp;ouml;nd&amp;uuml;rm&amp;uuml;şler.&lt;br /&gt;&#13;
Bu ilk ısınma hareketi başarılı &lt;br /&gt;&#13;
olmuş.&lt;br /&gt;&#13;
Heyecan verici, m&amp;uuml;thiş bir adım...Yakında, ters y&amp;ouml;nde &lt;br /&gt;&#13;
d&amp;ouml;nen bir başka proton demetiyle &amp;ccedil;arpıştıracaklar.&lt;br /&gt;&#13;
Acaba yerin altındaki o devasa t&amp;uuml;nellerde, nasıl bir kıyamet kopacak?&lt;br /&gt;&#13;
Zamanın başlangıcı ve sonunu birlikte a&amp;ccedil;ıklayan &amp;lsquo;her şeyin teorisi&amp;rsquo;ni bulabilecek miyiz bir g&amp;uuml;n?&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de, biz saat y&amp;ouml;n&amp;uuml;nde ilerlerken, her g&amp;uuml;n karşı y&amp;ouml;nden gelen ge&amp;ccedil;mişimizin par&amp;ccedil;acıklarıyla &amp;ccedil;arpışıyoruz.&lt;br /&gt;&#13;
Yeniden kıyametimiz kopuyor her seferinde...&lt;br /&gt;&#13;
Yaşadığımız son &amp;ccedil;arpışmanın kod adı, Dersim.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;arpışmanın etkisiyle sarsılıyoruz belki ama, başlangıcımızı &amp;ouml;ğrenmek &amp;ccedil;ok a&amp;ccedil;ıklayıcı.&lt;br /&gt;&#13;
Demek ki; hi&amp;ccedil;bir şey &lt;br /&gt;&#13;
nedensiz değilmiş.&lt;br /&gt;&#13;
En azından bug&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;z&amp;uuml;n esrarını, neyin nereden &amp;ccedil;ıktığını, nasıl b&amp;ouml;yle olduğumuzu, hangi etkenlerin bizi ayrıştırdığını, nerelerde birleştiğimizi, etrafımızı saran &amp;lsquo;sosyal kaos&amp;rsquo;un k&amp;ouml;kenlerini g&amp;ouml;rebiliyoruz.&lt;br /&gt;&#13;
Başarırsak, kendimize daha &amp;ccedil;ok yardım edebiliriz bu bilgilerle.&lt;br /&gt;&#13;
Ki, sonumuz iyi olsun!...&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>AKİF BEKİ</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>JOOST LAGENDIJK - Avrupa minimalist takılıyor</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965625</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Kimse için sürpriz olmadı. Ama yine de AB üyesi 27 ülkenin liderinin Belçika Başbakanı Herman van Rompuy'u ilk AB Başkanlığı'na, AB'nin ticaretten sorumlu Britanyalı komisyon üyesi Catherine Ashton'ı da...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kimse i&amp;ccedil;in s&amp;uuml;rpriz olmadı. Ama yine de AB &amp;uuml;yesi 27 &amp;uuml;lkenin liderinin Bel&amp;ccedil;ika Başbakanı Herman van Rompuy&amp;rsquo;u ilk AB Başkanlığı&amp;rsquo;na, AB&amp;rsquo;nin ticaretten sorumlu Britanyalı komisyon &amp;uuml;yesi Catherine Ashton&amp;rsquo;ı da yeni Avrupa Dışişleri Bakanlığı&amp;rsquo;na atama kararı bende hayal kırıklığı yarattı. Nispeten tanınmayan bu iki ismin tercih edilmesini &amp;lsquo;minimalist&amp;rsquo; diye niteleyen İsve&amp;ccedil; Dışişleri Bakanı Carl Bildt&amp;rsquo;le hemfikirim.&lt;br /&gt;&#13;
10 yıldan bu yana AB&amp;rsquo;nin daha demokratik ve etkin bir şekilde nasıl &amp;ouml;rg&amp;uuml;tleneceği &amp;uuml;zerine, bazen epey canlılık da kazanan tartışmalar yapılıyor. Bir&amp;ccedil;oklarına g&amp;ouml;re AB&amp;rsquo;nin, bilhassa 2004 ve 2007&amp;rsquo;deki iki genişleme dalgasında 12 yeni &amp;uuml;yenin katılmasından sonra, yeni bir başlangıca ihtiyacı vardı. B&amp;uuml;t&amp;uuml;n bu tartışmaların, &amp;ouml;zel zirvelerin ve karmaşık uzlaşmaların sonucu, kısa s&amp;uuml;re sonra y&amp;uuml;r&amp;uuml;rl&amp;uuml;ğe girecek olan Lizbon Anlaşması&amp;rsquo;ydı. Bu yeni kurallar silsilesinin bir par&amp;ccedil;ası, AB&amp;rsquo;ye d&amp;uuml;nya sahnesinde daha fazla itibar ve n&amp;uuml;fuz kazandıracak iki yeni makamın oluşturulmasıydı. Fakat bu haftaki karar, en azından şu an i&amp;ccedil;in, a&amp;ccedil;ık&amp;ccedil;a g&amp;ouml;sterdi ki, AB &amp;uuml;yesi &amp;uuml;lkelerin Br&amp;uuml;ksel&amp;rsquo;de &amp;uuml;st d&amp;uuml;zey yeni g&amp;ouml;revler oluşturmak konusunda zerre arzusu yok. Financial Times&amp;rsquo;ın da yazdığı gibi: &amp;ldquo;Avrupa liderleri ulus-devletin &amp;uuml;st&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml; g&amp;ouml;zetti: yeni başkan ve dış politika şefi efendi değil, ulusal başkentlerin hizmet&amp;ccedil;isi olacak.&amp;rdquo; Paris, Berlin ve Londra&amp;rsquo;nın Washington ve Pekin&amp;rsquo;le doğrudan ilişki y&amp;uuml;r&amp;uuml;tme hırsı berdevam. Kendilerinin yerine ge&amp;ccedil;ip ABD ve &amp;Ccedil;in&amp;rsquo;le anlaşmalar yapan g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; bir Avrupa başkanlığı istemiyorlar. Bu y&amp;uuml;zden de netice, en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ouml;zellikleri ara bulmak i&amp;ccedil;in elinden geleni yapmak olan bu iki isim oldu. İki k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k ego, hoş ve ehil insanlar. Ancak kuşkucu Avrupa kitlesini, ekonomik bir s&amp;uuml;perg&amp;uuml;c&amp;uuml;n kısa s&amp;uuml;re i&amp;ccedil;inde diğer alanlarda da b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir k&amp;uuml;resel akt&amp;ouml;r haline gelmesini &amp;ouml;ng&amp;ouml;ren bir vizyonla kazanmaya muktedir ve istekli liderler değiller. &lt;br /&gt;&#13;
Peki b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bunlar T&amp;uuml;rkiye i&amp;ccedil;in ne anlama geliyor? Yeni AB Başkanı&amp;rsquo;nın 2004&amp;rsquo;te yaptığı T&amp;uuml;rkiye karşıtı konuşma hakkında epey yazılıp &amp;ccedil;izilmişti. Muhtemelen bu, Sarkozy ve Merkel&amp;rsquo;in Bel&amp;ccedil;ikalı muhafazak&amp;acirc;rı desteklemesinde ilave bir sebep oldu. Fakat, s&amp;ouml;ylediklerine hi&amp;ccedil; katılmasam da, Van Rompuy&amp;rsquo;un g&amp;ouml;r&amp;uuml;şlerinin AB politikaları &amp;uuml;zerinde etkisi olacağına dair ciddi bir endişe duymuyorum. Herman van Rompuy, başkan sıfatıyla g&amp;ouml;revinin 27 &amp;uuml;ye &amp;uuml;lkenin hepsinin desteğini alan bir T&amp;uuml;rkiye politikası inşa etmek olduğunun gayet farkında, ki &amp;uuml;ye &amp;uuml;lkelerin b&amp;uuml;y&amp;uuml;k kısmı da T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin &amp;uuml;yeliğinden yana. Zaten tam da bu gibi uzlaşmaları sağlamakta iyi olduğu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;ld&amp;uuml;ğ&amp;uuml; i&amp;ccedil;in se&amp;ccedil;ildi. İlk basın toplantısında ifade ettikleri son derece a&amp;ccedil;ıktı: &amp;ldquo;Şu andan itibaren benim ne d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml;n en ufak bir ehemmiyeti yok.&amp;rdquo; Bence Leydi Ashton&amp;rsquo;a daha fazla odaklanmak lazım. AB&amp;rsquo;nin b&amp;uuml;y&amp;uuml;k akt&amp;ouml;rlerinin nefesini ensesinde hissetmeden inisiyatif almak konusunda daha fazla &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;ğe sahip ve hepsinden &amp;ouml;nemlisi, multimilyarlık bir b&amp;uuml;t&amp;ccedil;eyle yeni AB diplomatlarından oluşan devasa bir ekibin desteği de arkasında olacak. &lt;br /&gt;&#13;
AB&amp;rsquo;nin yeni Dışişleri Bakanı&amp;rsquo;yla ge&amp;ccedil;en yıl İstanbul&amp;rsquo;daki Boğazi&amp;ccedil;i Konferansı&amp;rsquo;nda, AB&amp;rsquo;nin ticaret sorumluluğunu Peter Mandelson&amp;rsquo;dan devralmasından hemen &amp;ouml;nce tanıştım. Ger&amp;ccedil;ekten de hoş, ayakları yere basan ve tecr&amp;uuml;besiz biri. T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;ye dair g&amp;ouml;r&amp;uuml;şlerinden ise kuşku duymaya mahal yok. AB&amp;rsquo;nin demokratik ve laik bir T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;yi alması gerektiği y&amp;ouml;n&amp;uuml;ndeki iyi bilinen Britanya tutumunu yansıtıyor. &lt;br /&gt;&#13;
Bırakalım yeni başkan, Avrupa&amp;rsquo;nın b&amp;uuml;y&amp;uuml;k egosunu masasında idare etmek gibi zor ve vakit t&amp;uuml;ketici bir işle boğuşsun. Biz yeni dış politika şefini, cazibesini ve fikirlerini kendi m&amp;uuml;tevazı, fakat etki yaratma potansiyeline sahip &amp;uuml;slubuyla, T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin AB &amp;uuml;yeliğini desteklemek y&amp;ouml;n&amp;uuml;nde kullanması i&amp;ccedil;in teşvik edelim. Br&amp;uuml;ksel&amp;rsquo;de, T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de ve d&amp;uuml;nyanın geri kalanında.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>JOOST LAGENDIJK</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>GÜNDÜZ VASSAF - Türk solunda otorite kompleksi</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965616</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Şöyle bir tezim var. Tartışmaya açıyorum.&#13;
Türkiye'de '68 kuşağı otoriteye başkaldırırken otoriteye sığınmıştı. Başkaldırdığı Türkiye'de devlet, sığındığı Sovyetler Birliği, Mao'nun Çin'i, Enver Hoca'nın Arnavutluğu'ydu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ş&amp;ouml;yle bir tezim var. Tartışmaya a&amp;ccedil;ıyorum.&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de &amp;lsquo;68 kuşağı otoriteye başkaldırırken otoriteye sığınmıştı. Başkaldırdığı T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de devlet, sığındığı Sovyetler Birliği, Mao&amp;rsquo;nun &amp;Ccedil;in&amp;rsquo;i, Enver Hoca&amp;rsquo;nın Arnavutluğu&amp;rsquo;ydu. Fraklı, şapkalı Atat&amp;uuml;rk&amp;rsquo;&amp;uuml; yadsıyıp ordu gen&amp;ccedil;lik el ele sloganlarıyla askeri darbeye &amp;ccedil;ağıran, Mustafa Kemal&amp;rsquo;in kalpaklı simgesine tapar derecesine sığınanlar da oldu. &amp;Ouml;zg&amp;uuml;venden yoksun, otorite m&amp;uuml;ptalası sola tek istisna Dev-Gen&amp;ccedil; ve Mehmet Ali Aybar&amp;rsquo;ın T&amp;uuml;rkiye İş&amp;ccedil;i Partisi&amp;rsquo;ydi.&lt;br /&gt;&#13;
Sovyet blokunun &amp;ccedil;&amp;ouml;kmesi, &amp;Ccedil;in&amp;rsquo;in devlet kapitalizmi modelini uygulamasıyla &amp;lsquo;68 kuşağının &amp;ouml;nde gelenleri &amp;ouml;nce ortada kaldı,&amp;nbsp; giderek solu terketti. Terkedişini, burjuva, emperyalizm, iş&amp;ccedil;i sınıfı gibi tanımları kullanmamayı, gen&amp;ccedil;liklerinde otomatiğe bağladıkları A.B.D. eleştirisini, Irak işgalinde bile, s&amp;ouml;ylemlerinden silmeyi, olgunluk addetti. Avrupa Birliği projesi, başka &amp;uuml;lkelerde de olduğu gibi, eleştirilerek ve geliştirilerek y&amp;uuml;r&amp;uuml;yebilecekken, eski alışkanlıkların şablon bağımlılığıyla benimsendi.&amp;nbsp;&amp;nbsp; Solculuk, gen&amp;ccedil;liğinde kendisini ezen, işkence eden, ama artık değişen d&amp;uuml;nya siyasi konjekt&amp;uuml;r&amp;uuml;nde ve T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;ye soğuk savaş sonrası bi&amp;ccedil;ilen yeni rolde, &lt;br /&gt;&#13;
sivil iktidara ayak uydurmaya mecbur kalan askere karşı &amp;ccedil;ıkmaktan ibaret kaldı. &lt;br /&gt;&#13;
Bu arada, sosyalist hareket d&amp;uuml;nyada &amp;ccedil;&amp;ouml;kt&amp;uuml;. Sosyal demokrat partileri de bir &amp;ccedil;ok &amp;uuml;lkede birbirlerinden ayırmak m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n değil. &amp;Ccedil;oğuna &amp;ouml;rnek olan İngiliz İş&amp;ccedil;i Parti&amp;rsquo;si &amp;lsquo;Yeni Sol&amp;rsquo; adına Blair&amp;rsquo;le birlikte ABD&amp;rsquo;nin d&amp;uuml;men suyundan gitti. Irak&amp;rsquo;da, Birleşmiş Milletler&amp;rsquo;in ilkelerini &amp;ccedil;iğneyerek savaş su&amp;ccedil;lusu konumuna bile d&amp;uuml;şt&amp;uuml;. (Aynı iş&amp;ccedil;i partisi ABD&amp;rsquo;nin baskısına rağmen Vietnam&amp;rsquo;a asker yollamamış, bedelini&amp;nbsp; IMF kapısına sığınarak &amp;ouml;demişti). &lt;br /&gt;&#13;
Solun partiler d&amp;uuml;zeyinde &amp;ccedil;&amp;ouml;kmesine rağmen, bu &amp;uuml;lkelerde kimi solcular yeni d&amp;uuml;zene yamanmak yerine arayışlarını s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rd&amp;uuml;ler. Ge&amp;ccedil;mişe y&amp;ouml;nelik &amp;ouml;zeleştirilerini yaptılar, Barış hareketi başta olmak &amp;uuml;zere sivil toplum hareketlerine katıldılar, &amp;uuml;niversitelerde,&amp;nbsp; toplumun kritik eleştirisini s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rd&amp;uuml;ler. G&amp;uuml;ney Amerika&amp;rsquo;da siyasetle bağlarını s&amp;uuml;rd&amp;uuml;renler, demokrasi a&amp;ccedil;ısından eleştirilecek &amp;ccedil;ok yanı da olsa, kitlelerle b&amp;uuml;t&amp;uuml;nleşmenin yollarını arayarak, kıtanın ABD&amp;rsquo;den bağımsızlaşarak arka bah&amp;ccedil;esi konumundan &amp;ccedil;ıkmasını, &amp;ccedil;ok uluslu şirketlerin hegomanyasının kırılmasını,&amp;nbsp; topluma y&amp;ouml;nelik sağlık, eğitim hizmetlerinin yaygınlaşmasını sağladılar.&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de &amp;lsquo;68 sol hareketinin &amp;ouml;nderi, s&amp;ouml;zc&amp;uuml;s&amp;uuml; konumunda olanlar, istisnalar dışında, hala otorite kurbanı ve otorite m&amp;uuml;ptelası. Oldukları yerde kaldılar. (&amp;Ccedil;ok partili d&amp;uuml;zene ge&amp;ccedil;ildiğinden bu yana işlevi sol adına sola karşı &amp;ccedil;ıkmak olan CHP ise solla ilgili&amp;nbsp; bu yazının tabiatıyla konusu dışında). Her şeye rağmen bug&amp;uuml;n de kendilerini solcu g&amp;ouml;renler ne hareketlerinin siyasi değerlendirmesini tartışmaya a&amp;ccedil;tılar, ne romanını yazdılar ne de filmini yaptılar. Bir anlamda onlar ideolojilerini terk etmedi, dış kaynaklı sol otoritenin &amp;ccedil;&amp;ouml;kmesiyle, ideolojileri onları terk etti. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;zeleştiri herkesden beklenen bir haslet değil tabii. İnsanın yaşlanıp yeni otoriteler himayesinde sığınabileceği emin limanlar aramasıyla, olgunlaşması farklı şeyler.&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de 12 Eyl&amp;uuml;l&amp;rsquo;den&amp;nbsp; bu yana yetişen&amp;nbsp; kuşakların bug&amp;uuml;n sol adına tanıdıkları bu insanlar. Mağdurlar. Askeri darbelerden, işkencelerden, yurt dışı s&amp;uuml;rg&amp;uuml;nlerden, ailelerindeki kopuş ve &amp;ccedil;atışmalardan&amp;nbsp; &amp;ccedil;ok &amp;ccedil;ektiler. Ama mağrurlar da. Yeni d&amp;uuml;zende kendilerine yer a&amp;ccedil;tılar. İtibarlılar.&lt;br /&gt;&#13;
S&amp;ouml;z&amp;uuml;m istisnalara değil.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>GÜNDÜZ VASSAF</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>ERAY AYTİMUR - Gündüz takım elbise, gece rock</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965615</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;İlk albümleri 'Hayata Dokun'u çıkaran Temas'ın üyeleri, gümrük müşavirliği, finans uzmanlığı, eğitmenlik gibi başka işler yapıyor. Temas üyelerine göre, müzik yapabilmek için çalışmak şart&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Temas, hayata &amp;lsquo;temas eden&amp;rsquo;, biraz mesajlı şarkılar yapıyor.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
Değme, dokunma, dokunuş, değinti. Buluşup g&amp;ouml;r&amp;uuml;şme, ilişki kurma, m&amp;uuml;nasebet. Değinme, s&amp;ouml;z&amp;uuml;n&amp;uuml; etme, bahsetme. Gidip gelme, ulaşım, bağlantı... Bunların hepsi Arap&amp;ccedil;a k&amp;ouml;kenli &amp;lsquo;temas&amp;rsquo; s&amp;ouml;zc&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml;n T&amp;uuml;rk Dil Kurumu s&amp;ouml;zl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;ndeki karşılıkları. Şimdi bunlara TDK s&amp;ouml;zl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nde olamasa bile anonim kullanıcılı s&amp;ouml;zl&amp;uuml;klerde yeni bir tanım ekleme zamanı geldi. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; &amp;ccedil;i&amp;ccedil;eği burnunda pop rock grubumuz Temas ilk alb&amp;uuml;m&amp;uuml; &amp;lsquo;Hayata Dokun&amp;rsquo;u TaşOda etiketi ve tantanasız tanıtım konseriyle ge&amp;ccedil;en hafta piyasaya s&amp;uuml;rd&amp;uuml;. B&amp;ouml;ylelikle &amp;uuml;&amp;ccedil; yıllık &amp;ccedil;aba, bir numaralı mutlu sonuna ulaşmış oldu. Aslında m&amp;uuml;zik gibi meşakkatli bir uğraş i&amp;ccedil;in &amp;uuml;&amp;ccedil; yılın b&amp;uuml;y&amp;uuml;t&amp;uuml;lecek yanı yok; fakat cismin zamanla, zamanın cisimle, mekanın hareketle, hareketin mekanla ve dolayısıyla hepsinin birbiriyle bağımlılığını g&amp;ouml;z &amp;ouml;n&amp;uuml;nde bulundurunca Temas&amp;rsquo;ın &amp;uuml;&amp;ccedil; yılı g&amp;ouml;relilik kabul etmeden saygımızı kazanıyor. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; beş kişilik Temas&amp;rsquo;ın her &amp;uuml;yesi hayatın farklı y&amp;uuml;zlerinde farklı koşturmaca i&amp;ccedil;inde. Tolga (gitar) ve Murat (bas) g&amp;uuml;mr&amp;uuml;k m&amp;uuml;şaviri, Altuğ (davul) ve Savaş(gitar) finans sekt&amp;ouml;r&amp;uuml;nde &amp;ccedil;alışıyor, Engin (vokal) ise zihinsel engellilere eğitmenlik yapıyor. M&amp;uuml;ziği para kazanma amacı olarak g&amp;ouml;rmedikleri gibi m&amp;uuml;zik yapmak i&amp;ccedil;in para kazanmak zorunda olduklarını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorlar. G&amp;uuml;nd&amp;uuml;z takım elbiseleri ile işe gidip gece st&amp;uuml;dyoya kapandıklarında, kendi yaşam sistemlerinin Dr. Jekyll-Mr. Hyde sim&amp;uuml;lasyonunu yaratıyorlar. Olabildiğince &amp;ccedil;ok insana ulaşmaktan&amp;nbsp; başka dertleri yok. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;te yandan daha şimdiden kendileri i&amp;ccedil;in de s&amp;uuml;rpriz sayılabilecek artılar var hanede. &amp;Ouml;rneğin Anıl T&amp;uuml;t&amp;uuml;nc&amp;uuml;oğlu, Kaan Demir&amp;ccedil;elik ve Manga solisti Ferman Akg&amp;uuml;l&amp;rsquo;&amp;uuml;n &amp;ccedil;ektiği klip şarkısı Uyan Dostum&amp;rsquo;un demo hali &lt;a rel=&quot;nofollow&quot; target=&quot;_blank&quot; href=&quot;http://www.soundclick.com&quot;&gt;&lt;font color=&quot;#ff0000&quot;&gt;www.soundclick.com&lt;/font&gt;&lt;/a&gt; adlı internet sitesinin en &amp;ccedil;ok beğenilen şarkı oylamasında 29.000 par&amp;ccedil;a arasında ilk d&amp;ouml;rde giriyor ve haftalarca yerini koruyor. Hani bu t&amp;uuml;r yarışmaları ve oy verme metodlarını m&amp;uuml;zikal referans kabul etmiyoruz tamam ama grubun pop&amp;uuml;laritesi adına &amp;uuml;mit verici. Bu arada gruba isim bulma aşamasında Murat&amp;rsquo;ın &amp;ouml;nerdiği&amp;lsquo;temas&amp;rsquo; ipi a&amp;ccedil;ık ara g&amp;ouml;ğ&amp;uuml;slemiş ancak burada bir detay var. Doğru sıralamayı yaptığınız takdirde grup &amp;uuml;yelerinin isimlerinin baş harfleri de Temas s&amp;ouml;zc&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml; oluşturuyor, hakeza alb&amp;uuml;m&amp;uuml;n ismi gayet &amp;lsquo;dokunmatik&amp;rsquo;. Tam da &amp;lsquo;homo ludens&amp;rsquo;e yakışan bir oyunbazlık değil mi sizce de? Ama şaka değil, yalan değil. Temas hayatı ve ona dokunmayı ger&amp;ccedil;ekten &amp;ouml;nemsiyor. Bu anlamda olduk&amp;ccedil;a sahici ve naifler. Onlar ve biz sınırı &amp;uuml;st&amp;uuml;nden ahkam kesmek yerine dinleyicilerinin hissiyatına terc&amp;uuml;man olmak istiyorlar. Duyguların bile sanal yollardan dile getirildiği g&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zde gitgide unuttuğumuz dokunma duyusunu hatırlatıyorlar. Ne pahasına olursa olsun hayata katılmak ve hayatın i&amp;ccedil;inde olmak gerektiğini vurguluyorlar. &lt;br /&gt;&#13;
11 par&amp;ccedil;adan oluşan alb&amp;uuml;m&amp;uuml;n a&amp;ccedil;ılışını yapan &amp;lsquo;D&amp;uuml;şler, G&amp;uuml;l&amp;uuml;şler, S&amp;ouml;zc&amp;uuml;kler (DGS)&amp;rsquo; toplumda yalnızlaştırılmış mutsuz bir kadını bir erkeğin g&amp;ouml;z&amp;uuml;nden anlatırken, &amp;lsquo;İnsanlar&amp;rsquo; 17 Ağustos 1999 depreminden sonraki yersiz yurtsuz acıları dile getiriyor. &amp;lsquo;Yalnızsın&amp;rsquo; sokak &amp;ccedil;ocuklarına değinirken klip par&amp;ccedil;ası &amp;lsquo;Uyan Dostum&amp;rsquo; ise&amp;nbsp; bağımlılık ve intihar eğiliminin yıkıma s&amp;uuml;r&amp;uuml;klediği insanlara&amp;nbsp; sesleniyor. Kaldı ki bu kadar net mesajlar verilmeksizin de sanat toplum ve dahi sanat i&amp;ccedil;in yapılabilir ve m&amp;uuml;zik yoluyla hayata pek &amp;acirc;l&amp;acirc; temas edilebilir. &lt;br /&gt;&#13;
Temas&amp;rsquo;ın s&amp;ouml;zlerdeki doğrudanlığı elbet kendi tasarrufu ancak dinleyici olarak şahsen daha istiareli bir dil tercih ederdim. &amp;Uuml;st&amp;uuml;ne &amp;uuml;stl&amp;uuml;k gayet &amp;lsquo;progressive&amp;rsquo; ve Batılı altyapıyı olduk&amp;ccedil;a Ortadoğulu yakınmalar &amp;ccedil;oğu kez t&amp;ouml;kezletiyor. Ve bu durum tematik olduğu kadar prozodik sıkıntı yaratıyor. B&amp;ouml;yle olunca da hayatı boyunca Pink Floyd, Deep Purple, Led Zeppelin, Tool, U2, Depeche Mode, REM dinlemiş adamlara &amp;lsquo;arkadaşım şu par&amp;ccedil;ada gitarın entonasyon ayarını filanca şekilde değiştirin&amp;rsquo; diyemediğim i&amp;ccedil;in &amp;lsquo;keşke s&amp;ouml;zleri daha işlek hale getirseniz&amp;rsquo; diyebiliyorum en fazla. Bir diğer itirazım ise Teoman&amp;rsquo;dan Harun Tekin&amp;rsquo;e, Harun&amp;rsquo;dan neredeyse Chester Bennington&amp;rsquo;a kayan vokale y&amp;ouml;nelik. Bu &amp;uuml;&amp;ccedil; bambaşka vokal tekniğini bambaşka nedenlerle seviyoruz ancak&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Vokal durumu karışık&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Engin Sipahi&amp;rsquo;nin ismi ge&amp;ccedil;en &amp;uuml;&amp;ccedil;lemedeen bağımsız, kendi vokal karakteristiğini bulması gerek. &lt;br /&gt;&#13;
Son olarak Hayata Dokun&amp;rsquo;un kartonet tasarımının da baştan savmalığına &amp;lsquo;temas etmek&amp;rsquo; zorundayım. Fotoğraflar, renkli şeritler ve kitap&amp;ccedil;ığın orta yapraklarında yer alan toplu fotoğrafın altındaki menajerlik ve basın irtibat bilgileri cidden olmamış. Korkarım Temas&amp;rsquo;ın sound a&amp;ccedil;ısından olduğu gibi sanat y&amp;ouml;netimi i&amp;ccedil;in bir &amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; g&amp;ouml;ze ihtiyacı var. Bunca iddiasızlık arasında bu kişinin Hal Wilner olması şart değil ancak gereksinimin varlığı sarih. Varsın olsun, Temas&amp;rsquo;la ilgili yine de olumlu hissiyatımı muhafaza ve m&amp;uuml;dafaa etmeye kararlıyım. Ne de olsa hakiki g&amp;ouml;n&amp;uuml;l adamlarına ve bağımsız firmalara elimiz ve k&amp;ouml;şemiz daima a&amp;ccedil;ık.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>ERAY AYTİMUR</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>TÜRKER ALKAN - Gerçeklerin kötü huyu</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965608</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Etnik sayım yapılsın demiş, kim ne kadar, çıksın ortaya!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, &amp;ldquo;Etnik sayım yapılsın&amp;rdquo; demiş, &amp;ldquo;kim ne kadar, &amp;ccedil;ıksın ortaya!&amp;rdquo;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
Aynı kanıdayım. B&amp;ouml;yle ortamlarda n&amp;uuml;fus &amp;ouml;nem kazanır. Ka&amp;ccedil; kişi kendisinin &amp;lsquo;K&amp;uuml;rt&amp;rsquo; olduğunu s&amp;ouml;yl&amp;uuml;yor, dağılımları nedir, n&amp;uuml;fus artış hızları nedir... &lt;br /&gt;&#13;
Bu konularda yeterli bilgi olmadan siyasal d&amp;uuml;zenlemeye gitmek yanıltıcı olabilir.&lt;br /&gt;&#13;
Tabii ki insanlara n&amp;uuml;fus sayımı sırasında &amp;lsquo;S&amp;ouml;yle bakalım, sen T&amp;uuml;rk m&amp;uuml;s&amp;uuml;n, K&amp;uuml;rt m&amp;uuml;s&amp;uuml;n&amp;rsquo; diye sormak hem yakışık almaz, hem de ırk&amp;ccedil;ılık olarak algılanabilir. Ama n&amp;uuml;fus sayımı sırasında &amp;lsquo;Hangi dilleri konuşuyorsunuz&amp;rsquo; sorusunu sorarak aynı sonuca ulaşılabilir. Nitekim 1965 yılına kadar yapılan n&amp;uuml;fus sayımlarında K&amp;uuml;rt n&amp;uuml;fusun sayısını belirlemek amacıyla sorular sorulmuştur. &lt;br /&gt;&#13;
1927&amp;rsquo;de yapılan n&amp;uuml;fus sayımına g&amp;ouml;re T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin n&amp;uuml;fusu 13.5 milyondu. Genel n&amp;uuml;fus i&amp;ccedil;inde K&amp;uuml;rtlerin sayısı 900 binin biraz &amp;uuml;zerindeydi. Normal n&amp;uuml;fus artışına g&amp;ouml;re şu andaki K&amp;uuml;rt &lt;br /&gt;&#13;
n&amp;uuml;fusunun 5 milyon civarında olması gerekiyor. 1965 sayımına g&amp;ouml;re de T&amp;uuml;rklerin n&amp;uuml;fusu 28 milyon, K&amp;uuml;rtlerin n&amp;uuml;fusu da 2 milyon 219 bindi. Yıllık ortalama artışa g&amp;ouml;re 2000 yılında K&amp;uuml;rt n&amp;uuml;fusu 5 milyon 200 bin olarak hesaplanabilir.&lt;br /&gt;&#13;
1985 sayımına g&amp;ouml;re Doğu ve G&amp;uuml;neydoğu Anadolu&amp;rsquo;daki toplam n&amp;uuml;fus 9 milyon 903 bindi ve bu n&amp;uuml;fusun 2 milyon 766 bini ana dilini K&amp;uuml;rt&amp;ccedil;e olarak yazdırmıştır. Bu da b&amp;ouml;lge halkının &amp;uuml;&amp;ccedil;te biri eder.&lt;br /&gt;&#13;
K&amp;uuml;rtlerin sadece Doğu ve G&amp;uuml;neydoğu&amp;rsquo;da yaşamadığını, başta İstanbul olmak &amp;uuml;zere pek &amp;ccedil;ok ilde &amp;ouml;nemli sayıda K&amp;uuml;rt k&amp;ouml;kenli vatandaşımızın yaşadığını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;necek olursak, &amp;uuml;lke &amp;ccedil;apında K&amp;uuml;rt n&amp;uuml;fusunun 5-6 milyon civarında olmasını normal karşılamak gerekir. Nitekim d&amp;uuml;nya devletleri konusunda son bilgileri i&amp;ccedil;eren Almanya&amp;rsquo;da yayımlanan &amp;lsquo;Der Fischer Weltalmanach 95&amp;rsquo; adlı &amp;ccedil;alışmada T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de yaşayan K&amp;uuml;rt n&amp;uuml;fusunun 6 milyon 200 bin olduğu belirtilmektedir. &lt;br /&gt;&#13;
Fakat bu konuda rivayet muhtelif. Saygın bir araştırmacı olan Hollandalı Martinus Martin van Bruinessen&amp;rsquo;e g&amp;ouml;re T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;deki K&amp;uuml;rt n&amp;uuml;fus 7-8 milyonu bulmaktadır. Eski Sovyet kaynakları bu sayıyı 9 milyona kadar &amp;ccedil;ıkarıyor. Christiane More&amp;rsquo;un uygun g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; sayı 10 milyon. Botan Amed&amp;icirc;&amp;rsquo;ye ve Ahmet T&amp;uuml;rk&amp;rsquo;e g&amp;ouml;re ise T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de yaşayan K&amp;uuml;rtlerin sayısı 20 milyona dayanmaktadır. &amp;lsquo;New York Times&amp;rsquo;ın yayımladığın &amp;lsquo;The World Almanac&amp;rsquo;a g&amp;ouml;re de T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de yaşayan n&amp;uuml;fusun y&amp;uuml;zde 20&amp;rsquo;si K&amp;uuml;rtt&amp;uuml;r. &lt;br /&gt;&#13;
Kısacası, K&amp;uuml;rtlerin sayısı konusunda 5 milyondan 20 milyona kadar uzanan geniş bir yelpaze var. Tam bir bilgi kirliliği. Buna isterseniz &amp;lsquo;K&amp;uuml;rt partisi&amp;rsquo; olarak ortaya &amp;ccedil;ıkan DTP&amp;rsquo;nin aldığı oyları da ekleyebilirsiniz. Bu partinin aldığı oy oranı y&amp;uuml;zde 5-6 dolaylarında kalıyor. Oysa Ahmet T&amp;uuml;rk&amp;rsquo;&amp;uuml;n dediği sayıda K&amp;uuml;rt olsa bu oranın y&amp;uuml;zde 20&amp;rsquo;yi bulması geremez miydi?&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;K&amp;uuml;rt sorunu&amp;rsquo; konusunda bir karar verirken sadece sayıya değil, &amp;uuml;lke i&amp;ccedil;inde hızla değişmekte olan dağılıma da bakmalıyız. K&amp;uuml;rt n&amp;uuml;fusun yarıdan fazlası &amp;uuml;lkenin Batı illerinde yaşıyorsa b&amp;ouml;l&amp;uuml;nmeden veya federasyondan s&amp;ouml;z etmenin pek bir anlamı kalmaz.&lt;br /&gt;&#13;
2011 yılında yapılacak n&amp;uuml;fus sayımında bu konudaki bilgisizliğimizi giderecek sorular sormakta yarar var.&lt;br /&gt;&#13;
Bilgiden korkmayalım. &amp;Ouml;zellikle de kendi hakkımızdaki bilgilerden. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; ger&amp;ccedil;eklerin eninde sonunda kendini kabul ettirmek gibi k&amp;ouml;t&amp;uuml; bir huyu vardır!&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>TÜRKER ALKAN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>HASAN CELAL GÜZEL - Abdera'da demoskratos sancıları</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965600</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Üstâd Prof. İlberyus'un Heredot'tan naklettiğine göre, M.Ö. 509 yılının son aylarında Abdera'da 'cadı kazanları' kaynatılıyormuş.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;Uuml;st&amp;acirc;d Prof. İlberyus&amp;rsquo;un Heredot&amp;rsquo;tan naklettiğine g&amp;ouml;re, M.&amp;Ouml;. 509 yılının son aylarında Abdera&amp;rsquo;da &amp;lsquo;cadı kazanları&amp;rsquo; kaynatılıyormuş. Jakobenyusların ve darbeyus&amp;ccedil;u generalyusların s&amp;ouml;zc&amp;uuml;s&amp;uuml; &amp;lsquo;Republicus&amp;rsquo; gazetosu, ortalığı karıştırmak ve Ampulosları devirmek i&amp;ccedil;in &amp;lsquo;Korku İmparatorluğu&amp;rsquo; başlıkları atıyormuş...&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Generalyuslar ayaklanıyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Efendim, Abdera&amp;rsquo;daki generalyuslar son derece kahraman ve yurtsevermişler. L&amp;acirc;kin, her g&amp;uuml;zelin bir kusuru vardır derler ya, Abderalı generalyuslar da on senede bir ger&amp;ccedil;ek h&amp;uuml;viyetlerinin dışına &amp;ccedil;ıkarak kurt adama d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml;r ve demoskratosa saldırırlarmış. Vebali boynuna, biz Homeros&amp;rsquo;un yalancısıyız, generalyusların bu lycanthropy hastalığının depreşmesinin asıl sebebi ise, bir t&amp;uuml;rl&amp;uuml; se&amp;ccedil;im kazanamayan Okoslar&amp;rsquo;ın generalyusları gıdıklamasıymış. Denyos liderliğindeki Okoslar generalyusları gıdıklarken, bir taraftan da kulaklarına, &amp;lsquo;İrticayus &lt;br /&gt;&#13;
geliyooor&amp;rsquo;, &amp;lsquo;laicus elden gidiyooor&amp;rsquo;, &amp;lsquo;Abdera b&amp;ouml;l&amp;uuml;n&amp;uuml;yooor&amp;rsquo; diye fısıldarlarmış...&lt;br /&gt;&#13;
Okos&amp;ccedil;u generalyuslar kurt adamlar h&amp;acirc;line d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;kten sonra, &amp;lsquo;Erenlerus&amp;rsquo;, &amp;lsquo;Sarı Kızos&amp;rsquo;, &amp;lsquo;Ay Işığı&amp;rsquo; (likantropik ay ışığı demek isteniyor), &amp;lsquo;Eldivenos&amp;rsquo; adını verdikleri pl&amp;acirc;nlarla darbeyuslar yapmak isterlermiş. Bu arada Abderalıları kandırıp darbeyuslarına hak kazandırmak i&amp;ccedil;in de bir yandan, Ergenekonus &amp;Ccedil;etesi ile cinayetler, bombalamalar, ter&amp;ouml;r saldırıları d&amp;uuml;zenlerler; bir yandan da &amp;lsquo;İrticayus Eylem Planları&amp;rsquo; hazırlayarak ortalığı karıştırırlarmış.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Midas&amp;rsquo;ın kulakları &amp;ccedil;ekiliyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Efendim, Kral Midas&amp;rsquo;ın torunu Midasius&amp;rsquo;un kurduğu tarihin ilk istihbarat teşkil&amp;acirc;tını hatırlarsınız. İşte bu teşkil&amp;acirc;t, darbeyus&amp;ccedil;u generalyusların ve telefonusları dinletilen j&amp;uuml;riskratosların keyfini &lt;br /&gt;&#13;
ka&amp;ccedil;ırırmış. Ampuloslar, her ne kadar &amp;lsquo;Bizim, Midasius&amp;rsquo;un dinlenmeleriyle al&amp;acirc;kamız yok&amp;rsquo; diyerekten yırtınsalar da, darbeyustan yana olan jakobenyuslar, &amp;lsquo;Abdera Korku İmparatorluğu&amp;rsquo; sloganıyla kazan kaldırmaya &amp;ccedil;alışırlarmış...&lt;br /&gt;&#13;
S&amp;ouml;z&amp;uuml;n burasında Prof. İlberyus m&amp;acirc;nidar bir tebess&amp;uuml;mle, &amp;lsquo;Anlıyorsun değil mi m&amp;icirc;rim&amp;rsquo; dedi, &amp;lsquo;Meğer a&amp;ccedil;ık toplum Abderalılar devrinde başlamış...&amp;rsquo; Jakobenyusların asıl kızdıkları, darbeyus&amp;ccedil;u generalyusların ağız tadıyla bir darbeyus yapamamalarıymış. Zira darbeyus pl&amp;acirc;nları işportaya d&amp;uuml;şm&amp;uuml;ş, ciddiyetinin kaybetmiş ve alay konusu olmuş. Nasıl olmasın ki, darbeyus pl&amp;acirc;nları arasında &amp;ccedil;ok komik şeyler varmış. G&amp;uuml;zinos Abla&amp;rsquo;ya sahte turbanyus&amp;ccedil;u kızların mektup yazmasından tutunuz da filmoslar &amp;ccedil;evirtilmesine kadar g&amp;ouml;r&amp;uuml;lmedik soytarılıklar yer almaktaymış.&lt;br /&gt;&#13;
G&amp;uuml;len filozofumuz Demokritus, G&amp;uuml;zinos Abla pl&amp;acirc;nını işitince g&amp;uuml;lmekten &amp;ccedil;atlamış da, arkadaşı Hipokrates&amp;rsquo;i &amp;ccedil;ağırıp g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml;kle hayatını kurtarmışlarmış...&lt;br /&gt;&#13;
İşte, M.&amp;Ouml;. 509 yılının Kasım ayında Abdera&amp;rsquo;da &amp;lsquo;Eşek kulak&amp;rsquo; hik&amp;acirc;yesinin aslı buymuş...&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Kakayuslar temizlenirken...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Efendim, dedik ya M.&amp;Ouml;. 509 yılının son aylarında Abdera&amp;rsquo;da ortalık fena halde karışıkmış. Darbeyuslar, telekulakoslar, &lt;br /&gt;&#13;
k&amp;uuml;resel krizoslar yetmiyormuş gibi, bir de &amp;lsquo;domuzos griposlar&amp;rsquo; da zuhur edip Abderalıları canlarından bezdirmiş. &lt;br /&gt;&#13;
İşin k&amp;ouml;t&amp;uuml;s&amp;uuml;, aşı konusunda her kafadan bir ses &amp;ccedil;ıkmasıymış. &amp;Uuml;nl&amp;uuml; Hipokrates, aşı diye poposunu yırtarak bağırırken Kral N&amp;acirc;ibi Tayyibus da &amp;lsquo;Ben aşı yaptırmam&amp;rsquo; diye direnesiymiş. Filozof Demokritos, &amp;ccedil;&amp;acirc;resiz kalan Abderalıların aşı yaptırma konusunda yazı tura attıklarını g&amp;ouml;r&amp;uuml;nce g&amp;uuml;lmekten komaya girmiş. Hipokrates ise elinde aşı şırıngası, &amp;lsquo;Şimdi ben bunu nereme sokayım?&amp;rsquo; diye kalakalmış...&lt;br /&gt;&#13;
Efendim, Abdera&amp;rsquo;nın başının bel&amp;acirc;sı Kakayusları temizleyip temiz Abdera vatandaşı h&amp;acirc;line getirebilmek i&amp;ccedil;in Ampuloslar &amp;lsquo;Demoskratos A&amp;ccedil;ılım Projesi&amp;rsquo; hazırlamışlar. Buna g&amp;ouml;re Kakayuslar ter&amp;ouml;rden vazge&amp;ccedil;ip dağdan ineceklermiş. Gelgelelim, Okosların lideri Denyos ile Lupusların lideri Devletyus elele vererek buna karşı &amp;ccedil;ıkmışlar. &lt;br /&gt;&#13;
Kakayus &amp;ccedil;etesinin Senatos&amp;rsquo;taki uzantısı Kekeyuslar da, Kakayusların dağdan inişlerini zafer gibi g&amp;ouml;stermeye kalkınca Abdera birden karışıvermiş.&lt;br /&gt;&#13;
Bu arada Okosların Başkan N&amp;acirc;ibi Onuryos &amp;Ouml;ymenos, Senatos&amp;rsquo;ta pot kırarak Dersimyos&amp;rsquo;lulara uygulanan katliamdan bahsedince yer yerinden oynamış. &lt;br /&gt;&#13;
O tarihten sonra Onuryos&amp;rsquo;a &amp;lsquo;Pelteyus&amp;rsquo; adı takılmış ve zavallı Onuryos Antik &amp;Ccedil;ağ&amp;rsquo;ın Hitleryus&amp;rsquo;u il&amp;acirc;n edilmiş...&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
İlberyus Hoca&amp;rsquo;nın s&amp;ouml;z&amp;uuml;n&amp;uuml; keserek, &amp;lsquo;Peki, sonra ne olmuş Hocam?&amp;rsquo; dedim. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;Ne olacak?&amp;rsquo; dedi İlberyus; &amp;lsquo;Generalyuslar başlarına gelecekleri anlayınca darbeyustan vazge&amp;ccedil;mişler. Telefonusların dinlenmesine l&amp;uuml;zum kalmamış. Kakayuslar da dağdan inmişler...&amp;rsquo; Merakla sordum: &amp;lsquo;Onuryos&amp;rsquo;a ne olmuş?&amp;rsquo; &amp;lsquo;Hi&amp;ccedil;&amp;rsquo; dedi, &amp;lsquo;Okosların Tuncelyos İl Başkanlığı&amp;rsquo;na tayini &amp;ccedil;ıkmış...&amp;rsquo;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>HASAN CELAL GÜZEL</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>HALUK ŞAHİN - Otobüsten görünüm: Türkiye değişiyor</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965596</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Hafta boyunca kötümser yazılar yazdım. Ankara'daki gerginlik, askerin durumu, yargının kıstırılmışlığı, dinleme skandalları, partiler arasındaki diyalogsuzluk gibi şeyler bana 'Bu bina, bu sıkleti çeker mi?' sorusunu sordurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hafta boyunca k&amp;ouml;t&amp;uuml;mser yazılar yazdım. Ankara&amp;rsquo;daki gerginlik, askerin durumu, yargının kıstırılmışlığı, dinleme skandalları, partiler arasındaki diyalogsuzluk gibi şeyler bana &amp;lsquo;Bu bina, bu sıkleti &amp;ccedil;eker mi?&amp;rsquo; sorusunu sordurdu.&lt;br /&gt;&#13;
Bunların hemen hepsi siyaset sahnesine bakarak sorulmuş sorulardı. Ankara&amp;rsquo;nın durumu ger&amp;ccedil;ekten i&amp;ccedil; karartıcı. Ancak, T&amp;uuml;rkiye yalnızca Ankara&amp;rsquo;dan, hayat yalnızca siyasetten mi ibaret? T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;ye sosyolojik g&amp;ouml;zl&amp;uuml;klerle, &amp;ouml;zellikle g&amp;uuml;ndelik yaşam d&amp;uuml;zeyinde baktığımızda neler g&amp;ouml;r&amp;uuml;r&amp;uuml;z? Aynı derecede k&amp;ouml;t&amp;uuml;mser şeyler s&amp;ouml;yleyebilir miyiz?&lt;br /&gt;&#13;
Bence, hayır! T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de g&amp;uuml;ndelik yaşam k&amp;ouml;kl&amp;uuml; bir değişim ge&amp;ccedil;iriyor: ekonomik gelişmenin, teknolojik değişimin ve toplumsal &amp;ccedil;eşitlenmenin etkisi &amp;ccedil;ok belirgin. Bizler o değişimin i&amp;ccedil;inde yaşadığımızdan pek fark edemiyoruz. İnsanın kendi yaşamına dışardan bakabilmesi, k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;n g&amp;ouml;zbağlarını atıp &amp;ccedil;ıplak g&amp;ouml;zlerle bakabilmesi kolay bir şey değil.&lt;br /&gt;&#13;
Alın size bir &amp;ouml;rnek. A.A. kaynaklı bu haberi d&amp;uuml;nk&amp;uuml; gazetelerde belki siz de okumuşsunuzdur:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Aksaray-Ankara seferini yapan bir otob&amp;uuml;steki 20 kişiden aralarında kadınların da olduğu 19 yolcu, &amp;lsquo;Kurtlar Vadisi Pusu&amp;rsquo; dizisini izlemek istedi. Farklı televizyon kanalında yayımlanan &amp;lsquo;Aşk-ı Memnu&amp;rsquo; dizisini izlemek isteyen kadın yolcu N.Ş. ile diğer yolcular arasında tartışma &amp;ccedil;ıktı.&lt;br /&gt;&#13;
Tartışmanın b&amp;uuml;y&amp;uuml;mesi &amp;uuml;zerine, otob&amp;uuml;s şof&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;n Kulu makası yakınlarında &amp;lsquo;İsterseniz sizi burada indirip, paranızı iade edebilirim&amp;rsquo; dediği N.Ş., bir dinlenme tesisinde inmeyi kabul etti. N.Ş., telefonla g&amp;uuml;venlik g&amp;uuml;&amp;ccedil;lerini arayarak firmadan şik&amp;acirc;yet&amp;ccedil;i oldu. İstediği dizinin yayımlandığı kanal a&amp;ccedil;ılmayınca televizyonun tamamen kapatılmasını istediğini s&amp;ouml;yleyen N.Ş., &amp;lsquo;Firma yetkilileri &amp;ccedil;oğunluğun kararının uygulanacağını s&amp;ouml;ylemiş. Bunun &amp;uuml;zerine beni otob&amp;uuml;sten indirdiler&amp;rsquo; diye konuştu.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Bu haber nasıl değiştiğimizle ilgili olarak o kadar &amp;ccedil;ok ipucu i&amp;ccedil;eriyor ki! Bunlardan bazıları aslında rejim değişikliği kadar &amp;ouml;nemli şeyler.&lt;br /&gt;&#13;
Neler mi?&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;nce g&amp;ouml;r&amp;uuml;nmeyen bir şey: Bu otob&amp;uuml;ste bunlar yaşanırken herhalde sigara i&amp;ccedil;ilmiyordu. Bundan &lt;br /&gt;&#13;
20-25 yıl &amp;ouml;nce yapılan b&amp;ouml;yle bir otob&amp;uuml;s yolculuğunda eve f&amp;uuml;me et olarak d&amp;ouml;nmeniz &amp;ccedil;ok normaldi. Sigaradan kurtuluş uzun vadeli etkileri a&amp;ccedil;ısından ger&amp;ccedil;ek bir sağlık reformudur!&lt;br /&gt;&#13;
İkincisi, otob&amp;uuml;s&amp;uuml;n bir yandan yoluna devam ederken bir yandan televizyon yayınını verebilmesi... &lt;br /&gt;&#13;
O yıllarda b&amp;ouml;yle bir şey m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n değildi. Se&amp;ccedil;enek de verilmezdi: Teyp a&amp;ccedil;ıldığında &amp;lsquo;Kaptan&amp;rsquo;ın arabesk kasetine mahkumdunuz.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml;s&amp;uuml;, televizyon yayını izlense bile, karşınıza yabancı bir dizi &amp;ccedil;ıkabilirdi. Oysa artık yalnızca kendi dizilerimizi izliyoruz. T&amp;uuml;rkler, sinema dilini kullanmasını ve seyircileri ekran başına mıhlamasını &amp;ouml;ğrendiler. Bu mıhlananlar arasında Arap orta sınıfının da bulunması olaya başka bir boyut katıyor.&lt;br /&gt;&#13;
D&amp;ouml;rd&amp;uuml;nc&amp;uuml;s&amp;uuml;, hangi dizinin seyredileceği konusunda &amp;ccedil;oğunluğun oyuna uyulması... İsteyenler buna, demokrasi k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;n tabana inmesi olarak da bakabilirler.&lt;br /&gt;&#13;
Beşincisi, &amp;lsquo;Aşk-ı Memnu&amp;rsquo;yu seyretmek isteyip yalnız kalan kadının medeni cesareti... Hem fikrini sonuna kadar savunuyor, hem de gece vakti tek başına otob&amp;uuml;sten inmeyi g&amp;ouml;ze alıyor. Artık b&amp;ouml;yle kadınlar var!&lt;br /&gt;&#13;
&amp;nbsp;Altıncısı, inerken kendisine otob&amp;uuml;s bileti bedelinin &amp;ouml;deneceğinin s&amp;ouml;ylenmesi. Bu da otob&amp;uuml;s firmalarımızın m&amp;uuml;şteri ile ilişkiler a&amp;ccedil;ısından yeni bir d&amp;uuml;zeye y&amp;uuml;kseldiklerini g&amp;ouml;steriyor.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;zetle: İ&amp;ccedil;imizi k&amp;ouml;t&amp;uuml;mserlik dumanlarıyla dolduran Ankara&amp;rsquo;ya rağmen, T&amp;uuml;rkiye değişiyor, modernleşiyor, &amp;ccedil;ağdaşlaşıyor.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>HALUK ŞAHİN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>MURAT YETKİN - Erbil-Diyarbakır hattı</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965597</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Uluslararası siyaset koşulları Kürt sorununu bir hale yola koymak için gerçekten uygun mu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DİYARBAKIR-&amp;nbsp; İ&amp;ccedil;işleri Bakanı Beşir Atalay, belki de 10 Kasım&amp;rsquo;da Meclis&amp;rsquo;te yapsa &amp;ccedil;ok daha ses getirecek a&amp;ccedil;ıklamaları Rusya&amp;rsquo;da yaptı. &lt;br /&gt;&#13;
Bu a&amp;ccedil;ıklamalar arasında en g&amp;uuml;ncel olanı Tunceli&amp;rsquo;nin adının resmen Dersim&amp;rsquo;e d&amp;ouml;nd&amp;uuml;r&amp;uuml;lmesine karşı olduğunu s&amp;ouml;ylemesiydi belki. Ancak belki en &amp;ouml;nemlisi Irak&amp;rsquo;taki Mahmur kampından yıl sonuna dek, yani &amp;ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zdeki bir ay i&amp;ccedil;inde toplu d&amp;ouml;n&amp;uuml;şlerin başlayacağını ve kampın 11 bin k&amp;uuml;sur sakininin yarısından fazlasının &amp;ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zdeki s&amp;uuml;re&amp;ccedil;te T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;ye d&amp;ouml;nm&amp;uuml;ş olacağını s&amp;ouml;ylemesiydi.&lt;br /&gt;&#13;
Mahmur Kampı&amp;rsquo;nın durumu konusunda Dışişleri Bakanlığı&amp;rsquo;nın Birleşmiş Milletler M&amp;uuml;lteciler Y&amp;uuml;ksek Komiserliği ile g&amp;ouml;r&amp;uuml;şmelerinin hızlanmış olması da bu ihtimali y&amp;uuml;kseltiyor. T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin &amp;ouml;nceliği, Mahmur&amp;rsquo;da PKK&amp;rsquo;lı olanla, onun etkisi altında kalanların olabildiğince ayırımını yapmak ve bu ikinci grubu &amp;ouml;ncelikle T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;ye taşımak. &lt;br /&gt;&#13;
Evet, Mahmur sakinlerinin t&amp;uuml;m&amp;uuml;n&amp;uuml; PKK &amp;uuml;yesi saymak m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n değil; &amp;ccedil;oğu &amp;ccedil;aresiz, yoksul k&amp;ouml;yl&amp;uuml;ler. &lt;br /&gt;&#13;
Ama Mahmur kampı sakinleri arasında;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
1- Kandil kontrol&amp;uuml;ndeki Irak kadrosuna katılmak &amp;uuml;zere T&amp;uuml;rkiye ve Avrupa&amp;rsquo;da PKK tarafından devşirilmiş ve Mahmur&amp;rsquo;u ara istasyon olarak kullananlar ve 2- Yaralanma, hastalık, yaşlılık, ya da o nitelikte olmamak gibi nedenlerle PKK saflarında aktif olarak T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;ye karşı savaşamayacak cephe gerisi elemanları da var.&lt;br /&gt;&#13;
Gerek Mahmur&amp;rsquo;dan başlayacak toplu d&amp;ouml;n&amp;uuml;şler, gerekse, Kandil&amp;rsquo;den -19 Ekim Habur nedeniyle ara verilmiş d&amp;ouml;n&amp;uuml;şler konusundaki belirleyici gelişmeleri 17-19 Aralık tarihlerinde Erbil&amp;rsquo;de yapılacak T&amp;uuml;rkiye-Irak-ABD &amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; g&amp;uuml;venlik toplantısı ardından beklemek doğru olur. Bu &amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; g&amp;uuml;venlik işleyişi, -PKK&amp;rsquo;nın Dağlıca saldırısı ardından 5 Kasım 2007&amp;rsquo;de Başbakan Tayyip Erdoğan&amp;rsquo;ın d&amp;ouml;nemin ABD Başkanı George Bush ile vardığı mutabakat sonucu başlayan &amp;lsquo;etkin istihbarat paylaşımı&amp;rsquo; &amp;ccedil;er&amp;ccedil;evesinde kurulmuştu. &lt;br /&gt;&#13;
Erbil toplantısı, Erdoğan&amp;rsquo;ın yeni ABD Başkanı Barack Obama ile 7 Aralık&amp;rsquo;ta Vaşington&amp;rsquo;da &lt;br /&gt;&#13;
yapacağı g&amp;ouml;r&amp;uuml;şme sonrasında yapılacak olması ardından da &amp;ouml;nem taşıyor.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;ABD, Irak, enerji boyutları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Obama, Bush&amp;rsquo;un imzaladığı ve &amp;lsquo;PKK&amp;rsquo;nın ter&amp;ouml;rist ve ABD&amp;rsquo;ye d&amp;uuml;şman bir &amp;ouml;rg&amp;uuml;t olup, m&amp;uuml;cadele edilmesi gerektiği&amp;rsquo; yolundaki Başkanlık Y&amp;ouml;nergesini ki ABD g&amp;uuml;venlik yapısı i&amp;ccedil;in en &amp;uuml;st talimat sayılır- devam ettirmişti. T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin beklentisi PKK ile ortak m&amp;uuml;cadelenin istihbarat paylaşımı ile sınırlı kalmaması.&lt;br /&gt;&#13;
Ancak ne ABD&amp;rsquo;den, ne kendisi ağır ter&amp;ouml;rist saldırılar altında se&amp;ccedil;ime gitme hazırlığı yapan Bağdat&amp;rsquo;taki merkezi h&amp;uuml;k&amp;uuml;metten, ne de Erbil&amp;rsquo;deki K&amp;uuml;rdistan B&amp;ouml;lgesel Y&amp;ouml;netimi&amp;rsquo;nden PKK&amp;rsquo;ya karşı aktif bir savaşa girmelerini beklemek şu anda ger&amp;ccedil;ek&amp;ccedil;i değil.&lt;br /&gt;&#13;
Bununla birlikte Erbil&amp;rsquo;de y&amp;ouml;netimi elinde tutan Mesud Barzani, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu&amp;rsquo;nun ziyareti sırasında daha &amp;ouml;nceki tutumunu değiştirmiş, T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de atılan demokratikleşme adımlarını &amp;ouml;vm&amp;uuml;ş ve PKK&amp;rsquo;dan silahlı m&amp;uuml;cadeleye son vermesini istemişti.&lt;br /&gt;&#13;
Bunun sonucunda Barzani, Kandil&amp;rsquo;e giden ikmal yollarını kesmek, PKK tabanına olan etkisini ne de olsa bu kadar yıldır ev sahibi- kullanarak eve d&amp;ouml;n&amp;uuml;şleri hızlandırmak gibi y&amp;ouml;ntemleri uygulamaya başlar mı? &lt;br /&gt;&#13;
Barzani bug&amp;uuml;ne dek PKK varlığını elinde T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;yle pazarlık kozu olarak tutmak istemiş olabilir. Ancak ABD&amp;rsquo;nin askerlerini Irak&amp;rsquo;tan &amp;ccedil;ekme takvimi bu s&amp;uuml;reci belirleyen asıl unsur. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;ekilme, Irak&amp;rsquo;taki se&amp;ccedil;imlerin gecikmemesi kaydıyla 2010 Ağustos&amp;rsquo;u olarak belirlenmiş durumda. Aslında Ankara&amp;rsquo;nın &amp;lsquo;uluslar arası koşullar uygun&amp;rsquo; saptaması da, Erbil&amp;rsquo;in tutum değişikliğini de bu takvim zorluyor.&lt;br /&gt;&#13;
Erbil, ABD askerlerinin &amp;ccedil;ekilmesine bağlı olarak Irak&amp;rsquo;taki Arap unsurlarla arasındaki gerilimin &amp;ouml;zellikle de Kerk&amp;uuml;k konusunda artmasından endişe ediyor. &lt;br /&gt;&#13;
Bu işin sopa kısmı. İşin havu&amp;ccedil; kısmındaysa, yani teşvik edici kısmındaysa, Irak K&amp;uuml;rtlerinin &lt;br /&gt;&#13;
bir an &amp;ouml;nce petrol ve gazlarını ihra&amp;ccedil; etme ve d&amp;uuml;nya ekonomisiyle (ve siyasetiyle de) b&amp;uuml;t&amp;uuml;nleşme arzusu var. Bu Irak K&amp;uuml;rtlerinin bir anlamda sağlık sigortası da sayılır ve bunun i&amp;ccedil;in T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de daha iyi bir imk&amp;acirc;n yok.&lt;br /&gt;&#13;
Dolayısıyla, evet, hem K&amp;uuml;rt sorununun, hem de ona paralel ve eşzamanlı olarak PKK sorununun &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m&amp;uuml; i&amp;ccedil;in uluslararası koşulların her zamankinden uygun olduğu s&amp;ouml;ylenebilir. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;nemli olan bu fırsatın sonsuza dek s&amp;uuml;rmeyeceğinin bilincinde olarak ve etrafa olabildiğince az &lt;br /&gt;&#13;
rahatsızlık vererek kullanabilmek.&lt;br /&gt;&#13;
Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı M. Galip Ensarioğlu&amp;rsquo;nun davetiyle d&amp;uuml;n Diyarbakır&amp;rsquo;da d&amp;uuml;zenlenen ve demokratik a&amp;ccedil;ılımın muhtemel sonu&amp;ccedil;larının konuşulduğu toplantılarda, işin &lt;br /&gt;&#13;
ekonomik ve sosyal boyutlarının yanısıra, işte bu uluslar arası boyutu da konuşuldu.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>MURAT YETKİN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>FATİH ÖZATAY - 2010'da ne olacak? (1)</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965587</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Artık 2010'da ne olacak? sorusunun yanıtına geldi sıra. Türkiye ekonomisinin 2010'da büyüme hızının ne olacağına dair bir rakam vermeden önce bir takım senaryolar oluşturmak gerekiyor. Her bir senaryo altında büyüme hızının ne olacağını saptamak tek bir rakama bağlı kalmaktan daha anlamlı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Artık &amp;ldquo;2010&amp;rsquo;da ne olacak?&amp;rdquo; sorusunun yanıtına geldi sıra. T&amp;uuml;rkiye ekonomisinin 2010&amp;rsquo;da b&amp;uuml;y&amp;uuml;me hızının ne olacağına dair bir rakam vermeden &amp;ouml;nce bir takım senaryolar oluşturmak gerekiyor. Her bir senaryo altında b&amp;uuml;y&amp;uuml;me hızının ne olacağını saptamak tek bir rakama bağlı kalmaktan daha anlamlı.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;nce &amp;ccedil;ok basit bir modelle &amp;ccedil;alıştığımı belirteyim. Modeli daha karmaşık hale getirmek kolay. Ama kriz ortamında &amp;ouml;zellikle bu yolu se&amp;ccedil;tim. Bu modeli daha &amp;ouml;nce de kullanmış ve yine alternatif senaryolar altında 2009 i&amp;ccedil;in b&amp;uuml;y&amp;uuml;me &amp;ouml;ng&amp;ouml;r&amp;uuml;leri vermiştim. K&amp;uuml;resel kriz bizi d&amp;ouml;rt kanaldan etkilediğine g&amp;ouml;re bu d&amp;ouml;rt kanal da modelde yer almalı ki, anlamlı bir sonu&amp;ccedil; elde edilsin. Diğer bir ifadeyle ihracat (dış talep), net dış bor&amp;ccedil;lanma (k&amp;uuml;resel likidite ve risk alma iştahı), yurti&amp;ccedil;i kredi hacmi ve ekonomiye duyulan g&amp;uuml;ven modelde &amp;ouml;nemli bir rol oynamalı. Senaryoları da bu değişkenlere bağlı olarak kurmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;nce temel senaryomu vereyim: 2009&amp;rsquo;un son &amp;ccedil;eyreği ile 2010&amp;rsquo;un ilk yarısını kapsayan &lt;br /&gt;&#13;
d&amp;ouml;nemde hem bankalarımız hem de şirketlerimiz yurtdışına net dış bor&amp;ccedil; geri &amp;ouml;deyicisi konumunda olacaklar. Ama dışarıya aktardıkları kaynak miktarı ılımlı bir bi&amp;ccedil;imde azalacak. Gelecek yılın ikinci yarısında ise bu a&amp;ccedil;ıdan n&amp;ouml;tr bir durum i&amp;ccedil;ine girecekler; net dış bor&amp;ccedil; kullanımı &amp;lsquo;sıfır&amp;rsquo; d&amp;uuml;zeyinde olacak. K&amp;uuml;resel risk alma iştahı (VIX endeksi ile &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;l&amp;uuml;yor) bug&amp;uuml;nk&amp;uuml; d&amp;uuml;zeyinde devam edecek.&lt;br /&gt;&#13;
Son yazımda tartıştığım &amp;ccedil;er&amp;ccedil;evede yurtdışı talep 2009&amp;rsquo;un son &amp;ccedil;eyreğinden başlayarak ve bir yıl &amp;ouml;ncesine kıyasla ılımlı bir şekilde artacak. B&amp;ouml;ylelikle, T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin ger&amp;ccedil;ek (reel) mal ve hizmet ihracatı, her &amp;ccedil;eyrek bir yıl &amp;ouml;ncesinin aynı &amp;ccedil;eyreğine kıyasla y&amp;uuml;zde 1&amp;rsquo;in biraz altında y&amp;uuml;kselecek. Fikir vermesi i&amp;ccedil;in: 2009&amp;rsquo;un ilk yarısında bu değişken y&amp;uuml;zde 10 civarında azalmıştı. 2008&amp;rsquo;in ikinci ve &amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; &amp;ccedil;eyreğinde ise y&amp;uuml;zde 3 dolayında artış vardı. Dikkat ederseniz mal ve hizmet ihracatını &amp;lsquo;dışarıdan&amp;rsquo; modele veriyorum. Normal koşullarda &amp;lsquo;ger&amp;ccedil;ekten dıştan&amp;rsquo; gelen değişkenler tarafından ekonominin kendi dinamikleriyle belirlenmeli ihracat. Yani &amp;lsquo;dışta&amp;rsquo; değil &amp;lsquo;i&amp;ccedil;te&amp;rsquo; yer almalı. Ama bu ortamda dış talep nerdeyse tek belirleyici olacağı i&amp;ccedil;in b&amp;ouml;yle bir yol se&amp;ccedil;tim. Basitleştiriyor işi. Buna karşın ger&amp;ccedil;ek&amp;ccedil;iliğinden de fazla bir şey yitirmiyor kullandığım model.&lt;br /&gt;&#13;
Karar vermesi en zor değişkenin yurti&amp;ccedil;i kredi hacmi olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum. Birka&amp;ccedil; yazı tartıştım kredi piyasasındaki gelişmeleri. İki ters gelişme var: Bir yandan nisan sonundan itibaren ılımlı bir toparlanma var a&amp;ccedil;ılan kredi miktarında. Ayrıca Hazine&amp;rsquo;nin Kredi Garanti Fonu&amp;rsquo;na aktaracağı 1 milyar liralık kaynak ile 10 milyar liralık kredi hareketi yaratmak m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olacak. Bunlar işin olumlu tarafı. Ama diğer yandan mevcut kredi genişlemesi daha &amp;ccedil;ok kamu bankaları kaynaklı; s&amp;uuml;rd&amp;uuml;r&amp;uuml;lebilirliği hakkında ş&amp;uuml;phe doğuruyor. Ek olarak donuk kredilerin toplam kredilere oranı artıyor. Daha da yaygınlaşabilir bu sorun ve bankaları tedirginleştirebilir. &amp;Uuml;st&amp;uuml;ne bir de k&amp;uuml;resel likidite sıkışıklığının azalarak da olsa 2010&amp;rsquo;da da s&amp;uuml;rmesi bekleniyor (yukarıda tartıştım bunu).&lt;br /&gt;&#13;
Bu durumda temel senaryomda enflasyondan arındırılmış kredi &lt;br /&gt;&#13;
genişlemesi varsayımım ş&amp;ouml;yle: T&amp;uuml;ketici kredileri diğer kredi t&amp;uuml;rlerine g&amp;ouml;re daha hızlı artacak. 2009&amp;rsquo;un son &amp;ccedil;eyreği ile t&amp;uuml;m 2010 boyunca her &amp;ccedil;eyrek bir &amp;ouml;nceki &amp;ccedil;eyreğe g&amp;ouml;re y&amp;uuml;zde 1.5&amp;rsquo;in biraz altında ger&amp;ccedil;ek bir t&amp;uuml;ketici kredisi artışı olacak. Diğer kredilerde ise bu oran y&amp;uuml;zde 1 d&amp;uuml;zeyinde; b&amp;ouml;ylelikle bu kredi grubu 2008&amp;rsquo;in d&amp;ouml;rd&amp;uuml;nc&amp;uuml; &amp;ccedil;eyreğinde ulaştığı zirve değerine 2010&amp;rsquo;un ikinci &amp;ccedil;eyreğinde ulaşacak, hatta o değeri biraz da aşmış olacak.&lt;br /&gt;&#13;
Ekonomiye duyulan g&amp;uuml;ven &amp;ouml;zellikle &amp;ouml;zel kesim yatırımları &amp;uuml;zerinde &amp;ccedil;ok etkili bir değişken. Bug&amp;uuml;nk&amp;uuml; g&amp;uuml;ven d&amp;uuml;zeyinin bundan sonra değişmeden s&amp;uuml;receği varsayımı var temel senaryoda. T&amp;uuml;rk lirasının reel değeri de bug&amp;uuml;nk&amp;uuml; d&amp;uuml;zeyinde sabit tutuluyor. Kamu harcamalarının ger&amp;ccedil;ek değeri ise 2009&amp;rsquo;un son &amp;ccedil;eyreğinde bir yıl &amp;ouml;ncesinin aynı d&amp;ouml;nemindeki değerini alıyor. 2010&amp;rsquo;un ilk yarısında y&amp;uuml;zde 1&amp;rsquo;i biraz aşan bir azalma, ikinci yarıda ise y&amp;uuml;zde 0.5 dolaylarında azalma var. Temel varsayım, dolayısıyla, b&amp;uuml;t&amp;ccedil;eyi toparlama &amp;ccedil;abalarının daha &amp;ccedil;ok gelir tarafından geleceği. Bir hatırlatma, zaten 2009&amp;rsquo;un ilk yarısında olduk&amp;ccedil;a y&amp;uuml;ksek bir ger&amp;ccedil;ek kamu harcaması var. Bu d&amp;uuml;zeye kıyasla bu ılımlı azalmaların ger&amp;ccedil;ekleşeceği varsayılıyor temel senaryoda.&lt;br /&gt;&#13;
Dikkat ederseniz &amp;lsquo;temel senaryom&amp;rsquo; biraz iyimser tarafta kalıyor, &amp;ouml;zellikle de i&amp;ccedil; kredi genişlemesi a&amp;ccedil;ısından. Bu koşullar altında 2010 b&amp;uuml;y&amp;uuml;mesi y&amp;uuml;zde 3.8&amp;nbsp; 4.9 aralığında bir yerde oluyor. 2009&amp;rsquo;u ise y&amp;uuml;zde 7 civarında bir k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;lme ile kapatıyoruz. Yarın &amp;ldquo;farklı senaryolar altında bu b&amp;uuml;y&amp;uuml;me hızı nasıl değişir?&amp;rdquo; sorusunu yanıtlamaya &amp;ccedil;alışacağım.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>FATİH ÖZATAY</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>BARAN TUNCER - Açlık üzerine toplantı</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965585</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Günümüz dünyasında bir milyar kişi açlıkla karşı karşıya. Her beş saniyede bir çocuk açlıktan ölüyor. Bu durumda bir günde ölen çocukların sayısı 17 bini, bir yılda ise 6 milyonu buluyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;G&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;z d&amp;uuml;nyasında bir milyar kişi a&amp;ccedil;lıkla karşı karşıya. Her beş saniyede bir &amp;ccedil;ocuk a&amp;ccedil;lıktan &amp;ouml;l&amp;uuml;yor. Bu durumda bir g&amp;uuml;nde &amp;ouml;len &amp;ccedil;ocukların sayısı 17 bini, bir yılda ise 6 milyonu buluyor. Bunları Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon 16-18 Kasım arasında Roma&amp;rsquo;da D&amp;uuml;nya Tarım &amp;Ouml;rg&amp;uuml;t&amp;uuml;&amp;rsquo;n&amp;uuml;n d&amp;uuml;zenlediği &amp;lsquo;D&amp;uuml;nya Gıda Zirvesi&amp;rsquo; toplantısında s&amp;ouml;yl&amp;uuml;yordu.&lt;br /&gt;&#13;
Konuya d&amp;uuml;nya kamu oyunun dikkatini &amp;ccedil;ekmek isteyen Genel Sekreter bir g&amp;uuml;n s&amp;uuml;reyle bir şey yememiş. G&amp;uuml;n&amp;uuml;n sonunda a&amp;ccedil;lığın hi&amp;ccedil; de kolay birşey olmadığına şahitim demiş.&lt;br /&gt;&#13;
FAO s&amp;ouml;z konusu toplantıya b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;uuml;mit bağlamıştı. Ge&amp;ccedil;en yaz toplanan G-8 toplantısında gelişmiş &amp;uuml;lke liderleri b&amp;uuml;y&amp;uuml;k b&amp;uuml;y&amp;uuml;k konuşmuş, d&amp;uuml;nyada a&amp;ccedil;lığa son verilmesi i&amp;ccedil;in &amp;uuml;lkelerin gereken tedbirleri alacağını beyan etmişlerdi.&lt;br /&gt;&#13;
Ancak 16 Kasım&amp;rsquo;da Roma&amp;rsquo;daki a&amp;ccedil;ılışta ev sahibi İtalyan Başbakanı Berlusconi dışında diğer 7 &amp;uuml;lkenin devlet başkanları veya başbakanlarının toplantıya katılmadıkları dikkat &amp;ccedil;ekti.&lt;br /&gt;&#13;
Toplantı s&amp;uuml;resince a&amp;ccedil;lık konusu, tarım kesiminin desteklenmesi, bu alanda k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k &amp;uuml;reticiye &amp;ouml;ncelik verilmesi gibi konular bol bol konuşuldu. Ancak FAO Direkt&amp;ouml;r&amp;uuml; Senegal&amp;rsquo;li Jacque Diouf&amp;rsquo;un ifade ettiği gibi bu kadar &amp;ccedil;ok konuşmaya karşılık &amp;lsquo;ne &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;lebilir hedefler, ne de belli bir takvim ortaya konulmadı&amp;rsquo;. 192 &amp;uuml;lke temsilcisinin katıldığı toplantı sonrasında hazırlanan bildiride &amp;lsquo;&amp;uuml;lkelerin tarım alanında &amp;ouml;nemli &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;de yeterli duruma gelmesi i&amp;ccedil;in bu kesime verilen desteğin artırılacağı&amp;rsquo; ifadesine yer verilmesinde pek de &amp;ouml;teye gidilmedi.&lt;br /&gt;&#13;
Toplantıya gelirken FAO d&amp;uuml;nyadan a&amp;ccedil;lığın kalkması i&amp;ccedil;in yılda 44 milyar dolarlık bir desteğe ihtiya&amp;ccedil; olduğunu ortaya koyan bir hazırlık yapmıştı. İlk bakışta rakam b&amp;uuml;y&amp;uuml;k gibi g&amp;ouml;z&amp;uuml;kse de g&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zde &amp;uuml;lkelerin silahlanma i&amp;ccedil;in yılda 1.34 trilyon dolar harcadığı g&amp;ouml;z &amp;ouml;n&amp;uuml;nde bulundurulursa, aslında hi&amp;ccedil; de &amp;ouml;yle olmadığı anlaşılır.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
Aslına bakılacak olursa uzmanlar d&amp;uuml;nyada gıda &amp;uuml;retiminin n&amp;uuml;fusa yeterli olduğu konusunda &lt;br /&gt;&#13;
birleşiyor. Sorun &amp;uuml;retimin gereksinimlere uyar bi&amp;ccedil;imde dağılmaması. D&amp;uuml;nyanın karşı karşıya olduğu a&amp;ccedil;lık sorunu da buradan kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Bug&amp;uuml;ne kadar zengin &amp;uuml;lkelerin sağlamış oldukları yardım fakir &amp;uuml;lkelere gıda maddelerinin g&amp;ouml;nderilmesi şeklinde. Bu &amp;uuml;r&amp;uuml;nlerin &amp;ccedil;ok b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir b&amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml; zengin &amp;uuml;lkelerin kendi &amp;ccedil;ift&amp;ccedil;ilerinden yapılan satınalmalarla ger&amp;ccedil;ekleştiriliyor. Sonu&amp;ccedil;ta fakir &amp;uuml;lkelerin beslenme alanında dışa bağımlılıkları devam ederken, zengin &amp;uuml;lke &amp;ccedil;ift&amp;ccedil;ileri bu işten kar sağlıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Oysa, fakir &amp;uuml;lkelerde gereği duyulan ve onların kendilerine yaterli hale gelmesini sağlayacak olan, uygun teknoloji, sulama yatırımları, g&amp;uuml;bre, y&amp;uuml;ksek verimli tohum gibi şeyler. O y&amp;uuml;zden a&amp;ccedil;lığa karşı kalıcı bir savaşın fakir &amp;uuml;lkelere gıda &amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml; g&amp;ouml;ndererek değil, ancak yukarıda s&amp;ouml;z edilen alanlara verilecek destekle kazanılması m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n.&lt;br /&gt;&#13;
Toplantı Roma&amp;rsquo;da yapıldığı i&amp;ccedil;in Papa Benedict de gelerek bir konuşma yapmış. Konuşmasında Papa d&amp;uuml;nyada bir yanda &amp;lsquo;a&amp;ccedil;lık tradejisinin&amp;rsquo; boyutları her yıl biraz daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;rken, diğer yanda da &amp;lsquo;şaşaa ve israfın&amp;rsquo; g&amp;ouml;r&amp;uuml;lmesinin kabul edilebilir bir şey olmadığını s&amp;ouml;ylemiş. Hatta Papa bir adım daha &amp;ouml;teye gitmiş ve fakir &amp;uuml;lkelerin uluslararası ticarette desteklenmesi ve &amp;ouml;nlerindeki engellerin kaldırılmasını istemiş.&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye bu toplantıda yukarı d&amp;uuml;zeyde temsil edilmiş bulunuyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmada, biraz da Papa&amp;rsquo;nın s&amp;ouml;ylediklerine benzer bi&amp;ccedil;imde &amp;ldquo;Yoksul &amp;uuml;lkelerdeki i&amp;ccedil;ler acısı manzarayı izlediğimiz gibi, zengin &amp;uuml;lkelerdeki sınırsız t&amp;uuml;ketimi de g&amp;ouml;r&amp;uuml;yoruz. Bu dengesizliğin ve eşitsizliğin bir an &amp;ouml;nce giderilmesi şart&amp;rdquo; demiş. Başbakan desteğin k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k &amp;ccedil;ift&amp;ccedil;iye yapılması gereğini de vurgulamış.&lt;br /&gt;&#13;
Roma toplantısından geriye kalanlar arasında Libya Cumhurbaşkanı Muammer Kaddafi&amp;rsquo;nin yaptıkları da d&amp;uuml;nya basınının ilgisini &amp;ccedil;ekmiş g&amp;ouml;z&amp;uuml;k&amp;uuml;yor. Kaddafi &amp;lsquo;eskort&amp;rsquo; şirketleri aracılığı ile 500 kadar kadını davet etmiş. Ancak bir de kıstas koymuş. Davetli kadınlar 18 ile 35 yaş arasında olacak. Boyları ise 1.68 den daha az olmayacak. Nispeten k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k bir para karşılığı davete icabet eden kadınlar verilen partide en az g&amp;uuml;zel yiyecek ve i&amp;ccedil;ecek bulacaklarını sanmışlar. Beklenen ikramın yapılmamasına karşılık, Kaddafi gelenlere uzun uzun İslamın faziletini anlatmış ve onları dine davet etmiş. Giderken de kendilerine Kuran&amp;rsquo;ın ingilizce kopyası ile kendi &amp;lsquo;Yeşil Kitabı&amp;rsquo;nın birer kopyasını vermiş. &lt;br /&gt;&#13;
Gittiği yerlere bakire kızlardan oluşan korumalerını g&amp;ouml;t&amp;uuml;ren Libya Cumhurbaşkanı, 2007 yılında Paris&amp;rsquo;te 1000 kadar kadını toplayarak onlara misyonunun &amp;lsquo;Avrupalı kadınları kurtarmak&amp;rsquo; olduğunu s&amp;ouml;ylemişti.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>BARAN TUNCER</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>MAHFİ EĞİLMEZ - Bütçe açığı her zaman kötü değildir</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965582</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Eğer özel kesimin ağırlığı ile yürüyen bir piyasa ekonomisi sistemi benimsenmişse ve ortada herhangi bir kriz yoksa kamu bütçesinin açık vermesi iyi bir şey değildir. Kamu bütçesinin açık vermesi demek kamu kesiminin harcamalarının gelirlerini aşması demektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer &amp;ouml;zel kesimin ağırlığı ile y&amp;uuml;r&amp;uuml;yen bir piyasa ekonomisi sistemi benimsenmişse ve ortada herhangi bir kriz yoksa kamu b&amp;uuml;t&amp;ccedil;esinin a&amp;ccedil;ık vermesi iyi bir şey değildir. Kamu b&amp;uuml;t&amp;ccedil;esinin a&amp;ccedil;ık vermesi demek kamu kesiminin harcamalarının gelirlerini aşması demektir. B&amp;uuml;t&amp;ccedil;e a&amp;ccedil;ığı sonsuza kadar s&amp;uuml;rd&amp;uuml;r&amp;uuml;lemez, o nedenle bir s&amp;uuml;re sonra bu a&amp;ccedil;ığı giderecek &amp;ouml;nemler alınması gerekir. Alınabilecek d&amp;ouml;rt &amp;ouml;nlem s&amp;ouml;z konusudur: (1) para basarak, yani enflasyon yaratarak, a&amp;ccedil;ığı kapatmak, (2) vergileri artırarak a&amp;ccedil;ığın karşılığını bulmak, (3) giderleri kısarak a&amp;ccedil;ığı d&amp;uuml;ş&amp;uuml;rmek, (4) bor&amp;ccedil;lanarak a&amp;ccedil;ığı finanse etmek. Bu &amp;ouml;nlemlerin hepsi tek tek alınabileceği gibi birden fazlası bir arada uygulanabilir ya da sırayla uygulamaya konulabilir. &lt;br /&gt;&#13;
Eğer bir ekonomi resesyona girmişse yani ekonomi k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;lmeye başlamışsa ve hele işsizlik artışı bu k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;lmeye eşlik etmeye başlamışsa o zaman b&amp;uuml;t&amp;ccedil;enin a&amp;ccedil;ık vermesi iyi bir &amp;ouml;nlem olarak &amp;ccedil;ıkar karşımıza. &amp;Ouml;zel kesimin yatırım harcamalarını ertelediği, toplumu oluşturan bireylerin t&amp;uuml;ketim harcamalarını kıstığı bir ortamda ekonominin daha fazla k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;lmemesi i&amp;ccedil;in kamu kesiminin harcamalarını artırması ve vergi indirimleri yoluyla talebi canlandırması gerekir. Bu &amp;ouml;nlemler kamu b&amp;uuml;t&amp;ccedil;esinin a&amp;ccedil;ık vermesine yol a&amp;ccedil;ar. Bu a&amp;ccedil;ık bir sonraki d&amp;ouml;nemde ekonomik b&amp;uuml;y&amp;uuml;meye yol a&amp;ccedil;arak ekonominin canlanmasına, resesyondan &amp;ccedil;ıkmasına ve işsizlik oranının d&amp;uuml;şmeye başlamasına neden olur. B&amp;ouml;yle bir ortamda b&amp;uuml;t&amp;ccedil;e a&amp;ccedil;ığını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;rmeye uğraşmak bir sonraki d&amp;ouml;nemde ekonomiyi &amp;ccedil;ok daha derin sorunlara itmek demektir. &lt;br /&gt;&#13;
Herhangi bir işletme kriz d&amp;ouml;nemlerinde yatırım ve t&amp;uuml;ketim harcamalarını kısarak tasarruf sağlamaya &amp;ccedil;alışabilir. Bu adım o işletmenin bir sonraki d&amp;ouml;nemde daha iyi bir konuma ge&amp;ccedil;mesinin yolunu a&amp;ccedil;abilir. Ya da bir birey krize girildiği bir d&amp;ouml;nemde t&amp;uuml;ketim harcamalarını kısarak gelirini tasarruf edebilir ve bir sonraki d&amp;ouml;nemde daha iyi bir konumda olmayı tercih edebilir. Bu adımlar o işletme veya o birey i&amp;ccedil;in doğru adımlardır. Ama devlet b&amp;ouml;yle davranamaz. Krize girmiş bir ekonomide devlet, b&amp;uuml;t&amp;ccedil;e a&amp;ccedil;ığı vermemeye &amp;ccedil;alışıp vergileri artırır, harcamalarını kısarsa ekonomi bir sonraki d&amp;ouml;nemde &amp;ccedil;ok daha sıkıntılı bir duruma gelir. O nedenle i&amp;ccedil;inde yaşadığımız resesyon gibi kriz ortamlarında kamu kesiminin b&amp;uuml;t&amp;ccedil;e a&amp;ccedil;ığı vermesi doğru bir adımdır. Tartışılabilecek tek konu bu a&amp;ccedil;ığın hangi yolla verilmesi gerektiği konusudur.&amp;nbsp; Verilecek olan b&amp;uuml;t&amp;ccedil;e a&amp;ccedil;ığı, harcamaların artırılması yoluyla mı yoksa gelirlerin d&amp;uuml;ş&amp;uuml;r&amp;uuml;lmesi yoluyla mı verilmelidir? Ben T&amp;uuml;rkiye gibi kamu harcamalarının siyasi ama&amp;ccedil;la kullanılabileceği ekonomilerde harcama kararının &amp;ouml;zel kesim tarafından verilmesinin doğru olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum. O nedenle de vergilerin d&amp;uuml;ş&amp;uuml;r&amp;uuml;lerek &amp;ouml;zel kesim elinde daha &amp;ccedil;ok harcama imkanı bırakılması gerektiğini savunuyorum. Bu konu tartışılabilir ama b&amp;uuml;t&amp;ccedil;enin denk tutulması konusu bence bu aşamada tartışma dışıdır. &lt;br /&gt;&#13;
TCMB Para Politikası Kurulu faizi 0.25 puan daha d&amp;uuml;ş&amp;uuml;rerek gecelik bor&amp;ccedil;lanma oranını y&amp;uuml;zde 6.5&amp;rsquo;e indirdi. T&amp;Uuml;FE, Ekim ayı itibariyle ve 12 aylık bazda y&amp;uuml;zde 5.08 d&amp;uuml;zeyinde bulunuyor. TCMB&amp;rsquo;nın yılsonu T&amp;Uuml;FE tahmini y&amp;uuml;zde 5.5 olduğuna g&amp;ouml;re Kasım ve Aralık aylarında T&amp;Uuml;FE&amp;rsquo;de artış bekliyor. Banka, gelecek yılın ilk aylarında da baz etkisi nedeniyle artışlar beklediğini a&amp;ccedil;ıklıyor. Buna karşın faizi d&amp;uuml;ş&amp;uuml;rmeye devam etmesinin nedenini enflasyonun g&amp;ouml;r&amp;uuml;nen gidişinin bu &amp;ccedil;ıkışlara karşın genelde aşağı y&amp;ouml;nl&amp;uuml; olduğuyla a&amp;ccedil;ıklıyor. Ben para politikasında faiz indirimine dayalı gevşetmenin artık sonuna yaklaşıldığını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum. &amp;Ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zdeki d&amp;ouml;nemde enflasyon d&amp;uuml;şmeye devam edecekse bu, ekonomide beklenen talep canlanmasının olmayacağı anlamına geliyor. Eğer bu ger&amp;ccedil;ekleşirse O zaman maliye politikasının sıkılaştırılmasında ilk adımı atan &amp;uuml;lke olan T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin bu konuda acele ettiği ve ge&amp;ccedil;mişteki b&amp;uuml;t&amp;ccedil;e a&amp;ccedil;ıkları korkusuyla yanlış bir yola saptığı anlaşılacak.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
B&amp;uuml;t&amp;ccedil;e a&amp;ccedil;ığı her zaman k&amp;ouml;t&amp;uuml; değildir. Zamanın k&amp;ouml;t&amp;uuml; olup olmadığına bakmak gerek.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>MAHFİ EĞİLMEZ</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>BAĞIŞ ERTEN - 'Suç ve Ceza' yetmez, 'Budala' da olmak lazım</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965540</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Futbol sahalarında palazlanıp artık spor kültürümüze domuz gribinden bile beter bir şekilde bulaşan şiddet sorununu tartışıyoruz kaç gündür. Fanatik'in enfes başlığıyla söylersek ezeli rekabetten 'ezeli rezalet' doğuranların musibeti şimdi bir dolu nasihatin fitilini ateşledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Futbol sahalarında palazlanıp artık spor k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r&amp;uuml;m&amp;uuml;ze domuz gribinden bile beter bir şekilde bulaşan şiddet sorununu tartışıyoruz ka&amp;ccedil; g&amp;uuml;nd&amp;uuml;r. Fanatik&amp;rsquo;in enfes başlığıyla s&amp;ouml;ylersek ezeli rekabetten &amp;lsquo;ezeli rezalet&amp;rsquo; doğuranların musibeti şimdi bir dolu nasihatin fitilini ateşledi. Herkes re&amp;ccedil;ete yazıyor bu aralar. Genel kanı etkili bir ceza sisteminin ilk adım olabileceği y&amp;ouml;n&amp;uuml;nde. Faillerin, hele de tespit edilmeleri bu kadar kolayken, bir an &amp;ouml;nce yakalanmasını ve en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyoruz. Bu &amp;lsquo;g&amp;uuml;venlik&amp;ccedil;i&amp;rsquo; &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m&amp;uuml;n bazı taraftarları o kadar abarttı ki, ma&amp;ccedil;a girerken pasaport ve vize uygulaması başlayacak neredeyse. Bug&amp;uuml;n koskoca bir derbiye ş&amp;uuml;pheli şahıslar olarak gideceğiz. Sizin de canınız sıkılmıyor mu? Gene de haksızlık etmeyelim, s&amp;ouml;ylenenlerde doğruluk payı az değil. Sahaya yabancı madde atanları, rakip takım kul&amp;uuml;besinde oyunculara yumruk sallayanları tespit etmek kolay ve o insanlar ger&amp;ccedil;ekten ibretlik bir ceza alırlarsa belki bir caydırıcılık etkisi olur. Ama işte Denizli ma&amp;ccedil;ını unutup, kendine adalet arayanlar, insanın midesine iyi gelmiyor. Bu da şunu net bir şekilde g&amp;ouml;steriyor: Sadece verilecek cezaya odaklanarak sorunları &amp;ccedil;&amp;ouml;zmek pek m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n değil. &lt;br /&gt;&#13;
Şimdi kameralarımızı bir başka coğrafyaya &amp;ccedil;evirelim. Ge&amp;ccedil;tiğimiz hafta Mısır&amp;rsquo;da bir Mısır-Cezayir ma&amp;ccedil;ı oynandı, neredeyse savaş &amp;ccedil;ıkıyordu. Cezayir karşısında en az 2-0&amp;rsquo;lık bir galibiyete ihtiyacı olan Mısır elinden geleni ardına koymadan Cezayirlilere zor g&amp;uuml;nler yaşattı. Belli ki zor durumdaki Mısır h&amp;uuml;k&amp;uuml;meti muhtemel bir D&amp;uuml;nya Kupası biletini sosyal sorunlara pansuman olarak kullanacaktı. Bu y&amp;uuml;zden yapmadıklarını bırakmadılar. &amp;Ouml;nce Cezayir takımının otob&amp;uuml;s&amp;uuml; taşlandı. Sonra mas&amp;ouml;rleri soyunma odasına kilitlendi. Ma&amp;ccedil; sonrası da Cezayirli taraftarlar dayak yedi. Buna karşılık olarak Cezayir teyakkuza ge&amp;ccedil;ti. Onlar da play-off ma&amp;ccedil;ı &amp;ouml;ncesi intikam &amp;ccedil;ığlıkları atmaya başladılar. &lt;br /&gt;&#13;
Olay iki &amp;uuml;lkenin arasında diplomatik ve ticari bir krize d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;. Yetmezmiş gibi, kimin gideceğini belirleyecek &amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; ma&amp;ccedil;ı FIFA, Mısır&amp;rsquo;ın daha &amp;ccedil;ok istediği ve katliam sanığı El Beşir&amp;rsquo;in &amp;uuml;lkesi olan Sudan&amp;rsquo;a aldı. Neyse ki korkulan felaket ger&amp;ccedil;ekleşmedi. Bir oyun y&amp;uuml;z&amp;uuml;nden kıyametin kenarına kadar gidildi ve Allah&amp;rsquo;tan geri d&amp;ouml;n&amp;uuml;ld&amp;uuml;. O da stada dolduran 15 bin askerin zapturaptı altında.&lt;br /&gt;&#13;
Soru şu: B&amp;ouml;yle bir durumda ne yapılabilir? Diyelim ki su&amp;ccedil; mahalline g&amp;ouml;nderilen detektiflersiniz ve ipu&amp;ccedil;larının takibine başladınız. Otob&amp;uuml;s&amp;uuml; taşlayanları buldunuz. Kapıyı kilitleyenleri buldunuz. Yeterli mi? Hayır. Devam ettiniz, bu işi &amp;ouml;rg&amp;uuml;tleyen bir takım &amp;uuml;st d&amp;uuml;zey federasyon yetkililerini buldunuz. Yeterli mi? I-ıh. Bu atmosferi yaratan karar mercilerini de deşifre etmek gerek. Maşallah, Oliver Stone&amp;rsquo;un &amp;lsquo;JFK&amp;rsquo; filminin o &amp;uuml;nl&amp;uuml; savcısı Jim Garrison gibi durmak bilmediniz. Hepsinin &amp;uuml;zerine bir de olayların arkasındaki siyasi iradeyi buldunuz. O bile yetmedi, b&amp;ouml;yle bir ma&amp;ccedil;ı insanlık su&amp;ccedil;larının bu aralar g&amp;ouml;n&amp;uuml;ll&amp;uuml; başkenti olmaya aday Sudan&amp;rsquo;a alan FIFA yetkililerini belirlediniz. Ne olacak peki? Herkesi cezalandırabilecek g&amp;uuml;c&amp;uuml;n&amp;uuml;z var mı? Avrupa&amp;rsquo;da olsa neler olurdu, dediğiniz bir olayda kimlere ulaşabileceksiniz ki? &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; bu olay kriminal bir vakadan ibaret değil. Dedik ya, sadece cezalarla &amp;ccedil;&amp;ouml;zmek imkansız. &lt;br /&gt;&#13;
Kaldı ki şunu da hi&amp;ccedil; aklınızdan &amp;ccedil;ıkarmayın: Bir sorun sırf ceza verilerek &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;lseydi &amp;ouml;nce biz &amp;ccedil;&amp;ouml;zerdik. Eline taş alan &amp;ccedil;ocuğu hapislerde s&amp;uuml;r&amp;uuml;nd&amp;uuml;recek, baklava ya da iki &amp;ccedil;ift ayakkabı &amp;ccedil;alanı 20 yıla mahk&amp;ucirc;m edebilecek yasalardan &amp;ccedil;ok ne var bizde? Burada asıl sorun faili belirlemekte. &lt;br /&gt;&#13;
Yapanlar kadar yaptıranları bulabilmekte. O trib&amp;uuml;nlerde birileri o işleri yapacak ortamı ve adamları s&amp;uuml;rekli bulabildik&amp;ccedil;e cezalar neye yarayacak ki? B&amp;uuml;t&amp;uuml;n Karag&amp;uuml;mr&amp;uuml;k&amp;rsquo;&amp;uuml; i&amp;ccedil;eri alsanız, protokoldeki bazı zevat h&amp;acirc;l&amp;acirc; yerli yerinde duracak işte. &lt;br /&gt;&#13;
Konuyu şuraya getireceğim. Tamam, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n spor oyunları kazanmaya endekslidir. Hele de tuttuğunuz tarafın y&amp;ouml;neticisi, oyuncusuysanız ne olursa olsun kazanmak &amp;ouml;nemlidir. Thierry Henry gibi bir akil adam dahi olsanız bu değişmez. Bu y&amp;uuml;zden oyuncular da, y&amp;ouml;neticiler de Makyavelisttir. G&amp;uuml;n gelir, biri ama&amp;ccedil; uğruna topu elle y&amp;ouml;nlendirmekten ka&amp;ccedil;ınmaz, diğeri d&amp;uuml;zenekler kurup ortalığı cehenneme &amp;ccedil;evirmeyi marifet sayar. Asıl mesele, onlar bunu yaptığında sizin ne tepki vereceğiniz, bu davranışları nasıl okuduğunuzdur. Taraftar olarak siz bunu alkışlarsanız, desteklerseniz, g&amp;ouml;rmezden gelirseniz onlar da yapmaya devam eder. Zemini bulduktan sonra tetik&amp;ccedil;i yaratmaktan kolay ne var ki!&lt;br /&gt;&#13;
Başka bir yere atlayalım buradan. Bu &amp;uuml;lkede protesto k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r&amp;uuml;nden bahsedelim. 12 Eyl&amp;uuml;l&amp;rsquo;den beri iğdiş edilen tepki g&amp;ouml;sterememe sorunundan. Biz &amp;ouml;rg&amp;uuml;tl&amp;uuml; bir toplumda yaşamıyoruz. Bu y&amp;uuml;zden tepkilerimiz de hep spontan, hep insiyaki. Acıma duygusunu kaybettiğimizden, vicdanımızın sızlaması azaldığından beri gaddar da olduk. Hal b&amp;ouml;yle olunca her şey bir lin&amp;ccedil; k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;n par&amp;ccedil;ası haline geldi. Bir araya geldik&amp;ccedil;e daha da acımasız ve sert oluyoruz. TV&amp;rsquo;de coplarla d&amp;ouml;v&amp;uuml;lenleri seyrederken kendisinden olmayana &amp;lsquo;oh&amp;rsquo; &amp;ccedil;eken bir toplumun şiddetle ilişkisi her zaman sorunlu olur. Hal b&amp;ouml;yle olunca diyalog biter, intikamın, r&amp;ouml;vanşın, kan davasının dili her yere hakim olur ve s&amp;uuml;rekli kendini yeniden &amp;uuml;retir. Bug&amp;uuml;n siyaset de, hukuk da, futbol sahaları da o kan davasına, intikam ateşine mahk&amp;ucirc;m olmuş durumda. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; artık oyunun vicdanı sızlamıyor. Oysa vicdanı olmayan bir topluluk ruhunu da kaybetmeye başlıyor. Somut konuşayım. Bug&amp;uuml;n trib&amp;uuml;ndeki adam o cehennem atmosferi sayesinde alınan galibiyete seviniyorsa, siz ne yaparsanız yapın bu şiddetin sonu gelmez. Birka&amp;ccedil; kendini bilmez zannettiğiniz failleri ayıklamakla bitiremezsiniz.&lt;br /&gt;&#13;
Demin ki detektiflik hik&amp;acirc;yesinden yola &amp;ccedil;ıkalım. Olayın mek&amp;acirc;nını değiştirelim. Mek&amp;acirc;n Mısır yerine misal Almanya olsa aynı şeyler olur muydu? Alman futbol k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r&amp;uuml;, &amp;lsquo;ne olursa olsun kazanalım&amp;rsquo;a prim verir mi? İngiltere y&amp;ouml;netici k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r&amp;uuml; diplomatik gerginlikleri g&amp;ouml;ze alıp rakip takımın g&amp;uuml;venliğini ihmal eder miydi? &lt;br /&gt;&#13;
Demem o ki, bu sorun sadece cezalarla değil ancak başka t&amp;uuml;rl&amp;uuml; bir futbol k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;n tohumlarını ekerek &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;l&amp;uuml;r. Bu iş, o g&amp;uuml;n Abdi İpek&amp;ccedil;i&amp;rsquo;deki ma&amp;ccedil;ı Fenerbah&amp;ccedil;e formasıyla izleyemeyen &amp;ccedil;ocuktan bir Galatasaraylının &amp;ouml;z&amp;uuml;r dilemesiyle &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;lmeye başlar. &amp;ldquo;Sara&amp;ccedil;oğlu&amp;rsquo;nda o atmosferde yaşanan galibiyetleri sevmiyorum&amp;rdquo; diyebilecek Fenerbah&amp;ccedil;elilerin sesini y&amp;uuml;kseltmesiyle d&amp;uuml;zelir. Sağduyulu bir Fenerbah&amp;ccedil;elinin, sahaya su atan Fenerbah&amp;ccedil;eliyi değil sağduyulu bir Galatasaraylıyı kendisine daha yakın bulduğu g&amp;uuml;n bir noktaya geliriz biz. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; ancak o zaman, kinden beslenenler azınlıkta kalır ve intikam hukuku değil spor etiği trib&amp;uuml;nlerin anayasası olur. &lt;br /&gt;&#13;
Madem polisiyelerden yardım aldık, oradan bir alıntıyla bitirelim. &amp;lsquo;Criminal Minds&amp;rsquo; dizisinin son b&amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;, Amerikan Anayasanına ruh veren &amp;uuml;nl&amp;uuml; d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;r Montesquieu&amp;rsquo;nun da esin kaynağı olan Antik Yunan filozofu Polybius&amp;rsquo;tan bir alıntıyla bitiyor: &amp;ldquo;İnsanın kendi vicdanından daha iyi bir yargı&amp;ccedil; yoktur.&amp;rdquo; Sahada hileyle, trib&amp;uuml;nde ter&amp;ouml;rle bir ma&amp;ccedil;ı kazanabilirsiniz, ama vicdanınız o gol&amp;uuml; yemez. Vicdanına yenilen hi&amp;ccedil;bir zaman ger&amp;ccedil;ek bir şampiyon olamaz.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>BAĞIŞ ERTEN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>AYŞE KARABAT - Modern dünyanın aynadaki çirkin yüzü</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965535</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Afganistan'ın aynadaki yansıması çirkinse, bu Afganistan çirkin olduğu için değildir, modern ve post-modern dünyanın tüm çirkinliklerini yansıttığı içindir. Eski bir Fars şiirinde denildiği gibi 'Aynadaki görüntünü sevmiyorsan, aynayı değil, kendi yüzünü kır  diyor Barnett Rubin, &#13;
'Afganistan'ın Parçalanması' adlı kitabında...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;ldquo;Afganistan&amp;rsquo;ın aynadaki yansıması &amp;ccedil;irkinse, bu Afganistan &amp;ccedil;irkin olduğu i&amp;ccedil;in değildir, modern ve post-modern d&amp;uuml;nyanın t&amp;uuml;m &amp;ccedil;irkinliklerini yansıttığı i&amp;ccedil;indir. Eski bir Fars şiirinde denildiği gibi &amp;lsquo;Aynadaki g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;n&amp;uuml; sevmiyorsan, aynayı değil, kendi y&amp;uuml;z&amp;uuml;n&amp;uuml; kır &amp;rdquo; diyor Barnett Rubin, &lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;Afganistan&amp;rsquo;ın Par&amp;ccedil;alanması&amp;rsquo; adlı kitabında...&lt;br /&gt;&#13;
Rubin&amp;rsquo;in temel tezi, tarih boyunca Afganistan&amp;rsquo;a bir&amp;ccedil;ok dış g&amp;uuml;c&amp;uuml;n m&amp;uuml;dahale ettiği, bunu yaparken &amp;uuml;lkenin kendi dinamiklerini hi&amp;ccedil;e saydığı, her g&amp;uuml;c&amp;uuml;n işine gelen siyasal grubu ya da etnik yapıyı desteklediği, bunu yaparken de Afganları her ge&amp;ccedil;en g&amp;uuml;n daha bağımlı kılıp sonunda i&amp;ccedil;inden &amp;ccedil;ıkılmaz ve insanlarına her t&amp;uuml;rl&amp;uuml; acıyı tattıran bir yapıya d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; &amp;uuml;zerine. Zaten bu y&amp;uuml;zden Afganistan&amp;rsquo;a, modern ve post-modern d&amp;uuml;nyanın &amp;ccedil;irkin y&amp;uuml;z&amp;uuml; diyor.&lt;br /&gt;&#13;
Ne acı ki, Afganistan&amp;rsquo;da yeni bir şey yok. &amp;Uuml;stelik her ge&amp;ccedil;en g&amp;uuml;n par&amp;ccedil;alı yapısı daha da derinleşiyor, halkları da şu d&amp;uuml;nyada bir g&amp;uuml;n huzur g&amp;ouml;receklerine dair inan&amp;ccedil; taşımıyor. Adına se&amp;ccedil;im denilen ama se&amp;ccedil;imden başka her şeye benzeyen s&amp;uuml;re&amp;ccedil; de Afgan dinamiklerini g&amp;ouml;zardı ederek, bazı kurumlarını kendilerini rahatlatma adına uygulamaya koyan yabancı g&amp;uuml;&amp;ccedil;lerin işleri nasıl da i&amp;ccedil;inden &amp;ccedil;ıkılmaz kıldığının bir başka &amp;ouml;rneği maalesef.&lt;br /&gt;&#13;
Demokrasi elbette vazge&amp;ccedil;ilebilecek birşey değil; herkes i&amp;ccedil;in su ve hava kadar gerekli ama demokrasi belli bir uzlaşmayı, hukukun &amp;uuml;st&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml;, &amp;ouml;rg&amp;uuml;tlenmeyi, &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; ve insan haklarının uygulanmasını gerektiriyor. &amp;lsquo;Ben yaptım oldu&amp;rsquo; hesabı insanların &amp;ouml;n&amp;uuml;ne sandık koymak ne se&amp;ccedil;im, ne demokrasi. Heleki adilliğini sağlamaktan uzaksanız.&lt;br /&gt;&#13;
Se&amp;ccedil;imlerin sonucu sadece Karzai&amp;rsquo;nin yeniden başkan se&amp;ccedil;ilmesi değil, Kabil&amp;rsquo;deki siyaset&amp;ccedil;ilerin, ABD y&amp;ouml;netiminin, ona destek veren diğerlerinin Afganların g&amp;ouml;z&amp;uuml;nde bitmesi aynı zamanda. Zaten yolsuzluk, uyuşturucu ticareti, insan ka&amp;ccedil;ak&amp;ccedil;ılığı, ter&amp;ouml;rle ve savaşla, yani aslında modern d&amp;uuml;nyanın kendisine ait bir &amp;ccedil;&amp;ouml;pl&amp;uuml;km&amp;uuml;şcesine Afganistan &amp;rsquo;ın tepesinden aşağıya yıllardır boşalttığı her melanetle boğuşan &amp;uuml;lkeyi yoluna oturtmayı neredeyse imk&amp;acirc;nsız hale getirdi.&lt;br /&gt;&#13;
Afganistan &amp;rsquo;ın yakın tarihi, bir dış g&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;n, kendisine yakın bulduğu bir etnik grubu başa ge&amp;ccedil;irmesinden sonra diğer grupların isyanı ya da mevcut iktidarı baltalama girişimlerinden başka birşey değil. Bug&amp;uuml;nk&amp;uuml;n&amp;uuml;n tek farkı aynı hatanın bu kez uluslararası bir koalisyon tarafından yapılması.&lt;br /&gt;&#13;
Nasıl ge&amp;ccedil;mişte iktidarı belirleyen g&amp;uuml;&amp;ccedil;ler, bu iktidarın kontrolden &amp;ccedil;ıkmaya meylettiğini ve Afgan toplumunca kabul edilmediğini g&amp;ouml;rd&amp;uuml;klerinde, hi&amp;ccedil; olmazsa koalisyon benzeri birşey kurdurmaya kalktılarsa, son se&amp;ccedil;imler de bunun bir denemesiydi. Nasıl ge&amp;ccedil;mişte belirlenen iktidarların yolsuzluk batağına d&amp;uuml;şmesi onlara para akıtan dış g&amp;uuml;&amp;ccedil;leri memnun etmediyse, Karzai&amp;rsquo;nin de aynı noktada olması uluslararası koalisyonu memnun etmiyor. Se&amp;ccedil;imlerin ikinci turu &amp;ouml;ncesinde adaylığını geri &amp;ccedil;eken Abdullah Abdullah, Karzai&amp;rsquo;ye ders verme peşindeki uluslararası koalisyonu &amp;uuml;zd&amp;uuml; ama aynı zamanda rahatlattı. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; se&amp;ccedil;imler şiddetin tekrar y&amp;uuml;kselişe ge&amp;ccedil;mesi gibi yeni bir &amp;ccedil;ok sorunu da beraberinde getirecekti. &lt;br /&gt;&#13;
Şimdi başa d&amp;ouml;n&amp;uuml;ld&amp;uuml;. Afganistan tarihi kendini tekrar etmeye devam ediyor. Bedelini yine Afgan halkları &amp;ouml;d&amp;uuml;yor. Afganistan&amp;rsquo;a m&amp;uuml;dahale eden g&amp;uuml;&amp;ccedil;lerse ge&amp;ccedil;mişten ders almıyor, almak da istemiyorlar. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; dertleri bu &amp;uuml;lkeyi yaşanabilir kılmak değil, kendi &amp;ccedil;irkin y&amp;uuml;zlerini gizlemek. Oysa yapılması gereken o &amp;ccedil;irkin y&amp;uuml;z&amp;uuml; yok etmek, Afganların hayatlarını değil.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>AYŞE KARABAT</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>NAMIK KEMAL ZEYBEK - Bir olasılık teorisi</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965521</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Demir kartallar, Sultanahmet semalarında sorti yapıyor. &#13;
Uçak sesleri yeri göğü inletiyor, kulakları sağır ediyor âdeta...&#13;
Meydanda mahşeri bir kalabalık... Yüz binlerce kişi...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Demir kartallar, Sultanahmet semalarında sorti yapıyor. &lt;br /&gt;&#13;
U&amp;ccedil;ak sesleri yeri g&amp;ouml;ğ&amp;uuml; inletiyor, kulakları sağır ediyor &amp;acirc;deta...&lt;br /&gt;&#13;
Meydanda mahşeri bir kalabalık... Y&amp;uuml;z binlerce kişi... &lt;br /&gt;&#13;
İnsanlar akın akın geliyor.&lt;br /&gt;&#13;
Bu bir g&amp;ouml;vde g&amp;ouml;sterisi.&lt;br /&gt;&#13;
Jetlerin her sortisinde, g&amp;ouml;ky&amp;uuml;z&amp;uuml; yırtılıyor sanki.&lt;br /&gt;&#13;
D&amp;uuml;nya, merkez &amp;uuml;ss&amp;uuml; Sultanahmet olan bir deprem yaşıyor. Yery&amp;uuml;z&amp;uuml; sarsılıyor. Herkesin g&amp;ouml;z&amp;uuml; Sultanahmet&amp;rsquo;te... Bug&amp;uuml;nden sonra hi&amp;ccedil;bir şeyin eskisi gibi olması m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n değil.&lt;br /&gt;&#13;
Peki, bug&amp;uuml;n neler oluyor?&lt;br /&gt;&#13;
Başkent, nota &amp;uuml;st&amp;uuml;ne nota alıyor. Başta Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa, neredeyse b&amp;uuml;t&amp;uuml;n d&amp;uuml;nya &amp;ldquo;Hata yapıyorsunuz, derhal m&amp;uuml;dahale edin, durdurun olayları, pişman olacaksınız&amp;rdquo; diyor.&lt;br /&gt;&#13;
Ama nafile.&lt;br /&gt;&#13;
Hi&amp;ccedil; kimsenin durmaya, durdurmaya niyet yok. Başkan, Beyaz Saray&amp;rsquo;da, bu gelişmeleri yakından takip ediyor. CNN, Sultanahmet Meydanı&amp;rsquo;nda yaşananları saniye saniye canlı yayınlıyor. K&amp;ouml;rfez Savaşı ve 11 Eyl&amp;uuml;l saldırılarının ardından d&amp;uuml;nya ilk defa aynı noktaya kilitleniyor canlı yayınlarla. Milyarlarca insan, Sultanahmet Meydanı&amp;rsquo;ndaki gelişmeleri hayretle izliyor.&lt;br /&gt;&#13;
İsl&amp;acirc;m d&amp;uuml;nyası, olanı biteni merakla takip ediyor. Milyonlarca M&amp;uuml;sl&amp;uuml;man karmaşık duygular i&amp;ccedil;inde. Herkes, bu işin sonunun ne olacağını merak ediyor.&lt;br /&gt;&#13;
Sultanahmet&amp;rsquo;te 2 milyona yakın kişi toplandı. En k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k bir taşkınlık yok. Ne slogan, ne de arbede. Milyonların sessizliği var meydanda.&lt;br /&gt;&#13;
CNN&amp;rsquo;in canlı yayınını, sinirden dudaklarını ısırarak izleyen Amerikan Başkanı:&lt;br /&gt;&#13;
- Kahretsin, ne yapıyor bunlar, diye fırlıyor koltuğundan. Masanın &amp;uuml;zerindekileri &amp;ouml;fkeyle yere fırlatıyor.&lt;br /&gt;&#13;
- Pentagon&amp;rsquo;u arayın, derhal buraya, Beyaz Saray&amp;rsquo;a gelsinler, diye emir veriyor.&lt;br /&gt;&#13;
Avrupa &amp;uuml;lkeleri &amp;ccedil;ıldırmış gibi. Ordular alarmda, emir bekliyor...&lt;br /&gt;&#13;
Birka&amp;ccedil; saat sonra Amerikan deniz, hava ve kara kuvvetleri rotasını T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;ye &amp;ccedil;eviriyor. Ankara&amp;rsquo;nın cevabı da gecikmiyor.&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;deki bazı Amerikan &amp;uuml;slerine, ani baskınlar yapılıyor. Amerikan askerleri, teslim alınıyor. Yunanistan, t&amp;uuml;m &amp;uuml;slerini Amerika ve Avrupa &amp;uuml;lkelerine a&amp;ccedil;tığını duyuruyor.&lt;br /&gt;&#13;
Neredeyse altı asır sonra Ayasofya Camii&amp;rsquo;nin minaresinden ilk defa ezan okunacaktı.&lt;br /&gt;&#13;
Sonra ne mi oluyor?&lt;br /&gt;&#13;
Sonrasını -h&amp;acirc;l&amp;acirc; okumadıysanız- MEHDİX&amp;rsquo;den &amp;ouml;ğreneceksiniz. Turgay G&amp;uuml;ler&amp;rsquo;in kitabından... &amp;lsquo;Olasılık Teorisi&amp;rsquo;dir bu kitap... Roman mı? Belki... Belki de bir feraset a&amp;ccedil;ılımı... &lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;Pop&amp;uuml;ler&amp;rsquo; yayınlarından... Benim elimdeki 13. baskı&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>NAMIK KEMAL ZEYBEK</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>CENGİZ ÇANDAR - 'Muzaffer ordunun geçit töreni'...</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965519</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Biri 'Ülkücü' gelenek-ten geliyor. Bir emekli profesör. Ömrünün hiçbir döneminde 'sol' ile, 'hasım' olmaktan gayrı bir ilişkisi olmamış. Öyle 'ikinci cumhuriyetçi' filan da değil. 'Liberal' hiç değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biri &amp;lsquo;&amp;Uuml;lk&amp;uuml;c&amp;uuml;&amp;rsquo; gelenek-ten geliyor. Bir emekli profes&amp;ouml;r. &amp;Ouml;mr&amp;uuml;n&amp;uuml;n hi&amp;ccedil;bir d&amp;ouml;neminde &amp;lsquo;sol&amp;rsquo; ile, &amp;lsquo;hasım&amp;rsquo; olmaktan gayrı bir ilişkisi olmamış. &amp;Ouml;yle &amp;lsquo;ikinci cumhuriyet&amp;ccedil;i&amp;rsquo; filan da değil. &amp;lsquo;Liberal&amp;rsquo; hi&amp;ccedil; değil.&lt;br /&gt;&#13;
Diğeri, &amp;lsquo;sol-liberal&amp;rsquo; sayılır. Tanınmış bir Marksist ailenin bug&amp;uuml;n bir gazete genel yayın y&amp;ouml;netmeni olan mensubu. Roman yazarı. İlki ile benzerliği pek az.&lt;br /&gt;&#13;
İlki, M&amp;uuml;mtaz&amp;rsquo;er T&amp;uuml;rk&amp;ouml;ne; Zaman gazetesi k&amp;ouml;şe yazarı. İkincisi Ahmet Altan; Taraf gazetesi genel yayın y&amp;ouml;netmeni. M&amp;uuml;mtaz&amp;rsquo;er T&amp;uuml;rk&amp;ouml;ne, 17 Kasım g&amp;uuml;n&amp;uuml; &amp;lsquo;Ordumuz bu savaşı kaybetti&amp;rsquo; başlıklı bir yazıya imza koydu. Bu başlığın altında yazı ş&amp;ouml;yle başlayıp s&amp;uuml;r&amp;uuml;yordu:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Sadece kararg&amp;acirc;h, h&amp;acirc;l&amp;acirc; durumun farkında değil. Telaş i&amp;ccedil;inde hasarı onarmaya, mevzileri muhafaza etmeye &amp;ccedil;alışıyor. Umutsuz bi&amp;ccedil;imde &amp;ccedil;ırpınıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Artık yenildiğini fark etmesi durumu kabul etmesi gerek. Aksi takdirde daha &amp;ccedil;ok zayiat verecek. Zarar b&amp;uuml;y&amp;uuml;yecek.&lt;br /&gt;&#13;
Ordumuz bu savaşı kaybetti; &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; bu savaş yanlış bir savaştı.&lt;br /&gt;&#13;
Bir ordu kendi halkına savaş a&amp;ccedil;ar mı? Kendi halkına savaş a&amp;ccedil;an ordunun, işgal ordusundan ne farkı kalır? Silahının parasını, maaşını, askerini aldığı halkı d&amp;uuml;şman ilan eden bir ordunun zafer kazanma ihtimali olur mu?&lt;br /&gt;&#13;
Yanlış savaşlar kazanılamaz. Halkına karşı &amp;ouml;rt&amp;uuml;l&amp;uuml; bir savaş y&amp;uuml;r&amp;uuml;ten ordu, kendisini var eden her şeyi tahrip etmeye girişir. Halkı hedef alınca, insanı koruyan devlet, devleti var eden hukuk ortadan kalkar; geride ne savunulacak bir &amp;uuml;lke ne sarılacak değerler kalır.&lt;br /&gt;&#13;
Koskoca bir ordunun, iktidar oyununda oyuncak haline getirildiği bir savaş oyununun uzatmalarını izliyoruz. Ordu itibarını t&amp;uuml;ketiyor. Ordu g&amp;uuml;venilirliğini yitiriyor. &lt;br /&gt;&#13;
Ne i&amp;ccedil;in? Kaybettiği savaşı s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rebilmek i&amp;ccedil;in.&lt;br /&gt;&#13;
D&amp;uuml;nyanın en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k ordularından biri olan ordumuzun komuta kademesinin bug&amp;uuml;n ne işle meşgul olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorsunuz? Bir belge ve onun altındaki imzanın ger&amp;ccedil;ek olmadığını ispatlamak, &amp;ouml;yle değil mi? Bunun i&amp;ccedil;in yapılan toplantıları, g&amp;ouml;revlendirilen kişileri, ilişki kurulan yargı&amp;ccedil;ları, edilen telefonları, yapılan operasyonları g&amp;ouml;z&amp;uuml;n&amp;uuml;z&amp;uuml;n &amp;ouml;n&amp;uuml;nde canlandırın.&lt;br /&gt;&#13;
Sonunda neye inanacağız? Belgenin ger&amp;ccedil;ek olmadığına mı, yoksa savaşı kaybetmiş perişan ordunun, muzaffer bir ordu gibi ge&amp;ccedil;it t&amp;ouml;reni yaptığına mı?&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
B&amp;ouml;yle yazmıştı M&amp;uuml;mtaz&amp;rsquo;er T&amp;uuml;rk&amp;ouml;ne, yazısının ilk yarısı olan b&amp;ouml;l&amp;uuml;mde.&lt;br /&gt;&#13;
Taraf gazetesinin &amp;ouml;nceki g&amp;uuml;n manşetine taşıdığı Deniz Kuvvetleri b&amp;uuml;nyesindeki bir &amp;lsquo;Cunta&amp;rsquo;nın, gayrım&amp;uuml;slim vatandaşlarımıza ve halkın y&amp;uuml;zde 47&amp;rsquo;lik oy desteğini almış iktidar partisine y&amp;ouml;nelik t&amp;uuml;yler &amp;uuml;rpertici &amp;lsquo;cinayet ve provokasyon planı&amp;rsquo;nı yayımlaması &amp;uuml;zerine Genelkurmay&amp;rsquo;ın Taraf gazetesi i&amp;ccedil;in d&amp;uuml;n &amp;lsquo;su&amp;ccedil; duyurusu&amp;rsquo;nda bulunduğunu duyunca, T&amp;uuml;rk&amp;ouml;ne&amp;rsquo;nin yazısını hatırlamak ve hatırlatmak gerekti.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
M&amp;uuml;mtaz&amp;rsquo;er T&amp;uuml;rk&amp;ouml;ne, yukarıdaki satırları yazıp, bunlar yayımlandığında ortada &amp;lsquo;Kafes Operasyonu Eylem Planı&amp;rsquo; yoktu.&lt;br /&gt;&#13;
Bakın, bu yayım &amp;uuml;zerine Başbakanlık&amp;rsquo;ın &amp;ouml;nceki g&amp;uuml;n &amp;lsquo;soruşturmanın gizliliği ve masumiyet karinesinin a&amp;ccedil;ık&amp;ccedil;a ihlali&amp;rsquo; gerek&amp;ccedil;esiyle tepki verdiği, d&amp;uuml;n de Genelkurmay&amp;rsquo;ın &amp;lsquo;su&amp;ccedil; duyurusu&amp;rsquo;nda bulunmasının hedefi olan, &amp;lsquo;yeni darbe planı&amp;rsquo;nın &amp;lsquo;yayıncı kuruluşu&amp;rsquo; Taraf&amp;rsquo;ın Genel Yayın Y&amp;ouml;netmeni Ahmet Altan d&amp;uuml;n neler yazmıştı:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Karşınızdaki g&amp;uuml;c&amp;uuml; azımsamayın.&lt;br /&gt;&#13;
Ordunun i&amp;ccedil;inde h&amp;acirc;l&amp;acirc; &amp;lsquo;suikast&amp;rsquo; planları yapan, bu suikastlar i&amp;ccedil;in silahlar hazırlayan, h&amp;uuml;k&amp;uuml;meti &lt;br /&gt;&#13;
devirmek i&amp;ccedil;in her yolu m&amp;ucirc;bah sayan, her t&amp;uuml;rl&amp;uuml; felakete yol a&amp;ccedil;abilecek birileri var.&lt;br /&gt;&#13;
Bizim d&amp;uuml;n yayımlayıp bug&amp;uuml;n de devamını verdiğimiz pan, benim bug&amp;uuml;ne kadar g&amp;ouml;rd&amp;uuml;klerim arasında en vahşi olanıydı belki de.&lt;br /&gt;&#13;
Beni asıl korkutan, bu t&amp;uuml;r planların, &amp;ouml;rg&amp;uuml;tlenmelerin &amp;ccedil;evresindeki koruma kalkanı.&lt;br /&gt;&#13;
D&amp;uuml;n sabah, ka&amp;ccedil; televizyonda bu dehşet planıyla ilgili haber g&amp;ouml;rd&amp;uuml;n&amp;uuml;z?&lt;br /&gt;&#13;
Ka&amp;ccedil; internet sitesine girdi bu haber?&lt;br /&gt;&#13;
Ka&amp;ccedil; siyaset&amp;ccedil;i a&amp;ccedil;ıklama yaptı?&lt;br /&gt;&#13;
Ka&amp;ccedil; parti bu meselenin &amp;uuml;st&amp;uuml;ne gitti?&lt;br /&gt;&#13;
Ka&amp;ccedil; hukuk&amp;ccedil;u, ka&amp;ccedil; &amp;lsquo;baro&amp;rsquo; bu planı lanetledi?&lt;br /&gt;&#13;
H&amp;acirc;l&amp;acirc; medyada &amp;lsquo;Ergenekon&amp;rsquo; &amp;ouml;rg&amp;uuml;tlenmenisini k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;msemeye &amp;ccedil;alışan yazılar yazılıyor, h&amp;acirc;l&amp;acirc; bu darbe ve suikast planlarının ciddiyetini t&amp;ouml;rp&amp;uuml;lemeye uğraşan makaleler yayımlanıyor.&lt;br /&gt;&#13;
C&amp;uuml;ppeleriyle sokaklarda y&amp;uuml;r&amp;uuml;yen &amp;lsquo;barolar&amp;rsquo; bu hazırlıkları g&amp;ouml;rmezden geliyor.&lt;br /&gt;&#13;
B&amp;uuml;t&amp;uuml;n bu tabloyu, bu &amp;uuml;rk&amp;uuml;t&amp;uuml;c&amp;uuml; &amp;lsquo;koalisyonu&amp;rsquo; birarada g&amp;ouml;rmelisiniz.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
G&amp;ouml;r&amp;uuml;yoruz zaten. &amp;Ouml;zellikle medyada kimin nasıl, hangi &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;ler i&amp;ccedil;inde &amp;lsquo;karartma&amp;rsquo;, &amp;lsquo;&amp;ccedil;arpıtma&amp;rsquo; ve &amp;lsquo;hedef saptırma&amp;rsquo;yla meşgul olduğunun da farkındayız.&lt;br /&gt;&#13;
Başbakan Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile &amp;lsquo;Kafes Operasyonu Eylem Planı&amp;rsquo;nın yayımlandığı g&amp;uuml;n bir bu&amp;ccedil;uk saat g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş&amp;uuml;yor, ardından Başbakanlık bu konuda ilk kez bildiri yayımlama gereğini duyarak, &amp;ldquo;S&amp;ouml;z konusu iddialarla ilgili&amp;nbsp; soruşturma, ilgili yargı makamları tarafından soruşturulmaktadır. Soruşturmaya ilişkin bilgilerin basında yer alması, soruşturmanın gizliliği ve masumiyet karinesinin a&amp;ccedil;ık&amp;ccedil;a ihlalidir&amp;rdquo; diyor. Ve, d&amp;uuml;n de Genelkurmay, &amp;lsquo;masumiyet karinesi&amp;rsquo; &amp;uuml;zerinden hareket ederek &amp;lsquo;kişi ve kurumları hedef alan davranış ve yorumlar&amp;rsquo; nedeniyle &amp;lsquo;su&amp;ccedil; duyurusu&amp;rsquo;nda bulunuyor.&lt;br /&gt;&#13;
Soruşturma s&amp;uuml;recinin tamamlanmasını beklememiz gerekiyormuş.&lt;br /&gt;&#13;
Bekleyelim. Ama şunu bilerek bekleyelim:&lt;br /&gt;&#13;
Sonu&amp;ccedil; ne olursa olsun, o, &amp;lsquo;muzaffer ordunun ge&amp;ccedil;it t&amp;ouml;reni&amp;rsquo; olmayacaktır.&lt;br /&gt;&#13;
TSK, &amp;lsquo;cuntacı-darbeci&amp;rsquo; pisliklerden t&amp;uuml;m&amp;uuml;yle arındırılmadan da, &amp;ouml;yle bir &amp;lsquo;ge&amp;ccedil;it t&amp;ouml;reni&amp;rsquo; yapılmayacaktır.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>CENGİZ ÇANDAR</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>HAKKI DEVRİM - Kesik baş cinayeti tam sayfa</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965512</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Aramızda görüş birliği sağlamanın güç olduğu konulardan biri de hayatımızdaki değişiklikler. Bunlardan mesela cinayet hadiseleri ile haberleri alanında benim ısrarla tekrarladığım, çünkü çok önemli bulduğum fark şudur...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aramızda g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş birliği sağlamanın g&amp;uuml;&amp;ccedil; olduğu konulardan biri de hayatımızdaki değişiklikler. Bunlardan mesela cinayet hadiseleri ile haberleri alanında benim ısrarla tekrarladığım, &amp;ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; &amp;ccedil;ok &amp;ouml;nemli bulduğum fark şudur: g&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zde sık sık, vaktiyle g&amp;ouml;r&amp;uuml;p işitmediğimiz, gazetelerde, hatta filmlerde benzerini hi&amp;ccedil; g&amp;ouml;rmediğimiz cinayetler işleniyor.&lt;br /&gt;&#13;
Bu konuda kendimi &amp;ccedil;evremdekilerden daha tecr&amp;uuml;beli ve bilgili saymamın sebebi, hukuk okumuşluğum değil. Ben gazeteciliğimin ilk yıllarında polis-adliye muhabiri olarak da &amp;ccedil;alıştım. Bu ne demektir? Yıllarca İstanbul ve yakın &amp;ccedil;evresinde işlenen cinayetlerle yakından ilgilenmem gerekmiştir. Gazeteden okuyarak değil, failleriyle, mağdurlarıyla, ailelerinden insanlarla, yaşadıkları &amp;ccedil;evreyle de tanışarak, gerekenlerle ayrı ayrı konuşarak, polislerden, hekimlerden ek bilgiler alarak, dava duruşmalarını ısrarla takip ederek, kovaladığım cinayet hakkında, kahramanlarından sonra en &amp;ccedil;ok şey bilenlerden biri olarak... diyorum, bu konuda benim de ilave iki laf etmeye hakkım olmak gerekir.&lt;br /&gt;&#13;
Ama gel de anlat. Eşime, dostuma, hatta meslekten arkadaşlarıma da kabul ettiremedim gitti. Dediğim de şu:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Tabiri mazur g&amp;ouml;r&amp;uuml;n, tarih vererek s&amp;ouml;yleyeyim: mesela 1950&amp;rsquo;li yıllarda, haydi İstanbul&amp;rsquo;da diye sınırlama da getireyim, bug&amp;uuml;nk&amp;uuml;ler kadar &amp;laquo;alengirli&amp;raquo; cinayetler işlenmezdi.&lt;br /&gt;&#13;
Gene &amp;ouml;z&amp;uuml;r dileyerek ş&amp;ouml;yle diyebilirim: Katil adaylarının cinayet tekniği bug&amp;uuml;nk&amp;uuml;ler derecesinde gelişmemiş ve &amp;ccedil;eşitlenmemişti.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Haydi canım abartıp da yeni icatlar &amp;ccedil;ıkarma, diyorlar.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; A m&amp;uuml;barek hanımlar, Nuh deyip peygamber demeyen beyler, insaf edin! D&amp;uuml;n Radikal, M&amp;uuml;nevver Karabulut cinayetinin ayrıntılarına -cinayetin işlendiği tarihten (3 mart 09&amp;rsquo;dan) 8 ay 15 k&amp;uuml;sur g&amp;uuml;n sonra b&amp;uuml;t&amp;uuml;n bir sayfa ayırmıştı. M&amp;uuml;nevver o sabah okula gitmek &amp;uuml;zere Şişli&amp;rsquo;deki evlerinden erken &amp;ccedil;ıkmış ve bir daha eve d&amp;ouml;nmemişti. Katil zanlısı Cem Garipoğlu&amp;rsquo;nun yakalanması 197 g&amp;uuml;n sonra m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olmuştu.&lt;br /&gt;&#13;
Hoş bir şey değil, gene de hatırlamaya &amp;ccedil;alışın: o g&amp;uuml;n bug&amp;uuml;nd&amp;uuml;r bu feci cinayet hakkında neler &amp;ouml;ğrendik. D&amp;uuml;n anlatılan sadece bir g&amp;uuml;n&amp;uuml;n, cinayetin işlendiği 3 mart salı g&amp;uuml;n&amp;uuml;n&amp;uuml;n hik&amp;acirc;yesiydi.&lt;br /&gt;&#13;
Arkadaşı Damla sormuştu, &amp;ccedil;antasında bir pantolon bulundurmasının sebebini. Cem etek giymesine kızdığı i&amp;ccedil;indi, o g&amp;uuml;n buluşacaklardı. O g&amp;uuml;n yedi kere mesajlaştılar. Cem bir s&amp;uuml;rprizden s&amp;ouml;z ediyordu. Cem&amp;rsquo;in o g&amp;uuml;n ilk işi &amp;ccedil;arşıdan bir testere satın almak oldu. M&amp;uuml;nevver de okulda bir ara pantolonunu giymişti. Cem onu Bah&amp;ccedil;eşehir&amp;rsquo;de oturdukları villaya g&amp;ouml;t&amp;uuml;rd&amp;uuml;. Kızı, onlardan sonra eve gelen babası ile Cem, birlikte bı&amp;ccedil;aklayarak &amp;ouml;ld&amp;uuml;rd&amp;uuml;ler. Baba gitti, Cem elindeki gitar &amp;ccedil;antasıyla bir taksiye binerek Etiler&amp;rsquo;de indi. Ağır &amp;ccedil;antasını bir &amp;ccedil;&amp;ouml;p koyteynırına attı. Akmerkez&amp;rsquo;e gitti sonra. Arkadaşlarıyla biraz takıldılar. Cem eve ge&amp;ccedil; d&amp;ouml;nd&amp;uuml;. Annesi her yanı silip temizlemiş, kan lekesi bırakmamıştı. Babası gelince Cem&amp;rsquo;i yanına alıp, saklanmak &amp;uuml;zere Beylikd&amp;uuml;z&amp;uuml;&amp;rsquo;ndeki bir daireye g&amp;ouml;t&amp;uuml;rd&amp;uuml;.&lt;br /&gt;&#13;
Radikal&amp;rsquo;de cinayet g&amp;uuml;n&amp;uuml;n&amp;uuml;n hik&amp;acirc;yesi 19 paragraf halinde ve dakikası dakikasına anlatılmıştı. Seyrettiğim bir film olsa senaryosunu da, y&amp;ouml;netimini de tutarsız diye, hangi seyirci inanır bu anlatılanlara diye k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;mserdim.&lt;br /&gt;&#13;
Ger&amp;ccedil;eğe ne denebilir? Kızın kafasının kesilmesini, babanın, ananın ve amcanın da su&amp;ccedil;landığı gibi ayrıntıları ge&amp;ccedil;in.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; İnsanlar cinayet tekniği alanında ne kadar geliştiler, demek durumunda mıyız?&lt;br /&gt;&#13;
Bu dehşet verici gelişmeyi, sebepleri ve eski g&amp;uuml;nlere d&amp;ouml;nmek i&amp;ccedil;in neler yapılması gerektiği konusunda bize ışık tutacak birileri yok mudur?&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Başbakanın inadı inat...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Mehmet Tezkan Milliyet&amp;rsquo;te, &amp;laquo;Sen onu bırak, diyordu; gazetelerde ilk okunan haber domuz gribinden &amp;ouml;lenler... Tek muhabbet bu...&amp;raquo;&lt;br /&gt;&#13;
İki şıktan biri herhalde!&lt;br /&gt;&#13;
Ya d&amp;uuml;nyamız gittik&amp;ccedil;e anlaşılmaz oluyor... Ya da sen, olanı biteni anlamakta biraz ge&amp;ccedil; kalıyorsun.&lt;br /&gt;&#13;
Medya Kralı&amp;rsquo;nda Okan, masanın etrafındaki 6 kişiye sordu:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Aşı yaptıracak mısınız?&lt;br /&gt;&#13;
Cevap sırası bana gelene kadar beş misafir de, gazeteciler, oyuncular, şarkıcılar, yani tanınmış, &amp;ouml;rnek kişiler peşi peşine:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Yaptırmayacağız, dediler.&lt;br /&gt;&#13;
Bana da sordu Okan. &amp;Ouml;nce insanlar daha sağlıklı yaşasın diye &amp;ouml;m&amp;uuml;r t&amp;uuml;ketenlere duyduğum ş&amp;uuml;kranı s&amp;ouml;yledim, sonra bizim y&amp;ouml;nteme ge&amp;ccedil;tim:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Kalbim Dr. Mordo Bey dostuma emanettir. Altı ayda bir ziyaretine gideriz, beni bir elden ge&amp;ccedil;irir. Bu hafta gideceğiz. Zeynep&amp;rsquo;le ikisi konuşur bir karara varırlar. Ben denileni yaparım, dedim.&lt;br /&gt;&#13;
Nedense g&amp;uuml;ld&amp;uuml;ler. Okan &amp;laquo;Zeynep kızıdır&amp;raquo; diye bilgi verdi. Demek ki altı kişiden beşi bu aşıya karşı. Orada g&amp;uuml;l&amp;uuml;p ge&amp;ccedil;tik, ama sonradan d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;m doğrusu:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Bu 6&amp;rsquo;ya 5 oranı aynı zamanda Tayyip Bey&amp;rsquo;in se&amp;ccedil;imlerde alacağı oya işaret midir, dersiniz? &lt;br /&gt;&#13;
D&amp;uuml;n okudunuz mu? Pandemi Bilim Kurulu &amp;Uuml;yesi Prof. Vedat Bulut, Başbakanın tıp sahasında da halka hizmetten geri kalmayışının d&amp;ouml;k&amp;uuml;m&amp;uuml;n&amp;uuml; vermiş:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Başbakan&amp;rsquo;ın a&amp;ccedil;ıklaması toplumun y&amp;uuml;zde 20&amp;rsquo;sini aşıdan caydırdı. Bunun ekonomiye bindireceği y&amp;uuml;k 200 milyon dolar civarında olur, diyordu.&lt;br /&gt;&#13;
G&amp;uuml;n i&amp;ccedil;i haberlerde takip edemedim. D&amp;uuml;n sabah verilen bilgiye g&amp;ouml;re &amp;ouml;len sayısı 90&amp;rsquo;ı ge&amp;ccedil;mişti; hastanelerde alıkonanlarsa 59&amp;rsquo;u ağır durumda 280 kişi.&lt;br /&gt;&#13;
Ne diyecek, diye Tayyip Bey&amp;rsquo;e bakıyorum. Başını geriye kaykıltıp, ısrarla:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Olmayacağım, diyor da başka bir laf etmiyor.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Dil Y&amp;acirc;resi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;em&gt;&lt;u&gt;T&amp;uuml;rk&amp;ccedil;e dostlarından (Tevfik &amp;Ccedil;imen)&lt;/u&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&#13;
*&amp;nbsp;Hakkı Bey, ummak, umut etmek ve &amp;uuml;mit etmek, deniyor. Ben teredd&amp;uuml;de d&amp;uuml;şt&amp;uuml;m, siz ne diyorsunuz?&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ndash; Şiar Yal&amp;ccedil;ın&amp;rsquo;ın dediği geldi aklıma, ondan başlayalım. O, &amp;laquo;Umut Fars&amp;ccedil;a &amp;uuml;m&amp;icirc;d&amp;rsquo;in karşılığıdır, der. Herhalde T&amp;uuml;rk&amp;ccedil;e ummak fiilinden yola &amp;ccedil;ıkarak halk ağzında &amp;uuml;m&amp;uuml;t şeklini almış olabilir. Umut etmek ise yanlış; doğrusu &amp;uuml;mit etmek. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; etmek yardımcı fiili yabancı k&amp;ouml;kenli isimleri fiil yapmak i&amp;ccedil;in kullanılır: Şik&amp;acirc;yet etmek, tecr&amp;uuml;be etmek, rahat etmek... denir. Uyumak fiilinin uyku etmek şekli yoktur.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>HAKKI DEVRİM</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>MURAT YETKİN - Habur bir akıl tutulması mıydı?</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965486</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Devlet bünyesinde 'PKK'lılar Habur'dan giriş yapmasın' diyebilecek bir kişi yok muydu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;19 Ekim&amp;rsquo;de Kandil&amp;rsquo;den 8 PKK&amp;rsquo;lının ve 26 Mahmur sakininin Habur&amp;rsquo;dan giriş yapıp T&amp;uuml;rk makamlarına teslim oluş şeklinin, h&amp;uuml;k&amp;uuml;metin K&amp;uuml;rt a&amp;ccedil;ılımı projesine zarar verdiği konusunda yaygın bir kanı var.&lt;br /&gt;&#13;
Başbakan Tayyip Erdoğan ve İ&amp;ccedil;işleri Bakanı Beşir Atalay başta olmak &amp;uuml;zere h&amp;uuml;k&amp;uuml;met yetkililerinin on binlerce kişilik sempatizan kitlenin harekete ge&amp;ccedil;irilip işin bir zafer kutlamasına &amp;ccedil;evrilmesi nedeniyle DTP&amp;rsquo;yi su&amp;ccedil;lamaları haksızlık. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; DTP&amp;rsquo;nin de PKK&amp;rsquo;nın da d&amp;ouml;n&amp;uuml;şleri kendi kitlelerine zafer ardından gelen barış g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;s&amp;uuml; sunmak isteyecekleri a&amp;ccedil;ıktı. &lt;br /&gt;&#13;
DTP, birka&amp;ccedil; g&amp;uuml;n &amp;ouml;nceden Habur&amp;rsquo;a gitmek isteyen gazetecilerin isimlerini toplamaya başlamıştı; sınır &amp;ouml;tesi organizasyonlar yapılmıştı. Bunları Emniyet ve Jandarma istihbaratının, MİT&amp;rsquo;in duymamış olması m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n m&amp;uuml;? Dağdan iniş s&amp;uuml;reci bu şekilde baltalandıktan ve şimdi Mahmur&amp;rsquo;dan gelecekler i&amp;ccedil;in Kurban Bayramı sonrasına randevular verilmeye başlamışken, nihayet Ankara&amp;rsquo;da bazı yetkililer şu soruyu sormaya başladı:&amp;nbsp; PKK&amp;rsquo;lıların Habur&amp;rsquo;dan karayoluyla gelmesine neden izin verildi?&lt;br /&gt;&#13;
Bu soru &amp;ouml;nemli ve aslında gecikmiş bir soru.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; tıpkı Kandil&amp;rsquo;den gelen 8 PKK&amp;rsquo;lının &amp;lsquo;Kimse bizden &amp;uuml;niformaları &amp;ccedil;ıkarmamızı istemedi, yoksa &amp;ccedil;ıkarırdık&amp;rsquo; demesi gibi, Irak&amp;rsquo;taki K&amp;uuml;rt y&amp;ouml;netimindekiler de bu soruyu 19 Ekim&amp;rsquo;i takip eden g&amp;uuml;nlerde kendilerine sormaya başlamışlardı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile birlikte Irak&amp;rsquo;a giden gazeteciler, &amp;lsquo;Neden bu insanları helikopter ya da u&amp;ccedil;akla alıp Diyarbakır&amp;rsquo;a, Adana&amp;rsquo;ya, ya da batıda başka şehire g&amp;ouml;t&amp;uuml;rmedi sizinkiler?&amp;rsquo; sorusuyla karşılaştı.&lt;br /&gt;&#13;
O 34 kişiyi diyelim Zaho&amp;rsquo;da alıp helikopterlerle Diyarbakır&amp;rsquo;a, ya da Mardin&amp;rsquo;e, Siirt&amp;rsquo;e taşımak, mahkemeyi Diyarbakır&amp;rsquo;dan Silopi&amp;rsquo;ye taşımaktan daha mı zor, daha mı tartışmalı olurdu? Erdoğan&amp;rsquo;ın bu konuda fikir &amp;uuml;reten şu kadar danışmanından, bakanından &amp;lsquo;Karayoluyla d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş bir halkla ilişkiler felaketine d&amp;ouml;n&amp;uuml;şebilir&amp;rsquo; diyen bir kişi olmadı mı? &lt;br /&gt;&#13;
İ&amp;ccedil;işleri Bakanlığı&amp;rsquo;nda, Genelkurmay&amp;rsquo;da, MİT&amp;rsquo;te, AK Parti&amp;rsquo;nin bu konudaki yetkilileri arasında Habur&amp;rsquo;da ne olabileceğini &amp;ouml;ng&amp;ouml;r&amp;uuml;p bunu Başbakan&amp;rsquo;a s&amp;ouml;yleyebilecek bir kişi yok muydu? Tipik bir &amp;lsquo;denizi aşıp, derede boğulma&amp;rsquo; vakası olan Habur, yoksa devlet b&amp;uuml;nyesi i&amp;ccedil;inde topluca yaşanan bir akıl tutulması mıydı? &lt;br /&gt;&#13;
Şimdi Ankara&amp;rsquo;da bazıları iş olup bittikten sonra kitabına uydurmak i&amp;ccedil;in olsa gerek &amp;lsquo;Efendim, b&amp;ouml;ylece PKK tabanında savaşma azminin zayıfladığını ortaya &amp;ccedil;ıkardık&amp;rsquo; t&amp;uuml;r&amp;uuml;nden &amp;lsquo;teori yapıyorlar&amp;rsquo;. Daha ger&amp;ccedil;ek&amp;ccedil;ileri sessizce &amp;lsquo;Hata yapıldı&amp;rsquo; diyebiliyorlar.&lt;br /&gt;&#13;
Zaman geri alınamayacağına g&amp;ouml;re, PKK&amp;rsquo;lıların eve d&amp;ouml;n&amp;uuml;şleri de K&amp;uuml;rt a&amp;ccedil;ılımının belkemiği olduğuna g&amp;ouml;re, geriye, Habur hatalarını tahlil edip, ders &amp;ccedil;ıkarmak, hataları tekrarlamamaya &amp;ccedil;alışmak kalıyor.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Asker a&amp;ccedil;ılıma karşı mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
H&amp;uuml;k&amp;uuml;metle asker arasında, Ergenekon davası &amp;ccedil;er&amp;ccedil;evesinde var olan gerilimin, a&amp;ccedil;ılım projesindeki asker işbirliği &amp;uuml;zerinde olumsuz etkisi var mı?&lt;br /&gt;&#13;
K&amp;uuml;rt a&amp;ccedil;ılımının h&amp;uuml;k&amp;uuml;met&amp;ccedil;e fiilen konuşulmaya başladığı mayıs ayından bu yana, Genelkurmay&amp;rsquo;ın bir yandan h&amp;uuml;k&amp;uuml;metin altını oymaya &amp;ccedil;alıştığı yolunda yapılan yayınlar, Başbakan Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ arasında, K&amp;uuml;rt projesi, ya da başka g&amp;uuml;venlik konularında sarf edilecek değerli zaman ve enerjinin, bu konuya harcanmasına yol a&amp;ccedil;ıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Bunun &amp;ouml;tesinde yapabileceğimiz yorumlar, somut bilgiye dayanmaz. Ancak şu da bir ger&amp;ccedil;ek: Asker, kamuoyuna nezdinde dağdan iniş konuları dışında s&amp;uuml;re&amp;ccedil;le ilgilenmiyor g&amp;ouml;r&amp;uuml;nse de, &lt;br /&gt;&#13;
her t&amp;uuml;rl&amp;uuml; gelişmeden bilgi sahibi.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;rneğin bizler bilmesek de, onlar bu s&amp;uuml;re&amp;ccedil;te &amp;ouml;nemli rol &amp;uuml;stlenen MİT&amp;rsquo;in &amp;ouml;rneğin İmralı&amp;rsquo;yla, &amp;ouml;rneğin Kandil ile irtibatı olup olmadığını biliyorlar. B&amp;uuml;t&amp;uuml;n bu konular Cumhurbaşkanı Abdullah G&amp;uuml;l&amp;rsquo;&amp;uuml;n huzurunda MGK&amp;rsquo;da herhalde g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş&amp;uuml;l&amp;uuml;yor.&lt;br /&gt;&#13;
Asker, PKK ve genel olarak K&amp;uuml;rt sorunu konusunda şimdiye dek s&amp;uuml;rd&amp;uuml;r&amp;uuml;len politikaların ne kadarının bundan sonra da s&amp;uuml;rd&amp;uuml;r&amp;uuml;lebilir olduğu, ne kadarının tıkandığı, &amp;uuml;lkeye fazlasıyla zarar verdiği konusunda, &amp;ccedil;oğu sivil siyaset&amp;ccedil;iden daha fazla fikir sahibi. Asker bu s&amp;uuml;rece itiraz etseydi, bunu şimdiye kadar en a&amp;ccedil;ık şekliyle bilmiş olurduk. Bundan sonra itirazı olursa, en kısa s&amp;uuml;rede bileceğimizden de emin olun.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>MURAT YETKİN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>HALUK ŞAHİN - AB Başkanı Rompuy'a bir şiir yazdım</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965485</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Üçüncüyü buldular. &#13;
Merkel ile Sarkozy istedikleri adamı yeni kurulan AB Başkanlığı'na seçtirdiler. Artık Türkiye'nin &#13;
tam üyeliğine üçü bir arada karşı çıkacaklar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;Uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml;y&amp;uuml; buldular. &lt;br /&gt;&#13;
Merkel ile Sarkozy istedikleri adamı yeni kurulan AB Başkanlığı&amp;rsquo;na se&amp;ccedil;tirdiler. Artık T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin &lt;br /&gt;&#13;
tam &amp;uuml;yeliğine &amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml; bir arada karşı &amp;ccedil;ıkacaklar.&lt;br /&gt;&#13;
Yeni Başkan&amp;rsquo;ın adı Herman Van Rompuy. &lt;br /&gt;&#13;
D&amp;uuml;n bizim gazete kendisinden &amp;lsquo;silik&amp;rsquo; sıfatıyla s&amp;ouml;z ediyordu. &amp;lsquo;Vasat&amp;rsquo; da diyebilirsiniz. Bir yıllık Bel&amp;ccedil;ika Başbakanlığı dışında &amp;ouml;nemli bir postta oturmamış daha &amp;ouml;nce. Sarkozy ve Merkel i&amp;ccedil;in onu cazip hale getiren de bu olmalı: Parlamayacak, &amp;ouml;ne &amp;ccedil;ıkmayacak, s&amp;ouml;z dinleyecek. Bir sorun patlak verdiğinde hemen telefona satılıp Paris ya da Berlin&amp;rsquo;i arayacak.&lt;br /&gt;&#13;
AB&amp;rsquo;nin bu adamla ve gene yeni se&amp;ccedil;ilen Dışişleri Temsilcisi İngiliz Cathy Ashton&amp;rsquo;la kendisini bir d&amp;uuml;nya g&amp;uuml;c&amp;uuml; olarak kabul ettirmesi hayaldir. ABD ve &amp;Ccedil;in ile aynı masaya oturacak ve gerektiğinde masaya yumruğunu vuracakmış!&amp;nbsp; G&amp;uuml;lerler adama.&lt;br /&gt;&#13;
Belli ki, AB hen&amp;uuml;z k&amp;uuml;resel roller &amp;uuml;stlenmeye hazır değildir ve b&amp;ouml;yle giderse hi&amp;ccedil;bir zaman olmayacaktır. Stratejik vizyondan yoksun, askeri yok, k&amp;uuml;lt&amp;uuml;rel olarak kafası zamanın &amp;ccedil;ok gerisinde...&lt;br /&gt;&#13;
Yoksa b&amp;ouml;yle bir adamı Başkan se&amp;ccedil;erler miydi?&lt;br /&gt;&#13;
Kendisi a&amp;ccedil;ık a&amp;ccedil;ık s&amp;ouml;ylemiş: T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin AB&amp;rsquo;ye &amp;uuml;yeliğine &amp;lsquo;Avrupa&amp;rsquo;nın Hıristiyan mirasını sulandıracağı&amp;rsquo; i&amp;ccedil;in kesin olarak karşıymış!&lt;br /&gt;&#13;
B&amp;ouml;yle bir kafanın (Aslında Merkel ve Sarkozy&amp;rsquo;nin de ondan farkı yok ya!) Başkanı olduğu Avrupa&amp;rsquo;nın 21. y&amp;uuml;zyılın &amp;ccedil;etrefil kimlik sorunlarına &amp;ccedil;are bulabilmesi m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n m&amp;uuml;?&lt;br /&gt;&#13;
AB, hemen t&amp;uuml;m kritik sınavlarda olduğu gibi bu se&amp;ccedil;imle de bizi bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı. D&amp;uuml;nyaya mesaj vermek i&amp;ccedil;in de bundan k&amp;ouml;t&amp;uuml;s&amp;uuml;n&amp;uuml; bulamazlardı.&lt;br /&gt;&#13;
Belki de vermek istedikleri asıl mesaj budur: &lt;br /&gt;&#13;
Bizden bir şey &amp;ccedil;ıkmaz!&lt;br /&gt;&#13;
Dazlak kafalı Rompuy&amp;rsquo;un hoş bir yanı da olduğunu itiraf edeyim. Adam boş vakitlerinde Japon Haiku tarzı şiir yazıyormuş. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;zg&amp;uuml;r &amp;ccedil;eviri ile, ş&amp;ouml;yleymiş bir şiiri:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;r&amp;uuml;zg&amp;acirc;rda u&amp;ccedil;uşurdu sa&amp;ccedil;ları&lt;br /&gt;&#13;
yıllar sonra gene esiyor r&amp;uuml;zg&amp;acirc;r&lt;br /&gt;&#13;
ama sa&amp;ccedil;ların yerinde yeller esmekte.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Ben de ona aynı tarzda bir mesaj g&amp;ouml;ndereyim:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;mirası sulandırır T&amp;uuml;rkler demişsin &lt;br /&gt;&#13;
tersi de olabilir&lt;br /&gt;&#13;
sulayabilir bizimkiler sizin mirası.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Rompuy mompoy! T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin Avrupa seferi &lt;br /&gt;&#13;
devam edecektir!&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>HALUK ŞAHİN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>YILDIRIM TÜRKER - Cahide Birgül ile muamma</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965482</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;On yıllar önce başlamıştı aramaya. Sarktığı kuyular, susadığı pınarlar aynıydı. &#13;
Cahide Birgül'ü on yıllar önce bir oyun yazımı seminerinde tanıdım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;On yıllar &amp;ouml;nce başlamıştı aramaya. Sarktığı kuyular, susadığı pınarlar aynıydı. &lt;br /&gt;&#13;
Cahide Birg&amp;uuml;l&amp;rsquo;&amp;uuml; on yıllar &amp;ouml;nce bir oyun yazımı seminerinde tanıdım. &lt;br /&gt;&#13;
Aylar s&amp;uuml;ren &amp;ccedil;alışmamızda onun replikler ve sessizliklerle bir d&amp;uuml;nyayı ilmek ilmek &amp;ouml;r&amp;uuml;ş&amp;uuml;ne tanık oldum. O zaman da koyu bir yerlere, sırlarla mayınlanmış hayatlara bakıyordu. &lt;br /&gt;&#13;
Sonra bir g&amp;uuml;n bir romanla &amp;ccedil;ıkıp geliverdi; &amp;lsquo;G&amp;ouml;lgeler &amp;Ccedil;ekildiğinde&amp;rsquo;.&lt;br /&gt;&#13;
S&amp;uuml;k&amp;ucirc;neti ve g&amp;uuml;ler y&amp;uuml;z&amp;uuml;yle ışık sa&amp;ccedil;an bu kadının neyin peşinde olduğunu o romanı okuyunca anladım. Romanı bitirip bir gece yarısı şaşkınlık y&amp;uuml;kl&amp;uuml; bir hayranlıkla telefona sarılıp onu aradığımı hatırlıyorum. &lt;br /&gt;&#13;
Daha ilk romanında koyu mu koyu bir insan kumaşından, hayatın ve varoluşun korkun&amp;ccedil; muammasından bi&amp;ccedil;iyordu d&amp;uuml;nyasını. &lt;br /&gt;&#13;
İnsanın tekinsiz yalnızlığından &amp;ccedil;ıkan &amp;uuml;rpertici bir d&amp;uuml;nya resmine &amp;ccedil;alışıyordu. &lt;br /&gt;&#13;
Kendi i&amp;ccedil;ine konuşan, kendi koynuna kıvrılan, kendi ateşine y&amp;uuml;r&amp;uuml;yen insanları anlattı sonra da. &lt;br /&gt;&#13;
İlk romanındaki takıntılı aşk, d&amp;ouml;ne d&amp;ouml;ne kendini yaralayan insanlar kimlik değiştirdi. Ama hi&amp;ccedil;bir şeyin g&amp;uuml;venilir olmadığı sıkıntıyla bezeli d&amp;uuml;nyalar değişmedi. &lt;br /&gt;&#13;
Eşyanın zulm&amp;uuml;n&amp;uuml; onun kadar iyi anlatan &amp;ccedil;ok yazar var mı T&amp;uuml;rk&amp;ccedil;e&amp;rsquo;de? &lt;br /&gt;&#13;
Hi&amp;ccedil; sanmıyorum. &lt;br /&gt;&#13;
Eşya, cehennemini anlattığı orta sınıf hayatların bağrında hep uğuldadı. &lt;br /&gt;&#13;
Birbiri hakkında pek az şey bilebilen insanların paylaştığı o daracık apartman dairelerindeki sehpalar, komodinler, s&amp;ouml;zgelimi son romanındaki tahta terzi mankeni Zarife, anlatılan hayatların gardiyanları olarak i&amp;ccedil;imize işler. &lt;br /&gt;&#13;
Son romanı, &amp;lsquo;Eflatun Koza&amp;rsquo;daki ev gibi: &amp;ldquo;Şişli&amp;rsquo;de, Yeni Karam&amp;uuml;rsel&amp;rsquo;in hemen arkasındaki uzun sokakta, gri boyalı eski bir apartmanın giriş katında, az ışık alan, iki oda, bir salon, sıradan bir daire. Ne reng&amp;acirc;renk &amp;ccedil;i&amp;ccedil;ekler vardır pencere &amp;ouml;nlerinde, ne g&amp;ouml;z alıcı perdeler, ne de yaz g&amp;uuml;nlerinde i&amp;ccedil;eriden taşan neşeli bir m&amp;uuml;zik.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
İkinci romanı &amp;lsquo;Geceye Uyananlar&amp;rsquo;da kanımca &amp;ccedil;ok zor bir şey başarmıştı. &lt;br /&gt;&#13;
Derin devlet tetik&amp;ccedil;isi ağabeyiyle yaşayan gen&amp;ccedil; kızın kaybolduğu labirent, derin bir edebiyat duygusu, cesur bir kurgu gerektiriyordu. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; romanı, &amp;lsquo;Ah Tutku Beni &amp;Ouml;ld&amp;uuml;r&amp;uuml;r m&amp;uuml;s&amp;uuml;n?&amp;rsquo; de her romanında biraz daha &amp;ouml;ne &amp;ccedil;ıkan gerilim başkahramanımız olmuştu. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;ok sevdiğini bildiğim Patricia Highsmith&amp;rsquo;i hatırlatan &amp;ccedil;ıplak ve sakin bir dille insanın tutku ve takıntılarından r&amp;uuml;ya gibi bir şiddet &amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;s&amp;uuml;ne &amp;ccedil;alışıyordu. &lt;br /&gt;&#13;
İnsanı &amp;uuml;rperten bir ayrıntı zenginliği, ağır bir zaman duygusu taşıyan yazısının sinemayla yakın akraba olduğuna inanıyorum. &lt;br /&gt;&#13;
Cahide&amp;rsquo;nin romanlarını okuduktan yıllar sonra seyretmiş olduğunuz bir film gibi hatırlamanız m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n. &lt;br /&gt;&#13;
Onun mağlup doğmuş kahramanları tuhaf bir kader duygusuyla s&amp;uuml;r&amp;uuml;klenirler. S&amp;uuml;r&amp;uuml;klendikleri hayatla başa &amp;ccedil;ıkmaya &amp;ccedil;alışırken dengelerini nasıl kaybettiklerini, giderek d&amp;uuml;nyadan, ger&amp;ccedil;eklik duygusundan ve biz okurdan nasıl uzaklaştıklarını &amp;uuml;rpererek okuruz. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;Eflatun Koza&amp;rsquo;nın ilk sayfalarında bir gece yarısı hayatında ilk olarak dışarı &amp;ccedil;ıkacak olan gen&amp;ccedil; kadının yaşadığı, Cahide&amp;rsquo;nin d&amp;uuml;nya tasvirinin &amp;ouml;z&amp;uuml;n&amp;uuml; oluşturuyor kanımca:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Hayatım boyunca bu kadar ge&amp;ccedil; bir saatte dışarı &amp;ccedil;ıkmamıştım. Ama &amp;ccedil;ıkınca da hemen anlamıştım, hi&amp;ccedil;bir şey g&amp;ouml;r&amp;uuml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; gibi değildi. &lt;br /&gt;&#13;
Cam kenarında oturmuş dışarı bakarken size d&amp;uuml;nyayı vaat eden pencerelerin sokağa &amp;ccedil;ıktığınızda, hele ki b&amp;ouml;yle ışıkların s&amp;ouml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; gecenin ilerlemiş saatlerindeyseniz, duvarlara hapsedilmiş &amp;ccedil;aresiz deliklerden başka bir şey olmadıklarını anlarsınız. Kandırılmışsınızdır. Hep olduğu gibi...&lt;br /&gt;&#13;
Durumum, rahat koltuğunda oturmuş film izlerken yakamdan tutulup perdenin i&amp;ccedil;ine &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ccedil;ekilivermiş&amp;ccedil;esine ger&amp;ccedil;ek&amp;uuml;st&amp;uuml;yd&amp;uuml;. Bir kez filme girince de d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş olmuyor artık. &lt;br /&gt;&#13;
Rol&amp;uuml;n&amp;uuml;z neyse oynayacaksınız. Derin bir nefes aldım, sonra da yapabileceğime inandığımdan değil, sadece başka bir se&amp;ccedil;eneğim olmadığından sokağa &amp;ccedil;ıktım.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Bir kez o sıkıntı &amp;uuml;reten, hantal eşyalı, mutsuz evlerinden dışarı &amp;ccedil;ıktıkları anda onları bekleyen d&amp;uuml;nya evde bıraktıklarından aydınlık değildir. Tedirginlik, beceriksizlik, tutunamamışlık, s&amp;uuml;rekli tartan didikleyen &amp;uuml;rk&amp;uuml;nt&amp;uuml;y&amp;uuml; besleyen ruh hali onları karşılayan her hayatın kapı bek&amp;ccedil;ileridir. &lt;br /&gt;&#13;
Cahide&amp;rsquo;nin romanlarında hi&amp;ccedil; kimse g&amp;uuml;venmeye gelmez. Hi&amp;ccedil; kimseyle &amp;ouml;zdeşlik kurmaya gelmez. Usul usul, dikkatsiz bir okumayla ka&amp;ccedil;ırabileceğiniz ayrıntılarla bir &amp;ouml;r&amp;uuml;mcek ağı gibi &amp;uuml;st&amp;uuml;n&amp;uuml;ze gerilen muamma hi&amp;ccedil; ummadığınız bir yerde ve zamanda patlayabilir. &lt;br /&gt;&#13;
Cahide&amp;rsquo;nin anlatı d&amp;uuml;nyasında yazara, anlatıcıya da g&amp;uuml;venmeye gelmez. O da sizi roman boyu kandırmış &amp;ccedil;ıkabilir. &lt;br /&gt;&#13;
Cahide Birg&amp;uuml;l, kanımca T&amp;uuml;rk edebiyatının gerginlik ustasıdır. Tetik anını anlatır. &lt;br /&gt;&#13;
Onun d&amp;uuml;nyasının b&amp;uuml;y&amp;uuml;s&amp;uuml; de budur zaten. Evet, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n iyi romancılar gibi Cahide de şunu bilir. En yalın anlatımıyla, &amp;lsquo;Hi&amp;ccedil;bir şey g&amp;ouml;r&amp;uuml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml; gibi değil&amp;rsquo;dir.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>YILDIRIM TÜRKER</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>SERHAN ADA - Asuman ile Şükrü</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965472</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Gazetelerin üçüncü sayfaları toplum haberleridir. Sosyete değil. İki ayrı &#13;
dilden girip aynı dilde iki ayrı &#13;
anlam olmuşlar. Toplum ile sosyete.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gazetelerin &amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; sayfaları toplum haberleridir. Sosyete değil. İki ayrı &lt;br /&gt;&#13;
dilden girip aynı dilde iki ayrı &lt;br /&gt;&#13;
anlam olmuşlar. Toplum ile sosyete. &lt;br /&gt;&#13;
Birinin cinayetleri, rezaletleri &amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; &lt;br /&gt;&#13;
sayfaya konur. Diğerinin d&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nleri, &lt;br /&gt;&#13;
davetleri magazine gider. Bu ayrım &lt;br /&gt;&#13;
nasıl, ne zaman ortaya &amp;ccedil;ıktı? İkisini bulan,getiren (paparazzi ile &amp;rsquo;d&amp;uuml;z &lt;br /&gt;&#13;
muhabir&amp;rsquo;) ne zaman ayrıştı, &lt;br /&gt;&#13;
uzmanlaştı? Yine de her ikisini de &lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;okumak&amp;rsquo; bilgi ister. Can Y&amp;uuml;cel, &lt;br /&gt;&#13;
Brecht en mahir &amp;lsquo;&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; sayfa okuru&amp;rsquo;&lt;br /&gt;&#13;
sayılabilirler. &amp;Uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; sayfa &lt;br /&gt;&#13;
haberi sayfa atlayıp birinci &lt;br /&gt;&#13;
sayfaya ge&amp;ccedil;ebildiğinde cinayet &lt;br /&gt;&#13;
katliama d&amp;ouml;nm&amp;uuml;ş demektir.&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p&gt;&amp;Ouml;l&amp;uuml; bedeni kesilip gitar &amp;ccedil;antasına &lt;br /&gt;&#13;
yerleştirilen M&amp;uuml;nevver&amp;rsquo;in haberi&lt;br /&gt;&#13;
birinci sayfadan hi&amp;ccedil; inmedi. &lt;br /&gt;&#13;
Katilin takibi manşetten tefrika &lt;br /&gt;&#13;
oldu.Sayısız k&amp;ouml;şeye &amp;lsquo;kuruldu&amp;rsquo;.&lt;br /&gt;&#13;
Zanlı/lar yakalandı. İddianame &lt;br /&gt;&#13;
yine birinci sayfada. Ailesinden &lt;br /&gt;&#13;
tam 44 kişi katledilen Asuman &lt;br /&gt;&#13;
yaşıyor. Katliam manşetten &lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;vahşet&amp;rsquo; diye verildi. Asuman&amp;rsquo;ın &lt;br /&gt;&#13;
birinci sayfa şansı hi&amp;ccedil; ol(a)madı.&lt;br /&gt;&#13;
Bundan sonra da olması zor.&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p&gt;Asuman bir mit kişisi. Mardin&amp;rsquo;in&lt;br /&gt;&#13;
Mazıdağı&amp;rsquo;nda kanlı d&amp;uuml;ğ&amp;uuml;ne 44 &lt;br /&gt;&#13;
kurban veren aileden. Gencecik.&lt;br /&gt;&#13;
Kocası Ş&amp;uuml;kr&amp;uuml; katillerin tarafından. &lt;br /&gt;&#13;
Katillerle maktullerin aynı aileden &lt;br /&gt;&#13;
olması durumu değiştirmiyor. &lt;br /&gt;&#13;
Trajedinin taşları yerine oturuyor. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;ld&amp;uuml;renler (su&amp;ccedil;u kabullenenler) i&amp;ccedil;eri &lt;br /&gt;&#13;
tıkılıyor. Aileleri &amp;ccedil;ok uzun yolculuğa &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ccedil;ıkıyor. Ta Trakya&amp;rsquo;ya yerleşiyor. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ccedil;oğu kurban edilen aileden geride &lt;br /&gt;&#13;
kalanlar k&amp;ouml;ylerinde. Asuman &lt;br /&gt;&#13;
kocasıgille g&amp;ouml;&amp;ccedil;mek yerine babasıgille &lt;br /&gt;&#13;
Bilge k&amp;ouml;y&amp;uuml;nde kalıyor. (K&amp;ouml;y&amp;uuml;n adı &lt;br /&gt;&#13;
bile mit&amp;rsquo;i mit yapacak cinsten.)&lt;br /&gt;&#13;
Asuman&amp;rsquo;ın &amp;lsquo;daha s&amp;uuml;t kokuyor&amp;rsquo; &lt;br /&gt;&#13;
dediği Kadir bebek de canilerin &lt;br /&gt;&#13;
kanını taşıdığı i&amp;ccedil;in babasının &lt;br /&gt;&#13;
yanında bir kamyona konulup &lt;br /&gt;&#13;
yeni hayatına yollandı.&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p&gt;Bu kadarından mit olmuyor. Mit&lt;br /&gt;&#13;
daha yeni başlıyor. Asuman,onu&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;d&amp;uuml;nyanın &amp;ouml;b&amp;uuml;r ucuna g&amp;ouml;t&amp;uuml;rs&amp;uuml;n&amp;rsquo;&lt;br /&gt;&#13;
istediği Ş&amp;uuml;kr&amp;uuml;&amp;rsquo;den karnında da bir&lt;br /&gt;&#13;
bebek taşıyordu. Ekim ayında o&lt;br /&gt;&#13;
bebek doğdu. Ama &amp;ouml;l&amp;uuml; doğdu.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;l&amp;uuml; bebeğin baba tarafı dava &lt;br /&gt;&#13;
a&amp;ccedil;mak niyetinde. Onlar gelinin &lt;br /&gt;&#13;
ailesinin bebeğin &amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;ne yol &lt;br /&gt;&#13;
a&amp;ccedil;tığı iddiasında.&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p&gt;Bir başka ikiz dava ise yeni sonu&amp;ccedil;landı. Asuman&amp;rsquo;la Ş&amp;uuml;kr&amp;uuml; boşandılar. &lt;br /&gt;&#13;
Kadir babasıyla kaldı. Asuman&amp;rsquo;ın &lt;br /&gt;&#13;
teyzeoğlu Ferhat da karısı Pınar&amp;rsquo;dan &lt;br /&gt;&#13;
boşandı. Pınar karşı taraftandı. &lt;br /&gt;&#13;
Adı hi&amp;ccedil; anılmayan kız bebek anasıyla &lt;br /&gt;&#13;
uzun yolculuğa &amp;ccedil;ıkarıldı. Şimdi &lt;br /&gt;&#13;
rivayet o ki Asuman Ferhat&amp;rsquo;la &lt;br /&gt;&#13;
evlendirilecek!&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p&gt;Asuman ile Ş&amp;uuml;kr&amp;uuml;&amp;rsquo;n&amp;uuml;n (ve &lt;br /&gt;&#13;
Ferhat ile Pınar&amp;rsquo;ın) hik&amp;acirc;yesi &lt;br /&gt;&#13;
burada bitmiyor. Belki onları, &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ccedil;ocuklarını, davalarını &amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; &lt;br /&gt;&#13;
sayfadan daha &amp;ccedil;ok okuyacağız.&lt;br /&gt;&#13;
Ama hik&amp;acirc;ye bitmeden Asuman &lt;br /&gt;&#13;
ile Ş&amp;uuml;kr&amp;uuml; mit kişisi oldular.&lt;br /&gt;&#13;
Hayatı se&amp;ccedil;mek i&amp;ccedil;in t&amp;ouml;reye boyun &lt;br /&gt;&#13;
eğen kız ile zorla karısından &lt;br /&gt;&#13;
koparılan oğlanın kanın g&amp;ouml;lgesinde &lt;br /&gt;&#13;
imk&amp;acirc;nsız aşkları miti.21. y&amp;uuml;zyılın &lt;br /&gt;&#13;
başında, ezeli mitler pınarı &lt;br /&gt;&#13;
Mezopotamya&amp;rsquo;da bir yerde. Bu &lt;br /&gt;&#13;
mit kulaktan kulağa aktarılmayacak.&lt;br /&gt;&#13;
Gazete kup&amp;uuml;rlerinde, internet arşivlerinde kalacak. B&amp;ouml;yle de olsa k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r tarihine &lt;br /&gt;&#13;
daha silik harflerle yazılmayacak.&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p&gt;Asuman acaba Ş&amp;uuml;kr&amp;uuml;&amp;rsquo;yle sms&amp;rsquo;le&lt;br /&gt;&#13;
haberleşiyor mu? Kadir&amp;rsquo;e sesini&lt;br /&gt;&#13;
duyuruyor mu? Arayın bulun&lt;br /&gt;&#13;
fotoğrafını acılı ama dimdik &lt;br /&gt;&#13;
durduğunu g&amp;ouml;receksiniz.&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p&gt;Zamanlar değişiyor. Mit&amp;rsquo;ler yok&lt;br /&gt;&#13;
olmuyor. Sadece &amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;nc&amp;uuml; sayfadan &lt;br /&gt;&#13;
şiiri, kurmacayı bulup &amp;ccedil;ıkaracak &lt;br /&gt;&#13;
olanların nesli t&amp;uuml;keniyor.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>SERHAN ADA</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>CEM ERCİYES - Dijital cinler</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965466</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Ömer Uluç'un Yapı Kredi'de açtığı iki sergi, hastalığı sırasında yaptığı desenler ve dijital tekniklerle ürettiği tablolardan oluşuyor. Uluç, sağlığı resim yapmaya el vermeyince Matisse gibi yeni bir teknikle üretmeye devam etti&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;Ouml;mer Ulu&amp;ccedil;&amp;rsquo;un yeni sergisi, bir kez daha onun T&amp;uuml;rkiye sanatının en enerjik, en yaratıcı imzalarından biri olduğunu g&amp;ouml;sterdi. Yapı Kredi K&amp;uuml;lt&amp;uuml;r Merkezi&amp;rsquo;nde aslında iki ayrı sergi a&amp;ccedil;tı &amp;Ouml;mer Ulu&amp;ccedil;; Kazım Taşkent Sanat Galerisi&amp;rsquo;ndeki &amp;lsquo;Par&amp;ccedil;alanmanın Kimyası&amp;rsquo; ve &amp;uuml;st kattaki Sermet &amp;Ccedil;ifter K&amp;uuml;t&amp;uuml;phanesi&amp;rsquo;nde &amp;lsquo;Sağ El, Sol El Desenleri&amp;rsquo;. &lt;br /&gt;&#13;
Ge&amp;ccedil;en Bienal sırasında herkes bir yerlerde sergi a&amp;ccedil;maya &amp;ccedil;alışırken o &amp;ouml;nce kendi mek&amp;acirc;nını &amp;uuml;retmiş ve bir Şehir Hatları vapurunu sergi alanına d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;rm&amp;uuml;şt&amp;uuml;. Koskoca salonu yeni ilgi alanı olan DNA ve RNA&amp;rsquo;ların resimleriyle donatmış, geminin g&amp;uuml;vertesine &amp;uuml;&amp;ccedil; boyulu cinlerini &amp;ccedil;ıkartıp, g&amp;uuml;verteden aşağıya devasa bir ahtapotu sarkıtmış ve gemiyi Boğazi&amp;ccedil;i&amp;rsquo;nde seyr&amp;uuml; sefere &amp;ccedil;ıkarmıştı. Bu Bienal&amp;rsquo;de de bambaşka bir mekana el atıp yeni işler yarattı. Beylerbeyi Sarayı&amp;rsquo;nın i&amp;ccedil;indeki geniş t&amp;uuml;nelin duvarlarını, dijital ortamda bilgisayar marifetiyle &amp;uuml;rettiği resimlerle kapladı. &amp;Ouml;mer Ulu&amp;ccedil;&amp;rsquo;un cinleri, ait oldukları eski resimlerden &amp;ccedil;ıkıp dijital ortama atladı, orada bambaşka kompozisyonlarla, bambaşka renklerle bir araya gelip yeniden resme d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;. Bu resimler, t&amp;uuml;nelin duvarlarını kaplayan &amp;lsquo;Beylerbeyi Cinleri&amp;rsquo; adlı etkileyici bir enstelasyonda bir araya geldi. Sadece bir ka&amp;ccedil; ay sonra &amp;Ouml;mer Ulu&amp;ccedil;, Yapı Kredi K&amp;uuml;lt&amp;uuml;r Merkezi&amp;rsquo;nin &amp;uuml;&amp;ccedil; katına yayılan şimdiki sergileri a&amp;ccedil;tı.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;&amp;lsquo;Benim meselem hareketle&amp;rsquo;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;mer Ulu&amp;ccedil;&amp;rsquo;un bilgisayar başına ge&amp;ccedil;mesi, başına musallat olan hastalığa pabu&amp;ccedil; bırakmayıp, resim yapmaya devam etme kararlılığının sonucuyla. &amp;lsquo;Benim meselem hareketle&amp;rsquo; diyen ressam, o b&amp;uuml;y&amp;uuml;k tuvallerin &amp;uuml;zerine, bir kerede o b&amp;uuml;y&amp;uuml;k fır&amp;ccedil;a hareketlerini yapmaya sağlığı elvermeyince bilgisayarın başına ge&amp;ccedil;er. Yarım asır boyunca &amp;uuml;rettiği binlerce fig&amp;uuml;r, bilgisayar ekranında dekupajlanır, kolajlanır yeni kompozisyonlar oluşur. Bunlar &amp;ouml;zel tekniklerle tuvallere basılır, icap ediyorsa fır&amp;ccedil;a tekrar yerinden kalkar ve bu resimlere son dokunuşları yapar... &amp;Ouml;mer Ulu&amp;ccedil;&amp;rsquo;un bu şekilde &amp;uuml;rettiği Beylerbeyi Cinleri&amp;rsquo;ni gezerken aklıma gelen şeyi, &amp;lsquo;Par&amp;ccedil;alanmanın Kimyası&amp;rsquo; sergisinin a&amp;ccedil;ılışında Vivet Kanetti&amp;rsquo;yle de konuştuk: &amp;lsquo;Matisse gibi&amp;rsquo;. Sağlığı elvermeyince asistanları yardımıyla renkli k&amp;acirc;ğıtları kesip yapıştırarak yaptığı etkileyici &amp;lsquo;Kolajlar&amp;rsquo;la kendisi i&amp;ccedil;in yepyeni bir d&amp;ouml;nem başlatan Matisse, sanat tarihininin, &amp;uuml;retmekten, yaratıcılıktan vaz ge&amp;ccedil;meyen bir başka sanat&amp;ccedil;ısı...&lt;br /&gt;&#13;
Sermet &amp;Ccedil;ifter k&amp;uuml;t&amp;uuml;phanesinde &amp;Ouml;mer Ulu&amp;ccedil;&amp;rsquo;un &amp;lsquo;Sağ El ,Sol El Desenleri&amp;rsquo; yer alıyor. Kemoterapi seansları sırasında, boş kalan hangi eliyse, onunla &amp;ccedil;izdiği altı y&amp;uuml;ze yakın desenden se&amp;ccedil;ilenler, bir nebze h&amp;uuml;zn&amp;uuml;n de i&amp;ccedil;ine sindiği, ama daha &amp;ccedil;ok ruhunu Ulu&amp;ccedil;&amp;rsquo;un DNA&amp;rsquo;lar, RNA&amp;rsquo;lar, cinler ve binimum mahlukatından alan, o g&amp;uuml;nlerin dalgalı ruh halini aktaran resimler. Bir başka b&amp;uuml;y&amp;uuml;k ressam, sadece bu desenlerini yeni bir sergi i&amp;ccedil;in yeterli bulabilirdi. &amp;Ouml;mer Ulu&amp;ccedil; ise bu desenleri bilgisayarda tekrar işleyip &amp;ccedil;ok etkili yeni resimler elde etmiş. Giriş katındaki b&amp;uuml;y&amp;uuml;k tuvallerin de, &amp;uuml;st kattaki desenlerin de hakkını yemeyeyim, ama beni en &amp;ccedil;ok &amp;Ouml;mer Ulu&amp;ccedil;&amp;rsquo;un renkleriyle, optik oyunlarla canlanmış, i&amp;ccedil;inde edebiyata, hayata ve &amp;ouml;l&amp;uuml;me g&amp;ouml;ndermeler de barındıran orta kattaki bu resimler etkiledi. Desenler, b&amp;uuml;y&amp;uuml;k ve k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k tuvaller ve video odasıyla yine izleyeni b&amp;uuml;y&amp;uuml;leyen kendine &amp;ouml;zg&amp;uuml; bir alem, bir b&amp;uuml;y&amp;uuml;k performans ger&amp;ccedil;ekleştirmiş &amp;Ouml;mer Ulu&amp;ccedil;.&lt;br /&gt;&#13;
Kendisi ne kadar dalga ge&amp;ccedil;erse ge&amp;ccedil;sin, son d&amp;ouml;nem m&amp;uuml;zayedelerde eserleri en y&amp;uuml;ksek fiyatlara ulaşan bir iki ressamdan biri. Sadece kendi resmini, fig&amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml; değil, onun &amp;ouml;tesinde kendi alemini yaratmış ama durup dinlenmeden yeniliğin peşinde koşmayı da hi&amp;ccedil; bırakmamış s&amp;uuml;rprizli bir sanat&amp;ccedil;ı &amp;Ouml;mer Ulu&amp;ccedil;. Onun sanat tarihindeki &amp;ouml;nemi kadar, piyasadaki yeriyle de ilgilenler ipu&amp;ccedil;larını tam da burada aramalı.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>CEM ERCİYES</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>MEHMET ALİ KIŞLALI - Nefes'e teknik gözlem</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965465</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;1990'lı yılların başında Doğu'da görevli karakola yapılan saldırının filmi 'Nefes' çok ilgi çekti. PKK'ya karşı mücadelenin maddi-manevi etkisi; milyonu aşan seyirci topladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1990&amp;rsquo;lı yılların başında Doğu&amp;rsquo;da g&amp;ouml;revli karakola yapılan saldırının filmi &amp;lsquo;Nefes&amp;rsquo; &amp;ccedil;ok ilgi &amp;ccedil;ekti. PKK&amp;rsquo;ya karşı m&amp;uuml;cadelenin maddi-manevi etkisi; milyonu aşan seyirci topladı. Filmi komutanlar da izledi. Ama o m&amp;uuml;cadelenin gazileriyle şehitleri anısına olmalı, konuşmadılar. Fakat o d&amp;ouml;nemde aynı yerlerde g&amp;ouml;rev yapmış bir meslektaş ise konuyu farklı a&amp;ccedil;ıdan yorumladı.&lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Filmde yer yer ortaya &amp;ccedil;ıkan mantık hataları sanki &amp;ouml;zg&amp;uuml;n hik&amp;acirc;yenin &amp;lsquo;T&amp;uuml;rk ordusunun başarısızlığa mahk&amp;ucirc;m olduğu&amp;rsquo; mesajına yarayacak şekilde değiştirildiği etkisi yapıyor. &lt;br /&gt;&#13;
İşte bu konuda kimi noktalar;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;1)&lt;/strong&gt; Askerler kantinde bile ellerinde silahlılar. Oysa silahla kantine girilmez, silah &amp;ccedil;atılır, ne kadar tehlikeli bir b&amp;ouml;lge olursa olsun, kaza &amp;ccedil;ıkmaması i&amp;ccedil;in.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;2)&lt;/strong&gt; Yedek subaylar komutanın &amp;ouml;n&amp;uuml;nde G3 piyade t&amp;uuml;fekleriyle hazırolda, esas duruşta beklemezler. Onlar da subaydır ve komutanlar tarafından, hak edenlerine ilişkin istisnai durumlar hari&amp;ccedil;, tamamen muvazzaf subaylara davranıldığı gibi davranılırlar.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;3)&lt;/strong&gt; Geceleri ve baskında ışıkların a&amp;ccedil;ık kalması d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;lemez. Mevzide uykunun bile &amp;ouml;n&amp;uuml;ne ge&amp;ccedil;ilemeyebilir, ama ışık konusunda orduda tam disiplin vardır. Karanlıkta ışık g&amp;ouml;z&amp;uuml;keceği ve hedef olunacağı i&amp;ccedil;in ışıkla g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml; vermeme kuralı, mevzide uykudan bile daha hassas, daha sıkı uyulan bir kuraldır. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;4)&lt;/strong&gt; Filmdeki &amp;lsquo;Ordunun direncinin yersiz olduğu&amp;rsquo; mesajını vurgulayan ve keskinleştiren karakol baskını ise başlı başına değinilmesi gereken bir konu. PKK ile m&amp;uuml;cadele s&amp;uuml;recinde &amp;ccedil;ok şey &amp;ouml;ğrenildi. Ama bize 1995&amp;rsquo;te &amp;ouml;ğretilenler, filmde komutanın o karakolu koruması i&amp;ccedil;in aldığı ya da almadığı &amp;ouml;nlemlerin &amp;ccedil;ok ilerisindeydi. Filmin 1993&amp;rsquo;te ge&amp;ccedil;mesi, belki o d&amp;ouml;nemde bu &amp;ouml;nlemlerin hen&amp;uuml;z tam &amp;ouml;ğrenilmediğini g&amp;ouml;sterebilir ama yine de biraz i&amp;ccedil; g&amp;uuml;venlik dersi g&amp;ouml;rm&amp;uuml;ş bir jandarma komando komutanının bu konuları &amp;ccedil;ok daha iyi bilmesi beklenirdi. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;5)&lt;/strong&gt; Karakol g&amp;ouml;r&amp;uuml;ld&amp;uuml;ğ&amp;uuml; gibi zor savunulur yerdeyse, yakın koruma &amp;ccedil;ıkarılmalıydı. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;6)&lt;/strong&gt; Karakol binasının kapısındaki n&amp;ouml;bet&amp;ccedil;i bir komedi, oraya gelene kadar &amp;ccedil;ok daha g&amp;uuml;venlikli bir &amp;ccedil;evre oluşturulmalıydı. Bu karakolun korunması i&amp;ccedil;in filmde g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml;z bir-iki mevziden &amp;ccedil;ok daha fazlası, en az 7&lt;strong&gt;-&lt;/strong&gt;8 mevzi olmalıydı. O konumdaki karakolda, g&amp;uuml;nd&amp;uuml;z n&amp;ouml;betini tutacak 8-10 asker dışında kimse uyuyamazdı. Hatta b&amp;uuml;y&amp;uuml;k ihtimalle gece toptan karakol binası terkedilerek b&amp;ouml;l&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n dışarıda mevzilenmesi, pusu kurması gerekirdi. &lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;7)&lt;/strong&gt; Ter&amp;ouml;ristlerin baskında i&amp;ccedil;eri girecek kadar karakola yaklaşmış olması, mevzidekilerin yine uyuduklarını veya mevzilerin karakola &amp;ccedil;ok yakın kurulduğunu g&amp;ouml;sterir. Kaldı ki bu durumda da i&amp;ccedil;eri daha fazla el bombası atmaları beklenirdi. Bu da komutanın bir başka yaşamsal hatası olurdu. &lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;m bu aksaklıklarda komutanın gerekli &amp;ouml;nlemleri almamış olması, yine komutanı k&amp;ouml;t&amp;uuml; g&amp;ouml;stermek yoluyla &amp;lsquo;Ordu bu m&amp;uuml;cadelede hatalıydı, &amp;lsquo;savaş&amp;rsquo;ı hi&amp;ccedil;bir zaman kazanamazdı&amp;rsquo; mesajını iyice vurgulamakta kullanılıyor. &lt;br /&gt;&#13;
Bu ama&amp;ccedil; i&amp;ccedil;in kullanıldığını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;ren &amp;ccedil;ok şey var.&lt;br /&gt;&#13;
Bir defa filmde komutan kısır, &amp;ccedil;ocukları olmuyor. &lt;br /&gt;&#13;
Bu komutanın karakterine &amp;ouml;rg&amp;uuml;lenmiş ve hayatta başarısız olduğunu (dolayısıyla onun g&amp;ouml;r&amp;uuml;nt&amp;uuml;s&amp;uuml;nde T&amp;uuml;rk ordusunun başarısızlığını) bir kez daha, kalın kafalı ulusalcıların &lt;br /&gt;&#13;
bile anlayacağı şekilde, vurguluyor. &lt;br /&gt;&#13;
Komutanın bankacı yedek subayla yaptığı &amp;ldquo;Bu dağlardaki bizlerden beş kat daha fazla maaş kazanırsınız, ev kredisine başvursam bana vermezsiniz&amp;rdquo; su&amp;ccedil;laması ger&amp;ccedil;ek&amp;ccedil;i değil. &lt;br /&gt;&#13;
O d&amp;ouml;nemde jandarma komando olan kardeşim 5-10 yıllık bir bankacı kadar maaş alırken, ben de o zaman bir borsa &amp;ccedil;alışanı k&amp;ouml;kenli piyade komando olarak aldığım maaşı şimdi kazanabilmiş değilim. Enflasyonun y&amp;uuml;zde 100&amp;rsquo;leri ge&amp;ccedil;tiği o d&amp;ouml;nemde ev kredileri de hen&amp;uuml;z T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;ye gelmemişti.&lt;br /&gt;&#13;
Komutanın, PKK&amp;rsquo;lı kadın ter&amp;ouml;risti insanlık dışı y&amp;ouml;ntemlerle sıkıştırırken bulduğu subay doktoru hırpalaması ne olacak, ne de kabul edilecek şey değil. &amp;Uuml;stlerine haber vermeden, emir dışında g&amp;ouml;revlere &amp;ccedil;ıkması da yadırganıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Hastalıklı komutan &amp;ouml;zelinde sanki ama&amp;ccedil;; T&amp;uuml;rk ordusunun bu &amp;lsquo;savaşta&amp;rsquo; haksız olduğu ve bunun d&amp;uuml;zeltilmesi i&amp;ccedil;in m&amp;uuml;cadeleden vazge&amp;ccedil;erek masa başı şartları beklemesi gerektiği mesajını ulusal bilince kabul ettirmek.&amp;rdquo;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>MEHMET ALİ KIŞLALI</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>TÜRKER ALKAN - Kadınlar</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965462</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;'Bir Batı ülkesinde yaşlı bir kadının çöpçülük yaptığına tanık olmuştum. Buna kadın erkek &#13;
eşitliği diyorlar. Fakat biz İranlılar kadına değer veriyoruz. Açlıktan ölsek bile eşlerimizin ve kızlarımızın çalışmasına, hele de ağır işlerde çalışmasına asla izin vermeyiz!'&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;lsquo;Bir Batı &amp;uuml;lkesinde yaşlı bir kadının &amp;ccedil;&amp;ouml;p&amp;ccedil;&amp;uuml;l&amp;uuml;k yaptığına tanık olmuştum. Buna kadın erkek &lt;br /&gt;&#13;
eşitliği diyorlar. Fakat biz İranlılar kadına değer veriyoruz. A&amp;ccedil;lıktan &amp;ouml;lsek bile eşlerimizin ve kızlarımızın &amp;ccedil;alışmasına, hele de ağır işlerde &amp;ccedil;alışmasına asla izin vermeyiz!&amp;rsquo;&lt;br /&gt;&#13;
B&amp;ouml;yle ferman buyurmuş İran&amp;rsquo;ın Cumhurbaşkanı Ahmedinecad! &lt;br /&gt;&#13;
Her şeyden &amp;ouml;nce kadınların &amp;ccedil;alışıp &amp;ccedil;alışmayacağına erkeler karar veriyorsa, bu nasıl &lt;br /&gt;&#13;
bir eşitlik olabilir ki?&lt;br /&gt;&#13;
Ve ev dışında &amp;ccedil;alışması engellenen kadınların ekonomik bakımdan erkeklerle eşit olması m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n m&amp;uuml;d&amp;uuml;r?&lt;br /&gt;&#13;
Yalnız İran&amp;rsquo;da değil, İslam &amp;uuml;lkelerinin b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ccedil;oğunluğunda ciddi bir &amp;lsquo;kadın sorunu&amp;rsquo; var. Suudi Arabistan&amp;rsquo;da, Afganistan&amp;rsquo;da, Pakistan&amp;rsquo;da, Sudan&amp;rsquo;da ve pek &amp;ccedil;ok diğer İslam &amp;uuml;lkesinde kadınların ekonomik &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; de yok, siyasal &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;ğ&amp;uuml; de. &lt;br /&gt;&#13;
Var olan eşitsizlikleri normal bir durummuş gibi sunan Ahmedinecad&amp;rsquo;ın bu tavrıyla da bir yere varmak m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n değil! &lt;br /&gt;&#13;
Bir sorunu &amp;ccedil;&amp;ouml;zmek i&amp;ccedil;in, &amp;ouml;nce sorun olarak var olduğunu kabul etmek gerekir. Kadın erkek eşitliği a&amp;ccedil;ısından İslam d&amp;uuml;nyası pek de parlak bir durumda değil maalesef!&lt;br /&gt;&#13;
Daha iki g&amp;uuml;n oluyor. Somali&amp;rsquo;de zina yaptığı gerek&amp;ccedil;esiyle bir kadın taşlanarak &amp;ouml;ld&amp;uuml;r&amp;uuml;ld&amp;uuml;! Kadınla &lt;br /&gt;&#13;
zina yaptığı s&amp;ouml;ylenen erkeğe ise 100 kırba&amp;ccedil; cezası verildi! &amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
Her ikisi de aynı su&amp;ccedil;u işlediğine g&amp;ouml;re neden erkeğe ve kadına aynı ceza verilmemiştir? Kadınla erkeğin eşit olmamasından başka bir a&amp;ccedil;ıklaması yok bunun.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
İslam &amp;uuml;lkelerinin pek &amp;ccedil;oğunda kadın olmak su&amp;ccedil;lu sayılmak i&amp;ccedil;in yeterli olmuştur. Kadınlar kocalarının veya nik&amp;acirc;h d&amp;uuml;şmeyen bir erkeğin nezareti olmadan bırakın &amp;ccedil;alışmayı, sokağa bile &amp;ccedil;ıkamazlar. Yani ev hapsindedirler!&lt;br /&gt;&#13;
Sokağa &amp;ccedil;ıksalar bile y&amp;uuml;zlerini g&amp;ouml;steremezler, bir erkekle konuşamazlar, para kazanamazlar. Sonu&amp;ccedil; olarak Taliban y&amp;ouml;netimi altındaki Afganistan&amp;rsquo;da kadınların b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir &amp;ccedil;oğunluğu ağır depresyon hastasıydı. Pakistan ve Hindistan&amp;rsquo;da hem Hindu, hem de M&amp;uuml;sl&amp;uuml;man evliliklerinde, getirdiği drahoma yetersiz bulunduğu i&amp;ccedil;in, kadınlar, kocalarının ailesi tarafından &amp;ouml;ld&amp;uuml;r&amp;uuml;lmektedir. Yani sırf kadın oldukları i&amp;ccedil;in idam cezası onları bekliyor. T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de t&amp;ouml;re cinayetlerinde olduğu gibi.&lt;br /&gt;&#13;
Bu baskıyı s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rmek i&amp;ccedil;in bu &amp;uuml;lkelerde Ahlak Polisi, K&amp;ouml;t&amp;uuml;l&amp;uuml;ğ&amp;uuml; Men İyiliği Destekleme &amp;Ouml;rg&amp;uuml;t&amp;uuml; &lt;br /&gt;&#13;
gibi nice yetkili şeriat kuruluşu durmadan &amp;ccedil;abalıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Ve kadına karşı uygulanan bu zulm&amp;uuml;n baş akt&amp;ouml;rlerinden birisi olan Ahmedinecad &amp;ldquo;Bizde kadın Batılı kadından daha eşittir ve &amp;ouml;zg&amp;uuml;rd&amp;uuml;r&amp;rdquo; diyebiliyor! Bir sorunun varlığını bile kabul etmezseniz onu nasıl &amp;ccedil;&amp;ouml;zebilirsiniz?&lt;br /&gt;&#13;
İslam &amp;uuml;lkelerinin &amp;ouml;n&amp;uuml;nde gitmeleri gereken ince, uzun ve &amp;ccedil;akıllı bir yol var. Bizim &amp;ccedil;ok &amp;ouml;nceleri y&amp;uuml;r&amp;uuml;meye başladığımız, bir ama h&amp;acirc;l&amp;acirc; varılacak &amp;ccedil;ok menzili olan bir yol!&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>TÜRKER ALKAN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>ORAL ÇALIŞLAR - Seyit Rıza'nın torunu Besime Arı</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965459</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Besime Arı 1950 doğumlu. Ailesiyle birlikte Almanya'da yaşıyor. Onu daha önce ismen biliyordum. Dersim katliamında isyanın elebaşısı olduğu iddiasıyla idam edilen &#13;
dedesi Seyit Rıza'nın nereye gömüldüğünü öğrenmek için dilekçe vermişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BR&amp;Uuml;KSEL - Besime Arı 1950 doğumlu. Ailesiyle birlikte Almanya&amp;rsquo;da yaşıyor. Onu daha &amp;ouml;nce ismen biliyordum. Dersim katliamında isyanın elebaşısı olduğu iddiasıyla idam edilen &lt;br /&gt;&#13;
dedesi Seyit Rıza&amp;rsquo;nın nereye g&amp;ouml;m&amp;uuml;ld&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml; &amp;ouml;ğrenmek i&amp;ccedil;in dilek&amp;ccedil;e vermişti. Tunceli Barosu eski başkanlarından avukat H&amp;uuml;seyin Ayg&amp;uuml;n başvurmuştu onlar adına. Dilek&amp;ccedil;elerine yıllardır bir cevap alamıyorlardı. Ben de iki yıl &amp;ouml;nce bu konuyu ele alan bir mektubu k&amp;ouml;şemde yayımlamıştım.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;1937-1938&amp;rsquo;de Dersim&amp;rsquo;de Neler Olmuştu&amp;rsquo; Konferansı&amp;rsquo;na gelmişti Besime Arı. İdam edilen dedesinin fotoğrafları asılmıştı Avrupa Parlamentosu&amp;rsquo;nun salonuna. Nereden nereye? &lt;br /&gt;&#13;
Toplantıda birka&amp;ccedil; c&amp;uuml;mleyle kesik kesik yaşadıkları travmayı anlattı. &amp;Ccedil;ektikleri acıları aktarırken, ailenin sıkıntılarını aktarırken g&amp;ouml;zler nemlendi.&lt;br /&gt;&#13;
Toplantıya ara verilince &amp;ccedil;ekinerek yanına gittim. Konuşmak istediğimi s&amp;ouml;yledim. Kolay değildi uzun yıllar seslerini &amp;ccedil;ıkaramamışlar, b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir baskının yarattığı ortamda dertlerini kimselerle paylaşamamışlardı. Şimdi birden b&amp;ouml;yle bir soruyla karşılaşması ve bunu kamuoyu ile paylaşması kolay olmayabilirdi.&lt;br /&gt;&#13;
Sıcak davrandı. İsmen beni tanıyor olması onun rahatlamasına neden oldu. Kısa ve kesik c&amp;uuml;mlerle konuşmaya başladı... &amp;ldquo;Acıyla doğduk. Acıyla yaşadık. Annem Leyla 7 yaşındaymış ailemiz t&amp;uuml;m&amp;uuml;yle katledildiğinde. Annem annesinin kucağındaymış. B&amp;uuml;t&amp;uuml;n aileyi s&amp;uuml;ng&amp;uuml;lemişler. &lt;br /&gt;&#13;
Annem de yaralanmış. &amp;Ouml;ld&amp;uuml; diye bir kenara bırakmışlar. Orada bir tek annem hayatta &lt;br /&gt;&#13;
kalmış. Dayılarımı teyzelerimi &amp;ouml;ld&amp;uuml;rm&amp;uuml;şler. Bir dayımı da dedemle beraber asmışlar. Bizim aileden tam 35 kişi &amp;ouml;ld&amp;uuml;r&amp;uuml;lm&amp;uuml;ş. Annem askerler gittikten sonra ayağa kalkmış başka bir k&amp;ouml;yde yaşayan ablasının yanına ulaşabilmiş.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Bu katliam derenin kenarında ger&amp;ccedil;ekleştirilmiş. Cesetler yerde yatarken ya askerler, ya da &amp;ccedil;evreden gelen birtakım insanlar, kadınları bir &amp;ccedil;ukura, erkekleri bir başka &amp;ccedil;ukura doldurup &amp;uuml;stlerine toprak atmışlar. Aslında kimsenin mezarı belli değil. Zaten bir kısım insanları da u&amp;ccedil;urumdan aşağı atmışlar.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Kesik kesik konuşuyor Besime Arı. Anlatırken heyecanlanıyor. &amp;ldquo;Annem bunları s&amp;uuml;rekli anlatırdı. Anlatırken ağlardı. Dedemin yakın adamlarından birisi, onunla mağarada saklanan ve idamdan kurtulan bir yakınımız vardı. Her şeyi g&amp;ouml;rm&amp;uuml;şt&amp;uuml;. Annem ona &amp;lsquo;Babamı anlat&amp;rsquo; derdi. Nasıl idama gittiğini, idama giderken neler s&amp;ouml;ylediğini, mağarada, dağlarda nasıl yaşadığını, son g&amp;uuml;nlerini sorardı. O adam annemin abisinin kafasının kesildiğini s&amp;ouml;ylerdi. Onlara nasıl işkence yapıldığını anlatırdı. Annem bunları dinler ve ağıt yakardı. &lt;br /&gt;&#13;
Biz &amp;ccedil;ocukları da ona bakar ağlardık. &amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Besime Arı&amp;rsquo;nın annesinin yanına sığındığı aile onu 13 yaşında evlendirmişti. &amp;ldquo;Ben kendimi &lt;br /&gt;&#13;
hep hapishanede gibi hissederek b&amp;uuml;y&amp;uuml;d&amp;uuml;m. &lt;br /&gt;&#13;
Keşke bu acılarımızı daha &amp;ouml;nce anlatabilsek, bu acılarımızı paylaşabilseydik.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Biraz daha durdu, &amp;ldquo;Dedemin, dayımın nereye g&amp;ouml;m&amp;uuml;ld&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml; &amp;ouml;ğrenmek istiyorum. Bu benim insan olarak, yurttaş olarak hakkım. Ancak bug&amp;uuml;ne kadar dilek&amp;ccedil;elerimize kimse bir cevap vermedi. Sizin aracılığınızla yetkililere sesleniyorum. Onların nerede yattığını bize s&amp;ouml;ylesinler, yerleri g&amp;ouml;stersinler. B&amp;ouml;yle devlet olur mu, b&amp;ouml;yle insanlık olur mu!&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Besime Arı&amp;rsquo;nın insanın i&amp;ccedil;ini titreten anlattıklarından &amp;ccedil;ekinerek not ettiklerim bunlar. Bunlar bizim hi&amp;ccedil;bir tarih kitabında okumadığımız, okumamızın m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olmadığı, yok saydığımız, yok saymak zorunda kaldığımız olaylardan.&lt;br /&gt;&#13;
Besime Arı&amp;rsquo;yı dinlerken, kendi adıma utandım. Sıkıldım. Bu katliamın h&amp;acirc;l&amp;acirc; savunulduğunu g&amp;ouml;rd&amp;uuml;k&amp;ccedil;e i&amp;ccedil;im ezildi. &lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Besime Arı&amp;rsquo;nın daha &amp;ouml;nce bunları anlatması, anlatsa da bir yerlerde yayımlanabilmesi kolay değildi. Ben ilk kez Seyit Rıza&amp;rsquo;nın mezarı i&amp;ccedil;in gazetede yazı yazdığımda ne olur ne olmaz &lt;br /&gt;&#13;
diye &amp;ccedil;ekinmiştim. &lt;br /&gt;&#13;
Şimdi yeni bir iklimdeyiz. Acılarımızla, ayıplarımızla y&amp;uuml;zleşebilmek i&amp;ccedil;in yeni arayışlar i&amp;ccedil;indeyiz. Bu tarih bizim tarihimiz. Bu ge&amp;ccedil;miş bizim ge&amp;ccedil;mişimiz. Ger&amp;ccedil;ekleri gizleyerek bir yere varmak m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n değil. Ger&amp;ccedil;ekleri &amp;ouml;ğreneceğiz. Ger&amp;ccedil;eklerle y&amp;uuml;zleşeceğiz. &lt;br /&gt;&#13;
Bunun ne zararı var, onu anlamakta zorluk &amp;ccedil;ekiyorum. D&amp;uuml;n&amp;uuml; doğru &amp;ouml;ğrenip, doğru ele almazsak, yarını da sağlıklı kuramayız.&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
İnsanlar da hata yapar, devleti y&amp;ouml;netenler de. Hatta acımasızlıklar da yaparlar. Dersim katliamı bu &amp;uuml;lkenin bir ayıbıdır, acısıdır.&lt;br /&gt;&#13;
Şimdi, kendi ge&amp;ccedil;mişimizle hesaplaşma zamanı. Acıları paylaşma zamanı.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>ORAL ÇALIŞLAR</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>FUNDA ÖZKAN - Başbakan Erdoğan'a dost tavsiyesi</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965451</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Türkiye'nin Avrupa Birliği mücadelesinde bazen Türklerden daha çok Türkiye'ye güvendiğini düşünmeden edemiyorum, Bağımsız Türkiye Komisyonu'nun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin Avrupa Birliği m&amp;uuml;cadelesinde bazen T&amp;uuml;rklerden daha &amp;ccedil;ok T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;ye g&amp;uuml;vendiğini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nmeden edemiyorum, Bağımsız T&amp;uuml;rkiye Komisyonu&amp;rsquo;nun.&lt;br /&gt;&#13;
Medyatik isimleriyle Akil Adamlar&amp;rsquo;ın. D&amp;uuml;n yine Martti Ahtisaari, Albert Rohan, Hans van den Broek &amp;ldquo;İlk g&amp;uuml;nden beri biz aynı coşkuyu, aynı inancı taşıyoruz&amp;rdquo; diyordu.&lt;br /&gt;&#13;
Vurgulamaya gerek var mı, Bağımsız T&amp;uuml;rkiye Komisyonu, AB&amp;rsquo;nin T&amp;uuml;rkiye ile m&amp;uuml;zakere s&amp;uuml;recini başlatmasında da etkisi olan en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k lobi g&amp;uuml;c&amp;uuml;m&amp;uuml;z. 2004 yılında komisyon oluşturuldu. D&amp;uuml;n İstanbul&amp;rsquo;da bulunan &amp;uuml;&amp;ccedil; komisyon &amp;uuml;yesini hatırlatayım:&lt;br /&gt;&#13;
Martti Ahtisaari, Finlandiya&amp;rsquo;nın eski Cumhurbaşkanı, 2008 Nobel Barış &amp;Ouml;d&amp;uuml;l&amp;uuml; sahibi.&lt;br /&gt;&#13;
Albert Rohan, Avusturya Dışişleri Bakanlığı eski m&amp;uuml;steşarı.&lt;br /&gt;&#13;
Hans van den Broek Hollanda&amp;rsquo;nın eski Dışişleri Bakanı, Avrupa Komisyonu&amp;rsquo;nun eski &amp;uuml;yesi.&lt;br /&gt;&#13;
AB Başkanı se&amp;ccedil;ilen, Bel&amp;ccedil;ika Başbakanı Herman Von Rampuy&amp;rsquo;un 2004 yılında s&amp;ouml;ylediği &amp;ldquo;T&amp;uuml;rkiye Avrupa&amp;rsquo;nın par&amp;ccedil;ası değildir ve hi&amp;ccedil;bir zaman da olmayacaktır&amp;rdquo; s&amp;ouml;zleri yer alıyordu d&amp;uuml;n gazetelerde.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;T&amp;uuml;rkiye karşıtı birinin başkanlığıyla birlikte moralimiz daha da bozulsun mu?&amp;rsquo; sorusuna, Bağımsız T&amp;uuml;rkiye Komisyonu &amp;uuml;yeleri de &amp;ldquo;Kişisel g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;n &amp;ouml;nemi yok, artık 27 &amp;uuml;ye &amp;uuml;lkeyi temsil edecek &amp;ouml;nemli olan AB&amp;rsquo;nin kurumsal, resmi perspektifidir&amp;rdquo; karşılığını veriyordu.&lt;br /&gt;&#13;
Bizim gibi &amp;lsquo;rasyonelliğin&amp;rsquo; &amp;ouml;tesinde duygusal yetileriyle hareket eden, y&amp;ouml;neten toplumların anlaması biraz g&amp;uuml;&amp;ccedil; olabilir ama zaten AB Başkanı da demecinde &amp;ldquo;&amp;Uuml;ye &amp;uuml;lkelerin oybirliğiyle aldığı kararlar, kişisel g&amp;ouml;r&amp;uuml;şlerimin &amp;uuml;zerinde olacaktır&amp;rdquo; diyordu.&lt;br /&gt;&#13;
Bağımsız T&amp;uuml;rkiye Komisyonu &amp;uuml;yeleri her fırsatta, ısrarla &amp;ldquo;Sizi, Avrupa kamuoylarına anlatırken, elimizin g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml; olması i&amp;ccedil;in reformlara devam edin&amp;rdquo; demesinin de &amp;ouml;z&amp;uuml; aynı.&lt;br /&gt;&#13;
Sonra d&amp;ouml;n&amp;uuml;p AB&amp;rsquo;deki karar alıcılara da şunu s&amp;ouml;yl&amp;uuml;yorlar:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Siz değil misiniz, 17 Aralık 2004&amp;rsquo;te tam &amp;uuml;yelik hedefini ortaya koyup, m&amp;uuml;zakere s&amp;uuml;recini başlatan. AB&amp;rsquo;nin kurumsal duruşu var, &amp;lsquo;imtiyazlı ortaklık&amp;rsquo; deyip, resmi perspektiften sapmayın.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
D&amp;uuml;n yine şu vurguyu yapıyorlardı:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;M&amp;uuml;zakere s&amp;uuml;reci tabii ki inişli-&amp;ccedil;ıkışlı olur. &amp;Ouml;nemli olan raydan &amp;ccedil;ıkmaması.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
T&amp;uuml;rkiye tam da ge&amp;ccedil;mişten gelen sorunlarını, Ermeni meselesi, K&amp;uuml;rt meselesi, Alevi meselesi gibi kangrenleşmiş sorunlarının &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m&amp;uuml; i&amp;ccedil;in adımlar atarken, enerjide Avrupa&amp;rsquo;nın vazge&amp;ccedil;ilmez koridoru olurken, sorunlu komşularıyla &amp;lsquo;diyalog&amp;rsquo; ortamı yaratırken, şu d&amp;ouml;nemde gelebilecek en &amp;ouml;nemli eleştiri konusuna dikkat &amp;ccedil;ekiyorlar:&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Basın &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml;n kısıtlanması girişimleri.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Başbakan Erdoğan ile buluşmalarında, Bağımsız T&amp;uuml;rkiye Komisyonu Başkanı Martti Ahtisaari, &amp;ldquo;Bir dost tavsiyesinde bulunacağım&amp;rdquo; diye s&amp;ouml;ze başlamış. &lt;br /&gt;&#13;
Doğan Grubu&amp;rsquo;nun karşı karşıya olduğu vergi cezasına lafı getirmiş.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Vergi davası, Avrupa&amp;rsquo;da basın &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;ne kısıtlama olarak algılanmamalı. Hukukun &amp;uuml;st&amp;uuml;nl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;, yargının bağımsızlığı, AB i&amp;ccedil;in olmazsa olmaz değerlerdir.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;En zor ulaşılan lider hangisi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Hepsi birbirinden etkin, kıdemli Avrupalı siyaset&amp;ccedil;ilerden oluşan Bağımsız T&amp;uuml;rkiye Komisyonu &amp;uuml;yelerinin&amp;nbsp; &amp;lsquo;randevu&amp;rsquo; almakta en &amp;ccedil;ok zorlandığı siyasi lider hangisi olabilir, tahmininiz var mı?&lt;br /&gt;&#13;
Komisyon, 17 Aralık 2004&amp;rsquo;te AB liderlerinin &amp;lsquo;m&amp;uuml;zakereler başlasın&amp;rsquo; kararını verdiği zirveden &amp;ouml;nce bir araya gelmiş ve T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin AB&amp;rsquo;ye getireceği y&amp;uuml;k ile yaratacağı fırsatların karşılaştırmasını yaptıkları bir rapor yazmış ve şehir şehir gezip T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;yi anlatmıştı.&lt;br /&gt;&#13;
Şimdi yine yollardalar: &lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;Avrupa&amp;rsquo;da T&amp;uuml;rkiye-Kısır D&amp;ouml;ng&amp;uuml;y&amp;uuml; Kırmak&amp;rsquo; adlı rapor-kitaplarını siyaset&amp;ccedil;ilere, kamuoylarına anlatıyorlar.&lt;br /&gt;&#13;
Ge&amp;ccedil;en beş yıl i&amp;ccedil;inde komisyon &amp;uuml;yeleri, T&amp;uuml;rkiye d&amp;uuml;şmanı Avrupalı siyaset&amp;ccedil;ilerle bile g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş&amp;uuml;rken, randevu taleplerine yanıt alamadıkları tek lider Deniz Baykal&amp;rsquo;dı.&lt;br /&gt;&#13;
Komisyon &amp;ouml;nceki g&amp;uuml;n g&amp;ouml;r&amp;uuml;şebildi Baykal ile. G&amp;ouml;r&amp;uuml;şme 1.5 saat s&amp;uuml;rm&amp;uuml;ş ve komisyon &amp;uuml;yeleri CHP liderini dinlemiş.&lt;br /&gt;&#13;
Komisyon &amp;uuml;yelerinin izlenimlerini yazmayayım. D&amp;uuml;n Ruşen &amp;Ccedil;akır, k&amp;ouml;şesinde &amp;lsquo;yeni bir sol lazım&amp;rsquo; derken &amp;lsquo;reform s&amp;uuml;recinde AKP&amp;rsquo;yi yeterince &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;k&amp;ccedil;&amp;uuml;, demokrat olmadığı i&amp;ccedil;in eleştirmesi gerekirken, tutuculukta MHP ile yarışan parti&amp;rsquo; yorumunu getiriyordu.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Simavi ve Ilıcak aynı karede&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Medya ismini almadan &amp;ccedil;ok &amp;ouml;nce sadece &amp;lsquo;basın&amp;rsquo;ken, adres plazalar değil de, Babıali&amp;rsquo;yken &amp;lsquo;patron&amp;rsquo; ailelerden Simavi ve Ilıcak&amp;rsquo;lar h&amp;uuml;k&amp;uuml;m s&amp;uuml;rerdi.&lt;br /&gt;&#13;
Ge&amp;ccedil;enlerde, Ayvalık&amp;rsquo;ta Cem ve &amp;Uuml;mit Boyner &amp;ccedil;iftinin evindeki &amp;lsquo;zeytin hasadı şenliği partisi&amp;rsquo;nde &lt;br /&gt;&#13;
Simavi ve Ilıcak ailelerinin iki temsilcisi yan yana gelince, gazeteci, Sabah gazetesi k&amp;ouml;şe yazarı &lt;br /&gt;&#13;
Nazlı Ilıcak, &amp;lsquo;iphone&amp;rsquo;u ile deklanş&amp;ouml;re bastı. Bu kareyi k&amp;ouml;şemde kullanmak istediğimi s&amp;ouml;yleyince Nazlı hanım da kırmadı, sağ olsun.&lt;br /&gt;&#13;
Rahmetli Kemal Ilıcak ile Nazlı hanımın kızı Aslı heyecanlı, bebek bekliyor.&lt;br /&gt;&#13;
H&amp;uuml;rriyet gazetesinin kurucusu Sedat Simavi&amp;rsquo;nin torununun oğlu, Haldun Simavi&amp;rsquo;nin torunu &lt;br /&gt;&#13;
Harun Simavi de, Posta gazetesinin internet sitesi &lt;a rel=&quot;nofollow&quot; target=&quot;_blank&quot; href=&quot;http://posta.com.tr&amp;rsquo;nin&quot;&gt;&lt;font color=&quot;#ff0000&quot;&gt;http://posta.com.tr&lt;/font&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;nin yayın y&amp;ouml;netmeni.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>FUNDA ÖZKAN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>TANER BERKSOY - Merkez Bankası ve çıkış stratejisi</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965446</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kasım ayı toplantısında faiz oranını bir kez daha 25 baz puan düşürdü. Böylece TCMB'nın gecelik borçlanma faiz oranı yüzde 6.5 oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kasım ayı toplantısında faiz oranını bir kez daha 25 baz puan d&amp;uuml;ş&amp;uuml;rd&amp;uuml;. B&amp;ouml;ylece TCMB&amp;rsquo;nın gecelik bor&amp;ccedil;lanma faiz oranı y&amp;uuml;zde 6.5 oldu. &lt;br /&gt;&#13;
Ne var bunda, Merkez Bankası son aylarda bunu hep yapıyor diyebilirsiniz. Artık faiz kararlarının bir haber değeri kalmadığını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nebilirsiniz. Bankanın son sıralarda bunu hep yaptığı doğru. Faiz kararının haber merkezlerinin &amp;ouml;ncelikli haberi olma &amp;ouml;zelliğini kaybettiği de doğru. Ama yine de ihtiyatlı olmak gerekiyor.&amp;nbsp; Zira krizin ulaştığı aşamada para otoritelerinin faiz kararları kadar, hatta belk daha b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;de,&amp;nbsp; karar eşliğinde yaptıkları a&amp;ccedil;ıklamalar her zamankinden daha fazla &amp;ouml;nem kazanmış durumda. &lt;br /&gt;&#13;
Son sıralarda para otoritelerinin faiz kararları salt haber olarak değil para otoritesinin bazı&amp;nbsp; uyarılarını, belli mesajlarını taşıyan bir sinyal olarak algılanıyor. Dolayısıyla kriz &amp;ccedil;ıkışı s&amp;uuml;recinde merkez bankalarının faiz kararları eşliğindeki a&amp;ccedil;ıklamaları, bir iki ay &amp;ouml;nceki kararlarına kıyasla, daha fazla &amp;ouml;nemsenmeye başlandı. &lt;br /&gt;&#13;
TCMB&amp;rsquo;nın son kararını da salt&amp;nbsp; faiz d&amp;uuml;zeyini belirleme kararı olarak algılanması doğru olmaz diye d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum. Kararı kriz konjonkt&amp;uuml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;n ters d&amp;ouml;nmeye başladığı bir evrede para otoritesinin ileriye d&amp;ouml;n&amp;uuml;k değerlendirmelerinin ipu&amp;ccedil;larını i&amp;ccedil;eren bir bildiri olarak okumak&amp;nbsp; doğru olur kanısındayım. &lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Krizin yerini yeniden b&amp;uuml;y&amp;uuml;meye bırakmaya başladığı bir d&amp;ouml;nemden ge&amp;ccedil;iyoruz. Bu bir d&amp;ouml;n&amp;uuml;m noktası. Ekonmomilerin bu noktaya gelmesinde kriz s&amp;uuml;recinde benimsenen genişlemeci politikaların &amp;ouml;nemli ve ağırlıklı rol oynadığını biliyoruz. Para politikası a&amp;ccedil;ısından da bu b&amp;ouml;yle. Bizimki de dahil hemen b&amp;uuml;t&amp;uuml;n ekonomilerde faziler d&amp;uuml;ş&amp;uuml;r&amp;uuml;l&amp;uuml;rken ciddi boyutlu parasal gevşeme de sağlandı. Bunun dibe doğru hareket eden ekonomilerin yeniden yukarıya y&amp;ouml;nlenmelerinde en etkili politika uygulaması olduğu noktasında da genel bir mutabakat var.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
K&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;lme s&amp;uuml;recinde doğru olan bu t&amp;uuml;r bir gevşekliği b&amp;uuml;y&amp;uuml;me hızlanırken de s&amp;uuml;rd&amp;uuml;rmek belaya kaşınmak anlamına geliyor. Dolayısıyla i&amp;ccedil;inde bulunduğumuz d&amp;ouml;nemin &amp;ouml;nemli sorunlarından birisi de parasal gevşemenin nasıl ve ne zaman sonlandırılacağı, uygun bir geri &amp;ccedil;ekilmenin nasıl yapılacağı sorunu. &lt;br /&gt;&#13;
Bu d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml;n bir &amp;ldquo;&amp;ccedil;ıkış stratejisi&amp;rdquo; (exit strategy) &amp;ccedil;er&amp;ccedil;evesinde yapılmasının&amp;nbsp; doğru olacağı d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;l&amp;uuml;yor. Bu t&amp;uuml;r bir parasal sıkılaştırma stratejisi &amp;ouml;ncelikle para otoritesinin kendi yolunu belirlemesine yardım edecektir. Ancak, sıkılaştırma patikasının temel koordinatlarının ve zamanlamasının uygun sinyallerle&amp;nbsp; akt&amp;ouml;rlere aktarılması stratejinin sağlayacağı daha da &amp;ouml;nemli bir yarardır.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
Merkez Bankalarının &amp;ouml;zellikle faiz oranlarının yeniden y&amp;uuml;kselmesine ilişkin olasılıkları akt&amp;ouml;rlere işaret etmesi kriz &amp;ccedil;ıkışının daha kolay ve sancısız olmasını sağlar. &amp;Ccedil;ıkış stratejilerine en &amp;ccedil;ok bu nedenle ihtiya&amp;ccedil; duyuluyor.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
***&lt;br /&gt;&#13;
Bizim Merkez bankamızın da parasal sıkılaştırma aşamasında dayanacağı bir &amp;ccedil;ıkış stratejisine ihtiyacı olacak. Bizim Merkez Bankamız da bu stratejinin temel koordinatlarını akt&amp;ouml;rlere aktarmak isteyecek kuşkusuz. &amp;Ouml;nceki faiz kararları gibi 19 Kasım faiz kararı da kendi başına bir &amp;ccedil;ıkış stratejisi oluşturmuyor kuşkusuz. B&amp;ouml;yle bir beklenti de yoktu zaten. Ben yine de, d&amp;uuml;nyanın &amp;ldquo;&amp;ccedil;ıkış stratejisi&amp;rdquo; diye ayağa kalktığı bu d&amp;ouml;nemde alınacak yeni para politikası kararının stratejik a&amp;ccedil;ıdan &amp;ouml;nemli sinyaller taşıyacağını d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yordum.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&#13;
Beklentimin kısmen karşılandığı kanısındayım. T&amp;uuml;rkiye ekonomisinin hen&amp;uuml;z bir &amp;ccedil;ıkış evresine ulaşmadığına ilişkin &amp;ouml;rt&amp;uuml;k değerlendirmenin stratejik a&amp;ccedil;ıdan&amp;nbsp; &amp;ouml;nemli bir sinyal&amp;nbsp; olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yorum. Merkez Bankası&amp;rsquo;nın i&amp;ccedil; ve dış talep koşulları, enflasyon, istihdam gibi değişkenlere ilişkin değerlendirmeleri ve para politikasının aşağı y&amp;ouml;nl&amp;uuml; esnekliğinin korunacağına ilişkin a&amp;ccedil;ıklaması bu g&amp;ouml;r&amp;uuml;ş&amp;uuml; doğruluyor. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;nceki faiz kararlarına kıyasla daha ihtiyatlı bir dil kullansa da Merkez Bankası yakın gelecekte&amp;nbsp; bir parasal sıkılaştırmaya gidilmeyeceğini s&amp;ouml;yl&amp;uuml;yor. Bu bizde hen&amp;uuml;z politika kulvarının değiştirilmesini gerektirecek koşulların oluşmadığı anlamına geliyor. &amp;Ccedil;ıkış stratejisi bekleyenler i&amp;ccedil;in &amp;ouml;nemli bir sinyal bu.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>TANER BERKSOY</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>ERKAN GOLOĞLU - İÇERDEN KUMANDAN</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965443</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Mazlumun yanında olmak, birileri için basit bir jesttir. Büyük siyaset meydanı, her gün bunun örneklerini veriyor bize.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span class=&quot;HaberBaslik1&quot;&gt;Gereği yapılmıştır&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Mazlumun yanında olmak, birileri i&amp;ccedil;in basit bir jesttir. B&amp;uuml;y&amp;uuml;k siyaset meydanı, her g&amp;uuml;n bunun &amp;ouml;rneklerini veriyor bize. &lt;br /&gt;&#13;
Bunun bir jest olduğunu anlamak i&amp;ccedil;in başka hi&amp;ccedil;bir şey yapmamıza gerek yok. Biraz beklemek yeterli oluyor. Bug&amp;uuml;n mazlumun yanında duranın samimiyetini g&amp;ouml;rmek i&amp;ccedil;in yarını bekleyecek kadar sabrımız varsa, zalime yapılan yolculuğu naklen yayında izleyebiliyoruz. Yarın dediğimiz, basbayağı yarın işte!&lt;br /&gt;&#13;
Birisi ortaya &amp;ccedil;ıkıp yolsuzlukla m&amp;uuml;cadelenin neredeyse bayrağı oluyor. Bu m&amp;uuml;cadelenin şov olmadığına ilişkin bir iyimserlik mi taşıyorsunuz? Zaman, beklediğinizden de erken, elinizden bu inancı &amp;ccedil;ekip g&amp;ouml;t&amp;uuml;r&amp;uuml;yor. Siz ne kadar cimri olursanız olun, mazluma elini uzatan, tutunabildiğiniz k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k bir iyimserlik par&amp;ccedil;asını &amp;ccedil;ok ge&amp;ccedil;meden alıyor, sizden. Bir sakarlık mı var bunda, hoyratlık mı, yoksa?&lt;br /&gt;&#13;
Hoyratlık derken, eski bir diplomatın, &amp;lsquo;ter&amp;ouml;r&amp;rsquo; diye tanımladığı sorunu &amp;ccedil;&amp;ouml;zme bi&amp;ccedil;imi &amp;uuml;zerine, diplomasinin &amp;uuml;slubuna tenezz&amp;uuml;l bile etmeden s&amp;ouml;ylediği s&amp;ouml;zleri kastetmiyorum. Herkes bu konuda bir şeyler s&amp;ouml;yledi. Benim ne s&amp;ouml;yleyeceğimi tahmin etmek de hi&amp;ccedil; zor değil. &lt;br /&gt;&#13;
Ayrıca, hoyratlık doğru bir kavram mı, doğrusu emin değilim.&lt;br /&gt;&#13;
Ne demişti Kemal Kılı&amp;ccedil;daroğlu? Aşağı yukarı ş&amp;ouml;yle: &amp;lsquo;Onur &amp;Ouml;ymen&amp;rsquo;in s&amp;ouml;zleri Dersimlileri incitmiştir, gereğini yapsın.&amp;rsquo; &amp;lsquo;Dersimliler&amp;rsquo; mi dedi, Tuncelililer mi? Bilmem, kendisine &lt;br /&gt;&#13;
bir daha sormalı ne dediğini.&lt;br /&gt;&#13;
Sonra perşembe akşamı televizyon kanallarında Kılı&amp;ccedil;daroğlu&amp;rsquo;nun a&amp;ccedil;ıklama yaptığına dair haberlerle karşılaştım. Ardından basın a&amp;ccedil;ıklamasının yazılı metnini bulup okudum.&lt;br /&gt;&#13;
İki g&amp;uuml;n &amp;ouml;nce mazlumun yanında duran birinin, iki g&amp;uuml;n sonra zalime doğru yaptığı bu hızlı koşu, başımı d&amp;ouml;nd&amp;uuml;rd&amp;uuml;.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;lsquo;Gereğini yapsın&amp;rsquo; s&amp;ouml;z&amp;uuml;nde ifadesini bulan sitem, bir mizah, bir ince alay konusu olmaya fırsat bulamadan komediye d&amp;ouml;n&amp;uuml;şt&amp;uuml;: Kılı&amp;ccedil;daroğlu gereğini yaptı. &lt;br /&gt;&#13;
Yoksulluğun mazlum olmak anlamına gelmediğini biliyorduk bilmesine de, gereğini yapmak denen şeyin ne olduğunu, yine bir yoksul &amp;ccedil;ocuğu bize &amp;ouml;ğretti. CHP&amp;rsquo;lileri AKP-DTP işbirliği ve yandaş medya tetik&amp;ccedil;iliğine karşı uyanık olmaya ve tahriklere kapılmamaya &amp;ccedil;ağırdı. &lt;br /&gt;&#13;
Tahriklere kapılmama lafı, benim en &amp;ccedil;ok sevdiğim laflardan biridir. Hangi siyaset erbabı erkeğin ağzından duysam, &amp;lsquo;olmuş bu adam&amp;rsquo; derim i&amp;ccedil;imden. Tahriklere kapılmama nasihatinde bulunabilmek, siyaset&amp;ccedil;ilikten devlet adamlığı mertebesine ulaşmayı g&amp;ouml;sterir. &lt;br /&gt;&#13;
Bu nasihatle birka&amp;ccedil; değil, kuş s&amp;uuml;r&amp;uuml;s&amp;uuml; vurursunuz. &lt;br /&gt;&#13;
Şimdi Kılı&amp;ccedil;daroğlu&amp;rsquo;nun &amp;uuml;st&amp;uuml;nde biraz netameli durduğuna bakmayın, &amp;lsquo;tahriklere kapılmayın&amp;rsquo; diyebilmek, bir otoritenin de sahibi olmak anlamına gelir. Bir r&amp;uuml;tbeye işaret eder. Siz bir emir erinin kararg&amp;acirc;hta paşalara &amp;lsquo;Tahriklere kapılmayın&amp;rsquo; diyebileceğini d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nebilir misiniz? Komik olmasının &amp;ouml;tesinde, d&amp;uuml;ped&amp;uuml;z askeri bir su&amp;ccedil;tur.&lt;br /&gt;&#13;
Ayrıca &amp;lsquo;tahriklere kapılmayın&amp;rsquo; &amp;ccedil;ağrısında, modern T&amp;uuml;rk siyasetinin b&amp;uuml;t&amp;uuml;n ezberleri vardır. Bu &amp;ccedil;ağrıyı yapan, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n işi bizi tahrik etmek olan bir d&amp;uuml;şmandan s&amp;ouml;z etmektedir. &amp;Uuml;stelik bu, basit bir d&amp;uuml;şman değildir. Bizim dışımızdaki herkes, bize karşı birleşmiştir. &lt;br /&gt;&#13;
Biz de, &amp;ouml;yle kolay yenilir yutulur lokma değilizdir. Aslında d&amp;uuml;şmandan daha g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml;y&amp;uuml;zd&amp;uuml;r. Dolayısıyla &amp;lsquo;tahriklere kapılmamamız&amp;rsquo; uyarısı, asla g&amp;uuml;&amp;ccedil;s&amp;uuml;z olduğumuz anlamına gelmez. Tam tersine, d&amp;uuml;şmana bir tehdit mesajıdır, aynı zamanda. &amp;ldquo;Tahrik olursak neler olacağını onlar d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ns&amp;uuml;n. Ama hen&amp;uuml;z sırası değil.&amp;rdquo;&lt;br /&gt;&#13;
Benim b&amp;uuml;t&amp;uuml;n hayatım, bu nasihati dinleyerek ge&amp;ccedil;ti. &amp;Ouml;nce &amp;lsquo;Kahpe Yunan&amp;rsquo;ın, sonra faşistlerin, amat&amp;ouml;r k&amp;uuml;mede rakip forvetin, daha sonra Ermeni &amp;lsquo;tohumunun&amp;rsquo;, ter&amp;ouml;r &amp;ouml;rg&amp;uuml;t&amp;uuml;n&amp;uuml;n (yoksa &amp;lsquo;s&amp;ouml;zde&amp;rsquo; ter&amp;ouml;r &amp;ouml;rg&amp;uuml;t&amp;uuml; m&amp;uuml;yd&amp;uuml;), dış mihrakların tahriklerine kapılmaktan &amp;ouml;d&amp;uuml;m koptu. Bu kadar bol &amp;ccedil;eşit arasında insan bir tahrike kapılmaz mı? Yapamadım işte! Yoksa ben de bilirdim &amp;lsquo;Kapıldım gidiyorum bahtımın tahrikine&amp;rsquo; diye bir şarkı tutturmak.&lt;br /&gt;&#13;
Ara sıra &amp;lsquo;Oyuna gelme&amp;rsquo; uyarısı da aldım. Bunu mesela hi&amp;ccedil; sevmedim. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; tahriklere kapılmaktan farklı olarak oyuna gelmekte, ne bileyim b&amp;ouml;yle biraz salak yerine konmak vardı. &amp;lsquo;Sen duygusalsın oyuna gelirsin&amp;rsquo; ya da ne bileyim &amp;lsquo;Senin bilmediğin &amp;ccedil;ok şey var&amp;rsquo; gibi gizem dolu c&amp;uuml;mleler... Yani tahrik olacak kadar g&amp;uuml;&amp;ccedil; sahibi değilim. Neyim peki? Oyuna getirilebilecek kadar safım.&lt;br /&gt;&#13;
Kılı&amp;ccedil;daroğlu bu ayrımı biliyor bence. &amp;Ouml;ğrenmiş. Tahriklere kapılmamanın, dosta; oyuna gelmemenin, d&amp;uuml;şman kampta safını tutmuş &amp;lsquo;iyi niyetli&amp;rsquo; (ama ziyadesiyle saf) &amp;lsquo;unsurlara&amp;rsquo; yapılacak bir &amp;ccedil;ağrı olduğunun farkında. Siyaset mertebesinden devlet adamlığına ermek de bu değil mi zaten?&lt;br /&gt;&#13;
H&amp;acirc;lbuki T&amp;uuml;rkiye onu, belediye se&amp;ccedil;imleri &amp;ouml;ncesinde yolsuzlukla m&amp;uuml;cadeleye &amp;lsquo;adanmış&amp;rsquo; emek ve alın teri, partisini mazlumun yanına g&amp;ouml;t&amp;uuml;rmeye &amp;ccedil;alışan bir saygının sahibi gibi g&amp;ouml;rmek istedi. Doğrusu o da &amp;ouml;yle davrandı. Bir jest miydi, yoksa?&lt;br /&gt;&#13;
Şimdi bu atanmış, gereği neyse yapan devlet adamını karşımda g&amp;ouml;r&amp;uuml;nce, ben bunun bir jest olduğuna inanmak istiyorum.&lt;br /&gt;&#13;
Belki de &amp;ouml;yle biraz filan değil, fazlasıyla safım.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>ERKAN GOLOĞLU</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>KAAN SEZYUM - Yörüngeye oturdum, kalkamayacağım</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965437</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Geçen gün sevdiğim bir arkadaşım, aslında Emrah'ın da dediği gibi bir 'uzaktan arkadaşım'ın basın açıklamasına denk geldim. Haberde arkadaşımın, sevgilisiyle artık birlikte olmadıkları anons ediliyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ge&amp;ccedil;en g&amp;uuml;n sevdiğim bir arkadaşım, aslında Emrah&amp;rsquo;ın da dediği gibi bir &amp;lsquo;uzaktan arkadaşım&amp;rsquo;ın basın a&amp;ccedil;ıklamasına denk geldim. Haberde arkadaşımın, sevgilisiyle artık birlikte olmadıkları anons ediliyordu. İnsan hi&amp;ccedil; b&amp;ouml;yle bir şeyi basına a&amp;ccedil;ıklamak zorunda kalır mı, kalırsa da neden kalır diye d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;m. Sebebi de &amp;ccedil;ok basitmiş. Artık basın bizimki ve kız arkadaşı hakkında haber yapmasın diyeymiş. Gereksiz bir zorunluluk, a&amp;ccedil;ıklamayı yapan i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;ok &amp;uuml;z&amp;uuml;c&amp;uuml; olmalı. Ben de onlar adına &amp;uuml;z&amp;uuml;ld&amp;uuml;m. Şu kamuya malolmuş kişiler ve kamunun onları bir mal gibi g&amp;ouml;rebilme hevesine sinirlendim. Ya d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nsenize, magazin habercilerinin bu cevvalliği ne kadar rahatsız edici olabiliyor. Artık kurtulmak i&amp;ccedil;in de son &amp;ccedil;are, basın a&amp;ccedil;ıklaması. İnsanın sağı solu belli olmaz, yazılı &amp;ccedil;izili hallerimiz yok ki bizim, tanımadığımız insanlara &amp;lsquo;Biz şununla takılıyoruz, şimdi de ayrıldık&amp;rsquo; diye a&amp;ccedil;ıklama yapsın... Ama b&amp;ouml;ylesi &amp;uuml;z&amp;uuml;c&amp;uuml; bir durumdan olumlu bir sonu&amp;ccedil; &amp;ccedil;ıkarttım. Aslında sonu&amp;ccedil; da değil, bir &amp;ouml;neri. Bu magazinciler biraz politika haberi yapsa. Yani aynı hırs ve aynı azimle Başbakan&amp;rsquo;ın, İ&amp;ccedil;işleri Bakanı&amp;rsquo;nın, Genelkurmay Başkanı&amp;rsquo;nın &amp;uuml;zerine gitseler. S&amp;uuml;rekli rahatsız etseler, hoş olmaz mı? G&amp;uuml;l gibi gazeteciler heba oluyormuş magazinde, onu bir kez daha g&amp;ouml;rd&amp;uuml;m. &lt;br /&gt;&#13;
Bi saniye, ge&amp;ccedil;en hafta &amp;ccedil;ok acayip bi şey ka&amp;ccedil;ırmışım. Hoş bir s&amp;uuml;r&amp;uuml; sa&amp;ccedil;malık oluyor ama şu Deme Takalın&amp;rsquo;ın yatak odasına şifre ve parmak iziyle girilmesi muhabbeti nedir? Yeni duydum, inanmak istemiyorum okuduğum habere. Ama biraz d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;nce g&amp;ouml;steriş merakının da &amp;ccedil;ok farklı bir şey olduğunu hissediyorum. Evet, diyelim ki Demet&amp;rsquo;in yatak odasına şifre ve parmak iziyle girilebiliyor. E o zaman kim giriyor kim &amp;ccedil;ıkıyor bellidir. Bunun acaba bi listesi mi var, nasıl bir veri tabanı işliyor bu sistemin arkasında merak ediyorum ve gizliden gizliye Demet Akalın&amp;rsquo;ın yatak odasının kapısının giriş listesi aklıma geliyor. Diyelim ki Demet odasını kendisi temizlemiyor. E o kadar korunarak, sakınılarak girilen odayı temizlemek i&amp;ccedil;in illa ki birisi giriyor. O kişide de mi var bu şifre? Buradan Abdullah G&amp;uuml;l&amp;rsquo;&amp;uuml;n uzaktan kardeşi George Clooney&amp;rsquo;in oynadığı &amp;lsquo;Ocean&amp;rsquo;s Eleven&amp;rsquo; filmi gibi senaryo &amp;ccedil;ıkar. &amp;Ouml;nce g&amp;uuml;ndelik&amp;ccedil;i kılığında Demet&amp;rsquo;in yatak odası şifresi &amp;ccedil;alınır, sonrasında da meraklılara fahiş fiyata satılabilir... Onu bırakın, insanın bin t&amp;uuml;rl&amp;uuml; hali var, alkoll&amp;uuml; olur, yorgun olur, birisinin kucağında yatak odasına gidiyor olur. O durumda ne yapılıyor? Ayakta duramayacak haldeyken kim girecek şifreyi? Da Vin&amp;ccedil;i Kodu gibi bi şey. Kafa karıştırıcı. &lt;br /&gt;&#13;
Başbakan&amp;rsquo;a geri d&amp;ouml;nelim. Demin, T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin her yerine gittiği i&amp;ccedil;in &amp;ouml;v&amp;uuml;n&amp;uuml;yordu. Ya bi saniye, zaten bu ekibin işi b&amp;ouml;yle şeyler değil mi? Yani şimdi işe giden insan &amp;ldquo;Ehmss ben her g&amp;uuml;n işe geliyorum&amp;rdquo; diyebilir mi? Pek diyemez gibi. Peki bizimkisi neden b&amp;ouml;yle şeyler yapıyor? Her şeyin başı empati, Başbakan&amp;rsquo;ın da başı empati, gelin anlamaya &amp;ccedil;alışalım. &lt;br /&gt;&#13;
a. Sandığımız kadar al&amp;ccedil;akg&amp;ouml;n&amp;uuml;ll&amp;uuml; olmayabilir. &lt;br /&gt;&#13;
b. Bundan &amp;ouml;nceki iktidarlar bu işleri paso salladığı i&amp;ccedil;in, b&amp;ouml;yle bir şey yapmanın &amp;ccedil;ok s&amp;uuml;per bir hareket olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yor olabilir. &lt;br /&gt;&#13;
c. Gezdiğini g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml; anlatmayı seven bir insan olabilir. &lt;br /&gt;&#13;
d. Helin Avşar. &lt;br /&gt;&#13;
Helin Avşar&amp;rsquo;a bol vitamin y&amp;uuml;klemesi yapılması gerekiyor şu sıralar sanki. Gribe karşı iyi olabilir. Ya da ekinezya &amp;ccedil;ayı i&amp;ccedil;sin. Mineralleri de ihmal etmesin. &lt;br /&gt;&#13;
&amp;ldquo;Her sabah kalkınca aynanın karşısına ge&amp;ccedil;iyorum ve &amp;uuml;&amp;ccedil;er kere &amp;lsquo;alıcam alıcam, vericem vericem&amp;rsquo; diyorum.&amp;rdquo; -H. Avşar. 2008 (&amp;Ccedil;ok da ilerlememişiz aslında) &lt;br /&gt;&#13;
G&amp;ouml;zl&amp;uuml;klerimi Beşiktaş-Kadık&amp;ouml;y hattının son seferi olan 20:45 vapurunda d&amp;uuml;ş&amp;uuml;rd&amp;uuml;m. &amp;Ouml;n&amp;uuml;me baksam başım ağrıyor. Kaybım b&amp;uuml;y&amp;uuml;k. Son sefer 20:45 olmasın da 21:15 olsun. 17 milyonluk şehirde ulaşım bu mudur? Aslında &amp;ccedil;ık biraz yukarı metrob&amp;uuml;se bin. E metrob&amp;uuml;se ulaşım da bi ulaşım değil mi? Ulaşım i&amp;ccedil;in ayrı bir ulaşım olması mantıklı mıdır? İDO&amp;rsquo;yu aramaktan bir &amp;ccedil;ocuğun karanlıktan korktuğu gibi korkuyorum. Bi saniye, neden Kayahanlaştım ya aniden?&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Kıyamete kadar kapattım kabrimi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Kıyamet g&amp;uuml;n&amp;uuml;ne az kaldı. Hazırlıklarınız tamam mı? 2012&amp;rsquo;ye nerede girmek istersiniz? Ben yurt i&amp;ccedil;inde gireceğim. Pek bi şeyi hakkıyla yaşayamadığımız &amp;lsquo;g&amp;uuml;zel ve yalnız &amp;uuml;lkemde&amp;rsquo; ki bir yazımızda hem g&amp;uuml;zel hem de yalnız olunamayacağını konuşmuştuk- bari bi kıyameti hakkını vere vere yaşayalım. Zaten bi şey diyeyim mi? D&amp;ouml;rt mevsimin d&amp;ouml;rd&amp;uuml;n&amp;uuml;n birden en g&amp;uuml;zel şekilde yaşandığı (mesela yağmur yağdığı zaman eşya taşıyan ara&amp;ccedil;ların i&amp;ccedil;inde insanlar &amp;ouml;l&amp;uuml;yor, kar yağdığı zaman k&amp;ouml;yler &amp;ccedil;ığ altında kalıyor, sıcak olduğu zaman şehir i&amp;ccedil;inde kalp krizinden insanlar tıslıyor) &amp;uuml;lkemizde kıyamet de ayrı bir keyifli olur. Hele hele kıyametten &amp;ouml;nce de ş&amp;ouml;yle g&amp;uuml;zel bir Marmara depremi patlatsak. Uff tekno parti gibi oluruz. &amp;Uuml;zerine de kıyamet, kaymaklı ekmek kadayıfı gibi olur. Kıyamette ben Mehmet Ali Erbil izlemek istiyorum. &amp;Ouml;l&amp;uuml;rken aklıma g&amp;uuml;zel şeyler geleceğine, b&amp;ouml;yle sa&amp;ccedil;ma sapan bi şey gelsin istiyorum. Zaten &amp;ouml;l&amp;uuml;yorsun bitiyor, bi de ge&amp;ccedil;irdiğin &amp;ccedil;ok g&amp;uuml;zel bi g&amp;uuml;n&amp;uuml; hatırlayıp bi daha yaşayamama kafasına girmek &amp;ccedil;ok fena olabilir. &lt;br /&gt;&#13;
İzninizle g&amp;ouml;lge bir yere &amp;ccedil;ekiliyorum, k&amp;ouml;şeme. Oradan İDO&amp;rsquo;yu ararım belki. Ama sanmıyorum. &amp;Ccedil;ok &amp;ccedil;ekiniyorum telefonla konuşmaya. Derdimi anlatamıyorum. Salon malon. Haftaya sanırım T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;nin en seksi 40 kadını listesinde bi gezintiye &amp;ccedil;ıkacağız. Ya da &amp;ccedil;ıkmayız, her şey olabilir. Ha bu arada, eğer kıyamet işi doğruysa bizden size bi &amp;ouml;neri, mortgage&amp;rsquo;a girin. Bari kıyamete kadar g&amp;uuml;zel bi evde oturun. Nasıl olsa 2012&amp;rsquo;den sonrası tufanstyle.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>KAAN SEZYUM</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>AYÇA ŞEN - Hansel ile Gretel Belgrad Ormanı'nda</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965438</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Bir arkadaşımız mantar topladığını söyledi, biz de onunla Belgrad Ormanı'na gittik. Mantar toplamaya. Memo zaten hep ormanın derinliklerine gitmek isteyen bir çocuktur, ilk kez Hansel ile Gretel'in kulübeye bu kadar yaklaştık.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir arkadaşımız mantar topladığını s&amp;ouml;yledi, biz de onunla Belgrad Ormanı&amp;rsquo;na gittik. Mantar toplamaya.&lt;br /&gt;&#13;
Memo zaten hep ormanın derinliklerine gitmek isteyen bir &amp;ccedil;ocuktur, ilk kez Hansel ile Gretel&amp;rsquo;in kul&amp;uuml;beye bu kadar yaklaştık. K&amp;ouml;t&amp;uuml; cadının bizi totolarımızdan yakalayıp mangala atmasına ramak kala d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş yolunu bulana dek burada gezindik, normalde g&amp;ouml;z&amp;uuml;ne &amp;ccedil;arpmayacak mantarları şuurumuzla aradık, bir naylon torbaya onları doldurduk, &amp;ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;ze gelen her mantarı yakaladık, boğazından tuttuğumuz gibi torbaya ge&amp;ccedil;irdik, e tabii fallik bir bitki olmasının da etkisiyle neşriyatı edebe davet ettik. Aman &amp;ccedil;ok k&amp;ouml;t&amp;uuml; espri oldu bu ama sanırım zehirli bir mantar yedim ve beyinde hafif bir tahribat yarattı. Ya da bizler zaten doğuştan bu deve g&amp;uuml;c&amp;uuml; tazı hızı mantar iksirine d&amp;uuml;şm&amp;uuml;şlerdeniz. Her neyse sizi de yormayayım.&lt;br /&gt;&#13;
Şimdi sevgili &amp;ccedil;ocuk sahibi okur, bizler b&amp;ouml;yle sergi mek&amp;acirc;n gezmelerini kovalatıcaz diye &amp;ccedil;ocukları s&amp;uuml;rekli kapalı yerlere g&amp;ouml;t&amp;uuml;r&amp;uuml;p duruyoruz ve b&amp;ouml;ylelikle depresif hayatlarımızın ezberlerinde daha rahat ettiğimizi d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;yoruz. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; sokağa &amp;ccedil;ıkmaya &amp;uuml;şeniyoruz. Hava almaya yeriniyoruz.&lt;br /&gt;&#13;
Oysa ge&amp;ccedil;en hafta sonu g&amp;ouml;rd&amp;uuml;k ki, bu &amp;uuml;şenge&amp;ccedil;lik oraya gidene kadarmış. Sonra temiz hava, bol oksijenin etkisiyle Memo ile s&amp;uuml;per bir iletişim ortamı yarattık, onun &amp;ldquo;Zehirli sarmaşıklara dikkat&amp;rdquo; hayal d&amp;uuml;nyası &amp;ccedil;ığlıklarıyla &amp;ccedil;ocukluğumuzdaki boş arsalarda ge&amp;ccedil;irdiğimiz m&amp;uuml;kemmel yılları d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;p bu gariban &amp;ccedil;ocukların hallerine acıdık. S&amp;uuml;rekli evde oturup televizyon seyredip kendilerine sunulan kısır hayaller d&amp;uuml;nyasının ellerine bıraktığımız, en iyi ihtimalle satran&amp;ccedil; manyağı olması matah bir şeymiş ve o stratejilerle bu dandik d&amp;uuml;nyada erdemli stratejiler sağlayacakmış gibi b&amp;uuml;y&amp;uuml;m&amp;uuml;ş de k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;lm&amp;uuml;ş laflar eden veletleri &amp;ccedil;ok değerli kıldık.&lt;br /&gt;&#13;
Ne biz b&amp;uuml;y&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml;zden tat alabildik, ne onlar &amp;ccedil;ocukluğu dağda, ormanda g&amp;uuml;zelce ge&amp;ccedil;irebildi. Alışveriş merkezlerinin elektrik &amp;uuml;retip anne babaların birbirini yediği mek&amp;acirc;nlarda bir de &amp;ouml;ğle yemeklerinde o pisss hamburgercilerin yağ kokulu rengi yağdan ka&amp;ccedil;mış masalarında sinir dolu etleriyle iğren&amp;ccedil; mayonezlerini ağızlarına tıkıştırdık. Bunu son s&amp;uuml;rat yapmaya da devam ediyoruz &amp;uuml;stelik.&lt;br /&gt;&#13;
Mantarları topladıktan sonra bizi mantar toplamaya g&amp;ouml;t&amp;uuml;ren arkadaş bunların bir profes&amp;ouml;r&amp;uuml; olduğunu, İsvi&amp;ccedil;re&amp;rsquo;de bunun ilmini g&amp;ouml;rd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n&amp;uuml;, yurt dışına da &amp;ccedil;ok değerli mantarlar yollayan ve o &amp;lsquo;yiyin&amp;rsquo; derse ayak mantarının bile yeneceğini s&amp;ouml;ylediği Jilber Barut&amp;ccedil;iyan&amp;rsquo;ı aradı. Tesad&amp;uuml;fen onlar da bizim olduğumuz yere yakın yerlerde bir grup mantar dostu olarak mantar topluyordu, kalktık topladığımız mantarları g&amp;ouml;stermek &amp;uuml;zere yanlarına gittik.&lt;br /&gt;&#13;
&amp;Ouml;nce topladığımız mantarları naylon torbalara koyduk diye bizi hafif&amp;ccedil;e fır&amp;ccedil;aladı. Meğer sepete konulması gerekirmiş. Bir &amp;ccedil;akıyla diplerinden kesilir, hırpalamadan sepete nazik&amp;ccedil;e konulur ve yıkanmazmış. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; yıkanırsa lezzeti ka&amp;ccedil;armış.&lt;br /&gt;&#13;
Topladıklarımızdan yaklaşık iki kilo mantar lezzetli ve yenebilir &amp;ccedil;ıktı. Hatta onlarla yapılacak g&amp;uuml;zel bir de tarif kaptıktan sonra eve d&amp;ouml;n&amp;uuml;p şahane mantarlı bir makarna yapıp yedik. Harbiden &amp;ccedil;ok lezzetliydi.&lt;br /&gt;&#13;
Fakat ilk kez aynı şehirde yaşayıp da ormanlarda mantar toplayan, eve gidip onlarla kendilerine yemekler yapan insanlar olduğuna şahit oldum.&lt;br /&gt;&#13;
Belki siz de b&amp;ouml;yle bir şey yapmak istersiniz. &amp;lsquo;Mantardostu&amp;rsquo; diye google&amp;rsquo;da ararsanız gruplarına ulaşabilir, kendinize barış&amp;ccedil;ıl, bol oksijenli, &amp;ccedil;ocukların &amp;ccedil;ok dikkatlerini &amp;ccedil;eken bir meşgale bulmuş olursunuz. Biz aralarından birka&amp;ccedil; kişi g&amp;ouml;rd&amp;uuml;k ve &amp;ccedil;ok d&amp;uuml;zg&amp;uuml;n insanlardı. &lt;br /&gt;&#13;
D&amp;ouml;n&amp;uuml;şe ge&amp;ccedil;tiğimizde ufak bir derenin &amp;uuml;zerine yan yatmış k&amp;uuml;t&amp;uuml;ğ&amp;uuml;n &amp;uuml;zerinden y&amp;uuml;r&amp;uuml;yelim dedik ve Memo k&amp;uuml;t&amp;uuml;kten iner inmez &amp;ldquo;Şuraya bakın!&amp;rdquo; diye &amp;uuml;nledi. K&amp;uuml;t&amp;uuml;ğe kafasını yaslayıp suya bakarak &amp;ouml;lm&amp;uuml;ş taze bir tilki &amp;ouml;l&amp;uuml;s&amp;uuml;yd&amp;uuml; bu. &lt;br /&gt;&#13;
Huzurlu ve rahat bir g&amp;uuml;l&amp;uuml;mseme y&amp;uuml;z&amp;uuml;ne yerleşmiş, suya baka baka akıp giden hayatını seyretmiş ve muhtemelen eceliyle &amp;ouml;lm&amp;uuml;ş d&amp;uuml;nya g&amp;uuml;zeli bu tilki ve &amp;ouml;l&amp;uuml;m hakkında romantik bir konuşma yaptıktan sonra eve geldik ve Memo odasına koşup k&amp;acirc;ğıt kalem alıp kafasını k&amp;uuml;t&amp;uuml;ğe dayayıp suyu seyreden tilkinin dinozora benzeyen resmini yaptı. Bu resim onun ilk izlenimci resmi. İlk kez yaşanmış bir hik&amp;acirc;yeyi resmetti. &lt;br /&gt;&#13;
Bu orman maceramız o kadar g&amp;uuml;zeldi ki, bunu cennette bir kez daha yaşayacağımıza eminim.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>AYÇA ŞEN</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>ERAY AYTİMUR - Bir radyomanın davulu</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965436</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;TRT'nin ne kadar dangoz bir yer olduğunu daha önce yazmıştım. Bu gidişle daha da yazarım. Çünkü TıRTullah dur durak bilmeden dangozluğa devam etmekte. Son olarak 11 Kasım 2009 Çarşamba akşam üzeri saat 18:00'den geçerli olmak üzere, TRT radyolarında görev yapan tüm 'dış yapımcı'ların işlerine son verilmiş.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;TRT&amp;rsquo;nin ne kadar dangoz bir yer olduğunu daha &amp;ouml;nce yazmıştım. Bu gidişle daha da yazarım. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; TıRTullah dur durak bilmeden dangozluğa devam etmekte. Son olarak 11 Kasım 2009 &amp;Ccedil;arşamba akşam &amp;uuml;zeri saat 18:00&amp;rsquo;den ge&amp;ccedil;erli olmak &amp;uuml;zere, TRT radyolarında g&amp;ouml;rev yapan t&amp;uuml;m &amp;lsquo;dış yapımcı&amp;rsquo;ların işlerine son verilmiş. Bu, TRT radyo yayınlarının b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir b&amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml;n&amp;uuml;n g&amp;uuml;me gitmesi demek. Daha da fenası radyo ve radyoculuk geleneğinin mihenk taşı Radyo 3 yayınlarının neredeyse y&amp;uuml;zde 85&amp;rsquo;ini oluşturan orandan s&amp;ouml;z ediyoruz.&lt;br /&gt;&#13;
Olur tabii; programdır, biter de bitirilir de. Fakat her işin bir raconu vardır. Konuyla ilgili program yapımcılarının bir tekine dahi haber verilmemiş olması ve akan yayındaki boşlukların yine o programcıların eski kayıtlarıyla doldurulması dombililiğin dik &amp;acirc;l&amp;acirc;sıdır. Dinlemediğim i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;ok merak ediyorum, o arşiv programları yayınlarken tekrar anonsu giriyor mu acaba? Basit ve g&amp;uuml;ndelik herhangi bir nezaket kuralının &amp;uuml;st&amp;uuml;ne s&amp;uuml;mk&amp;uuml;rmeyen, geğirmeyen veya osurmayan herkes bunun gerekliliğini akıl edebilir, &amp;ouml;yle değil mi?&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;Zincirleme su&amp;ccedil;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Bu bir yana kapitalizmin taşeronluğunu yapan markalar bile &amp;ccedil;alışanlarını sepetlerken vasati bu kadar &amp;ouml;zensiz davranıyor. Kaldı ki Radyo 3 gibi k&amp;ouml;kl&amp;uuml; ve kendine has yayın ideolojisini değişen h&amp;uuml;k&amp;uuml;metlere pabu&amp;ccedil; bırakmaksızın resmi ve ge&amp;ccedil;erli kılmış bir mecra ile onun yapımcılarından s&amp;ouml;z ediyorum. İşbu el kızı muamelesi yapılan dış yapımlarının listesi haliyle benim de elime ge&amp;ccedil;ti. Klasiğinden punk&amp;rsquo;ına, modern cazından T&amp;uuml;rk pop&amp;rsquo;una akide şekeri gibi programlar-programcılar. Peki bunları hayatımızdan &amp;ccedil;ekip &amp;ccedil;ıkarırsanız Radyo 3 &amp;ouml;zelinde ve art alanında bize ne i&amp;ccedil;erikte ve nasıl bir dinleme zevki vadediyorsunuz? Bakın s&amp;ouml;yl&amp;uuml;yorum Kani Karaca&amp;rsquo;yı dahi koysanız sabahtan akşama yine ilahi dinlemem, siz anlayacağınızı anlayın.&lt;br /&gt;&#13;
Ha, tabii ben bir radyoman olduğum i&amp;ccedil;in Radyo 3 diye cart curt ediyorum fakat durum sadece radyo yapımcılarıyla ilgili değil. TRT bir s&amp;uuml;redir dışarıdan &amp;ccedil;ok fazla hizmet ve eleman alıyor. &amp;Ouml;zellikle televizyonlarında dışarıdan &amp;ccedil;alışan pek &amp;ccedil;ok teknik personel, resim se&amp;ccedil;ici, kameraman vs. var. Bunlar bazı şirketlerle yapılan anlaşmalarla geldiler. Danıştay&amp;rsquo;a bakılırsa bu uygulama yasal değil ve bu nedenle k&amp;acirc;ğıt &amp;uuml;st&amp;uuml;nde zincirleme su&amp;ccedil; işleniyor. B&amp;ouml;yle olunca da TRT&amp;rsquo;nin Ankara ve İstanbul koridorlarında bir haftadır bu konu konuşuluyor ve herkes hukuki &amp;ccedil;er&amp;ccedil;evede bir şey yapmaya &amp;ccedil;alışıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Valla ben hukuk mukuk kısmından anlamam, radyomu geri isterim. H&amp;uuml;lya Tun&amp;ccedil;ağ&amp;rsquo;ımın olmadığı Radyo 3&amp;rsquo;e de iyi g&amp;ouml;zle bakmam. Hakeza benim Murat Beşer&amp;rsquo;im, benim Serhan Bali&amp;rsquo;m, benim Hakan Tamar&amp;rsquo;ım, İzzet &amp;Ouml;z&amp;rsquo;&amp;uuml;m falan filan... Bu hafta programcıların kafileler halinde genel m&amp;uuml;d&amp;uuml;r ziyaretleri olacak galiba, sizi gelişmelerden haberdar ederim.&lt;br /&gt;&#13;
&lt;br /&gt;&#13;
&lt;strong&gt;İlk davul ve bas dergisi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&#13;
Onun dışında bir de hayırlı bir şey s&amp;ouml;ylemek icap ederse, yeni bir dergimiz oldu. Drum&amp;amp; Bass diye. İsme gelin hele! Yurtdışında bunun &amp;ouml;rnekleri var ancak, Drum&amp;amp;Bass T&amp;uuml;rk&amp;ccedil;e i&amp;ccedil;erikli ilk davul ve bas dergisi. Bir sekt&amp;ouml;r yayını olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;p elinizi korkak alıştırmayın l&amp;uuml;tfen. M&amp;uuml;ziğin altyapısıyla ucundan bucağından ilgili herkese hitap edecek bir dergi bu. İyi davulcu Ediz Hafızoğlu y&amp;ouml;netiminde &amp;ccedil;ıkan Drum&amp;amp;Bass&amp;rsquo;de memleketin &amp;ouml;nde gelen m&amp;uuml;zisyenleriyle yapılmış s&amp;ouml;yleşiler, onların kalemlerinden &amp;ccedil;ıkmış yazılar, yeni &amp;uuml;r&amp;uuml;nlerin tanıtımları, yurt dışındaki okullar ve burs olanaklarına ilişkin faydalı bilgiler yer alıyor.&lt;br /&gt;&#13;
Ayrıca Richard Laniepce her sayıda bas ve davul dışındaki enstr&amp;uuml;manlar ve bunların yetkin icracılarına yer veren yazılarıyla okur karşısına &amp;ccedil;ıkarken, Berk Kula st&amp;uuml;dyo i&amp;ccedil;i muhabbetler yazıyor. İlk sayıya bakılırsa, derginin en pop&amp;uuml;ler b&amp;ouml;l&amp;uuml;m&amp;uuml; ise Serdar Bar&amp;ccedil;ın&amp;rsquo;dan gelecek. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; Serdar, Drum&amp;amp;Bass&amp;rsquo;in Mehmet Yaşin&amp;rsquo;i gibi bir şeyi olmuş. Yaşin gibi &amp;ldquo;Mmmmm &amp;ccedil;ok leziz&amp;rdquo; demek yerine damak zevkimize nefesli sazlar &amp;acirc;leminden t&amp;uuml;mdengelim yapıyor ve geriye d&amp;ouml;n&amp;uuml;k kayıntı tecr&amp;uuml;belerini bug&amp;uuml;ne indirgemelerle anlatıyor. Bu ilk sayıdaki kokore&amp;ccedil; muhabbeti zatıalimi pek a&amp;ccedil;masa da &amp;ouml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;zdeki sayılar i&amp;ccedil;in &amp;ccedil;ok hevesli ve heyecanlıyım.&lt;br /&gt;&#13;
Zaten Atat&amp;uuml;rk ne demiş? Caz boğazdan gelir demiş. Durum bu minvalde...&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>ERAY AYTİMUR</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>FERHAN İSTANBULLU - Zelfist, modayı halka indiriyor!</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965435</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Elif Taş'ın 'taş gibi' bir eğitim ve şık bir kariyerden sonra kurduğu moda sitesi Zelfist, dinamizmi ve pratik önerileriyle modayı hayal ürünü olmaktan çıkarıp gerçek kılıyor&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnternet &amp;ccedil;&amp;ouml;pl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;nde takip etmeye değer &amp;ccedil;ok az iş olduğunu d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nenlerdenim. Bir s&amp;uuml;r&amp;uuml; blogu g&amp;uuml;n&amp;uuml; g&amp;uuml;n&amp;uuml;ne takip edenleri benim aklım almıyor. Tamam, anlıyorum; blogda mesele/malzeme, o kişinin bakışı, benim de bundan ekmek yemişliğim var. Ama abidik gubidik yorumlar, kıroluklar ve amat&amp;ouml;rl&amp;uuml;kler y&amp;uuml;z&amp;uuml;nden g&amp;uuml;vendiğim birinden duymadan (Mesela G&amp;uuml;l G&amp;uuml;rdamar ya da Purple dergisinin edit&amp;ouml;r&amp;uuml; Olivier Zahm!) hi&amp;ccedil;bir bloga bakmaz oldum. &lt;br /&gt;&#13;
Amma, blogu ciddiye alıp bundan bir iş yaratabilenleri beğeniyle izlediğimi de itiraf edeyim. Bu hafta yazdığım, profesyonelliğiyle beni etkileyen moda sitesi Zelfist, işte tam da b&amp;ouml;yle bir iş. Kurucusu Z. Elif Taş.&amp;nbsp; Kendisinin aldığı &amp;lsquo;taş gibi&amp;rsquo; eğitimin ardından vardığı son noktanın Zelfist olduğunu dinlemek pek eğlenceli. ODT&amp;Uuml; İşletme gibi esaslı bir okulu bitiren Taş, ardından MBA&amp;rsquo;ler mi dersiniz, uluslararası şirketlerdeki g&amp;ouml;sterişli pozisyonlar mı, kariyerinde hepsini ardı ardına dizmeyi başarmış. G&amp;uuml;n&amp;uuml; geldiğinde de diplomaları, tecr&amp;uuml;beyi bir kenara bırakabilmeyi becermiş ve i&amp;ccedil;g&amp;uuml;d&amp;uuml;lerine teslim etmiş kendini. Hep istediği moda web sitesini; Zelfist&amp;rsquo;i kurmuş. Aslında aldığı eğitimi bir kenara bırakmış demek yanlış Taş i&amp;ccedil;in; daha ziyade t&amp;uuml;m bu birikimi esas yapmak istediği işe y&amp;ouml;neltmeyi becermiş, akıllı bir kadın. Zaten Zelfist de sadece bir moda web sitesi değil; aynı zamanda moda şirketlerine pazarlama danışmanlığı, kurumlar ve bireyler i&amp;ccedil;in moda danışmanlığı da yapılan bir kurum.&lt;br /&gt;&#13;
İngilizce ve T&amp;uuml;rk&amp;ccedil;e hazırlanan Zelfist, modayla ilgilenen kadınlara kompakt olarak daha stylish olmayı, nerede ne satıldığını, kimin en moda tasarımcı olduğunu, yeni mağazaları, indirimin nerede olduğunu, r&amp;uuml;ya gibi moda etkinlikleri tadında faydalı bilgileri sunuyor. Zelfist&amp;rsquo;in bakması da gezmesi de keyifli. İngilizce b&amp;ouml;l&amp;uuml;m, hep g&amp;ouml;rd&amp;uuml;klerimizin aksine T&amp;uuml;rk&amp;ccedil;e&amp;rsquo;den &amp;ccedil;eviri olmaktan &amp;ouml;te bir iş olmuş. Taş, bu yolla irtibatta olduğu yabancı &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m ortaklarına T&amp;uuml;rkiye&amp;rsquo;de moda namına neler yapıldığını, bizim moda ve perakende sekt&amp;ouml;r&amp;uuml;nde olup biteni aktardıklarını anlatıyor. &lt;br /&gt;&#13;
Taş&amp;rsquo;a sitenin enerjisini neye bor&amp;ccedil;lu olduğunu soruyorum. &amp;ldquo;Radarları a&amp;ccedil;ık tutarak!&amp;rdquo; Bol bol foto, kaliteli ill&amp;uuml;strasyonlar, destana d&amp;ouml;n&amp;uuml;şmemiş metinler, cidden işe yarar ipu&amp;ccedil;ları, tasarımı da iyi d&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;lm&amp;uuml;ş bu siteyi hayli aktif kılıyor. Zelfist&amp;rsquo;in ciddi mesai isteyen bir iş olduğu belli. Akşamları oturup iki yazı attırıyorum modeli hazırlanmış bloglara benzemiyor. Taş, ekip değil bir &amp;ccedil;ete gibi &amp;ccedil;alıştıklarını anlatırken bir yandan &amp;ccedil;ok eğlendiklerinin sinyallerini veriyor. Yeni fikirlere a&amp;ccedil;ık, uygulamaya hevesi ve dermanı olan, meraklı ve modaya &amp;ccedil;ok d&amp;uuml;şk&amp;uuml;n d&amp;ouml;rt kişinin oluşturduğu bir &amp;ccedil;ete bu...&lt;br /&gt;&#13;
Zelfist&amp;rsquo;te d&amp;ouml;rt d&amp;ouml;n&amp;uuml;p haber okurken okurların siteye d&amp;ouml;n&amp;uuml;ş&amp;uuml;n&amp;uuml;n de pek y&amp;uuml;ksek olduğunu farkediyorum. Bunda bence şehirde nerede neyin satıldığını tane tane anlatmalarının payı b&amp;uuml;y&amp;uuml;k. Buradan bakınca uzayda olmuş gibi g&amp;ouml;r&amp;uuml;nen defileler, işte Gareth Pugh&amp;rsquo;un son manyaklıkları, Chanel&amp;rsquo;in yeşil ojeleri bir yerden sonra &amp;lsquo;sivil&amp;rsquo; okura fayda etmiyor, ne de olsa. Ama sık g&amp;uuml;ncellenen bir site, hangi outlet&amp;rsquo;te hangi elbisenin bulunacağını fotosuyla birlikte koyup &amp;uuml;st&amp;uuml;ne fiyatını da koyduğunda okurun o siteye yaklaşımı da değişiyor. Bir de &amp;ccedil;ok faydalı bir lojistik servisleri var; hangisine saat ka&amp;ccedil;ta gitmeli, en ucuz fiyat i&amp;ccedil;in ne zamanı beklemeli gibi... Bu sayede haramı/helali eliyle koymuş gibi bulan okurun da siteye bağlılığı katmerleniyor. &lt;br /&gt;&#13;
Zelfist&amp;rsquo;in en son yeniliği, siteye ekledikleri erkek kategorisi. Bu kategoride sadece erkek modası yok, iki cinsin birbirlerinin moda anlayışlarını &amp;ccedil;arpıştırdıkları! bir &amp;uuml;slupla yazılmış metinler de var. 2010&amp;rsquo;la birlikte sokaktan ilham verici insanların stillerini, farklı moda sohbetlerini g&amp;ouml;steren video &amp;ccedil;ekimlerine de yer verecekler. &amp;ldquo;Zelfist ile moda sohbetleri&amp;rdquo; ise devam ediyor, bir sonraki sohbetin tarihi 12 Aralık!&lt;br /&gt;&#13;
&lt;a rel=&quot;nofollow&quot; target=&quot;_blank&quot; href=&quot;http://www.zelfist.com&quot;&gt;www.zelfist.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;</description>
         <author>FERHAN İSTANBULLU</author>
         <guid isPermaLink="false"></guid>
      </item>
      <item>
         <title>SEVİN OKYAY - Mükemmel bir proje</title>
         <link>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=965432</link>
         <description>&lt;p class=&quot;b yGeo&quot;&gt;Bu hafta, filmleri bir kenara bırakarak, Türk sinemasına ilişkin mükemmel bir projeden söz etmek istiyorum. Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi, dört yıldır Türk Sineması Görsel Hafıza Projesi başlıklı bir proje yürütüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu hafta, filmleri bir kenara bırakarak, T&amp;uuml;rk sinemasına ilişkin m&amp;uuml;kemmel bir projeden s&amp;ouml;z etmek istiyorum. Boğazi&amp;ccedil;i &amp;Uuml;niversitesi Mithat Alam Film Merkezi, d&amp;ouml;rt yıldır T&amp;uuml;rk Sineması G&amp;ouml;rsel Hafıza Projesi başlıklı bir proje y&amp;uuml;r&amp;uuml;t&amp;uuml;yor. Ne kadar yararlı olduğunu anlamak i&amp;ccedil;in yaptıkları işleri g&amp;ouml;rmek yeterli. T&amp;uuml;rk Sineması G&amp;ouml;rsel Hafıza Projesi bug&amp;uuml;ne kadar 21 sinemacıyla, sinema ser&amp;uuml;venlerini anlattıkları s&amp;ouml;zl&amp;uuml; tarih &amp;ccedil;alışmaları ger&amp;ccedil;ekleştirdi. Bu &amp;ccedil;alışmalar kapsamında 21 belgesel, &amp;uuml;&amp;ccedil;erli gruplar halinde, toplam yedi set olarak yayınlandı. Ayrıca her sinemacının ortalama 30&amp;rsquo;ar saat s&amp;uuml;ren g&amp;ouml;r&amp;uuml;şmeleri de araştırmacıların kullanımı i&amp;ccedil;in Mithat Alam Film Merkezi arşivinde yerini almış durumda. &lt;br /&gt;&#13;
Bazen g&amp;ouml;&amp;ccedil;&amp;uuml;p gitmiş sanat&amp;ccedil;ıların, hatta kimi zaman yaşarken unutulmuş olanların bir resmini bile bulmakta g&amp;uuml;&amp;ccedil;l&amp;uuml;k &amp;ccedil;ektiğimiz sinemamızda (&amp;Ouml;zel arşiv yapan arkadaşlarımızın gayretlerine rağmen) eksikliğini &amp;ccedil;ok &amp;ccedil;ektiğimiz t&amp;uuml;rden bir &amp;ccedil;alışma bu. Hele aralarından bazılarını kaybettik&amp;ccedil;e, &amp;ouml;nemi daha da vurgulanıyor. Kimileri i&amp;ccedil;in de, &amp;ldquo;Ah, keşke onunla da konuşsalarmış,&amp;rdquo; dediğimiz oldu. Ama bunlar, ger&amp;ccedil;ekten de yapılanların yanında devede kulak...&lt;br /&gt;&#13;
Ge&amp;ccedil;en &amp;ccedil;arşamba akşamı Boğazi&amp;ccedil;i &amp;Uuml;niversitesi Mithat Alam Film Merkezi&amp;rsquo;nde G&amp;ouml;rsel Hafıza Projesi&amp;rsquo;ne katılarak sinema ser&amp;uuml;venlerini paylaşmayı kabul eden sinemacılar ile G&amp;ouml;rsel Hafıza Projesi&amp;rsquo;ni y&amp;uuml;r&amp;uuml;ten &amp;ouml;ğrencileri bir araya getiren bir kokteyl vardı. Kimi sinema yazarı arkadaşlarımızın da katıldığı bu (bence) g&amp;ouml;z kamaştırıcı gecede kimler yoktu ki: Filiz Akın, Yılmaz Atadeniz, Nil&amp;uuml;fer Aydan, Mehmet Dinler, &amp;Uuml;lk&amp;uuml; Erakalın, Ertem G&amp;ouml;re&amp;ccedil;, Aram G&amp;uuml;ly&amp;uuml;z, İzzet G&amp;uuml;nay, Şeref G&amp;uuml;r, Eşref Ko&amp;ccedil;ak, Safa &amp;Ouml;nal, Ag&amp;acirc;h &amp;Ouml;zg&amp;uuml;&amp;ccedil;, Duygu Sağıroğlu, Rekin Teksoy, Jeyan Mahfi Ayral T&amp;ouml;z&amp;uuml;m, Tuncel Kurtiz, Vedat T&amp;uuml;rkali. &lt;br /&gt;&#13;
Saygısızlık etmemek endişesiyle s